Etiket: Bilinen

  • Tarım alanlarına zararıyla bilinen çekirgeleri gelir kapısı yaptı

    Antalya’da girişimci Selami Gökgöl, istilalarıyla tarım alanlarına zarar veren çekirge türlerinden birini gelir kapısı haline getirdi. Yılda 1 milyon çekirge üreten Gökgöl, Avrupa ülkelerinin yanı sıra Afrika ülkelerine de ihracata hazırlanıyor. Selami Gökgöl, olgun çekirgeleri 65, küçük çekirgeleri 37 kuruştan satıyor.

    Rehberlik mesleğini bırakıp, iç piyasadaki ihtiyaç doğrultusunda canlı yem üretimine yönelen girişimci Selami Gökgöl, 16 yıldır Aksu’nun Kurşunlu Mahallesi’ndeki çiftliğinde çekirge üretimi yapıyor. Gökgöl, 10 dönüm üzerine 1.5 dönümü kapalı alanda 370 kafeste yılda 1 milyon çekirge üretimi yapıyor. Pet shop mağazaları, tavuk çiftlikleri, akvaryumcular ve amatör balıkçılıkta canlı yem olarak kullanılan çekirgenin büyüğü 65, küçüğü 37 kuruştan alıcı buluyor.

    “Dünyada çeşitli alanlarda kullanılıyor”

    Gerekli izin ve prosedürü tamamladıktan sonra Türkiye’nin ilk resmi çekirge üreticisi olduklarının altını çizen Selami Gökgöl,“ Amacımız yıllar içinde farklı yem türlerini de üretmek. Bizim ürettiğimiz ürünler hayvan gıdası değil Finlandiya başta olmak üzere İngiltere, Almanya,Avusturya, şimdi İsviçre var. Bunu insan gıdası olarak kullanmaktalar. Amerika’da pastada kullanılıyor. Kızartması çok meşhur. Finlandiya’da ekmeğe katkı maddesi olarak kullanılıyor. Bir çok alanda kullanılıyor yeter ki beynimize olumlu sinyal verip, yenilebiliyor diyelim.”dedi.

    “Korkulacak durum yok”

    Çekirge’nin yaşadığı sürece sağlıklı olduğunu belirten Gökgöl, “Çünkü çekirge zirai ilaç kalıntısı olan bir gıdayı tüketmez. Çekirge buğday, arpa, yulaf yer. Bunun haricinde başka bir şey yemez ve o nedenle temizdir.”dedi.

    Doğada yüzlerce çekirge türü olduğunu ama kendilerinin özel bir tür ürettiğini kaydeden Selami Gökgöl, “Locusta Migratoria” türünden çöl çekirgesi yetiştiriyoruz. Kafeslerde yetiştirilen çekirgeler daha evcildir ve kanatları çok aşırı gelişmemiştir.Uzun mesafe uçamazlar. Bizim çekirgeleri sürüngene verdiğiniz zaman kaçmaz, insandan da kaçmaz. Doğadaki çekirge uzak mesafeden bile sizden kaçar. Doğadaki çekirgenin açtığı istilalar, tarım alanlarına verdiği zarar vardır. O türlerle, bizim türleri kıyaslamamak lazım. Düzenli şekilde yemlerini verdiğiniz sürece korkulacak durum yoktur.” Çiftliğimizde gerekli güvenlik önlemleri de vardır.” dedi.

    “Dubai’ye ihracat”

    Gökgöl, Antalya’da bu çekirgelerin dışarı çıksa dahi zirai ilaçlı gıda tüketeceklerini için uzun süre yaşayamayacaklarına değindi.

    Yeni pazar anlamında Dubai’li işadamları ile görüştüklerini ifade eden Selami Gökgöl,kısa süre sonra oraya da ihracat yapmaya başlayacaklarını bildirdi.

    “1 milyon çekirge hep satışa hazır”

    Her zaman ellerindeki çekirgeyi belirli miktarda tuttuklarını kaydeden Gökgöl, “ Talep olsun olmasın burada 1 milyon çekirge satışa hazır bekliyor. Bu 1 milyon çekirge satılıyor anlamı taşımamalıdır. Yeni müşteri bize süreklilik arz edecek şekilde,alıcı olursa ona mal yok dememek içindir. Gelen kişiye 3-4 ay sonra talebi karşılayacağımızı söylersek müşteri gider. O müşteriye bugün mal lazımdır. İlave müşteriye göre çalışıyoruz.”diye konuştu.

    “Büyük 65, küçük 37 kuruş”

    Isı diğeri ve hatalı yemleme sonucu 1 milyona yakın çekirgesini kaybettiğini ve iflasın eşiğine geldiğine değinen Gökgöl,“ Dikkatli çalışma yapıyoruz, her zaman elimizde fazla amal oluyor. İç piyasaya lira üzerinden ürün satıyoruz. Ülkemizde her zaman lirayı kullanıyoruz. Amaç çok kar gütmek değil piyasaya hakim olmaktır. Çekirgemizin yetişkin ergin boy fiyatının tanesi 65 kuruştur. Yavru çekirgenin fiyatı 65 kuruş değil, yavrunun tanesi 37 kuruştur.”diye konuştu.

    “Uygun fiyat”

    Gökgöl, maliyetlerin yüksek olması nedeniyle piyasaya en uygun fiyattan çekirge sattıklarını kaydederek, “ Bu fiyatlarına altına inemiyoruz. Çünkü hayvanların gıda tüketimi hayli fazla. Bulundukları ortamın yaz kış ısıtılması.Nem oranını ayarlanması, havalandırılması gerekiyor. Personel ve elektrik giderlerini de eklersek bu fiyatlar oluşuyor.”dedi.

    “Finlandiya gıdada kullanacak”

    Merdiven altı yetkisiz kişilerin çekirge üretimini eleştiren Gökgöl, işi ticarete döken kişinin devlete vergisini vermesini gerektiğini vurguladı.

    Hedeflerinde hep ihracatı arttırmak olduğunu dile getiren Gökgöl, “Yurt dışına bir süredir mal veremiyorduk. Yeniden başladık. Finlandiya ile görüşüyoruz onlar çekirgeyi insan gıdasında kullanacaklar. Almanya’yla birlikte Avrupa pazarımız genişleyecek.” Diye konuştu.

  • Dünyaca bilinen e-ticaret sitesi İstanbul’daki fuara katıldı

    E-ticaret sitesi Gest Best, geçen hafta gerçekleşen ’Gamesweek 2018’ fuarına katıldı. E-ticaret sitesi, Xiaomi ile birlikte akıllı telefonları, kendi markasını taşıyan 3C ürünleri sergiledi.

    Dünyaca tanınan e-ticaret sitesi 4 gün süren ’Gamesweek 2018’ fuarına katılarak Xiaomi ile birlikte akıllı telefonları, kendi markasını taşıyan 3C ürünleri sergiledi. Yapılan açıklamada, fuarda fenomen oyuncuların, turistlerin, tüm yaşlardan oyuncuların, teknoloji tutkunlarının, oyun stüdyoları, üniversiteler ve lider oyun şirketlerinin, iletişim kurmak, etkileşime girmek ve işbirliği niyetlerini paylaşmak amacıyla bir araya geldiği belirtildi. Popüler oyun ve yüksek teknolojili elektronik ürünleri topladığı ifade edilen e-ticaret sitesinin, web sitesi ve mobilde 10 binden fazla yeni oyuncu kazanarak Türk izleyicisiyle olan yakın iletişimini ortaya koyduğu bildirildi.

    Fuara katılan Oğuzhan Uğur’un, Gear Best deneyimini paylaştığı ve e- ticaret sitesinin Alfawise 3D yazıcıları hakkında olumlu yorumlar yaptığı aktarıldı. Xiaomi’nin robot vakumu, Oğuzhan Uğur ve fanları tarafından denendiği açıklandı.

    Kapanış töreninde CNR’yi temsil eden Tolga Gürleyen, e- ticaret sitesi hakkında hakkında şu ifadeleri dile getirdi: “E-ticaret sitesinin katılımıyla teknoloji tutkunlarının merakına ışık tuttuk. En son teknolojiye sahip ürünlerin kupon ve hediyelerle sergilenmesi sayesinde e-ticaret sitesi popülerlik kazandı. E-ticaret sitesinin gelecek sene aramızda görmeyi umut ediyoruz’’.

    Ziyaretçilerin tutkusunu kişisel olarak deneyimleyen Gear Best Proje Müdürü Dora Wu, “Türk müşterilerle yakın ve derinlemesine iletişim kurduk ve 3D yazıcılar, robot vakumlar ve akıllı giyilebilir aygıtlar başta olmak üzere yeni ürünlerimize fazlasıyla ilgi gösterdiler. E-ticaret sitemiz, Türkiye’deki oyunla ilgili ürünlerin potansiyel pazarını hissetti. SKU’nun özellikle oyunlarda geliştirilmesine ve çevrimiçi alışveriş deneyiminin iyileştirilmesini amaçlayan daha fazla seçenek sunulmasına dair planlarımız mevcut’’ dedi.

  • Kocaeli’nin az bilinen tıp tarihi anlatıldı

    Kültürü Sempozyumu’nda Kocaeli’nin tıp tarihindeki az bilinen gerçekler ortaya çıkarıldı.

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Orhan Gazi ve Kocaeli Tarihi-Kültürü Sempozyumu’nda ildeki tıp tarihi gözler önüne serildi. 5 farklı sunumun işlendiği oturumda bilinmeyenler ortaya çıkarıldı. Yahya Kaptan Konferans Salonu’nda gerçekleşen oturumda ilk olarak Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nermin Ersoy, Kocaeli Üniversitesi ve Öğrt. Gör. Belgin Babadağlı İzmit Sancağı’nda Frengi hastalığı hakkında az bilinen gerçekleri aktardı.

    Amerika kıtasının keşfinden (1492) sonra Avrupa’ya yayılarak büyük salgınlara yol açmış olan frenginin 16. Yüzyılın ‘Sifiliz Yüzyılı’ olarak anılmasına neden olduğunu dile getiren Ersoy, “Osmanlı ülkesine nasıl geldiği konusunda farklı görüşler bulunmakta, ancak görülmeye başlandığı tarih itibarıyla Osmanlı-Rus Savaşları, özellikle Kırım Savaşı sonrası salgınlar artmıştır. Bu amaçla İzmit Sancağı’nda frengiye karşı yürütülen mücadele kapsamında İzmit, Adapazarı, Geyve ve Kandıra kazalarına seyyar frengi tabipleri atanmış, 1911 yılında İzmit’te, 1918 yılında da Adapazarı’nda Frengi Hastanesi açılmıştır” dedi.

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Prof. Dr. Kenan Olgun sunumunda Osmanlı Devleti’nde doktor ve cerrah yetiştirmek amacıyla ilk modern Tıp Fakültesinin 1806 yılında açıldığını aktararak, “Tıphane-i Amire adıyla açılan bu okulda öğretim görevlileri Müslüman ya da yabancı olurken öğrencilerin tamamı Müslümanlardan oluşmaktadır. Bununla birlikte dersler önce İtalyanca sonra Fransızca olarak verilmiş, zamanla okula gayrimüslimlerde alınmaya başlanmıştır. Bu okullardan mezun olan doktorlar Osmanlı Devleti’nin çeşitli yerlerinde görev yapmışlardır. Ülkenin birçok yerinde sıklıkla görülen tabipliklere atanan gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarından ziyade Karamürsel’e Müslüman doktor atamalarının daha fazla olduğunu görürüz” ifadelerini kullandı.

    Sakarya Üniversitesi Doç. Dr. Mustafa Sarı ise Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin, savaş alanında yaralanan veya hastalanan askerlere yardım etmek amacıyla kurulduğunu belirterek, “Hilal-i Ahmer Cemiyeti, 1911 yılında yeniden kurulduktan sonra ülke genelinde vilayet, sancak ve kazalarda şubelerini açtığı görülmektedir. Bu şubelerinden birisi de Ekim 1911’de açılan İzmit Şubesi’dir. Cemiyetin İzmit merkez şubesinin dışında sancağa ait diğer kaza ve nahiyelerde şubeleri açılmıştır. Cumhuriyet döneminde Kocaeli’nde İzmit, Karamürsel, Geyve, İznik, Adapazarı, Bahçecik, Değirmendere, Derbent, Gebze, Kandıra, Karasu, Hendek, Sapanca, Akhisar, Akyazı ve Yalova Hilâl-i Ahmer Şubeleri faaliyetlerini devam ettirmiştir” şeklinde konuştu.

    19. yüzyıl sonu 21. yüzyıl başında İzmit Sancağı’nda sağlık hizmetleri konusunu ise Yrd. Doç. Dr. Aslıhan Akpınar, Dr. Cebrail Yılmaz ve Tarihçi Resul Narin aktardı. İzmit’te koruyucu uygulamaların öncelikli olarak belirli hastalıklara karşı şekillendiği, zaman zaman genel temizlik ve dezenfeksiyon kurallarının uygulandığı ve nihayet sosyal hayata müdahale anlamındaki zorunlu uygulamaları da içerdiği kaydedildi. Yrd. Doç. Dr. Rahime Aydın Er ise Cumhuriyet döneminde bulaşıcı hastalıklarla mücadele konulu sunumunu gerçekleştirdi.

  • Diyette doğru bilinen yanlışlar

    Diyetisyen Kübra Ak, geçmişten günümüze kadar gelen, doğruluğuna son derece inanılan yanlışların bireyleri yeterli ve dengeli beslenmeden uzaklaştırdığını söyledi.

    VM Medical Park Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniğinden Dyt. Kübra Ak, diyette doğru bilinen yanlışlıklarla ilgili açıklamalarda bulundu. Ak, “Çoğu bireyin kilo kaybetmek, bir kısmının ise yeterli ve dengeli beslenmeyi tam anlamıyla öğrenmek ve bir yaşam tarzı haline getirmek amacıyla yöneldiği diyet (yeterli ve dengeli beslenme) programlarında bireylerin doğru bildiği pek çok yanlış bulunmaktadır. Öncelikle bir beslenme programına yeterli ve dengeli diyebilmemiz için bu programın sağlıklı beslenme kılavuzlarına uygun olarak hazırlanması gerekmektedir. Programın hazırlanış aşamasında sorgulanması gereken kişinin yaşı, boyu, cinsiyeti, aktivite düzeyi ve hastalık durumu alınması gereken besin öğeleri miktarını etkilediğinden beslenme programının bireye özgü olarak planlanması son derece önemlidir. Ancak geçmişten günümüze kadar gelen doğruluğuna son derece inanılan yanlışlar bireyleri yeterli ve dengeli beslenmeden uzaklaştırmıştır” dedi.

    Doğru bilinen yanlışlar

    Dyt. Kübra Ak kişilerin sıkça uyguladığı zayıflama yöntemlerinden bahsederek, “Bilinenin aksine ekmek tüketiminin kilo almaya değil, vermeye etkisi vardır. Fakat burada önemli olan hangi ekmeği ne kadar yiyeceğinizi bilmenizdir. Sağlıklı karbonhidrattan oluşan tam tahıllı ekmeklere beslenmede mutlaka yer verilmelidir, bu sayede vücudunun enerji dengesi sağlanırken beyin fonksiyonlarına da tahılların içeriğindeki B grubu vitaminleri ile destek oluruz. Karbonhidrat kısıtlı diyetlerde kas ve su kaybı oranımız daha çok artar ve bu durum tartıda sizi yanıltır. Gelelim sofralarımızın vazgeçilmezleri pilav ve makarnaya, bu ürünlerin tüketiminde önemli olan noktalar; hangi tür ürünü seçeceğiniz, pişirme şekliniz, pişirme esnasında kullanacağınız malzeme miktarları ve ne kadar yiyeceğinizi bilmenizdir” diye konuştu.

    Kübra Ak, light ürünlerin tüketilmesi ile ilgili şunları söyledi: “Market raflarında sıklıkla karşımıza çıkan üzerinde light ibaresi bulunan yiyecek ve içeceklerin tüketimlerine çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Çünkü bu ürünlerin içinde şeker bulunmamasına rağmen yağ, un, tuz gibi lezzet veren öğeler bol miktarda bulunmaktadır. Bu nedenle bu ürünler alınacağı zaman etiketleri dikkatli bir şekilde okunup yorumlanmalıdır. Uygunluğu tespit edilen ürün sınırsızca tüketilmemeli, diyette eş değeri olan besinler ile değişimi sağlanmalıdır. Zayıflamak uğruna aç kalmak, öğün atlamak sanılanın aksine çoğunlukla kilo alımı ile sonuçlanmaktadır. Çünkü yeterince beslenemeyen metabolizma, durumu ‘kıtlık’ olarak algılamakta ve tüketilen her besini savunma mekanizması olarak vücutta yağ şeklinde depo etmektedir. Aç kalarak zayıflamaya çalışan bireylerde sıklıkla karşılaştığımız sağlık problemleri; halsizlik, yorgunluk, kansızlık, saç dökülmesi, ruhsal bozukluk ve uykusuzluk olarak bilinmektedir.”

    Doğru bilinen yanlışlarda detoks, limonlu su ve greyfurt suyu içmeye de değinen Diyetisyen Ak, “Evet, detoks diyetler ile hızlı kilo kaybı sağlamak mümkündür fakat ne kadar sağlıklı? Yapılan araştırmalarda sağlık açısından bir faydaya rastlanmamakla beraber bu hızlı kilo kaybının bireye zarar vereceği söylenmektedir çünkü detoks diyetlerinin kalorisi son derece düşüktür. Düşük kalorili diyetler de sıklıkla karşılaştığımız sağlık problemleri; hipoglisemi atakları, baş ağrıları, halsizlik, baş dönmesi, baygınlık ve mide bulantısıdır” şeklinde konuştu.

    Diyetisyen Kübra Ak açıklamasını şöyle tamamladı: “Suyun sağlığımıza olan yararları elbette saymakla bitmez. Sabahları aç karnına su içmek yaşamsal organlarımızın su ihtiyacını karşılar ve sağlıklı bir şekilde işlemelerini sağlar. Limonlu ya da greyfurtlu su içmenin ispatlanmış bilimsel bir gerçekliği olmamasına rağmen bir efsanedir alıp başını gitmiştir. Bu gibi alışkanlıklar bireye C vitamini yönünden bir miktar destek sağlar fakat gün içerisinde meyvenin kendisini tüketmek bizler için daha değerlidir.”

  • (Özel Haber) Yıllardır yanlış bilinen Roma Havuzu hikayesinde gerçek ortaya çıktı

    Niğde Müze Müdürü Arkeolog Fazlı Açıkgöz, Antik Mısır’ın son kraliçesi VII. Kleopatra’nın Niğde’de bulunan Roma Havuzunda süt banyosu yaptığının gerçeği yansıtmadığını söyledi.

    Niğde Müze Müdürü Arkeolog Fazlı Açıkgöz, Kleopatra’nın milattan önce 69 ile 30 yılları arasında yaşadığı, Roma Havuzunun ise milattan sonra 2. yüzyılın sonu ile 3. yüzyılın başında inşa edildiği için tarihlerin tutmadığını söyledi. Açıkgöz, ‘‘İnsanlar bulundukları yerin tarihi yerlerini rivayetlerle abartarak araştırmalarını istediklerindendir. Çünkü Kleopatra’nın bu havuzla çok ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Çünkü Kleopatra milattan önce 69 ile 30 yılları arasında yaşadı. 11. Pitelema Mısır Kralının kızı olan Kleopatra 18 yaşında Mısır’ın başına geçmiş ve Mısır’da yaşamış birisidir. Bizim Roma havuzu milattan sonra 2. yüzyılın sonu ile 3. yüzyılın başında inşa edildiği için bu rivayet sadece söylenti olarak kalabilir. Buradaki yapılan araştırmalarda söylenen rivayet ile ilgili bir şeyle karşılaşmadık’’ dedi.

    Olimpik ölçülerde olan bir havuz

    Romalılar tarafından milattan sonra 2. yüzyılın başında inşa edilen bu havuz halk tarafından Roma Havuzu diye biliniyor. Teknik olarak havuzun doğal kayanın açılıp bütün kenarlarını kesme taş ve mermer blok taşlarının örülmesi ile inşa edildiğini anlatan Açıkgöz, havuzun tarihini şu şekilde anlattı:

    ‘‘Burada bir doğal su kaynağı var. Bu doğal su kaynağının hemen çıktığı yerde inşa edilmiş bir havuz. Roma döneminde yanı başındaki sütun ayaklarında olduğu Zeyos ‘Aspamayos’a adanmış bir tapınak var. Burası Tyana ile ilgili bir alan. Bu havuzun asıl önemi o dönemdeki Tyana antik kentine burada kaynaktan çıkan suyu böyle bir havuzda toplayıp daha sonra yer altı kanalları ve daha sonra da su kemerleri ile suyu oraya taşımıştır. Burada kazı yapan heyetlerin ve araştırmacıların verdikleri bilgiye göre, Roma döneminde 30 binlik bir nüfus var. Oradaki o nüfusa su ihtiyacını karşılayan kaynaktan söz ediyorlar. Bu kaynağın başındaki Roma Havuzundan söz ediyorlar. O dönemdeki inanışlara ve halk arasındaki söylentilere göre buradaki havuza bir insanın yalan söyleyip, söylemediğini anlamak için bu havuza girdiklerinde tüm yalanlarının ortaya çıktığı inanılan bir durummuş.’’

    İnşaat halindeyken taşların arasına sikkeler yerleştirmişler

    Romalıların bir geleneğini anlatan Açıkgöz, ‘‘Yaptıkları her inşaatlık faaliyetteki harcının içerisine sikkeler ya da metal parçaları koyuyorlar. Bizde burada bulduğumuz sikkelerin krozyon tabakasının temizlenip korservasyonundan sonra buradaki havuzun bire bir olarak Roma İmparatoru Kara Kalla döneminde yapıldığı tespit ettik. Milattan sonra 197 ile 217 yılları arasında yapıldığı öğrenmiş oluyoruz’’ diye konuştu.