Etiket: Bilinçsiz

  • Bilinçsiz avcılar yine leylek vurdu

    Mersin’in merkez ilçe Toroslar Belediyesi ekipleri, Değirmendere Mahallesi’nde saha çalışmaları yaptıkları sırada kanadından yaralı leylek buldu. Ekipler tarafından koruma altına alınan leylek, Mersin Büyükşehir Belediyesi Veteriner Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na teslim edilerek, tedavisine başlandı.

    Edinilen bilgiye göre, Toroslar Belediyesi ekipleri Değirmendere Mahallesi’nde saha çalışması yaptığı sırada yerde kanadından yaralı leylek buldu. Bölgede gezen avcılar tarafından vurulduğu tahmin edilen leylek, belediye ekipleri tarafından koruma altına alınarak Mersin Büyükşehir Belediyesi Veteriner Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na teslim edildi. Leyleğin tedavisinin ardından yeniden doğaya bırakılacağı bildirildi. Geçtiğimiz yıl yine bilinçsiz avcılar tarafından Slovakya ve Macaristanlı kuş bilim uzmanlarınca takip cihazı takılarak inceleme altına alınan bir leylek vurulmuş, yaralı leylek yapılan bütün tedavilere rağmen kurtarılamamıştı.

    Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna’da yaralı leyleğin bulunduğu bölgeye gelerek, yetkililerden bilgi aldı. Hayvanlara her zaman sahip çıkılması gerektiğinin belirten Tuna, “Avcılar tarafından vurulan bu leylek, sürünün en önde gideni olan siyah önder leylek olarak bilinmektedir. Doğanın güzelliğine katkı sunan bu leyleğin vurulmasını kınıyoruz. Bu hayvanlara sahip çıkılması gerekiyor. Doğanın dengesi de bu. Bu hayvanları vuranları da caniler olarak nitelendiriyoruz. Toplumumuzda bu kişilerin deşifre edilmesi gerekiyor. Bu hayvanlardan ne istediniz diye sormak lazım. Bu caniliği yapanları da bulabilirsek gerekli cezanın verilmesi yönünde üzerimize düşeni de yapacağız. Ekip arkadaşlarımız sahada gezerken kanadından vurulmuş olan bu leyleğimizi koruma altına alarak sahip çıktılar. Ve leyleğimizi Mersin Büyükşehir Belediyesi Veteriner Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na teslim ettik. Leyleğimiz, platin takılıp tedavisinin ardından doğayla buluşacak. Amacımız, doğal yaşamı korumaktır” dedi.

  • Çay tarımında bilinçsiz gübre kullanımına dikkat çekildi

    TEMA Vakfı Temsilcisi Nevzat Özer, bugün gelinen noktada çay tarımında aşırı gübre kullanımı nedeniyle toprağın ölü bir toprak haline geldiğini ve içme su kaynaklarının da kirlendiğini söyledi.

    Rize Muhtarlar Konfederasyonu Başkanı Mustafa Erbaş ve Yönetim Kurulu İkizdere Muhtarlar Derneği’nin davetlisi olarak İkizdere’de bir araya geldi. İlçe Kültür Merkezi konferans salonunda başlayan toplantıda ilk konuşmayı TEMA Vakfı Temsilcisi Nevzat Özer yaptı. Özer konuşmasında, çaya atılan kimyasal gübrelerle toprağın öldüğüne dikkat çekerek “Rizemizin bölgemizin önemli geçim kaynağı olan yaş çaya daha fazla ürün elde etmek için bilinçsizce gübre kullanılmıştır. Tavsiye edilenlerin çok üzerinde gübre kullanılan toprak bütün canlıları maalesef öldürmüştür. Dekarda ortalama 60-70 kg. gübre kullanılması gerekirken geçen yıl aldığım verilere göre 130 kg. gübre kullanılmıştır. 2 katı fazla kimyasal gübre kullanılması toprağa çok büyük zarar vermiştir” dedi.

    “Yıllardır Rize toprağının yüzde 96’sında gübre kullanılmıştır” diyen Özer “Bugün gelinen noktada toprağımız çay değil bitki bile üretemez hale geldi. Solucanı, bakterileri olmayan toprak ölü topraktır. Maalesef kullanılan kimyasal gübre topraktaki bütün canlıları yok etmiştir. Kullanılan gübrenin yüzde 40’ı derelerden çıkıyor. Nitrat su kaynaklarına karışarak bizim musluğumuzdan akıyor. Pet şişede satılan su Rize’de en yüksek seviyededir. Niye biliyor musunuz Rize’deki içme sularına gübre karışıyor ve sağlığa zararlıdır. Bütün bölgeyi kimyasal gübre kullanmaktan arındırmalıyız” şeklinde konuştu.

    Rize Muhtarlar Konfederasyonu Başkanı Mustafa Erbaş da yaptığı konuşmada, “Bu güzel İkizdere Vadisi Turizmden hak ettiği değeri bulmalıdır. Balı dünya markası olan Anzer köyümüz, Ovit Tüneli’nin hizmete girmesiyle Ovit Dağı önemli turizm potansiyelini barındırıyor. Muhtar olarak köylerde eski ahşap evleri konaklama için pansiyona dönüştürebiliriz” diye konuştu.

    “Anzer Balı’nın olduğu yerde hayvancılık olmaz” diyen Erbaş “Benim yetkimde olsa Anzer köyünde arıcılıktan başka iş yapılmamalı. Hayvanların bal elde edilen çiçekleri otlamasına engel olunmalı. Muhtarımızı bu konuda bir adım attı. Hizmet almak için yeni projeler geliştirerek makamlara siyasetçilere sunalım ve yaptırım isteyelim” ifadelerini kullandı.

  • Bilinçsiz zirai ilaç kullanımı arıcılığı bitme noktasına getirdi

    Arı yetiştiricileri, tarla ve bahçelerde çiçeklenme döneminde verilen zirai ilcaların arı ölümlerine neden olmasından çok dertli. Özellikle merdiven altı ilaçların toplu arı ölümlerine yol açtığını belirten Mersin İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Topril, “Son 2-3 yılda Hatay’da 25 bin, Tarsus’ta 12 bin kovan arı öldü. Arıcılık biterse çiftçilik de biter” diyerek, çiftçileri ve zirai ilaç bayilerini uyardı.

    Mersin İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Topril ve Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi Başkanı Mustafa Kemal Karaoğlu, arı yetiştiricilerinin sorunları ve zirai ilaçlamaların arı ölümlerine etkisini, düzenledikleri basın toplantısıyla duyurdular. Mersin Gazeteciler Cemiyeti Basın Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda, zirai ilaçlar nedeniyle zehirlenerek ölen arılar nedeniyle Mersin, Hatay ve Adana’da arıcılığın bitme noktasına geldiği uyarısı yapıldı.

    “Zirai ilaçlama, arı faaliyetlerinin olmadığı sabah veya gece yapılmalı”

    Kendisi çok küçük ama yaptığı işlevler oldukça büyük olan arının, insanoğlunun besin kaynağı ve tarım için de olmazsa olmaz canlı olduğunu belirten Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Karaoğlu, arının Türkiye’nin gıda yönünden en önemli canlısı olduğunu söyledi. Arıların bitkilerdeki tozlaşmayı ve döllenmeyi sağlayan canlılar olduğunu vurgulayan Karaoğlu, tarım alanlarında kullanılan zirai ilaçların arıların zehirlenmelerine ve toplu ölümlere neden olduğunu dile getirdi. Karaoğlu, “En fazla dikkat edilmesi gereken konuların başında, ziraat mühendislerinin ve zirai ilaç bayilerinin çiftçilere ilaçları verirken arı faaliyetlerinin az olduğu veya olmadığı dönemlerde ağaçları ilaçlatmalarını tavsiye ediyoruz. Bu konuda hem çiftçilerimizi hem ziraat mühendislerimizi hem zirai ilaç bayilerini uyarıyoruz. Arılar, bir noktadan başka bir noktaya tahminen 7 kilometre gidebilmektedir. Bundan dolayı ilaçlamalara başlamadan önce arıcılarla çiftçilerimizin çok iyi diyalog içinde olması gerekiyor” dedi.

    İlaçlama yapılacağı zaman özellikle arıların kovanlarının kapatılması gerektiğine dikkat çeken Karaoğlu, “Çünkü ilaçlar direk çiçeklere bulaştığı için arı, polenleri alırken zehirli atıkları da alıyor ve ölüyor. Çiftçilerden ve zirai ilaç bayilerinden ricamız, çiçek dönemindeki ilaçlamalar elzem bir ihtiyaçsa arı faaliyetinin olmadığı dönemlerde ilaçlama yapılması. Zirai ilaç bayilerimiz de az zehirli veya zehirsiz, arıları öldürmeyen ilaçları kullanmaya dikkat etmeliler. Ayrıca arı faaliyetinin olmadığı sabah erken saatlerde veya gece ilaçlamalarını tavsiye ediyoruz. İlaçlama yapılmışsa da arıcılarımızı uyararak, ilaçlama yapıldığı anda arı kovanlarının kapatılmasını öneriyoruz. Öte yandan, arı otlardaki çiçeklere de gider. Yabancı ot ilaçlaması da özellikle arı faaliyetlerinin olmadığı dönemlerde ve arıları zehirlemeyen ilaçlarla yapılırsa arı ölümlerine sebep olmayız” diye konuştu.

    “Ruhsatsız ilaç kullanımının önüne geçilmesini istiyoruz”

    Özellikle ruhsatlı olmayan ilaçların kullanımının önüne geçilmesini istediklerini ifade eden Karaoğlu, bununla ilgili zaten kanuni yaptırım olduğunu söyleyerek, “Zirai ilaç bayilerimizi ve çiftçilerimizi bu konuda duyarlı olmaya davet ediyoruz. Bu konuda eğitim çalışması yapmak gerekiyor. Bir insana ceza yazmakla onu engelleyemezsiniz. O bilinci aşılamamız gerekiyor hem çiftçimize hem mühendisimize hem halkımıza. Çünkü arı demek dünyanın devamlılığı demektir. Çünkü arı olmazsa bitkilerde döllenme olmuyor” şeklinde konuştu.

    “Zehirlenmeler nedeniyle Mersin, Hatay ve Adana’da arıcılık bitecek. Arıcılık biterse çiftçilik de biter”

    Mersin İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Torpil ise zirai ilaç zehirlenmeleri nedeniyle arıcılığın bitme noktasına geldiği uyarısında bulundu. Torpil, “Son 3-4 yıldır zehirlenmeler nedeniyle Mersin, Hatay ve Adana’da arıcılık bitecek. O dereceye geldi. İnanılmaz bir zehirlenme var arıda” ifadelerini kullandı.

    Özellikle ruhsatsız, merdiven altı ilaçlara dikkat çeken Torpil, Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verdiği ilaçların çoğunun arıyı zehirlemediğini dile getirerek, şöyle devam etti: “Ama şimdi ürün para etmediği için maalesef çiftçiler, Bakanlığın verdiği ilaç pahalı, merdiven altı ucuz olduğu için merdiven altı ilaç kullanıyorlar. Biz özellikle bunun üzerine gidilmesini istiyoruz. Çiftçi, ‘İlacı bir kez verdik arıyı zehirlemez’ diye düşünüyor ama arı çiçekten poleni aldıktan sonra peteğin gözüne koyuyor. Peteğin gözüne koyduğunda yeni çıkan yavru arı yediği an zehirlenip ölüyor. Özellikle tarlalara ot ilacı çiçek döneminde verildiği ve arı arazideki çiçekten aldığı poleni direk götürdüğü için bu zehirlenme bir hafta-10 gün devam ediyor. Hiçbir çiftçiye ilaç vermeyin diyemeyiz, mutlaka verecek ama merdiven altı ilaç kullanmasın. Arıcılık biterse çiftçilik de biter. Eğer bu konunun üstüne gitmezsek Mersin’de, Hatay’da, Adana’da arıcılık bitecek.”

    “Son 2-3 yılda Hatay’da 25 bin kovan, Tarsus’ta 12 bin kovan arı zehirlenerek öldü”

    Gazetecilerin soruları üzerine, Bakanlığın zehirlenmelerin üstüne gitmeye başladığını belirten Torpil, “Hatay’da 2 yıl önce sadece zirai ilaç zehirlenmesinden 25 bin kovan arı öldü. Bakanlık bunun üstüne gitmeye başladı ama maalesef merdiven altı ilaçların önüne geçemiyoruz. Arı zehirlenmesi sahil kesiminde narenciye bölgesi olan her yerde var. 3 yıl önce sadece Tarsus’ta 12 bin kovan arı öldü. Türkiye’deki tüm arıcılar kışlatmaya Hatay’dan Antalya’ya kadar sahil kesimine geliyor. Narenciye olan bölgelerde de zehirlenme oluyor. Biz şimdi tarım alanından çıkarmak amacıyla Orman Bölge Müdürlüğü işbirliğinde ormanda arı konaklama yerleri açtırıyoruz. Tarsus’ta açıldı ve şu anda 11 kamyon arı var orada” dedi.

  • Bilinçsiz antibiyotik kullanımı toplum sağlığına zarar veriyor

    VAN (İHA) – Özel Lokman Hekim Van Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Suat Gezer, bilinçsiz antibiyotik kullanımının ekonomiye ve toplum sağlığına çok ciddi zararlar verdiğini söyledi.

    İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Lokman Hekim Van Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıları Uzmanı Dr. Suat Gezer, az sayıdaki hasta için antibiyotik ilaç yazdıklarını belirtti. Gezer, “Antibiyotik genelde üst solunum yolu hastalıklarının çok az bir kısmında gerekebilmektedir. Ailelerimizin yaptığı en büyük yanlışlardan biri, bilinçsiz bir şekilde herhangi bir doktora danışmadan eczanelerde aldıkları antibiyotikleri çocuklarına kullandırtmalarıdır. Bu son derece yanlış bir tutumdur. Bilinçsiz antibiyotik kullanımı ekonomimize ve toplumsal sağlığımıza çok ciddi zararlar vermektedir. Önlem alınmazsa önümüzdeki yıllarda bunun etkilerini daha fazla göreceğimiz endişesindeyim” dedi.

    Bilinçsiz antibiyotik kullanımının en büyük mağdurları çocuklar

    Mevsimsel geçişlerde özellikle hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişikliklerin hastalıkları da beraberinde getirdiğini ifade eden Uzm. Dr. Gezer, “Özellikle çocuklarda üst solunun yolu enfeksiyonları dediğimiz grip, nezle, boğaz enfeksiyonları, sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi rahatsızlıklar bu süreçte artmaktadır. Buna bağlı olarak da çocuklarda yoğun antibiyotik kullanımı söz konusudur. Özellikle de bilinçsiz ve doktor tavsiyesi dışında kullanılan antibiyotiklerin en büyük mağduriyetini de çocuklarımız yaşamaktadır” diye konuştu.

    Çocuklarda hangi durumlarda antibiyotik kullanılmalı?

    Hastaların genelde ateş, halsizlik, yorgunluk, kırgınlık, kulak ağrısı, boğaz ağrısı ve kusma gibi şikayetlerle kendilerine başvurduklarını anlatan Dr. Gezer, “Özellikle kreş ve okul gibi toplu kullanım alanlarındaki çocuklar risk altındadır. Bizim ailelerimize önerimiz bol bol el yıkama, risk grubundaki hastalarda temas sırasında maske kullanılması ve bu tür ortamlardan en az miktarda etkilenme adına çocukların beslenmesine dikkat etmeleridir. Bunun yanında bu tarz şikayetleri olan çocukların mutlaka bir doktora göstermeleridir. Zaten gerekli durumlarda bizler ilaç tedavisine başlatıyoruz. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonları tedavi edilmediği takdirde zatürre dediğimiz alt solunun yolu enfeksiyonlarına yol açabileceği de unutulmamalıdır” ifadelerini kullandı.

    “Hastalanmadan önce önlemimizi almalıyız”

    Hasta olmadan önce önlem alınmasını da tavsiye eden Dr. Gezer, şöyle dedi:

    “Burada önemli olan bir husus da hastalığa yakalanmadan önce bunun önlemini almaktır. Bu da dengeli beslenmeden geçiyor. Onun için de meyvelerden mandalina, portakal ve sebzelerden domates, patates, brokoli gibi besinlerin bol bol tüketilmesini öneriyoruz.”

    Alerjik hastalığı olanlar dikkat

    Sık kusması ve düşürülemeyen ateşi olan hastaların mutlaka bir uzmana başvurmasını da isteyen Uzm. Dr. Suat Gezer, “Mevsimsel geçişlerde ilkbahar ve sonbaharda alerjik hastalıklarda da bir artış olabilmektedir. Özellikle alerjik hastalıkları olanlar; tuzlu ve kuru havalardan uzak durması gerekir” şeklinde konuştu.

  • Yol yapım çalışmaları ve bilinçsiz yapılaşma heyelan riskini artırıyor

    Zonguldak yaşanan heyelan ve sel felaketlerini tetikleyen risk faktörlerini açıklayan BEÜ Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Kurtuluş Sedar Görmüş, doğal su toplama çizgilerinin korunması gerektiğini vurguladı.

    Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kurtuluş Sedar Görmüş, Türkiye ve Zonguldak’taki heyelan riskleri hakkında açıklamada bulundu. Türkiye’de heyelanın en fazla İç ve Doğu Anadolu Bölgeleri başta olmak üzere Karadeniz Bölgesi’nde yaşandığına dikkat çeken Görmüş, heyelanı tetikleyen risk faktörlerini de maddeler halinde anlattı.

    Maden Tetkik Arama (MTA) kurumuna ait aktif ve eski heyelan bölgelerini de harita üzerinde değerlendiren Görmüş, “Oluşan heyelanların yoğunlukla dağlık kesimde yükseltinin fazla olduğu kesimde meydana geldiğini bu haritalardan da görebiliyoruz. Biz il olarak baktığımızda yüzde 56’sı dağlık ve engebeli bir bölgede yaşıyoruz. Heyelan ve sel baskınları ile birebir maalesef ilişkisi var. Bir araştırma yaptığımızda Türkiye’de heyelanların başlıca sebepleri, yükseltinin olması, toprak özellikleri -toprağın kirli olması, şehirsel alanlarda dik meyil, yamaçların üzerinde artan kaçak yapılaşma, yol yapım çalışması ile yamaç denge profilinin bozulması heyelan oluşumunu tetikleyen durumlardır” dedi.

    “Zonguldak, bütün olumsuz özellikleri barındırıyor”

    Heyelan ve seli tetikleyen faktörlerin Zonguldak’ta tamamının yaşandığına dikkat çeken Görmüş, şöyle devam etti:

    “Bu dört maddeye baktığımızda hepsinin Zonguldak bölgesinde toplandığını görüyoruz. Yükseltiler mevcut, kirli toprak özelliği mevcut, şehirsel bölgelerde dik alanlarda dik meyil, artan kaçak yapılaşma Zonguldak bölgesinde maalesef var. Yol yapım çalışması örneğine Devrek’te yaşanan heyelanda yaşadık. Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak da orada çalışmalara destek verdik. Valilik ve AFAD ile yaptığımız çalışmaları da paylaşmıştık. Orada da heyelan topuğunun alınması ile birbirini tetikleyen heyelanların peş peşe geldiğini görmüştük. Zonguldak bu anlamda bütün olumsuz özelliklerin hepsini barındırıyor. Yoğun yağış altında su toplama çizgilerinden sular akarak derelere deşarjı sağlanıyor. Doğal bir şekilde arazi sudan kurtulmuş oluyor. İşte bu noktada bizim için yanlışlar başlıyor. Yol yapım çalışmaları, bilinçsiz yapılaşma, arazilerin bu anlamda kullanılması, çizgilerin de doğal yapının da bozulması sebebiyle yağmur sularının deşarjı sağlanamıyor, zemin fazlasıyla suya doyuyor ve heyelan maalesef meydana geliyor. Ana sebeplerden birisi budur.”

    “Doğal su toplama çizgileri korunmalıdır”

    Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Kurtuluş Görmüş, doğal su toplama çizgilerinin korunması gerektiğine dikkat çekti. Görmüş, “Bölgemizdeki bütün akarsu havzalarının sel taşkın karakterini belirlemek oldukça önemli. Doğal su toplama çizgileri korunmalıdır. İyi projelendirilmiş menfez inşaatlarıyla iyi bir şekilde direne edilerek akarsu ve derelere deşarjı sağlanmak zorunda. Evsel atık sularının bahçelere boşaltıldığı durumlar da var. Bunları özellikle kanalizasyon hatlarına bağlanması ve kanalizasyon hatlarının da gözden geçirilmesi, aynı zamanda iyileştirilmesi gerekiyor. Bölgede yol inşa ediyoruz, su toplama çizgileri de o yol inşaatıyla birlikte tahrip oluyor” diye konuştu.