Etiket: Bilimsel

  • Milli Eğitim Müdürlüğü ve Cumhuriyet Üniversitesi arasında iş birliği -Sivas Valiliği himayelerinde, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında ’Sosyal, Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Protokolü’ imzalandı.

    Sivas Valiliği himayelerinde, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında ’Sosyal, Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Protokolü’ imzalandı.

    Sivas Valiliği ek bina konferans salonunda yapılan protokolle, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullardaki öğretmenler, Sivas Cumhuriyet Üniversitesinden yüksek lisans alma imkânına, öğrencilerde sosyal, bilimsel ve teknolojik imkânlardan istifade edecek.

    Protokol imza törenine Sivas Valisi Salih Ayhan, Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Âlim Yıldız ve İl Milli Eğitim Müdürü Ebubekir Sıddık Savaşçı katıldı.

    Vali Ayhan, burada yaptığı değerlendirmede, 4 yıl önce hayata geçirilen protokolün yeniden güncellenerek bir kez daha yapıldığını ifade etti.

    Protokolün ihtiyaçların göz önünde bulundurularak yapıldığını anlatan Vali Ayhan, “Bütün kamu kurum ve kuruluşları ile eğitim kurumları vatandaşa hizmet etmek için vardır. Kurumların enerjilerini, bilgi birikimlerini ve tecrübelerini paylaşmaları son derece önemli. Üniversite evrensel bilginin kaynağıdır. Orada üretilen bilgilerin hem sahaya hem de şehirdeki kurumlara yol aydınlığı olacağına inanıyorum.” dedi.

    “Üniversiteler Evrensel Bilginin Kaynağıdır”

    Vali Ayhan üniversitelerin evrensel bilginin kaynağı olduğunu belirtip, “Bilgiden istifa de etmek temel felsefemiz olmalı. Bu kapsamda öğretmenlerimizin daha donanımlı ve zamanın ruhuna uygun bir şekilde eğitim metodu verebilmeleri önemsiyoruz. Protokol kapsamında öğrencilerimizin bilimsel düşünme ve davranışlarda estetik değerleri birleştiren, üreten, problem çözen, değerlerine sahip çıkan bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak, araştırmaya ilişkin, iş birliği geliştirmesine imkan sağlayacağız.” diye konuştu.

    “Öğrencilerimiz Üniversitemizden Her Alanda İstifade Edecek”

    Vali Ayhan, protokol ile öğrencilerin her alanda üniversiteden istifade edeceklerini ifadeedip, “Protokol ile hizmet içi eğitim, örgün eğitimin alt yapısının iyileştirilmesi, öğretim süreçlerinin değerlendirilmesi, öğretim programının zenginleştirilmesi, öğrencilerin Üniversite’nin akademik ve araştırma birimlerini ziyaret etmesi ve birimlerde bulunan laboratuvarları kullanılması sağlanacaktır. Yine bu protokol kapsamında üniversite sınavına girecek öğrencilerin son sınav provaları, üniversite yerleşkesindeki salonlarda yapılarak, öğrencilerin gerçek bir sınav ortamını tecrübe etmeleri sağlanacaktır. Ayrıca Üniversite ve İl Millî Eğitim Müdürlüğünün ortaklaşa panel, seminer, bilim şenliği, proje, çalıştay, sergi, vb. organizasyonları yapması sağlanacak; üniversitenin bilimsel araştırmalarında okullardan istifade edilebilecektir.” dedi.

    Öğretmenlerin Lisansüstü Eğitimlerine Destek Verilecek

    Bu protokol ile ayrıca Sivas Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullarda görev yapan öğretmenlerin lisansüstü eğitimlerine destek verileceğini anlatan Vali Salih Ayhan,”, Üniversitenin atölye ve donanım imkanlarından okullar yararlandırılacak, bilimsel çalışmalarda okul-üniversite işbirliği sağlanacak, TÜBİTAK tarafından düzenlenen ulusal ve uluslararası düzeydeki yarışmalar, projeler, olimpiyatlar ile öğrencilerde patent/faydalı model, marka, tasarım ve ürün bilinci oluşturulmasına yönelik faaliyetlerde birlikte hareket edilecektir. Protokolün toplam süresinin 5 yıl olması planlanmaktadır.” dedi.

    Alim Yıldız’dan deste sözü

    Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Âlim Yıldız ise, daha önce uygulanan Sosyal, Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Protokolüne yeniden devam etme kararı aldıklarını ifade ederek, “Biz bu protokolden çok memnun kaldık. Üniversitemizin imkânlarını hem öğrencilere hem de öğrencilere sunmak için çalışmalara başladık. Eğitim kurumu olarak eğitimcilerimize ve ülkemizi yarını olan gençlerimize her konuda destek olacağız.” şeklinde konuştu.

  • NEÜ bilimsel faaliyetlere ara vermiyor

    NEÜ bilimsel faaliyetlere ara vermiyor

    Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) bilimsel faaliyetlere pandemi döneminde de hız kesmeden online olarak devam ediyor. Uzaktan eğitimde başarılı bir ivme yakalayan NEÜ, düzenlediği webinarlar (online konferans) ile bilim camiasına katkı sunmaya devam ediyor.

    Türkiye’de ilk Covid-19 vakasının görülmesiyle birlikte eğitim-öğretimde yaşanan dönüşüme hızlı bir şekilde ayak uydurarak uzaktan eğitime başarıyla geçiş yapan NEÜ, bilimsel çalışmalara da pandemi tedbirleri kapsamında artırarak devam ediyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, üniversitelerinin, dijitalleşen dünyaya daha iyi adapte olabilmesi için bir taraftan web sitesini yenilediklerini, diğer taraftan da uzaktan eğitimle ilgili alt yapısını güçlendirdiklerini söyledi.

    “En fazla webinar düzenleyen üniversitelerin başında geliyoruz”

    İçinde bulunulan dönem itibari ile sanal sınıf oluşturma programının yazılımını geliştirdiklerini ve tüm verilerin otomasyondan takip edilmesini sağladıklarını belirten Rektör Zorlu, “Üniversiteler ve bilim camiası için önemi büyük olan sempozyum, konferans ve seminerlere online olarak devam ettik. Hâlihazırda üniversitemiz, ülkemizin en fazla webinar programı yapan üniversitelerinin başında gelirken, üç sempozyumu geniş bir katılımla online ortamda gerçekleştirme başarısı da gösterdi. Pandemi dolayısıyla yüz yüze yapamadığımız bilimsel faaliyet ve toplantıları online ortamda artırarak gerçekleştirmeye devam edeceğiz” dedi.

    28 bin katılımcı ile 260 webinar ve 73 bin ziyaretçi

    Üniversitelerinde 9 Nisan 2020 ve 9 Kasım 2020 tarihleri arasında 28 bin katılımcı ile 260 webinar gerçekleştirildiğini kaydeden Zorlu, “Online ortamda düzenlenen faaliyetlerde 277 saat canlı yayın yapılmış ve webinar sayfalarımızı 73 bin kişi ziyaret etmiş. Bu bilgiler ışığında, akademik verileri yerleşkelere hapsetmeden, hayatın içine taşıyarak ulaşılan bilgi ve birikimi, başta ülkemiz olmak üzere tüm insanlığın hizmetine sunma amacımızı yerine getirmeye çalıştığımızı ifade etmek isterim. Bundan sonraki süreçlerde de bu gaye ile çalışacak ve ülkemizde bilimin geliştirilmesi için ne yapılması gerekiyorsa yapmaya gayret edeceğiz” ifadelerini kullandı.

  • Türkiye’de bilimsel diş hekimliğinin 112. yılı

    Türkiye’de bilimsel diş hekimliğinin 112. yılı

    Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ahmet Taylan Çebi, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.

    Çebi, mesajında, bilimsel diş hekimliği eğitiminin 22 Kasım 1908’de başlaması nedeniyle Türkiye’de her yıl 22 Kasım’ın Diş Hekimleri Günü olarak kutlandığını belirtti. 22 Kasım’ı içine alan haftanın ise toplum ağız ve diş sağlığı farkındalığını arttırmak, doğru ağız ve diş sağlığı alışkanlıklarını kazandırmak, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olan ağız ve diş sağlığı konusunda izlenen politikaları değerlendirmek ve mesleki sorunlara dikkat çekmek amacıyla “Ağız ve Diş Sağlığı Haftası” olarak kutlandığını ifade eden Çebi, şunları kaydetti:

    “Covid-19 pandemisi sebepli, içerisinde bulunduğumuz bu zor günlerde de şahit olduğumuz üzere sağlık; medeni, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın en önemli unsurudur. Bundan dolayı yaşamak, üretebilmek, gezip-görebilmek, öğrenmek için sağlıklı olmak gerekir. Sağlığın insan vücudundaki temelini de ağız ve diş sağlığı oluşturmaktadır. Bireylerde mevcut olan oral ve perioral bölge hastalıkları primer ya da sekonder olarak sindirim, solunum ve boşaltım sistemi hastalıklarına, kardiyovasküler hastalıklara neden olabildiği gibi mevcut olan oral ve perioral bölge hastalıkları, bireylerde varolan birçok hastalığın da belirtisi olabilir. Bu sebeplerden dolayı ağız ve diş sağlığı bakımına gereken önem fazlasıyla gösterilmelidir.

    Toplumumuzu ağız ve diş sağlığı konusunda bilinçlendirmek için eğitim şarttır. Eğitime özellikle küçük yaşlarda başlanmalı, ağız ve diş bakımı bireylerde alışkanlık haline getirilmelidir. Bu konuda öğretmenlerimize, anne ve babalara ve sağlık kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak ilimizde bu tip eğitimlerin öncüsü olmaktayız ve öncü olmaya da devam edeceğiz.

    Toplumumuzun ağız ve diş sağlığı konusunda bilinçlendirilmesi, bireylerin ağız ve diş sağlığının korunması ve iyileştirilmesinde, her türlü bakım ve tedavinin gerçekleştirilmesinde, özverili çalışmalar yürüten tüm saygıdeğer meslektaşlarımın, diş hekimlerimizin Diş Hekimleri Günü’nü ve tüm ağız ve diş sağlığı çalışanlarının Ağız ve Diş Sağlığı Haftası’nı kutlar çalışmalarında başarılar dilerim.”

  • Prof. Dr. Çavuşoğlu: “Korona virüsün bilimsel olarak biyolojik silah olma ihtimali çok düşük”

    Prof. Dr. Çavuşoğlu: “Korona virüsün bilimsel olarak biyolojik silah olma ihtimali çok düşük”

    Korona virüsün biyolojik silah olma ihtimalinin çok düşük olduğunu belirten Prof. Dr. Kültigin Çavuşoğlu, biyolojik silahların tedavileriyle birlikte üretildiğini ve kontrolden çıkmaları durumunda basit bir şekilde etkisiz hale getirildiklerini söyledi.

    Biyolojik silahlar, genetik mühendisliğiyle insan dışındaki canlılarda hastalık yaptığı ya da ölüme neden olduğu bilinen virüs veya bakterilerin genetik yapısı ile oynanarak insan hücrelerine tutunmasının sağlanmasıyla üretiliyor. Covid-19 ile ilgili ortaya atılan biyolojik silah söylemlerine açıklık getiren Giresun Üniversitesi Genetik ve Moleküler Biyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kültigin Çavuşoğlu, bu ihtimalin çok düşük olduğunu belirtti. Çavuşoğlu, “Covid-19’un genetik yapısına baktığımızda yüzde 70 oranında yarasalardaki korona virüsle benzerlik gösterdiği bildirilmektedir. Geriye kalan yüzde 30’luk fark bile biyolojik silah için oldukça yeterli bir orandır. Ancak bu farklılık Covid-19’un biyolojik silah olduğu anlamına gelmemektedir. Bu farklılık Covid-19’un zaman içerisinde doğada kendiliğinden meydana gelen mutasyonlardan kaynaklanmış olabilir. Virüslere mutlaka insan eli ile bir müdahale yapılıp yapılmadığına ancak laboratuvar ortamında ayrıntılı olarak yapılacak analizler sonrasında karar verilebilir” dedi.

    Biyolojik silah üretiminde mikroorganizmaların genetik yapısında az miktarda değişiklik yapılmasının yeterli olabileceğini belirten Çavuşoğlu, “Biyolojik silahlar genetik mühendisliğiyle üretilmektedir. İnsan dışındaki canlılarda hastalık yaptığı ya da ölüme neden olduğu bilinen bir bakteri veya virüsün genetik yapısı ile oynanarak insan hücrelerine tutunmasını sağlayarak biyolojik silah haline dönüştürülebilir. Fakat biyolojik silahlar, kullanımında beklenmedik bir durum oluşması halinde basit bir şekilde etkisiz hale getirilebilen organizmalardır. Şimdi diyelim ki Covid-19 biyolojik silah olarak üretilmişti fakat beklenmedik bir durum oluştu, peki bu virüsü basitçe etkisiz hale getirebilecek bir tedavi halihazırda mevcut mu? Hayır. O zaman bu durum tanımdaki bilimsel kriterlere uymuyor. Çünkü biyolojik bir silah mutlaka tedavisi ile birlikte eş zamanlı geliştirilir” diye konuştu.

    Covid-19’un en çok etkilediği ülkelerin gelişmiş ülkeler olduğunu belirten Çavuşoğlu, “Bugün vatandaşımıza ‘Covid-19’u kim üretmiştir?’ şeklinde bir soru yöneltmiş olsak, büyük ihtimalle ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Çin cevabını almamız muhtemeldir. Fakat bu ülkelere baktığımızda günlük vaka ve ölüm sayılarında ABD’nin 1, Fransa’nın 4, Almanya’nın 5, İngiltere’nin 6 ve Çin’in 7. sırada yer aldıklarını görmekteyiz. Kaldı ki bu ülkelerden ABD Başkanı Donald Trump ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un da bu hastalığa yakalandığını ve özellikle Johnson’un günlerce yoğun bakımda kaldığını da unutmamak gerekir. Covid-19 biyolojik silahsa, bunu üreten ülkeler bu silahı kendi halklarına ve hatta devlet başkanlarına yöneltebilirler mi? Bu durumda biyolojik silahın bilimsel tanımı ile tezat teşkil etmektedir” dedi.

    Prof. Dr. Kültigin Çavuşoğlu, Covid-19’un insanoğlunun doğayı tahrip etmesi sonucunda yarasalarda bulunan korona virüslerin doğal yolla mutasyona uğraması ile insanlarda bulaşıcılığı ve hastalık yapma özelliği daha da artan yeni bir virüs olduğunu belirtti.

  • Selçuk Üniversitesi, bilimsel tecrübesini sanayi ile buluşturuyor

    Selçuk Üniversitesi, bilimsel tecrübesini sanayi ile buluşturuyor

    Üniversite-sanayi iş birliğinin, ekonomik kalkınmanın öncelikli şartlarından biri olduğuna inanan ve bu düşüncesini somut adımlarla hayata geçiren Selçuk Üniversitesi, önemli bir projeye daha imza attı. TÜBİTAK’ın hazırladığı “Sanayi Doktora Programı” çerçevesinde imzalanan protokol ile doktora öğrencileri, hem bilimsel çalışmalarını sahaya yansıtma imkanı bulacak hem de teknolojiyi deneyimleme şansı elde edecek.

    Üniversitelerdeki bilimsel potansiyeli, sanayinin gücüyle birleştirerek ekonomik değere dönüştüren üniversite-sanayi iş birliği; hem firmaları Ar-Ge, inovasyon çalışmalarına yönlendiriyor hem de öğrenci ve akademisyenler için teoriyi pratiğe dönüştürme imkanı sunuyor. Bu konuda pek çok kurum ve şirketle iş birliği yapan Selçuk Üniversitesi, TÜBİTAK’ın 2244-Sanayi Doktora Programı kapsamında Bürotime firması ile proje hazırladı. Protokolün imzalarını, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy ile şirketin yönetim kurulu üyesi Mevlüt Tosunoğlu attı. Türkiye’nin 2023 yılı hedefleri kapsamında sanayide ihtiyaç duyulan doktora derecesine sahip nitelikli insan kaynağının üniversite-sanayi iş birliği ile yetiştirilmesi, sanayide doktoralı araştırmacı istihdamının teşvik edilmesi ve üniversite/araştırma altyapısı-sanayi iş birliğinin geliştirilmesini amaçlayan proje ile hibe ve yatırım destekleriyle hedeflenen teknolojik dönüşümün sağlanması ve değer zincirinde istenilen seviyelere ulaşılması için kritik önem arz eden insan kaynağının, nicelik ve nitelik olarak iyileştirilmesi sağlanacak.

    “Hem üniversite hem de özel sektör kazanacak”

    İmza programında kısa bir konuşma yapan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy, üniversite-sanayi iş birliğinin ülke ekonomisi için büyük önem taşıdığını, bu birliktelikten hem özel sektörün hem de kamunun istifade ettiğini söyledi. Üniversitedeki eğitimin üretime dönüşmesiyle yeni istihdam olanaklarının da oluşabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aksoy, böylece akademisyenlere ait bilimsel çalışmaların ihtiyaç duyulan sektörlerin hizmetine sunulabildiğini, uygulamaya geçirildiğini ve ticarileştirilebildiğini kaydetti. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da iş dünyasının taleplerini dikkate alarak bu noktada neler yapılabileceğine dair çözüm kanalları oluşturulacağını ifade eden Prof. Dr. Aksoy, alanında uzman akademisyenlerin birikimlerinden yararlanarak hem üniversiteye hem de ülkemize katkı sunulacağını vurguladı. Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden biri olan Selçuk Üniversitesinin Konya sanayisi ile olan iş birliklerini artırmaya gayret ettiklerini aktaran Prof. Dr. Aksoy, “Bu kapsamda hem Teknokent hem de birçok fakültemiz, üniversite-sanayi iş birliği için çalışmalar yürütüyor. İmzalanan protokol ile üniversitemizin bilimsel birikimi, sanayide üretime dönüşecek. Öğrencilerimizin gelişimine katkı sağlayacak olan bu projenin hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

    “Öğrencilere kapılarımızı açtık”

    Protokole imza atan Mevlüt Tosunoğlu da 140 bin metrekarelik alanda üretim yaptıklarını belirterek, “Bugüne kadar birçok yenilik ve inovasyona imza attık. Çevreci üretime özen gösteriyoruz. Kanserojen madde içermeyen ürünleri hazırlıyoruz. Selçuk Üniversitesi, hata payını sıfıra indirmemiz için bugüne kadar hep yanımızda durdu. Bizler de öğrencilere kapılarımızı açtık. Üretim alanımızdaki teknolojiyi deneyimleyebiliyorlar. Projenin hayırlı olmasını temenni ediyorum” şeklinde konuştu.

    Üniversite-sanayi iş birliğinde daha güçlü bir dönem başladı

    Türkiye’nin, “Milli Teknoloji Hamlesi” vizyonunun önemli bileşenlerinden biri olarak uygulamaya konulan “Sanayi Doktora Programı” ile 2023 hedefleri doğrultusunda yetişmiş akademik kadroların sanayiye entegre edilmesi hedefleniyor. Sanayi Doktora Programı’na kabul edilen doktora öğrencilerine 4 yıl boyunca aylık 4 bin 500 TL burs verilecek. Bu bursun yüzde 75’ini TÜBİTAK, yüzde 25’ini de özel sektör kuruluşları karşılayacak. Doktora öğrencileri, TÜBİTAK tarafından belirlenen akademik başarı kriterlerini yerine getirirlerse doktora döneminde çalışmalarının 6 ayını yurt dışında devam ettirme hakkı kazanacak. İmzalanan ve 7 yılı kapsayan protokolden 3 doktora öğrencisi yararlanabilecek.