Etiket: Bilimci

  • Tarih bilimci Halil İnalcık vefatının birinci senesinde mezarı başında anıldı

    Ünlü tarih bilimci Prof. Dr. Halil İnalcık vefatının birinci senesinde mezarı başında anıldı. Anma törenine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve çok sayıda seveni katıldı.

    Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden ünlü tarih bilimci Prof. Dr. Halil İnalcık için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla geleneksel tarzda “ulema kabri” yaptırıldı. Ünlü tarih bilimci İnalcık vefatının birinci senesinde Fatih Camii Haziresi’ndeki kabri başında anıldı. Anma törenine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İstanbul Valisi Vasip Şahin, ünlü tarih bilim İnalcık’ın kızı Gülhan İnalcık, Sanatçı Yavuz Bingöl ve çok sayıda seveni katıldı. Anma töreninde ünlü tarih bilimci için Kuranı Kerim tilavet edildi. Daha sonra ünlü profesör için dualar edildi.

    Kuranı Kerim Tilaveti’nin ardından konuşan ünlü tarih bilim İnalcık’ın kızı Gülhan İnalcık, çok kısa sürede muhteşem bir kabir yapılmış. Her yönü ile babama layık bir kabir olmuş. Her geçen gün daha çok onur veriyor bana babamın kızı olmak. Onunla yetmiş sene yaşadım. Hala da onunla yaşıyorum. Herkese çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise, “Ben Halil hocayı ilk okumaya başladığımda, ben de tarih okumuş birisi olarak eserlerinin derinliği kapsamı karşısında hakikaten büyük heyecan duymuştum. Eserlerini 40’lı yıllardan yayınlamaya başlamış bir ilim çınarı olarak yıllarca hep okuduk okumaya devam ettik. Kendisi sadece Osmanlı- Türk tarihi araştırmakla kalmadı, Tarihin dünya tarihi içindeki yerini de ortaya koyan bir ilim adamıydı. Sık sık söylerdi; ’Osmanlı tarihini anlamadan Avrupa tarihini anlayamazsınız’ ’Osmanlı tarihini incelemeden Dünya tarihini yazamazsınız’ diyen büyük bir tarihçiydi. Kendisinin naaşının buraya defnedilmesi konusunda sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları direktifleri ve himayeleri çerçevesinde ortaya çok güzel bir eser koydular. Hocanın ilmine kişiliğine yakışır bir şekilde defnetme imkanı oldu. Bundan dolayı da ben emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

    Vali Şahin, “Gerçekten çok önemli bir tarihçi, çok önemli bir insan. Halil İnalcık hocamızın manevi huzurundayız. Biz bir nebze hatırasına hizmet etme şerefine bugün nail olmuş olduk. Ben kendilerini 1998’de tanıma fırsatı bulmuştum” dedi.

    Ünlü tarih bilimci Prof. Dr. Halil İnalcık için Fatih Camii’nde Mevlid-i Şerif okunuyor.

  • Manisa’dan Fransız siyaset bilimci hakkında suç duyurusu

    Manisa Barosuna kayıtlı Avukat Canadar Arslan, Fransız Siyaset Bilimci Filippe Moreau Defarges hakkında “Cumhurbaşkanını Suikaste Azmettirme” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

    Fransız Siyaset Bilimci Filippe Moreau Defarges’in geçtiğimiz günlerde BFM Businees’in yayınladığı ’Dünyada 7 Gün’ adlı televizyon programında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylediği, “Erdoğan yetkilerinin arttırılmasını isteyerek topu taca atmayı seçti. Bu onu sadece felakete sürükler. Gördüğümüz kadarıyla hukuki yollar kapandı. Türklerin yaptığı başvurular kayda değer ama hiç bir yere gitmeyecek. Çünkü Erdoğan tüm yolları kilitleyecek. Onun için ya iç savaş ya da söylemesi zor bir hipotez Erdoğan’ın öldürülmesidir. Böyle bir ortamda suikastı unutmayın” sözlerine tepkiler sürüyor. Söylemlerinden sonra özür dileyen Defarges hakkında Manisa’da Manisa Barosuna kayıtlı Avukat Canadar Arslan, “Cumhurbaşkanını Suikaste Azmettirme” iddiasıyla Manisa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Avukat Arslan AK Parti Manisa İl Başkan Yardımcısı Şemsettin Şahin ve AK Partili il yöneticileri eşlik etti.

    Yaptığı suç duyurusuyla ilgili konuşan Avukat Arslan, “Bu kişinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde bulunması halinde bir Cumhuriyet Başsavcılığının suç durumuyla ilgili yakalanması, gözaltına alınması, bu düşünceleri ne olarak ifade ettiği, belli terör örgütlerine hedef gösterdiği ya da bazı ülkelerin derin devlet yapılanmalarına, gizli ajanlarına mesaj mı verdiği, kendi ülkesinde tanınmış, bilinmiş bir siyaset bilimci olarak belli bir kitlesinin var olduğunu biliyoruz. Onlara isim verip hedef mi gösterdiğini açıklanmasını, huzurda bulunmasını sağlamak amacıyla suç duyurusunda bulunduk. Hiç kimsenin bırakın Cumhurbaşkanımıza, bir kimseyi öldürmeye teşebbüs etmesi, azmettirmesi kabul edilemez. Hele legal yollarla seçilmiş bir Cumhurbaşkanını başka bir ülke vatandaşının televizyonlara çıkıp dünyanın takip edebileceği bir kişinin böyle açıklamalarda bulunması doğru değildir” dedi.

    Avukat Arslan destek veren AK Parti Manisa İl Başkan Yardımcısı Şemsettin Şahin ise, “Biz de AK Parti il yönetimi adına arkadaşlarımızla birlikte buradayız. Özellikle demokrasiyi içselleştirdiğini ifade eden Avrupalı bu tür zihniyetlere karşı, köhnemiş haçlı zihniyetin devamıdır. Bu tür zihniyetlere karşı bu söylemlere karşı, bu söylemler eylemlere dönüşmeden mücadelemizi hukuk yoluyla göstereceğiz. Bunlar tarihinden utanmayan sömürgeci zihniyetlerden ibarettir” diye konuştu.

    Öte yandan Fransız Siyaset Bilimci Filippe Moreau Defarges hakkında AK Parti Manisa eski İl Başkanı Dursun Ali Yıldız ile AK Partili avukat Ahmet Sofuoğlu da suç duyurusunda bulundu.

  • Siyaset bilimci Prof. Dr. Tosun, OHAL’i anlattı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 ay süreyle ülke genelinde Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasına geçileceğini açıklamasının ardından vatandaşların endişeye kapılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanju Tosun, OHAL’in ne demek olduğunu ve Türkiye’ye ne gibi yansımalarının olacağını anlattı.

    Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görevli Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, OHAL döneminde vatandaşların gündelik hayatlarında değişiklik olacağını zannetmediğini kaydetti. Tosun, “Kamu bürokrasisi işleyişinde devlet içinde örgütlenmiş olan illegal yapının tamamen tasfiye edilmesi anlamında OHAL devletin elini çok daha güçlendirecek. 15 Temmuz’da emniyet teşkilatı çok iyi bir sınav verdi. Emniyet teşkilatının, valilerin emrinde sadece vatandaşın hak ve hürriyetleri aleyhine bu uygulamaları kullanması günümüzde mümkün değil. Hiçbir endişeye mahal olmadığını düşünüyorum. Türkiye yoluna devam edecek” diye konuştu.

    “İdare bu yetkiyi keyfi olarak kullanmaz”

    OHAL hakkında detaylı bilgi veren Prof. Dr. Tanju Tosun, “OHAL, her şeyden önce demokratik ve sivil bir rejim içinde ülkede tabii afet, doğal afet ya da şiddet olayları karşısında devlet yönetiminde alınması gereken tedbirlerin daha etkin ve daha verimli şekilde alınmasını amaçlayan demokratik rejimlerdeki bir uygulamadır. Anayasanın 119. ve 120. maddelerinde ve 1983’te çıkan OHAL Kanununda yetki valilere verilmektedir. Sivil rejim içinde valiye yetki veriliyorsa, askeri rejim döneminde bu yetki sıkıyönetim komutanlarına ait olur. Bu bir Anayasal yetkidir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulması idareye tanınmış yetkidir ama idare de bu yetkiyi keyfi olarak kullanmaz. Türkiye gibi yönünü, rejimini demokratikleştirme adına hedefleyen bir ülkede bunu kötüye kullanma olasılığının olmadığını düşünüyorum” dedi.

    “OHAL’i demokratik rejime aykırı şeklinde yorumlamak doğru değil”

    OHAL uygulamasının kanun hükümde kararname yetkisi ile kamu yönetiminde etkinliği sağlamaya yönelik bir uygulama olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tanju Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü: “OHAL’i baştan demokratik rejime aykırı, temel hak ve özgürlüklerin durdurulması şeklinde yorumlamak doğru değil. Önemli olan sınırlarının özellikle temel ve hak özgürlükleri tahrip etmeyecek şekilde belirlenmesi gerekiyor. Amaç kamu yönetimini daha etkin hale getirmek. Demokratiklik açısından özüne sadık kalındığı takdirde sıkıntıların olacağını tahmin etmiyorum.”

    “Fransa sağladı, biz niye sağlayamayalım”

    Fransa’da uygulanan OHAL’e de değinen Tosun, “Dünyanın çeşitli demokratik rejimlerinde OHAL uygulamaları demokratik anayasalar tarafından hükümetlere ya da devlet başkanına, çeşitli yürütme organına tanınmış olan bir yetkidir. Baştan reddetmek yerine amaçlananın ne olduğunu ve amaçlanan ile OHAL dönemindeki işlemler arasındaki dengeyi görmek gerekir. Fransa sağladı, biz niye sağlayamayalım” yorumunda bulundu.

    “Sokağa çıkma yasağı olacak yaklaşımı ön yargılı olur”

    Vatandaşların en çok sorduğu “Temel hak ve özgürlüklerde kısıtlama olacak mı?” sorusunu da yanıtlayan Tosun, “Temel ve hak özgürlüklerin durdurulması söz konusu olabilir. Seyahat hürriyeti açısında kısıtlamalar getirilebiliyor, kimlik bildirimi açısından çok daha sıkı bir kimlik kontrol söz konusu olabilir ama ‘Türkiye’de sokağa çıkma yasağına yol açacaktır’ şeklinde bir yaklaşım ön yargılı olur. Bizzat siyasal iktidar 15 Temmuz akşamı halkı demokrasi adına nöbete davet ediyor. Böyle bir yaklaşım varken yasağın bu rejimi hayata geçireceğini düşünmek çelişki olur. Ancak idarenin elinde yetkiyi gerekli olduğu takdirde sınırlı şekilde kullanma imkanı var” cevabını verdi.

  • Siyaset Bilimci Yrd. Doç. Dr. Can Ulusoy:

    Suudi Arabistan ile İran arasında başlayan ‘idam’ gerginliği, İran’ın, Yemen’in başkenti Sana’daki büyükelçiliğinin, Suudi Arabistan savaş uçakları tarafından vurulduğu iddiası ile artarak devam ediyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Yrd. Doç. Dr. Can Ulusoy, iki ülke arasındaki gerginliğe taraf olacak ülkelerin saflarını keskinleştirmek durumunda olduğunu ifade etti.

    Suudi Arabistan hükümetinin ülkenin önemli Şii din liderlerinden Şeyh Nemr Bakır En-Nemr’i idam etmesinin ardından İran’la yaşadığı gerginlik artarak sürüyor. Son olarak İran’ın, Yemen’in başkenti Sana’daki büyükelçiliğinin, Suudi Arabistan savaş uçakları tarafından vurulduğu iddiası gündeme bomba gibi düştü. Bölgenin durumu, Türkiye, Avrupa ve Amerika’nın bu gerilimin hangi noktasında olduğu konularında değerlendirmelerde bulunan Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslar arası İlişkiler Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Can Ulusoy, bu gerginlikten kaçamayıp taraflarını seçen ülkelerin saflarını keskinleştirmek durumunda olduğuna dikkat çekti. Körfez ülkelerini örnek olarak gösteren Ulusoy, ‘’Bu ülkeler ne kadar isteseler de Suudi Arabistan’ın baskısı karşısında İran’a karşı pozisyon almak zorundalar. Bununla birlikte özellikle Irak hükümeti, Suriye hükümeti ve Lübnan Hizbullah’ı, Suriye içinde, İran’la olan işbirliğini ve dayanışmasını daha da yükseltmek, keskinleştirmek zorunda. Suriye dışında ise yeni çatışma alanları ortaya çıkacaktır. Önümüzdeki günlerde Yemen’de daha büyük olaylar görebiliriz. Bunun karşılığında İran’ın Bahreyn’de yeni bir isyan düzenleme atağıyla da karşılaşabiliriz’’ dedi.

    EN TEJLİKELİ SENARYO, SURİYE’DEKİ SAVAŞIN MEZHEPLER ÇATIŞMASINA DÖNÜŞMESİ

    Suriye üzerinde, Suudi Arabistan ile İran arasında bir vekalet savaşının sürdüğünü söyleyen Yrd. Doç. Dr. Can Ulusoy, ‘’Suudi Arabistan bu noktada o bölgede bulunan ve desteklediği Sünni gruplara yaptığı yardımı daha aktif hale getirecek. Fakat Suriye’de açık bir savaş devam ettiği için bu durum bölgede değişiklik ortaya çıkarmaz. İşin tehlikeli olan noktası ise iki ülke arasındaki vekalet savaşının mezhep çatışmasına dönüşme ihtimali’’ dedi.

    BU OLAY ORTADOĞU’NUN ŞEKİLLENMESİNE ETKİ EDER Mİ?

    Türkiye ve İran haricinde Ortadoğu coğrafyasında gerçek bir devlet olgusunun ortaya çıkmadığını belirten Ulusoy, ‘’Buradaki ülkeler, ulus devlet olma süreçlerini başarı ile tamamlayamadıkları için hem geçmişten gelen sorunları hem de şuandaki sorunları bir araya geliyor’’ diye konuştu. Avrupa’nın, yaşadığı mezhep savaşlarının ardından ulus devletlere ayrılmaya başladığını ancak aynı durumun Ortadoğu için geçerli olamayabileceği ya da kendi tarihsel tecrübesi içinde nasıl bir hal alacağının şimdiden söylenmesinin zor olacağını dile getiren Ulusoy bunun sebebini ise şöyle açıkladı; ‘’Avrupa son derece köklü, içsel ve büyük kırılmalar yaşarken aynı zamanda yeni bir iktisadi dünyanın da temellerini kurdu. Oysa Ortadoğu’da böyle bir dinamikten söz etmek mümkün değil.’’

    TÜRKİYE’NİN OLAYLARIN NERESİNDE DURMALI?

    Türkiye’nin mümkün olduğunca iki ülke arasında oluşacak mezhep kışkırtmalarının uzağında kalması gerektiğini ifade eden Ulusoy, ‘’Elbette Türkiye bölgede, İran’ın hamlelerine karşı kendi hamlelerini yapacak ama Suudi Arabistan ile İran arasında ortaya çıkacak bir meselede Türkiye’nin hiçbir şekilde mezhepler çatışmasında yer almaması lazım’’ dedi. Suriye noktasından Türkiye’nin tavrının nasıl olması gerektiğini de yorumlayan Ulusoy, ‘’Suriye meselesi bizim de meselemiz. Eğer İran burada bir hamle yapıyorsa, Türkiye de yapar. Ancak mezhep çatışması buna benzemez. Bu çatışmanın içinde yer aldığınız taktirde karşı tarafta bulunan güçlerle ipleri koparırsınız. Bir diğer önemli nokta ise mezhep çatışmasına taraf olmak Türkiye’nin kendi içine de yansıyabilir. Türkiye bu kadar birbirine girmiş bir bölgede kendi içindeki sorunları çok daha şiddetli bir şekilde yaşamaya başlar. O yüzden Türkiye’nin mümkün mertebe mezhep çatışmasının dışında kalması gerekiyor’’ ifadelerinde bulundu.

    ‘’BATI, ORTADOĞU’DA ÇATIŞMALAR SÜRSÜN İSTİYOR’’

    Amerika’nın ve Avrupa’nın Ortadoğu’nun bir çatışma bölgesi olarak kalmasından yana olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Can Ulusoy, ‘’Ortadoğu’nun durulmasını, istikrara kavuşmasını şu an için erken buluyorlar, istemiyorlar. Çünkü şu anda Dünya’nın yeni mücadele alanı Pasifik. Burada, bu mücadele yaşanırken Ortadoğu’nun şuandaki haliyle kalması Batı’nın ve Amerika’nın işine geliyor. Zaten şuanda Ortadoğu’daki durumdan rahatsız olsalardı Suudi Arabistan’daki bu idamlar gerçekleşmezdi’’ diyerek sözlerini noktaladı.