Etiket: Beslenmenin

  • Okul döneminde beslenmenin önemi

    Uzmanlar, çocukların büyüme ve gelişmesinin sağlıklı beslenmeye bağlı olduğunu söyledi.

    Okul döneminde beslenme problemleri yaşanabileceğini ifade eden VM Medical Park Bursa Hastanesi Uz. Diyetisyeni Nilgün İstek, okula gidip gelme süreleri iyi ayarlanmadığından öğünlerde aksaklık, düzensizlik olabileceğini belirtti. Evde sağlıklı beslenme davranışı oluşturacak bir model yoksa çocuğun aynı sağlıksız alışkanlığı okulda sergileyebileceğine dikkat çeken İstek, “Okulda, arkadaş ortamında beslenme açısından yanlış uygulamaları gören çocuk, sağlıksız beslenme alışkanlıkları edinebilir. Karşılaşılabilecek bu tür problemler, sağlıklı beslenme davranışını hayata geçirmeyi güçleştirebilir. Ancak eldeki olanaklar çerçevesinde yanlış uygulamalardan doğru yönde değişiklikler yaparak veya besin tercihlerini daha besleyici ve sağlıklı hale getirerek bu güçlüğün üstesinden gelmek mümkündür. Özellikle çocuğun okula aç gitmemesi, iyi bir kahvaltı yapması sağlanmalıdır. Ancak aile bu konuda çocuğa uyarı yapmakla kalmamalı, inandırıcı olması ve çocukta alışkanlık haline dönüşmesi için ebeveynler de kahvaltıya eşlik etmelidir” dedi.

    Çocukların beslenmesinde gıda çeşitliğinin de önemli olduğunu vurgulayan İstek, “Bilhassa fazla miktarda tüketilen yağ ve karbonhidratlı gıdalar sınırlandırılmalı, sebze ve meyve, rafine edilmemiş tam tahıllı ürünler, bulgur, kurubaklagil gibi vitamin ve mineral açısından zengin ve iyi lif kaynağı olan besinlere, süt, yoğurt, peynir, et ve yumurta gibi proteinli yiyeceklere yeterince yer verilmelidir. Öğle yemeği okulda yenilecekse, okul idaresinin bilgisi dahilinde olan ve aile tarafından da kontrol edilen menüler tüketilmelidir. Ara öğünlerde doyurucu olmayan ve sağlık açısından tüketilmesi önerilmeyen yiyecekler olan çikolata, bisküvi gibi şekerli, unlu yiyecekler, cips gibi kızartılmış ürünler ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bu sebeple ara öğünlerde içinde peynir ve mevsim sebzeleri olan küçük sandviçler, meyve, taze sıkılmış meyve suyu, ayran, süt, ceviz ve badem gibi besinler tercih edilmelidir. Bu konuda okul idaresi ve kantini ile irtibata geçilmeli, aileler de bu konuda bilgilendirilmelidir. Kantin olanakları buna el vermiyorsa çocukların yanına beslenme çantası hazırlanmalıdır” diye konuştu.

    Okul dönemi çocuklarında bir diğer problemin ise diş çürükleri olduğunu belirten İstek, “Rafine karbonhidrat kaynaklı şekerler, tatlılar, hazır meyve suları çürümeye katkıda bulunan besinlerdir. Diş çürüklerinin önlenmesinde rafine karbonhidrat kaynaklı besinlerden uzak kalmak, çocuklara diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak önemlidir. Sağlıklı beslenme tarzının çocukta alışkanlık haline getirilmesi, kısa vadede çocuğun fiziki ve zihni performansında olumlu etki gösterirken, uzun vadede çocuğun sağlığı açısından yapılan en önemli yatırımdır. Sağlıklı beslenme davranışının aile ortamında kazandırılması büyüme ve gelişme dönemi haricinde hayatımızda yer almalıdır” şeklinde konuştu.

  • Kurban Bayramında sağlıklı beslenmenin yolları

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Banu Özbingül Arslansoyu, et tüketiminin artacağı Kurban Bayramı’nda, özellikle kronik hastalığı olan bireylere yağsız veya az yağlı et tüketmelerini tavsiye etti.

    Arslansoyu, yağlı etlerin, doymuş yağ ve kolesterolden zengin gıdalar olduğunu belirterek, “Görünür yağları ayrılsa dahi kırmızı etin ortalama yağ içeriği yüzde 20’dir. Kronik hastalığı olan bireyler yağsız ya da az yağlı etleri tercih etmelidirler. Etler, haşlama ya da ızgara tercih edilmeli, kızartmadan kaçınılmalıdır. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli, ilave yağ eklenmemelidir. Etler E ve C vitamini içermezler. Bu nedenle, etlerin mutlaka sebzelerle beraber pişirilmesi ya da yanında C vitamini kaynağı olan sebzelerin ya da taze sıkılmış meyve suyunun tüketilmesi önemlidir. Bu yöntem hem besin çeşitliliğini sağlayacak hem de C vitamini, kırmızı etten sağlanan demirin emilimini arttıracaktır.

    Yapılan çalışmalar, etlerin mangal üzerinde yanlış yöntemle pişirilmesiyle kanserojen maddelerin açığa çıktığını, başta mide kanseri olmak üzere, yemek borusu ve kalın bağırsak kanserlerine neden olabildiğini göstermektedir. Bu kanserojen maddelerden biri heterosiklik aminler denen zararlı maddelerdir ve etin yüksek sıcaklıkta pişip yanması sonucunda ortaya çıkarlar. Diğeri ise polisiklikaromatik hidrokarbonlardır (PAH). Bu maddeler etten ateşe damlayan yağlardan ve çıkan dumanın etle temasından oluşurlar” dedi.

    Etin yüksek ateşte pişirilmemesi gerektiğini kaydeden Arslanboyu, “Kömür kullanımında çok yüksek ateşi tercih etmek ve eti yakmak kanserojen maddelerin açığa çıkmasına ve B grubu vitaminlerin kaybına yol açar. Kömür közüyle et arasında en az 15 santimetrelik bir mesafe bırakılmalı, alevle yakılarak pişirilmemelidir. Pişirme öncesi etlerin bazı baharat ve otlarla marine edilmesi kanserojen madde oluşumunu azaltır.

    Mangal ve ızgaralarınızı her kullanımdan sonra çok iyi temizleyerek, oluşmuş kanserojen maddelerin bir sonraki yemeğinize aktarılmasını önleyin. Ateşe damlayan, yağ ile açığa çıkan kanserojen maddelerin oluşumunu azaltmak için yağlı etlerden kaçının. Özellikle kurban bayramlarında çok sayıda hayvanın kesilmesi, kesim öncesi ve sonrası gereken kontrol ve hijyen kurallarına uyulmaması ya da saklama-hazırlama-pişirme sırasında gerekli hassasiyetin gösterilmemesi, hastalıkların ortaya çıkmasına ya da yayılmasına zemin hazırlayabilmektedir. Kurbanlık hayvanın kesiminden sonra rigor mortis adını verdiğimiz ölüm sertliği ortaya çıkar. Et bekletmeden tüketilirse midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılara yol açar. Bunu önlemek için etleri kesildikten sonra serin bir yerde (14-16 C) 5-6 saat beklettikten sonra 18-19 saat da buzdolabında bekletmeli, toplamda 24 saat beklettikten sonra tüketmelisiniz. Etler kesinlikle çiğ ya da az pişmiş tüketilmemeli, büyük parçalar halinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetinde, buzdolabında ya da derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler buzdolabında 3 gün, derin dondurucuda 3 ay muhafaza edilebilmektedir. Kıyma olarak saklanacaksa bu sürenin daha da kısa olduğunu unutmayın. Etler dondurulduktan sonra buzdolabında çözdürülmeli, çözünen et hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır” dedi.

    Arslanboyu, şu tavsiyelerde bulundu:

    ” Güne hafif bir kahvaltı ile başlayın.

    Az ve sık aralıklarla beslenin.

    Şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlıları tercih edin.

    Tabağınızın dörtte birini et, dörtte birini tahıl, kalan kısmını ise sebze yemekleri ve salatadan oluşturun.

    Bol su tüketin.

    Aç karnına bayram ziyaretine gitmeyin.

    Fiziksel aktivitenizi arttırın”.

  • Genlere göre beslenmenin önemi

    Mayasante Poliklinikliği Diyetisyeni Eda Ağıllı, başkalarının uyguladığı ve başarılı sonuçlar aldığı diyetlerin aynısı yapıldığında kilo verilemediği gibi aksine kilo artışı yaşanabileceğini, bu durumun en önemli faktörünün genetik farklılıklar olduğunu söyledi.

    Diyetisyen Ağıllı, genetik farklılıklara odaklanan ve kişinin sadece kilo vermesini sağlama amacıyla değil, yaşam boyu sağlıklı beslenme düzeni ve alışkanlıkları edinmesi için geliştirilen gündemdeki en popüler bilimsel uygulama Gentest’i anlattı. Gentest’in bireyin genetik yapısı doğrultusunda sağlıklı, enerjik, uzun bir ömür sürmesine imkan sağlama amacıyla kapsamlı bir analiz programı sunduğunu belirten Ağıllı, aynı metabolizma yapısına dahi sahip olunsa kişilerin bedenlerinin aynı diyetlere farklı tepkiler verebileceğini kaydetti. Ağıllı, “Genetik farklılıklara bağlı olarak ortaya çıkan bu durumu önlemek ve uygulanacak diyet programında en verimli sonuçları alabilmek, kişinin genetik yapısının analizi ile o kişiye özel bir diyet planı oluşturulması ile mümkün hale geliyor. GentestDiet olarak adlandırılan yöntemle kişinin genetik yapısı analiz edilerek, tıpkı parmak izi gibi sadece ’o kişiye özel’ bir beslenme programı oluşturuluyor” dedi.

    Sadece kilo verme amaçlı değil

    GentestDiet’in hastalıklardan korunmak, sağlık düzeyini yükseltmek, kalıcı kilo vermek, enerjik ve dinamik olmak için kişinin vücudunu tanımasını ve analizlerin sağladığı veriler doğrultusunda kendisine özel doğru beslenme tarzına ulaşmasını sağladığını ifade eden Diyetisyen Ağıllı, “Gentest ile gen yapınıza göre antioksidan, detoks ve inflamasyondan korunma ihtiyacınız, farklı yağ türlerine olan gereksinimleriniz, tuz, alkol, kafein duyarlılıklarınız, laktoz ve gluten intoleransınız, beslenmenizde almanız gereken tüm vitamin ve mineral değerleriniz ve sizin için doğru olan egzersiz düzeyi tespit edilebiliyor” dedi.

    Tüm analiz yanak içine sürülen pamuklu çubuk ile yapılıyor

    GentestDiet analizinin yanak içi mukozasına pamuklu bir swap çubuğunun sürtülmesi ile kansız ve acısız olarak alınan doku örneğinin incelenmesi ile yapıldığını söyleyen Eda Ağıllı, 2 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanan örnek alma işlemi sonrası bu swaplarda toplanan doku ile DNA örneğinin ayrıştırılmasının yetkili laboratuvarda uzman doktorlar tarafından gerçekleştirildiğini kaydetti. Ağıllı şöyle devam etti:

    “4 hafta içinde sonucun rapor halinde sunulduğu GentestDiet ile DNA üzerinde 24 farklı gen varyasyonunun metabolizma üzerine etkileri ölçülüyor ve rapora bağlı olarak diyetisyeniniz tarafından DNA yapınıza uygun beslenme planı çıkarılıyor. Yaş sınırlaması olmaksızın gerçekleştirilebilen analizler ile ortaya çıkan GentestDiet planı kişi için yaşam boyunca geçerliliğini koruyor.”

  • Kısırlıkta Beslenmenin Rolü

    Ortadoğu Hastanesi’nden Diyetisyen Nihal Özdemir, kısırlık ile beslenme arasındaki ilişkiyi netleştirmek için beslenme kontrol listesinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

    Diyetisyen Özdemir, kısırlık ile beslenme arasındaki ilişkiyi netleştirmek için değerlendirilmesi gereken beslenme kontrol listesini şöyle açıkladı:

    “Çok zayıf veya şişman olmak, yemek yeme davranış bozukluğuna sahip olmak, vejetaryen olmak, besin gruplarından en az birini beslenmenizden çıkarmak, aşırı egzersiz yapmak, öğün atlamak, çok fazla stresli bir hayata sahip olmak, popüler diyetleri sık uygulamak, hızlı bir şekilde kilo verip almak gibi etkenler mevcuttur. Kısır bireylerin beslenme alışkanlıkları değerlendirildiğinde; vejetaryen olmak, çok düşük yağlı ve kolesterollü beslenmek, sebze ve meyvelerden kısıtlı beslenmek, kahvaltı öğününü atlamak, çok hızlı yemek yeme davranışına sahip olmak, kesinlikle hiç yağ tüketmemek, kırmızı et tüketmemek, süt tüketmemek, balık ve deniz ürünlerini tüketmemek, yumurtayı beslenmede bulundurmamak, buğday ve ürünlerini kesinlikle tüketmemek yer alıyor. Aynı zamanda çok fazla yemek yemek, hareket etmemek, yağlı ve şekerli gıdaları çok tüketmek sperm ve yumurta kalitesini ciddi oranda azaltarak, bireylerin kısırlık sorunuyla yüzleşmelerine sebep olabilir. Son zamanlarda yapılan çalışmalar; bol miktarda sebze, meyve ve baklagil tüketen, bununla beraber folik asit içeren multivitamin haplar yardımı ile demir desteği alan kadınlarda, hamile kalma oranında artış olduğunu göstermektedir. Margarin ve yağların kızartılması sonucu meydana gelen trans yağların tüketimi insülin hormununda işlev bozukluğu yaptığı için yumurtlamanın meydana gelmesine engel olup, kısırlığa sebep olmaktadır.”

    Beslenme bozukluklarının kısırlıkta kadınları etkilediği gibi erkekleri de etkilediğini kaydeden Diyetisyen Özdemir, şöyle devam etti:

    “Yağlı yiyeceklerin çok fazla tüketilmesi erkeklerde sperm sayısı ve kalitesi üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Buna karşın Omega 3 içerikli balık yağı, ceviz, keten tohumu gibi besinlerin, sperm hareketliliği, şekli ve boyutu açısından yararları vardır. Egzersiz, insüline duyarlılığı artırarak ovaryan fonksiyonunu ve gebe kalma şansını arttırmaktadır. Obez kısır kadınlarda yapılan bir çalışmada, kilo vermenin, fiziksel zindeliği geliştirmenin ve psikolojik iyi olma halinin ovulasyon ve gebelik oranlarını artırdığı belirlenmiştir. Orta seviyedeki egzersiz ve iyi ayarlanmış bir diyet tüketiminin fertiliteyi olumlu düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Yine çeşitli çalışmalarda çinko eksikliğinin sperm oluşumunu olumsuz etkilediğine dair bulgular bulunmaktadır. Kısırlığın diğer bir nedeni de hormonlu ve GDO içeren gıdalardır. Hormonlu gıdalardaki östrojen hormonu, erkeklerde meme büyümesine, cinsel güç kaybına, kadınlarda da yumurtlamanın baskılanmasına neden olmaktadır. Koyu sarı ve turuncu renkteki sebze ve meyvelerin aşırı tüketimi adette düzensizliğe, kalitesiz yumurta üretimine neden olmaktadır. Alkol alımı, erkeklerde testislerde toksik etki yaratmaktadır. Ereksiyon kaybı, sperm sayısı ve kalitesinde azalma gözlenecek en önemli sorunlardandır. Günde 500 mg ın üzerinde alınan kafein (4 fincandan fazla kahve) kadınlarda östrojen düzeyinde azalmaya ve böylece yumurtanın kalitesizliğine daha da önemlisi yumurtlamamaya neden olmaktadır. Sigara kullanımı ile erkeklerde sperm üretiminde azalma, kadında yumurtanın kalitesinde ciddi hasarlar meydana gelmektedir. Ek olarak da diyetle alınan düşük miktarda demir, çinko, B12 vitamini ve düşük kalite protein kaynakları kısırlık için zemin hazırlamaktadır.”

  • Sağlıklı Beslenmenin Altın Kuralları

    Küçükçekmece’de düzenlenen söyleşide Diyetisyen Fatma Zehra Uçar, sağlıklı beslenmenin püf noktalarını anlattı. Diyetisyen Uçar, vücutta tümör oluşumuna yardımcı olan akrilamid maddesi konusunda katılımcıları uyardı.

    Küçükçekmece Belediyesi’nin düzenlediği “Bugün Ne Pişirsem” konulu söyleşide Diyetisyen Fatma Zehra Uçar, ebeveynleri akrilamid maddesi konusunda uyardı. Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen söyleşide Uçar, pişirme usullerine dikkat çekerek, kızartmalardan uzak durulmasını tavsiye etti. Uçar, “Patatesi kızartmayın, fırınlayın. Kızartmayı hayatınızdan çıkarın. Böylece daha az kalori alırsınız ve kanserojen maddelerden uzak durursunuz” diye konuştu.

    “ATEŞ İLE ET ARASI 15 CM OLMALI”

    Havaların ısınmasıyla hafta sonlarının vazgeçilmezi haline gelen mangal yakmanın tehlikesine de vurgu yapan Uçar, “Mangalı çok fazla tercih etmeyin. Yapıyorsanız da et ile ateş arasında 15 cm mesafe olsun. Ateş ve et direk temas ederse, kanserojen maddeler oluşur. Döner de de aynı tehlike söz konusu. Ayda bir defadan fazla mangal ve döner yemeyin” dedi.

    SOFRALARDAKİ TEHLİKE: AKRİLAMİD

    Nişastalı gıda ürünlerinde kızartma, fırınlama ve kavurma gibi yüksek sıcaklıkta pişirme sırasında oluşan kimyasal bir bileşik olan ve vücutta tümor oluşumuna yardımcı olan akrilamid maddesine karşı ebeveynleri uyaran Uçar, bu maddenin patates, mısır cipsi, kahvaltılık tahıl ürünleri, bisküvi, kraker ve kızartılmış ekmekte olduğunu söyleyerek, pişirme ısılarının da bu maddenin oluşmasını etkilediğini söyledi.

    “DIŞARIDAN SÜT ALMAYIN, PASTÖRİZE SÜT KULLANIN”

    Zehra Uçar, pişirme sırasında dikkat edilmesi gereken noktaları da şöyle sıraladı:

    “Yemek pişirirken, tencerenin kapağını fazla açıp, kapamayın. Oksijenle besinler temas etmesin. Besinlerin vitamin değeri düşüyor. Ayrıca, yemeklere soda ve karbonhidrat koymayın. Sebzeleri az suyla haşlayın. Makarnayı ise pilav gibi pişirin. Yani suyunu az koyun, kendisi çeksin. Dışarıdan alınan sütlerin hijyen kontrolünü yapmak imkansız. Bu yüzden pastörize, markalı sütler öneriyorum. Dışarıdan alınan sütler, ne kadar kaynatılsa da mikrobu gitmediği gibi, vitamini de yok oluyor.’’

    “YUMURTAYI YIKAMAYIN, ARTIK YEMEKLERİ ÇOK ISITIN”

    Besinlerin saklama koşullarının önemine de dikkat çeken Diyetisyen Uçar, şöyle konuştu:

    “Marketten aldığınız yumurtayı yıkayıp dolaba koymayın. Gözeneklerini açmış oluyorsunuz, mikroorganizmalar içine giriyor. Çabuk bozuluyor. Dondurulmuş yiyecekleri de sıcakla temas ettirerek, çözdürürseniz mikrop üretir. Tek yapmanız gereken, buzluktan buzdolabının içine almaktır. Artık yemekleri de ısıtırken, yüksek ısıda ısıtarak tüketmeye özen gösterin.”

    ŞEKER HASTASI OLMAK İSTEMİYORSANIZ AÇ KALMAYIN

    Diyet yaparken aç kalmanın ya da kahvaltı yapmamanın vücuda olan zararlarından bahseden Uçar, öğün dengesinin çok önemli olduğunu söyleyerek, şu tavsiyelerde bulundu:

    “Kahvaltı mutlaka yapılmalı. Uzun saatler aç kalmak tehlikeli. Uzun saatlerin ardından yemek yendiğinde kan şekeri düşüyor, zıplıyor. 50’li yaşlara gelindiğinde yüksek şeker çıkıyor. Şeker hastalığını önlemek için bir de bol bol kuru baklagil tüketin. Ara öğünleri de atlamayın. Mutlaka bir meyve ya da yoğurt yenebilir.”