Etiket: beslenme

  • Öğrencilere Bilişim Ve Beslenme Semineri

    Malatya Valiliği ile Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından öğrencilere bilişim teknolojileri ile obezite ve dengeli beslenme semineri verildi.

    Özel İbrahim Yücel İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirilen seminerde ilk olarak Malatya Valiliği tarafından bilişim teknolojilerini doğru kullanma ile ilgili seminer verildi.

    Bir diğer seminerde ise Malatya Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından öğrencilere obezite ve dengeli beslenme anlatıldı. Uzman diyetisyen Çiğdem Bozkır tarafından verilen seminerde öğrencilere düzenli beslenme konusunda detaylı bilgiler sunuldu.

  • Hayvansal Yağdan Zengin Beslenme Prostat Kanserini Artırıyor

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fazlı Polat, hayvansal yağdan zengin, sebze ve lifli gıdalardan fakir beslenenlerde prostat kanseri riskinin daha fazla olduğuna dikkat çekti.

    Günümüzde en çok görülen kanser türlerinin başında prostat kanseri yer alıyor. Teknolojik gelişmeler prostat kanseri cerrahisinde yeni olanaklar sunuyor. Bu olanaklardan birisi de robotik cerrahi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi de 2011 yılından bu yana prostat kanseri vakalarında robotik cerrahi uygulanıyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fazlı Polat, prostat kanserinin tedavisi ve robotik cerrahi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Polat, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinin bir kısmının bu yöntemle ilgili olarak Fransa’nın Strasburg kentinde bir klinikte özel bir eğitim alarak, robotik cerrahi sertifikasına sahip olduğunu söyledi. Avrupa Üroloji Derneği tarafından her yıl düzenlenen Avrupa Robotik Üroloji sempozyumlarına katılarak bu konuda çok tecrübeli hocalarla hem tanışma hem de tecrübelerinden faydalanma imkanlarını klinik olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Polat, “Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı olarak şu ana kadar yaklaşık 250’nin üzerinde vakayı robotik cerrahi ile yapmış bulunmaktayız. Ameliyat sonrası hastalarımızda neredeyse yüzde 100’e yakın memnuniyet sağladık. Hiçbir hastamızda ciddi bir komplikasyonla karşılaşmadık. Bu vakaların büyük bir çoğunluğunu prostat kanseri vakaları oluştururken, aynı zamanda radikal nefrektomi, parsiyelnefrektomi, radikal sistektomi ve sürrenal (böbrek üstü bezi) cerrahileri de yapılmaktadır” dedi.

    Prostat kanserini “erkek üreme sisteminde yer alan bir bez olan prostatta gelişen bir kanser” olarak tanımlayan Polat, bu kanser türünün çoğunlukla yavaş gelişim gösterdiğini söyledi. Prostat kanserinin kemiklere ve lenf bezlerine yayılım gösterebildiğini de anlatan Polat, hastalarda özellikle işeme bozukluğu, idrarda kan hücrelerinin görülmesi, gece sık idrara kalkma ve idrar yapamama gibi semptomların görülebildiğini ifade etti. İleri yaş, ailede hastalık hikayesi ve ırk gibi faktörleri hastalığın başlıca nedenleri olarak sıralayan Doç. Dr. Fazlı Polat, “Hastalık sıklıkla 50 yaş üstünde görülür. Hayvansal yağlardan zengin, sebze ve lifli gıdalardan fakir beslenenlerde prostat kanseri riski artar. Prostat kanseri tanısı ultrason eşliğinde biyopsi ile konulur” diye konuştu.

    Polat, prostat konserinin tedavisi ile ilgili olarak şunları söyledi:

    “Birçok olgu aktif ya da yakın izleme ile güvenli bir şekilde tedavi edilebilir. Prostat spesifik antijen kullanımının rutine girmesi ile beraber lokalize hastalık yakalanma oranları yüzde 80’ler civarındadır. Tedavinin sonuçları hastanın yaşı, diğer sağlık sorunları, kanserin ne kadar agresif ve yaygın olduğuna bağlıdır. Prostat kanseri dünya genelinde en yaygın görülen ikinci kanserdir. Erkeklerde kansere bağlı ölüm sebepleri arasında beşinci sıradadır. 2002 yılında yaklaşık 1.1 milyon erkekte prostat kanseri saptanmış ve hastaların 300 bini bu hastalıktan dolayı kaybedilmiştir.”

    Doç. Dr. Polat, prostat kanserine robotik cerrahi ile müdahale edebildiklerini ve bu cerrahinin bazı avantajları olduğunu söyledi. Polat, prostat kanseri cerrahisinde prostat bezinin tümüyle çıkarıldığını ve mesane boynu ile üretranın (idrar kanalı) karşılıklı getirilerek dikildiğini ifade etti. Geçmiş yıllarda prostat kanserinde cerrahi tedavi olarak açık radikal prostatektomi uygulandığını, 2000 yılından itibaren ise önce laparoskopik radikal prostatektomi cerrahisinin yaygınlaştığını dile getiren Fazlı Polat, laparoskopik cerrahinin uygulama zorluğu ve öğreniminin zaman alması açısından cerrahlara zorluk oluşturduğunu anlattı. 2002 yılından itibaren tüm dünyada robotik teknolojideki ilerlemeler ile birlikte bu ameliyatların robotik cerrahi ile yapılır duruma geldiğini söyleyen Polat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Özellikle ABD’de prostat kanseri ameliyatlarının yüzde 90’ı robotik cerrahi ile yapılmaktadır. Robotik cerrahide işlem, cerrahın yönettiği robot kollarla üç boyutlu yüksek çözünürlüklü ve 10-15 kat büyütmeli görüntü altında yapılmaktadır. Robot kollarının en büyük avantajı ince ve minik uçlarla üç doğrultuda olmak üzere toplam 540 derece ve titremeyen hareket kabiliyeti ile cerraha ameliyatı gerçekleştirme olanağı sağlar.”

    Polat, robotik cerrahinin avantajlarını ise şöyle sıraladı:

    “- Hastanede kalış süresi bir ya da 2 gündür.

    – Ameliyat esnasında veya sonrasında kan kullanım ihtiyacı yok denecek kadar azdır( robotik cerrahide yüzde 1-2, açık tedavide yüzde 45-50’ler civarındadır).

    – Ameliyat sonrası ağrı kesici gereksinimi çok azdır.

    – Ameliyat sonrası üretralkatetergenelikle 6-7. günlerde çekilir. Açık cerrahi sonrası bu süre genellikle 18-21 gündür.

    – Özellikle yüksek çözünürlüklü normalin 10-15 katı büyütmeli görüntüsü ile titremeyen ve 540 derece hareket açılı ince minik robot kollar ile prostat bezine komşu olan ereksiyonu sağlayan sinirleri ve idrar tutmaya yarayan sfinkterin korunmasına imkan sağlanır.

    – Hastada ameliyat öncesi ereksiyon problemi yoksa ve iki taraflı sinir koruyucu cerrahi ile cinsel fonksiyonlar yüzde 80-90 oranında korunur. Ameliyat sonrası idrar tutma oranları da yüzde 95 gibi çok yüksek oranlardadır.”

  • Diyabet Hastalarına Beslenme Önerileri

    Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Sağlık Yüksekokulu’nda görev yapan Öğretim Görevlisi ve Beslenme Diyet Uzmanı Esma Aksoy Kendilci, diyabet hastalarına önerilerde bulundu.

    Kendilci, diyabet hastalığı, insülin hormonu eksikliği veya etkisizliği sonucu kan şekerinin yükselmesine neden olan, ömür boyu süren bir hastalık olduğunu söyledi. Toplumda sık olarak görülen hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Kendilci, “Diyabeti olsun olmasın tüm insanların sağlıklı bir yaşam için yemeleri gereken besinler aynıdır. Vücudumuz için gerekli olan yiyeceklerin zaman ve miktar olarak belirli bir denge içinde alınması, kan şekeri kontrolünü sağlar ve komplikasyonların gelişimine engel olur. Diyabetin tıbbi beslenme tedavisinde öğün atlamamak ve ara öğün yapmak çok önemlidir. Ara öğünler kan şekeri kontrolünü daha iyi sağlar. Diyabet hastalarının yediğimiz çoğu yiyecekte şeker olduğunu bilmeleri gerekir. Ayrıca kan şekerini hızlı yükselten basit (saf) karbonhidrat içeren, çay şekeri, bal, reçel, pekmez, çikolata, pasta, tatlı, hazır meyve suyu gibi besinleri azaltmalılar. Bu gıdaların yerine kan şekerini yavaş yükselten kompleks karbonhidrat içeren kurubaklagil, sebze, meyve, tahıllar, çorba, pilav, makarna, ekmek gibi besinleri tüketmeliler” dedi.

    Diyabet hastalarının kırmızı et tüketimini azaltmalıları gerektiğini ve yerine tavuk veya balık eti tercih etmeleri gerektiğini belirten Kendilci, “Kızartılmış yiyeceklerden uzak durmalılar. Yemeklerde kullandıkları yağı azaltmalılar. 1 kilogram sebzeyi 3-4 yemek kaşığı yağ ile pişirmeliler. Yağı azaltmak için az yağlı süt ve yoğurdu tercih edebilirler. Tuz alımı azaltılmalıdır. Yemekler daha az tuzlu olmalı. Tabaklarına ilave tuz eklememeliler. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketsinler. Her gün en az 10 bardak su içmeliler. Ayrıca kan şekeri üzerinde olumlu etkileri olan fiziksel aktiviteyi arttırmalılar. Diyabet hastalarının günde 2 porsiyondan fazla meyve tüketmemelerini öneriyoruz” diye konuştu.

    Kendilci, diyabet hastalarının hangi besini, ne zaman ve ne miktarda yiyeceklerini bilmeleri ve buna uygun beslenmeleri gerektiğini de kaydetti.

  • Türk Böbrek Vakfının ‘Sağlıklı Beslenme’ Seferberliğine Çocuklardan Destek

    Türk Böbrek Vakfı, Çocuklara Yönelik Eğitimlerini ‘Borusan Çocuk Korosunun konseriyle taçlandırdı.

    Ülkemizde böbrek sağlığının korunmasına yönelik birçok proje gerçekleştirdiklerini belirten Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “Projenin Trakya bölgesi dışında diğer illerde de hayata geçirilmesi hedeflerimiz arasında. ‘Böbrek sağlığının korunması için sağlıklı beslenme ve hayat tarzı önerileri’ eğitimlerinin verilmesi adına, başta yerel yönetimler olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliğine her zaman hazırız.”

    Türk Böbrek Vakfı’nın en önemli amacı olan, kamu yararına ülkemizde böbrek sağlığının korunması ve böbrek hastalıkları ile mücadele faaliyetleri kapsamında; Tekirdağ İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan İşbirliği Protokolü gereği eğitimlere ara verilmeden devam ediliyor. Gelecek nesillerde hastalıkların önlenmesi açısından önemli rol oynayan beslenme eğitimlerine, Milli Eğitim Müdürlükleri destek veriyor.

    Etkinlik kapsamında, Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü konferans salonunda 500 öğrencinin katıldığı Sağlıklı Beslenme ve Hayat Tarzı Önerileri eğitiminin ardından, Türk Böbrek Vakfı’nın 30. yılı nedeniyle Kapaklı ilçesinden katılan öğrencilere Borusan Çocuk Korosu tarafından da bir konser verildi.

    Ülkemizin geleceği olan çocuklarımıza Türk Böbrek Vakfı tarafından çok önem verildiğini aktaran Vakıf Başkanı Timur Erk, ülkemizde böbrek hastalıkları riskinin dünya ortalamalarının üzerinde olduğunu belirtti; “Dünyada ortalama her 10 kişiden birinde bu risk varken, ülkemizdeki risk oranı her 7 kişiden biri olarak görülüyor. Bu yüksek riskin giderilmesi için yetişkinlere yönelik yapmış olduğumuz bilinçlendirme ve farkındalığı artırma faaliyetlerimizin yanında, geleceğimiz olan çocuklarımız içinde bu eğitimle bilinçlendirme ve farkındalıklarını artırmayı amaçlıyoruz” dedi.

    Böbrek hastalıklarının sağlıklı beslenme yöntemleri ile önlenebilir olması üzerinde çok durduklarını anlatan Erk, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu konuda İstanbul ve Tekirdağ İl Milli Eğitim Müdürlükleri ile “İşbirliği Protokolleri” imzaladık. Bu kapsamda dört yıldan bu yana devam eden bu eğitimlerimiz ile mümkün oldukça çok çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. İstanbul ve Tekirdağ dışındaki il ve ilçelerde de çeşitli organizasyonlar çerçevesinde bu eğitimleri sürdürüyoruz ve olumlu gelişmeleri izliyoruz. Son 4 sene içinde tuz tüketiminde günde 3 gram azalma olduğu bir hakikattir.”

  • Fast-food Ağırlıklı Beslenme Selülite Neden Oluyor!

    Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, fast-food ağırlıklı beslenmenin selülite neden olduğunu belirtti.

    Vücudun su yağ, kas ve kemik dokusundan oluştuğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “Yaş arttıkça vücut yağ dokusu fizyolojik olarak artmaktadır. Fakat çocukluk çağlarından itibaren kilo sorunu yaşamış kişilerde, 30-40 kilo ve üzerinde kilo vermiş bireylerde cinsiyet gözetmeksizin sarkma ve çatlak daha sık görülmektedir. Kısa süreli kilo kaybı sağlayan şok diyetler vücutta yağ dışında kas ve su kaybına sebep olmaktadır. Selülit oluşumu ve şok diyetler ile ilgili bilimsel bir çalışma olmasa da sık kilo alıp veren kişilerde selülit şikayetlerinin arttığı da bilinmektedir” dedi.

    Selülitin derinin alt tabakasında, yağ dokusunun hemen çevresinde meydana geldiğini anlatan Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “Her kadında özellikle 21 yaş sonrası potasiyel görülebilir. Oluşan yağ hücrelerinin fazla yağı depolamasının ve östrojen hormonunun da etkisiyle bu hücreler genişler. Kan dolaşımı giderek yetersizleşmeye başlar. Yağ hücrelerinin genişlemesi ise yağ dokusunun aşırı yayılması demektir.Bu yayılma deri altı bağ dokusunu da etkileyerek vücudun normalden daha fazla su tutmasına ve dolayısıyla da kan dolaşımının zayıflamasına neden olur. Vücut kan dolaşımındaki zayıflamayla birlikte, dokulara eskisinden daha az oksijen ulaşmayla başlar. Bunun sonucu dokular elastikiyetini kaybeder ve cilt yüzeyi pürüzlü bir görünüm almaya başlar” diye konuştu.

    Selülitin oluşumundaki sebeplerin başında genetik eğilimin olduğuna dikkat çeken Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “Bunun dışında hormonel nedenler (östrojen seviyesi dolaşım bozukluğuna bağlı artar), yaş ile beraber cilt bağ dokusu zayıflaması, egzersiz yapmamak, kilo almak, sigara, sağlıksız beslenmek, ağır ve rafine olan gıda tüketiminde artış gibi nedenler sayılabilir. Yanlış bir beslenme tarzı olan ‘fast-food’ ağırlıklı beslenme ki bu yiyecekler arasında hamburger, pizza, asitli içecekler, alkol, aşırı tuzlu veya tatlı yiyecekler, hayvansal yağdan zengin besinler yağ hücrelerinin şişmesine, ödem oluşmasına ve ödem atılamazsa ise selülit oluşumuna neden olmaktadır” şeklinde konuştu.