Etiket: beslenme

  • Ramazan’da Beslenme Uyarısı

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Hilal Mutlu, Ramazan’da iftar ve sahurda beslenme ile ilgili bazı konulara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Hilal Mutlu, Ramazan’da beslenme konusunda bilgi verdi. Hilal Mutlu “Ramazan ayına sayılı günler kala her evde hummalı bir hazırlık başladı. 12 ayın sultanı Ramazan ayı dini bir vecibeyi yerine getirmek için oruç tutulmakta ve bununla birlikte bireylerin günlük yaşantılarında önemli değişiklikler olmaktadır. Ramazan ayında yapılan en önemli beslenme değişiklikleri arasında oruç tutan kişilerin günlük beslenme şekli ve öğün sayısını değiştirip üç ana öğün olan günlük beslenme düzeninin iki öğüne indirilmesi ve özellikle hamur işleri, tatlılar, kırmızı et, ekmek, pilav ve makarna tüketiminin artması özellikle kilo sorunu ortaya çıkarıyor. Bu yüzden Ramazan ayında iftar ve sahurda beslenmemiz ile ilgili bazı konulara dikkat etmememiz gerekiyor” dedi.

    Diyetisyen Hilal Mutlu, Ramazan’da beslenme ve diyet yapmak isteyenlerin nasıl bir yol izlemesi konusunda bazı ipuçları verdi. Mutlu “Yaklaşık 18 saat aç kalan vücut iftarda hem fiziksel hem de ruhsal açlığını gidermek ister. Unutulamamalıdır ki normal zamanda vücudumuzun ne kadar besine ihtiyacı varsa Ramazan’da da bu miktar aynıdır. Beslenme ipuçları olarak orucu 1 su bardağı ılık suyla açıp, 1 veya2 adet hurma yenilebilir. Ardından çorba içilip 10-15 dk. dinlenilmelidir. Çorba olarak yoğurtlu ve soğuk çorbalar hem yaz günlerinin sıcağından kurtulmak hem de gün içinde aç kalan vücudun ihtiyacını karşılamak için tüketilebilir. Daha sonra ana yemeğe geçilip yanında mutlaka az yağlı süt ürünleri ( yoğurt, cacık, ayran gibi) ve yağsız, bol yeşillikli salata olmalıdır. Komposto şekersiz tüketilmelidir. Ana yemeklerde kızartmalar, ağır, yağlı yiyecekler tercih edilmemeli, ızgara, haşlama, buğulama şeklinde pişirilmiş sebze ağırlıklı yemekler tercih edilmelidir. Ramazan’ın simgelerinden olan pide ise orta boy pidenin sekizde birinin 1 dilim ekmeğe tekabül ettiği unutulmamalı, haftada iki gün pide tercih edip kalan günlerde tam tahıllı ekmekler tercih edilmelidir. Çünkü oruçla birlikte değişen beslenmemiz kabızlığa sebep olmaktadır. İftardan 30-45 dk. sonra orta tempoda yürüyüş yapılmalı, yavaşlayan metabolizma harekete geçirilmelidir. Su, su, su diyoruz! İftarla sahur arasında 2-2.5 lt su içilmeli, çay, kahve çok tüketilmemelidir. Çay, kahve suyun yerini tutmadığı gibi idrarla su atımına da sebep olur. İftar ve sahurun haricinde 2 ara öğün yapılmalıdır. Ara öğünlerde meyve, yoğurt, süt en iyi seçeneklerdir. 1 su bardağı maden sulu ayran da gün içerisinde terle kaybedilen mineralleri geri almak için güzel bir alternatiftir. Şerbetli, hamur işi tatlıların yerine haftanın 1-2 günü az şekerle hazırlanmış sütlü, meyveli tatlılar veya 2-3 top dondurma tüketilebilir. Sahurda ise protein ağırlıklı kahvaltılıklar sizi gün boyu dinç tutar. Yumurta, az yağlı peynir, yeşillikler, tam tahıllı ekmekler, ceviz sahurun en iyi seçenekleridir. Pratik bir öğün tercih etmek isteyenler ise az yağlı süt, yulaf ezmesi ve taze meyvelerle hazırlanmış bir kahvaltı önerilebilir. Sonuç olarak çok hareket, çok su ve dengeli-düzenli beslenme ile hoş gelsin Ramazan” diye konuştu.

  • Uzmanından Ramazan Ayında Beslenme Önerileri

    Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Sarıyıldız, Ramazan ayında nasıl beslenilmesi gerektiği konusunda vatandaşlara tavsiyelerde bulundu. Sarıyıldız, sahura kalkmanın da Ramazan ayında çok önemli olduğunu vurguladı.

    Ramazan’da uzun süre aç kalmanın metabolizmayı etkilediğini ifade eden Sarıyıldız, “Oruç tutanların ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmamaları için beslenme konusunda bazı noktalara dikkat etmeleri gerekir. Ramazan boyunca tutulan oruçta uzun süre aç kalınması ve vücut hareketlerimizin yavaşlaması metabolizmayı yavaşlatır ve besinlerin yağ haline gelmesini kolaylaştırır. Ayrıca bu uzun süreli açlığa bağlı olarak kan şekeri düşmektedir. İftar sofrasında birden yemek yemeğe başladığımızda ise kan şekeri birden yükselmeye başlar. Düşüp çıkan bu kan şekeri de maalesef hastalarda titreme, üşüme hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, dalgınlık, dikkatsizlik, uykuya eğilim, sinirlilik, hazımsızlık, şişlik gibi sorunlara da neden olur” dedi.

    “BOŞ MİDEYE BİRDEN YÜKLENMEK YAPILAN EN BÜYÜK YANLIŞTIR”

    Oruç tutacakların midelerine bir anda yüklenmemeleri gerektiğini söyleyen Sarıyıldız, “Uzun açlık sonrası yemeğe birden yüklenmek yaptığımız en büyük yanlışlardandır. Çünkü uzun bir açlık sonrası ağır yemekler yemek kalbin yükünü artırır. Bu durum yüksek tansiyona, beyin kanamasına ve felç geçirmeye de yol açabilir. Eğer Ramazan boyunca beslenme konusunda bazı noktalara dikkat edersek bu rahatsızlıklara karşı önlemimizi alabilir ve sağlıklı bir ay geçirebiliriz” şeklinde konuştu.

    “ÖĞÜNLERİ İKİYE BÖLMEK SAĞLIĞA FAYDALI OLUR”

    İftarda fazla yemeden öğünlerin ikiye ayrılması gerektiğini belirten Sarıyıldız, “Fazla miktarda yemek yemenin vücuda yükleyeceği yükü azaltmak için iftar iki öğüne bölünmelidir. İftarda hızlı ve fazla yemek tüketilmemeli, yavaş yavaş ve küçük porsiyonlar halinde yemek yenmelidir. İftar ile sahur arasına küçük ara öğünler eklenmelidir. Böylece hem fazla miktarda yemenin vereceği olumsuzlukları engeller hem de yavaşlayan metabolizmaya destek olur. Beyin, doyma hissini yemeğe başladıktan 15-20 dakika sonra verir. Bundan dolayı yemeklerin yavaş yenmesi gerekir. Yani çorbadan sonra midemizi 5 ya da 10 dakika dinlendirirsek beyne biraz daha izin vermiş oluruz. İftarda vücudunuzun sıvı ve elektrolit dengesini desteklemek için su ve hurma ya da zeytin ile başlayabilirsiniz. Özellikle hurma düşen kan şekerini yerine getirmektedir. Fakat hurmanın yüksek miktarda şeker içerdiği ve bu nedenle kan şekerini yükselttiği de unutulmamalıdır. Hurmadan sonra çorbamızı veya tam tahıllı ekmeğimizi tercih edersek daha uzun süre tok kalırız” ifadelerini kullandı.

    “YEMEKLERİN PİŞİRME YÖNTEMLERİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Seçilen yemeklerin pişirme yöntemlerinin de önemli olduğunu söyleyen Gizem Sarıyıldız, “Özellikle ızgara, fırında veya haşlama tercih edilmelidir. Bu durum sizi mide krampları ve mide yanmalarından koruyacaktır. Ayrıca Ramazan’ın en önemli unsuru olan Ramazan pidesini de unutmayalım, beyaz unlu ve lezzetli olan Ramazan pidesinin bir avuç kadarının bir dilim ekmeğe denk geldiğini de hatırlatalım. Tatlıyı ise kesinlikle iftar sofrasında yememeliyiz. Yemekten bir buçuk ya da iki saat sonra ara öğün olarak tüketebiliriz. Aşırı şerbetli, yağlı, hamur işi tatlılar yerine ölçüyü kaçırmadan sütlü tatlılar veya meyve tatlılarını tercih etmeliyiz” dedi.

    “YETERİ KADAR SIVI TÜKETİLMELİ”

    Sahur ve iftarda yeteri kadar sıvı alınması gerektiğini söyleyen Sarıyıldız, “Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir diğeri de sahur ve iftarda yeterli sıvı alımıdır. Sıvı tüketimini artırmak için iftarda ilk yemek olarak çorba tercih edilebilir. Gün içinde susuz kalınacağından iftar ile sahur arasında da en az iki ya da iki buçuk litre su içilmelidir” dedi.

    “MUTLAKA SAHURA KALKILMALI”

    Sağlık için mutlaka sahura kalkılması gerektiğini söyleyen Gizem Sarıyıldız, “Sağlıklı bir Ramazan geçirmek için mutlaka sahura kalkmalısınız. Sahura kalkıp ufacıkta olsa bir şeyler yememiz, gün içerisinde daha rahat ve verimli geçirmeyi sağlar. Kişiler uzun süre tok kalabilmek için ve kan şekerinde ciddi problemler yaşamamak için sahurda kendilerini tok tutan besinleri tüketmeleri gerekmektedir. Bunun için kahvaltı niteliğinde geçirmek en doğrusu. Tam buğday ekmeği, peynir, yumurta, özellikle haşlanmış yumurta olarak, domates, salatalık biber ve mevsim yeşillikleri de mutlaka sofralarında bulundurmalılar. Posadan zengin olmalarından dolayı uzun süre tok kalmalarını sağlarlar. Daha çok acıkma hissi duyanlar ise kurubaklagil tüketebilir. Midede boşalma hızları daha yavaş olduğundan tokluğu daha uzun süre muhafaza ederler. Tuzlu peynir, zeytin, salam, sucuk gibi gıdalardan ise uzak durmalıyız. Bu tür besinler hem gün içerisinde susuzluk hissini artırır, hem de yağlı oldukları için kilo artışına neden olur” şeklinde konuştu.

  • Uzun Boylu Nesiller İçin Beslenme Önerileri

    Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, uzun boylu nesiller için beslenme önerilerinde bulundu.

    Gebze Medical Park hastanesinden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, boy uzamasının genel olarak genetik unsurlarla birlikte düşünüldüğünü ancak genetik unsurların dışında beslenme alışkanlıkları, spor, uyku düzeni, ağır iş- yapıp yapmama gibi birçok çevresel faktörlerin de boy uzamasını etkilediğini söyledi.

    Sağlıklı kemiklere sahip olmanın, uzun boylu olmak isteyenlerin birincil dikkat etmesi gereken husus olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Kemiklerin gelişip yenilenebilmesi, sağlıklı olması için de bazı minerallere ihtiyacı vardır. Bu minerallerden en önemlileri kalsiyum ve fosfordur. 11-24 yaş arasındaki dönem fosfor ve kalsiyum ihtiyacının en fazla olduğu dönemdir.

    Diğer bir etken ise D vitaminidir. D vitamin de kemik gelişimi için önemli bir faktördür. D vitamini sayesinde mineraller etkin bir şekilde emilir. D vitamini en çok yumurta sarısında, karaciğerde, balık yağında bulunur. Ama temel kaynağı güneş ışınlarıdır ve deride güneş ışığının etkisiyle de meydana gelir. Günde en az 15-30 dk. arasında güneş ışınlarından faydalanmak gerekir” dedi.

    Uzun bir boya sahip olmak için tek başına beslenmek veya egzersiz yapmanın bir sonuca götüremeyeceğini kaydeden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Egzersizin yanı sıra boy uzaması için gerekli olan besin desteklerini de mutlaka kullanmalıyız. Özellikle besin konusunda daha duyarlı olarak buna başlayabilirsiniz.

    En uygun beslenme tarzı ise, sebze, meyve ve proteinlerin dengeli alınmasıdır. Normal kemik büyümesi için yeterli proteinin alınması, A, C, D vitaminleri, kalsiyum, fosforlu gıdaların yeterli miktarda tüketilmesi gerekir. Çinko ve bakır gibi elementler de boy uzaması için oldukça gerekli minerallerdir. Bunlar sadece boyun normal şekilde uzamasını sağlar ve eksikliğinde boy kısalığı görülebilir.

    Protein ve gerekli minerallerin yeterince alınabilmesi için et ve süt ürünlerinin çocukluk ve ergenlik döneminde düzenli olarak tüketilmesi gerekiyor” diye konuştu.

    Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, kemik gelişimini daha tamamlamamış boyu kısa bireylerin bazı besinleri daha fazla tüketmeleri gerektiğini belirterek daha sonra şunları söyledi;

    “Süt: Gün boyunca 2 su bardağı süt içilmesi boy uzamasını desteklemesinin yanı sıra çocuğunuzun kemik yapısının da güçlenmesini sağlıyor. Sütün boy uzamasını daha fazla desteklemesi için ise gece yatmadan içilmesi gerekir. Çünkü bu saatte içilen süt, büyüme hormonunun salgılanmasına da destek verir.

    Süt Ürünleri: İçerisinde kalsiyum bulunan bu grupta yoğurt, ayran ve peynir bulunur. Özellikle yoğurt, çocuğunuzun sebze yemeği tüketirken bile tabağında mutlaka bulunmalıdır. Peynir tüketmeyen çocuklarda peynir tüketimini sağlamak için ise peynirli börek veya poğaça hazırlayabilirsiniz.

    Brokoli: Bağışıklık sisteminin güçlenmesinde ve vücudun korunmasında başrol oynayan brokoli, çocuğunuzun boyunun uzamasını sağlayan önemli bir sebzedir. Çocuklar tarafından çok sevilmese de belirli sıklıklarla tüketilmesi önerilir.

    Kuru Meyveler: Kuru meyvelerde iyi bir kalsiyum kaynağıdır. Bu sebeple boy uzamasını sağlar. Ara öğün olarak veya süt ile birlikte tatlı ihtiyacını gidermek için çocuğunuza verebilirsiniz. Kuru meyvelerin tüketim miktarı önemlidir. Çünkü fazla tüketilirse, kilo sorununa da neden olabilirler. Gün içerisinde 4-5 kuru kayısı, 2 kuru incir, 1 avuç siyah kuru üzüm seçeneklerinden birinin tercih edilmesi yeterli olacaktır.

    Susam: En yüksek kalsiyum içeren besin olması nedeni ile çocukların beslenmesinde önemli olan susam tohumunun 100 gr da 1160 mg kalsiyum bulunmaktadır fakat yağ içeriğinin yüksek olması nedeni ile porsiyon miktarına dikkat edilerek tüketilmesi gerekir. Çocuklarınıza bazı günler ekmek yerine simit verebilirsiniz.

    Soya Fasulyesi: Soya fasulyesi kalsiyum içeriği zengin olan besinlerdendir. Genellikle ülkemizde salata olarak tüketilir. Çocukların boyunun uzamasına katkısı olacak bu besini sizde yemeklerinizde kullanabilirsiniz.”

  • Acıbadem İle Teı’den Sağlıklı Beslenme Söyleşisi

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi ve TEI işbirliğiyle sağlık söyleşisi gerçekleştirildi.

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet uzmanı Yeşim Özcan’ın katılımıyla TEI Eğitim Amfisi’nde gerçekleşen söyleşide, “İş Yerinde Sağlıklı Beslenme” konusunda katılımcılar bilgilendirildi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, gün içerisinde yenilen yiyeceklerin çalışma başarısını, üretim verimlilik ile yakından ilgili olduğunu aktardı. Günün en önemli öğünün kahvaltı olduğunu vurgulayan Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, “Beyin yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyar. Beyinin kullandığı enerji kandaki şekerdir. Kan şekeri ile iş performansının yakından ilgisi vardır. Kan şekeri düşüklüğünde performans kötü etkilenirken, sürekli yüksek olması beyin faaliyetlerini bozmaktadır. Besin içeriği dengeli olmalı, farklı seçenekler olmalı, karbonhidrat ve protein dengeli olmalı. Öğünlerdeki karbonhidrat yükünün de azaltılması gerekir. Fazla karbonhidrat tüketimi halsizlik ve uyku hali yaratır ve fazla karbonhidrat tüketimi kan şekerinizi hızlı düşüreceğinden acıkmanıza sebep olur” dedi.

    Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği söyleşi sorulan soruların cevaplanmasıyla son buldu.

  • Oruç Tipi Beslenme, Hastalıkları Ve Yaşlanmayı Geciktiriyor

    Prof. Dr. Olcay Kandemir, oruç tipi beslenmenin hastalıklar ile yaşlanmayı geciktirdiğini, kilo alma ve metabolik hastalık riskini de azalttığını söyledi.

    Prof. Dr. Olcay Kandemir, Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Biyoloji Topluluğu tarafından ’Oruç ile İlgili Tıbbi Araştırmalar ve Diyet Uygulamalarına Etkisi’ isimli konferansta oruç tipi beslenmenin yararları ve orucun hastalıklar ve hasta üzerindeki etkilerinden bahsetti.

    DÜNYADA TAVSİYE EDİLEN DİYET PROGRAMI

    Oruç tipi beslenmenin yararlarına değinen Prof. Dr. Olcay Kandemir, “Literatüre baktığımızda ‘Intermittent Fasting’ yani sınırlı zamanlarda aç kalma, tıpkı oruç gibi beslenme aklımıza geliyor. ‘Intermittent Fasting’ şuan tavsiye edilen beslenme programlarının esasıdır. Dünyada tavsiye edilen diyet programı budur. Günlük yemek yeme alanını altı ila sekiz saate sınırlandırıyoruz. Geri kalan geniş zamanda aç kalmalısınız. Sağlıklı beslenmek isteyenin, ister oruç tutsun ister tutmasın bu şekilde beslenmesi öneriliyor” dedi.

    HASTALIKLARA DEVA ORUÇ

    Orucun hastalıklar ve hastalar üzerindeki etkisinden bahseden Prof. Dr. Kandemir, “Oruç tipi beslenmeyle beraber kalp hastalıkları riski önemli bir şekilde düşüyor. Kanda oluşabilecek iltihap faktörleri düşüyor. Hastalıkları ve yaşlanmayı geciktiriyor. Kilo alma ve metabolik hastalıklar riski de azalıyor. Çeşitli makalelerde de oruç tipi beslenmede diyabet gibi hastalıkları önlediğine dair bilgiler var. Obez kişilerde oruç tipi beslenme sonucu daha rahat ve hızlı kilo verildiği de gözlenmiş. Bununla beraber vücut biyokimyası da normale döndüğü saptanmış” şeklinde konuştu.

    DİYABET VE ORUÇ

    Prof. Dr. Kandemir, “Diyabette ise hayat tarzının değişmesi ile ilgili değişiklikler ortaya çıkıyor. Genel de doktorlar ve hastalar ilacı tercih ediyor ve ilaç daha etkili olarak kullanılıyor. Fakat hastaların çoğunda kilo artışı devam ediyor. Ama oruç türü beslenmede daha sağlıklı yaşanıldığı görülmüş. Haftanın yedi gününün farklı iki gününde uygulanan fasting programı sonucu karaciğer, kan damarları, yağ dokusu, pankreas ve kas dokusunda meydana gelen olumlu değişiklikler görülmüştür” dedi.

    ORUÇ TUTAN KİŞİNİN ÖMRÜ UZUYOR

    Orucun insanlar üzerinde ki olumlu etkilerinden bahseden Prof. Dr. Kandemir, “Anahtar mesaj oruç tipi beslenmenin özellikle obez kişilerde kilo vermeyi çok kolaylaştırdığı, kalori kısıtlamasının da yine diyabete karşı önleyici etkisi olduğu ancak bu etkinin oruç tarzı beslenmede daha çok olduğu bildiriliyor. Ayrıca oruç tarzı beslenmenin kalbi koruyucu etkisi de olduğu bildiriliyor” dedi.

    Prof. Dr. Kandemir, “Oruç tarzı beslenmenin yararları insülin duyarlılığını artırıyor, açlık hormonunu dengeliyor, büyüme hormonu salgılanmasına açlıkla beraber yardımcı oluyor, yetişkinlerde ise bilinçlenme düzeyini artırıyor. Aynı zamanda yaşlanmayı önlüyor. İltihabi reaksiyonları baskılıyor. Oruç sırasında yapılan egzersizin daha etkili olduğu söyleniyor. Oruç tutan kişilerde sonuç olarak hayat süresi uzuyor” ifadelerini kullandı.

    ORUÇ VE HAMİLELER

    Hamilelik dönemindeki kadınlar üzerindeki orucun etkisini anlatan Prof. Dr. Olcay Kandemir, “Hamile kadınlarda orucun etkisi araştırıldı. Bu çalışma için 240 sağlıklı hamile bayan bulundu. Bu kişileri altı gruba ayırdılar. Bu grupların yarısı oruç tuttu yarısı tutmadı. Bu kişilerin çeşitli parametrelerini karşılaştırıldı. Bunun sonucunda ilk üç ay oruç tutan annelerle tutmayanlar arasında hiçbir fark olmadığı görüldü. Diğer üç aylık grupta ise oruç tutan anneler daha az kilo aldığı gözlemlendi” diye konuştu.