Etiket: Belirtilerine

  • Anal çatlak belirtilerine dikkat

    Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fahri Yetişir, anal çatlak belirtilerine dikkat edilmesini gerektiğini belirtti.

    Anal çatlak rahatsızlığında ana şikâyetin makatta dışkılama ile çok şiddetlenen sonrasında da spazm şeklinde devam edebilen ağrı şeklinde görüldüğünü dile getiren Doç. Dr. Fahri Yetişir, “Bu ağrıya eşlik edebilen dışkı ile birlikte gelen birkaç damla parlak kırmızı kandır. Hastanın var olan bir kabızlığı veya ishali de olabilir.

    Anal çatlakta fizik muayene çok hassas yapılmalıdır çünkü çok ağrıya neden olabilir. Bu nedenle iyi bir ışık altında çok fazla anal kanala dokunmadan çatlak ve cilt katlantısı görülerek tanı konur. Ayrıca parmak ucu ile yanlara hafif dokunulduğunda sfinkter kaslarının spazmda olduğu görülebilir” diye konuştu.

    Birden fazla anal çatlak varlığında veya olması gereken yerin dışında çatlak varlığında, ayırıcı tanıda, altta yatan bağırsağın inflamatuar hastalıkları, tüberküloz, sifiliz, AİDS, anal abse ve anal kanser varlığı değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Fahri Yetişir, “Anal çatlak oluşumuna neden olabilecek direk mekanik travmaları da göz ardı etmemek gerekir, hastalığın nüks etmemesi açısından anal çatlağın kökeninde yatan etkenleri tespit etmek ve ortadan kaldırmak önemlidir. Akut anal çatlak hastalarının yüzde 70 kadarı secdece destek tedavisi ile iyileşmektedir.” şeklinde konuştu.

    Doç. Dr. Fahri Yetişir, anal çatlak tedavisi konusunda ise şunları kaydetti;

    “Beslenme alışkanlıklarında değişiklik; Daha çok posalı (lifli) yiyecekler tüketmesi bu esnada gün içerisinde bol su tüketmesi istenir. Baharatlı yiyeceklerden ve hayvansal gıdalardan uzak durması istenir.

    Dışkılama alışkanlıklarında düzenleme yapılmalı: Büyük tuvaleti gelince bekletmemeli günlük mümkünse sabah tuvaletini yapmalı. İshal ve kabız olmamak için gayret göstermeli. Büyük abdest esnasında çok fazla ıkınmadan yapılmalı. Çok uzun süreler tuvalette geçirilmemeli.

    Beslenme ve temizlenme esnasında hijyen kurallarına maksimum uymalı.

    Sıcak su oturma banyosu; Gün içerisinde 3 veya 4 kez 15-20 dakika kadar sıcak suya oturma. Bu sıcak suya oturma sayısını ve zamanını ilk zamanlarda daha sık yapılabilir. Daha çok yapılmasının zararı olmaz faydası olur.

    Rahat kıyafetler giyilmeli.

    Basit ağrı kesici kremler günde 3-4 kez kullanılabilir.

    Anal çatlak tedavisinde bu genel destek tedavinin yanında özellikli tedavileri de mevcuttur. Anal çatlağın özellikli tedavisini 3 ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlar ilaç tedavisi, botox tedavisi ve ameliyattır. Bu özellikli tedavileri kronik anal çatlak hastalarında kullanılmaktadır.”

  • Ciltte bu belirtilerine dikkat

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, her geçen gün estetik kaygılar, güzel görünme isteği, yaşlılık bulgularını gizleme ve daha genç görünme arzusu artmaya devam ettiğini belirtti.

    Cildin vücudun en geniş, aynı zamanda güzelliğin dışa vurulduğu en önemli organ olduğunu dile getiren Dr. Ata Nejat Ertek, “Cilt yaşlanması diğer organlardan farklıdır seyreder. Cilt sadece içten değil, dıştan da yaşlanır. Vücudunuzun en büyük organını, cildinizi diğer organlardan ayıran başlıca fark onun dış etkilere de açık olmasıdır.Bu nedenle de çevresel faktörler deri yaşlanmasını etkilemektedir. Ultraviyole, hava kirliliği, enfeksiyonlar, sigara içmek ve bazı hormonal faktörler yaşlanma sürecini hızlandıran en önemli etkenlerdir” diye konuştu.

    Cilt yaşlanırken bazı sinyaller verdiğini dile getiren Dr. Ata Nejat Ertek, bu sinyallerden bazılarını şöyle aktardı;

    “Kırışıklıklar; Üstteki tabaka(epidermis) koruyucu tabaka olarak aslında vücudun su ve ısı kaybını kontrol eder.Alttaki tabakanın (dermis) temel yapısını oluşturan kollajen lifler, hyaluronik asit ve mukopolisakkaritler zamanla azalır. Elastik liflerde yapısal olarak bozulma meydana gelir.Yüz hareketleri de çizgi ve kırışıklıkların ortaya çıkmasına neden olur. Kırışıklıkların oluşumunu hızlandıran diğer faktörler ise sigara ve alkol kullanımı, genetik faktörler, hormonlar, stres, uykusuzluk,yanlış ve kötü beslenme,az su tüketimi, güneş ışınlarına maruz kalmak gibi…

    Kahverengi Lekeler; Kırışıklıklardan sonra, koyu renkli lekeler muhtemelen cilt yaşlanmasının en belirgin işaretidir. Lekeler ciltteki melanosit hücrelerinin salgıladığı melanin pigmentinin ciltte birikmesi sonucu meydana gelir.Bu lekelerin en büyük nedeni çok fazla korunmasız olarak güneş ışınlarına maruz kalmaktır.Bu cilt lekelerinin bazıları zararsız olup sadece kozmetik olarak rahatsızlık verir.Ancak bazıları da önemli sağlık sorunlarına neden olabileceği için uzman dermatoloji doktorları tarafından takip edilmeleri gerekir.

    Kuruyan Cilt; İlerleyen yaşla (30 yaş sonrası) birlikte ciltte nem kaybı oluşmaya başlar.Cilt daha hızla nem kaybeder, cildin elastikiyeti ve canlılığı kaybolur.Cildin parlaklığı da azalır.Derinin su tutma ve ısıyı koruma özelliği azalması nedeniyle derinin dış ortama karşı koruyuculuk özelliği de azalır. Derinin alt tabakalarında kollajen ve elastin miktarının azalması deride gevşeme, sarkma, ince ve derin kırışıklıkların oluşumuna yol açar.”

  • Hızlı yaşlanma belirtilerine dikkat

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, her geçen gün estetik kaygılar, güzel görünme isteği, yaşlılık bulgularını gizleme ve daha genç görünme arzusu artmaya devam ettiğini söyledi.

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, “Cilt, vücudun en geniş, aynı zamanda güzelliğin dışa vurulduğu en önemli organıdır. Cilt yaşlanması diğer organlardan farklıdır seyreder. Cilt sadece içten değil, dıştan da yaşlanır. Vücudunuzun en büyük organını, cildinizi diğer organlardan ayıran başlıca fark onun dış etkilere de açık olmasıdır. Bu nedenle de çevresel faktörler deri yaşlanmasını etkilemektedir. Ultraviyole, hava kirliliği, enfeksiyonlar, sigara içmek ve bazı hormonal faktörler yaşlanma sürecini hızlandıran en önemli etkenlerdir” diye konuştu.

    Cilt yaşlanırken bazı sinyaller verdiğini dile getiren Dr. Ata Nejat Ertek, bu sinyallerden bazılarını şöyle aktardı;

    “Kırışıklıklar; Üstteki tabaka(epidermis) koruyucu tabaka olarak aslında vücudun su ve ısı kaybını kontrol eder.Alttaki tabakanın (dermis) temel yapısını oluşturan kollajen lifler, hyaluronik asit ve mukopolisakkaritler zamanla azalır. Elastik liflerde yapısal olarak bozulma meydana gelir.Yüz hareketleri de çizgi ve kırışıklıkların ortaya çıkmasına neden olur. Kırışıklıkların oluşumunu hızlandıran diğer faktörler ise sigara ve alkol kullanımı, genetik faktörler, hormonlar, stres, uykusuzluk,yanlış ve kötü beslenme,az su tüketimi, güneş ışınlarına maruz kalmak gibi…

    Kahverengi Lekeler; Kırışıklıklardan sonra, koyu renkli lekeler muhtemelen cilt yaşlanmasının en belirgin işaretidir.Lekeler ciltteki melanosit hücrelerinin salgıladığı melanin pigmentinin ciltte birikmesi sonucu meydana gelir.Bu lekelerin en büyük nedeni çok fazla korunmasız olarak güneş ışınlarına maruz kalmaktır.Bu cilt lekelerinin bazıları zararsız olup sadece kozmetik olarak rahatsızlık verir.Ancak bazıları da önemli sağlık sorunlarına neden olabileceği için uzman dermatoloji doktorları tarafından takip edilmeleri gerekir.

    Kuruyan Cilt; İlerleyen yaşla (30 yaş sonrası) birlikte ciltte nem kaybı oluşmaya başlar.Cilt daha hızla nem kaybeder, cildin elastikiyeti ve canlılığı kaybolur.Cildin parlaklığı da azalır.Derinin su tutma ve ısıyı koruma özelliği azalması nedeniyle derinin dış ortama karşı koruyuculuk özelliği de azalır. Derinin alt tabakalarında kollajen ve elastin miktarının azalması deride gevşeme, sarkma, ince ve derin kırışıklıkların oluşumuna yol açar.”

  • Pankreas kanseri belirtilerine dikkat

    Uzmanlar, pankreas kanserinin hayati kayıplara neden olan kanserlerin arasında ilk sıralarında geldiğini söylüyor. 60-80 yaş aralığında karşılaşılan pankreas kanserinin, 40 yaşın altında daha az görüldüğü ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık ortaya çıktığı belirtiliyor.

    Memorial Antalya Hastaneleri Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, pankreas kanseri konusunda en küçük belirtilerin bile önemsenmesi gerektiğini belirterek, hastalığın tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

    Hayati kayıplara neden olan kanserlerin ilk sıralarında pankreas kanserinin de geldiğini belirten Prof. Dr. Gürkan, “60-80 yaş aralığında karşılaşılan bu kanser türü, 40 yaşın altında daha az görülüyor ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık ortaya çıkıyor. Pankreas kanseri erken evrede tanısı çok zor konulan ve kansere bağlı ölümlerde ön sıralarda yer alan bir hastalıktır. Pankreas kanserinin nedeni tam olarak bilinmediğinden önlem almak da zordur. Ancak hastalık belirti vermeye başladıktan sonra, görüntüleme yöntemleriyle teşhis edilebilir. Aile hikayesi, kalıtsal ya da pankreatit denen kronik pankreas iltihabı ve sigara kullanımı, hastalığın oluşumuna neden olan faktörlerdendir. Belirtilerden sonra yapılan ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi net olarak tanı konulmasına olanak sağlanmaktadır” dedi.

    “Tümör küçültüldükten sonra ameliyat yapılıyor”

    Pankreas cerrahisinde hastaların da tedaviye dahil olarak mücadele etmesinin sağlandığını ifade eden Prof. Dr. Gürkan, “Cerrahide tümörün yakın çevredeki damarları da tutmasını durumunda yapılan yapay damar yerleştirme ameliyatları ön plandadır. Onkolojideki çok etkili ilaç rejimleriyle ‘ameliyat edilemez’ denilen pankreas kanserli ya da karaciğerinde metastaz olan vakalarda tümörü önceden küçültmek kaydıyla ameliyat gerçekleştirilebilmektedir. Tümörün küçültülmesinde nükleer tıp ile birlikte girişimsel radyoloji uygulamaları ile radyoaktif maddelerin küçültücü etkilerinden de ameliyat öncesinde yararlanılmakta” ifadelerini kaydetti.

    Pankreas kanserine 10 belirtinin haber verdiğini kaydeden Gürkan, “Yoğun bulantı, iştahsızlık, istemsiz kilo kaybı, idrar renginde koyulaşma, mide çıkışında tıkanıklık, yavaş gelişen sarılık, sırta vuran ağrı, ishal, diyabet hastalığı ve depresyon gibi belirtiler pankreas kanserini haber verebilir. Pankreas kanseri cerrahisi iki nedenle zor bir ameliyat türüdür. Pankreasın yerleşim olarak karaciğere giden çok büyük damarlara yakınlığı ve midenin arka tarafında derinde yerleşen bir bez olması ameliyat edilmesini zorlaştırır. Pankreas; mide, karaciğer, onikiparmak bağırsağı, dalak ve böbreklerle olan komşuluğu nedeniyle operasyon sırasında oldukça dikkat gerektiren bir organdır” diye konuştu.

    “Whipple yöntemi ile etkili sonuçlar”

    “Pankreas başı, onikiparmak bağırsağı ve safra yollarının pankreas başına yakın bölümlerinde oluşan tümörleri, bu üç organ birbirlerine yapışık vaziyette oldukları için ayırmak mümkün olmamaktadır” diyen Prof. Dr. Gürkan, şu ifadeleri kaydetti:

    “Bu yüzden bu organlarda meydana gelen tümörlerde o bölgeyi ‘whipple’ adı verilen teknikle tamamen temizlemek çok daha etkin bir tedavi yöntemidir. Ameliyat şansını kaybetmiş olan hastalarda bile, kemoterapi, radyoterapi ve diğer bir takım özel tedavilerle tümörlerin küçültülüp ameliyata uygun hale getirilmesi ancak çok donanımlı merkezlerde mümkün olmaktadır. Özellikle Whipple ameliyatlarında cerrahi kadar; anestezi, yoğun bakım, kat bakımı gibi tedavi işlemlerinin yeri büyüktür” dedi.

  • Bebeklerde otizm spektrum bozukluğu belirtilerine dikkat

    Uzman Fizyoterapist İmran Erkanat Toylan, son yıllarda yapılan araştırmalarda prematüre bebeklerin uzun dönem takiplerinde otizm spektrum bozukluğuna ait belirtilerin tespit edildiğini belirtti.

    Duyu Evi Fizyoterapi Hizmetleri Kurucu Müdürü Uzman Fizyoterapist İmran Erkanat Toylan, “Otizm spekturum bozukluğu anne karnında , doğumdan hemen sonra ya da genetik özellikler sebebi ile sözel olan ya da sözel olmayan iletişimde, sosyal etkileşimde öz bakım becerilerinde bozukluğa yol açan , tekrarlayıcı davranışlar ve kısıtlıyıcı sosyal aktiviteye sebep olan bir beyin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. Spektrum denmesinin sebebi hafif takıntılı davranışlardan konuşma ve öğrenme bozukluğuna kadar geniş bir yelpazeyi kapsamasıdır” dedi.

    Son yıllarda yapılan araştırmalarda prematüre bebeklerin uzun dönem takiplerinde otizm spektrum bozukluğuna ait belirtilerin tespit edildiğin kaydeden Bobath terapisti- duyu bütünleme terapisti ve Uz. Fzt. İmran Erkanat Toylan, “Yaşamın ilk 3 yılı hatta ilk bir yılında belirtileri gözlemlenmektedir. Dikkatli yapılan gözlemler bebeklerde sosyal iletişime ait, soyut düşünmedeki zorlukları, tekrarlayıcı davranışları tespit edebilmektedir. Hareket becerisinde yavaşlık olabildiği gibi normal hareket becerisine sahip ancak sözel olan ve sözel olmayan iletişimde bulgular verebilir. Genelde aileler 2 yaşında konuşamadığı için bir arayış içine girerler. Ailelerin çoğunda hikayelerini dinlediğimizde iletişime ait ve takıntılı davranışlara yönelik oldukça ipucu verirler” diye konuştu.

    Uzman Fizyoterapist İmran Erkanat Toylan, ilk bir yıl içindeki erken belirtileri şöyle sıraladı: “İlk 3 ay içinde göz kontağının olmaması; Sosyal gülümsemenin olmaması; Oyuncaklara ilginin azlığı ya da olmaması; Sakinleştirilmekte zorlanılan bebekler; Ce-ee gibi oyunlara karşı tepkisizlik; Yüz mimiklerini ve jestleri taklit etme becerisindeki yetersizlik- yoksunluk; Babıldama- agulamanın olmaması; İsmi seslenildiğinde tepki vermeme; Oyunu çeşitlendirememe ve sürekli aynı oyuncak üzerine yoğunlaşma. 1-3 yaş arasındaki belirtiler; Aynı kıyafeti ya da benzer kıyafeti giymek isteme, farklı dokudaki materyallere karşı hassasiyet; Yemek yeme ile ilgili sorunlar; Çevreye karşı ilgisizlik; Akıcı konuşmanın olmaması; İletişimi başlatamama ve kendini ifade etmede yaşanan zorluklar, bunlara bağlı olarak agresif davranışlar; İlk 3 yaş içinde başlanan erken tanı ve eğitim süreci çocuğun sosyal hayata adaptasyonu sağlamak ve öğrenme becerilerinin geliştirilmesi açısından çok önemlidir.”

    Toylan, “Tedavi süreci içinde çocuğun yapılan değerlendirmesi çerçevesinde tamamen bireysel hazırlanmış yoğun bir eğitim planıyla oyun terapisi, duyu bütünleme, uygulamalı davranış analizi temelli terapi yöntemleri ile çocuğun bilişsel, duyusal ve fiziksel olarak desteklenmesi önerilir” şeklinde konuştu.