Etiket: Belirliyor

  • İlaçsız göz anjiyosu, sarı nokta hastalığındaki tedavi yöntemini belirliyor

    Sarı noktanın, gözün arka kısmında retinada bulunan, keskin ve renkli görmeyi sağlayan bir bölge olduğunu belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Durlu, bu bölgede hasar geliştiğinde, görme kaybına kadar giden sıkıntılı bir hastalık sürecinin yaşanabildiğini söyledi.

    Sarı nokta hastalığının genellikle 65 yaş üzeri kişilerde görüldüğünü vurgulayan Durlu, ’’Sarı nokta hastalığı tüm yaş gruplarında görülebiliyor. Yaşa bağlı sarı nokta hastalığında kalıtsal özellikler etkiliyken, yüksek tansiyonlu kişiler, sigara içenler, lipid ve kolesterol düzeyleri yüksek olanlar, aşırı kilolu kişiler ve güneş ışınlarına korumasız maruz kalanlar da risk altında’’ dedi.

    Doç.Dr. Durlu, sarı nokta hastalığının belirtilerinin, görme kalitesinde bozulma, okuma zorluğu, cisimleri ve çizgileri kırık veya dalgalı görme, renkleri soluk ve gri görme, yüzleri tanımakta güçlük, ışığa hassasiyet, siyah noktalar, gece görüşünde azalma ve bakılan cismin ortasında bulanık bir alan veya karanlık leke görme olduğuna dikkat çekti.

    Durlu, ilaçsız göz anjiyosu yönteminin sarı nokta hastalığının teşhis ve tedavisini belirlemekte çok olumlu ve yararlı sonuçlar içerdiğine dikkat çekerek, “Modern tıptaki yeni gelişmeler, erken tanı ve tedavi seçeneklerini arttırıyor ve korkutucu tablolar ciddi oranda azalıyor. Islak tipte yapılan göz içine iğne tedavileri sonrası hastanın görme oranı ve yaşam kalitesi artıyor. İlaçsız göz anjiyosunun en önemli avantajı damardan ilaç vermeden sarı nokta ve retinanın damarlarını kısa sürede çok yüksek hassasiyetle inceleyebilme fırsatı sunmasıdır. Bu yöntem yapılırken ilaç verilmediği için hiçbir yan etkisi yoktur. İlaçlı göz anjiyosunda ise, nadiren de olsa ölüme kadar yol açabilen alerjik reaksiyon olabilmektedir. Diğer bir önemli avantajı, hastaya hiçbir zarar vermeden göz arkası dokularını dijital ortamda katmanlara ayırarak görüntülemekte ve sarı nokta hastalığının tipini ayırt etme olanağı vermesidir. Bu yöntemi, yurt dışındaki önemli kliniklerle eş zamanlı olarak bir buçuk yıldır kullanmaktayım” dedi.

  • Bu eserlerin değerini sanatçının hayatı belirliyor

    Hediyem İstanbul, tombak sanatçısı İsmail Bülbül ile Ebced hesabı ile tasarlanmış koleksiyonerlere özel eserler hazırladı.

    Kalemkâr ve tombak sanatçısı İsmail Bülbül, İBB Kültür A.Ş.’nin Hediyem İstanbul markasına özel minyatür bakır miğfer, kalkan ve at alınlığı üretti. Bu üç ürünün hikâyeleri Ebced hesabı ile oluşturulan bir kompozisyonla eserlere aktarıldı.

    Sınırlı sayıda üretilen eserler, hiçbir teknolojik alet kullanılmadan 16. yüzyılda kullanılan aletlerle ve o dönemki uygulanış şekliyle yapıldı. Eserlerin desenleri sanatçı tarafından üretilen 300 farklı çelik kalem ve elmas kalemle işlendi.

    Tombakların değerini sanatçının sanatı uğruna ödediği hayat belirliyor

    Tombak oldukça zahmetli ve riskli bir sanat dalı. Bu sanatı hakkı ile yapabilmek için sanatkârların ömürlerini adamaları gerekiyor. Tombak sanatında uygulanan kaplama veya eskitme tekniklerinde kullanılan tariflerde kanserojen maddelerin yer alması sebebiyle, birçok sanatkâr en verimli zamanında hastalanarak vefat etmiş. Tarihte tombak sanatçıların kansere yakalanma ve erken yaşta vefat etme oranı yüzde yüz iken, günümüzde gelişen tıp ve kullanılan maddelerdeki kanserojen oranlarının değişmesi ile birlikte oran yüzde kırklara geriledi.

    İki hükümdarlığın yükselişinin anlatıldığı miğfer

    Hediyem İstanbul’a özel olarak 26×10 cm olarak üretilen minyatür miğferin tepesindeki formlar 16 Türk devletini temsilen 16 dilimden oluşuyor. Selçuklu ve Osmanlı dönemi süsleri ile bezeli miğferde bulunan Selçuklu deseni geçmeli “Y’’ yükselişi temsil ediyor. Osmanlı’nın en büyük yükselişi ise Yavuz Sultan Selim Han döneminde olduğundan miğferde bu desen de kullanılıyor.

    İlahi desteğin sembolü kalkan

    26×16 olarak üretilen bakır kalkanın alt kaidesine yine 16 dilim göze çarpıyor. Kalkandaki gül bezemesi ise; Osmanlı’nın geçilemez denilen Sina Çölü’nü geçmesi, hilafeti Türklere geçirmesi, geçiş esnasında Hz. Muhammed’in orduya mihmandar olarak nasip olması sebebi ile o Sultan’a kalkan olan ilahi desteği temsilen işlenmiş. Güllerin arasında olan Selçuklu “Y” desenleri yine yükselişi temsil ediyor.

    Hadis ve rivayetlerle form bulan at alınlığı

    26×5 cm olarak üretilen at alınlığının üzerindeki desenin hikayesi Yavuz Sultan Selim ile Hasan Can arasında geçtiği rivayet edilen bir konuşmaya dayanıyor. At alınlığının aşağıya doğru akan kısmında Nal-ı Şerif (Peygamber Efendimizin ayak izi) olan formda rumiler mevcut. Üst kısmında hilal ve hilal içinde güller vardır. Bu desenler Yavuz Sultan Selim ile birlikte halifeliğin Türklere geçişini temsil etmektedir.

    İsimsiz sanatkârlar tarifi hep eksik verdi

    Milattan önceye tarihlenen kazılarda yemek kaplarında rastlanan tombağın sanata dönüşmesi ve zirveye ulaşması Osmanlı döneminde oldu. Tombak sanatçıları, edep sebebiyle ve kibre kapılmamak için eserlerine imzalarını atmadı. Bu sebeple hayatlarını erken yaşta kaybetmelerine sebep olmasına rağmen günümüze ulaşan nadide eserlerde tombak sanatçılarının isimlerine rastlanmamakta.

    Ebced hesabı ile tasarlanıyor

    Eserlerin tasarım aşamasında yapılacak esere göre üzerine koyulacak kulp, menteşe, tepelik, zincir, emzik gibi kısımlar ayrıca çiziliyor. Eserin madeni ocaktan çıkarıldıktan sonra tasarlanan formun ölçülerine göre kesiliyor. Kesilen kısım tavlanarak ve demir örs üzerinde dövülerek form veriliyor. Form verildikten sonra üzerine işlenecek olan desenlerin tasarımına geçiliyor. Desenler, eser hangi medeniyeti anlatacaksa o dönemin tarzını yansıtan figür ve motiflerden seçilerek bir kompozisyon haline getiriliyor. Yapılacak kompozisyonlar genellikle Ebced hesabı dikkate alınarak tasarlanıyor, bölme ve figür sayıları bu hesaba göre belirleniyor.

    300 çeşit çelik kalem ve elmas kalemle işleme yapılıyor

    Çizilerek eser üzerine aktarılan kompozisyonların içi, işleme işlemine geçilmeden önce formu zarar görmesin diye zift veya kurşun ile dolduruluyor. Doldurma işleminden sonra kakma, oyma, işleme, ajur gibi teknikler kullanılarak eser her ayrıntısıyla işleniyor. Kakma işlemi sırasında yine sanatkârın kendi elleriyle yaptığı yaklaşık üç yüz çeşit çelik kalem kullanılıyor. Kakma işleminden sonra esere göre oyma, işleme veya ajur teknikleri uygulanıyor. Daha sonra işlenmiş desenin oyuk kalması istenilen negatif kısımları keski kalem ile sabırla tek tek vurularak objeden ayrılması sağlanıyor. Ajur işlemi de bittikten sonra eserin içindeki zift veya kurşun çıkartılıyor.

    On beş zehirli aşamadan geçip altınla mükâfatlandırılan sanat

    Çalışma altın, gümüş, bakır veya pirinç olmasına göre kalıntılarının temizlenmesi için farklı sıcaklıklardaki ateşte tavlanıyor. Kor ateş kırmızısı iken su ve keskinliği alınmış asit karışımı içerisine atılıyor. Bir veya iki saat asitte bekletildikten sonra bakır üzerindeki ilk zehirli ve kirli kabuğunu asitin içinde bırakarak, saf temiz haline dönüyor.Bakırın tavladıktan sonra asite atılan birinci zehirli katı tortusu yine kanserojen. Çalışma ateşte yumuşadığından tekrar eski gücüne gelmesi için çelik örs ve çekiçle yeniden dövülüp sertleştiriliyor. Daha sonra esere göre montaj işi başlıyor parça ve aparatlar bir araya getiriliyor. Tombaklamadan önceki son aşamada cila işlemi yapılarak bakır yüzeyi tüm kirden arındırılıyor. Böylece eser yaklaşık on beş çeşit zehir ihitiva eden aşamalardan geçerek tombaklanacak hale gelmiş oluyor. Eser son olarak tombaklanarak altın ile buluşup mükâfatını alıyor ve tombak oluyor.

  • Tekstil sektörü temsilcileri 2017 yol haritasını belirliyor

    Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) öncülüğünde yürütülen Uluslararası Rekabeti Geliştirme (Ur-Ge) projesi sayesinde Bursa ekstili uluslararası arenada gücünü artırıyor.

    2016 yılında uluslararası birçok fuara katılım sağlayan Bursalı firmalar, BTSO öncülüğünde düzenlenen alım heyeti organizasyonları ile de şehre gelen yabancı alıcılarla doğrudan iş bağlantısı kurma fırsatı yakaladı. Firmaların ihracat kapasitesini artıracak birbirinden önemli çalışmaların yürütüldüğü Ur-Ge projeleri kapsamında firmalar, 2017 yılı yol haritalarını da belirlemeye başladı.

    ‘Bursa Tekstil Sektörünün Uluslararası Rekabet Gücünün Geliştirilmesi’ Ur-Ge projesi istişare toplantısı BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, Meclis Üyesi Rıdvan İmamoğlu ve kumaş üretimi sektöründe faaliyet gösteren Ur-Ge projesi üyesi firmaların iştirakiyle gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan İsmail Kuş, Ekonomi Bakanlığı’nın sağladığı desteklerin, sektörler için büyük önem taşıdığını ifade etti. 2016 yılında özellikle bebe-çocuk konfeksiyonu ve tekstil sektörlerinde yurt dışı fuarları ve alım heyeti organizasyonları düzenlediklerini hatırlatan İsmail Kuş, “Bebe çocuk sektörümüzde daha önce ABD ile ticaret yapan bir firmamız yoktu. Artık firmalarımız ABD pazarında ticaret yapmaya başladı” dedi.

    “Fas fırsatlarla dolu”

    Ur-Ge projesi çerçevesinde 24-27 Şubat tarihleri arasında Fas’ın Kasablanka şehrinde düzenlenecek tekstil fuarına iştirak edeceklerini anlatan İsmail Kuş, “Fas, sektörümüz için önemli fırsatlar barındırıyor. Fas’ta tekstil bölgesinde de incelemelerde bulunacağız. Firmalarımıza özel olarak tasarlanan stantlarda ürünlerini sergileme imkanı sunulacak. Bu çalışmalarımız sayesinde firmalarımızın bu bölgede daha fazla söz sahibi olmasını hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

    Mayıs ayında kumaş üreticilerine yönelik alım heyeti organizasyonu düzenlemeyi planladıklarını söyleyen İsmail Kuş, “Yabancı alım heyetlerini üyelerimizle buluşturacağız. Alım heyeti organizasyonunun ayrıca ülkemiz hakkında yurt dışında oluşturulmak istenen olumsuz algının da önüne geçilmesi adına önemli bir faaliyet olduğuna inanıyorum” dedi. Temmuz ayında ise Amerika’nın New York kentinde düzenlenecek olan Texworld Fuarı’na stantlı katılım sağlayacaklarını ifade eden İsmail Kuş, proje kapsamında gerçekleştirilecek diğer çalışmaların da yine üye firmaların görüşü alınarak belirleneceğini söyledi.

  • Patent savaşları rekabeti belirliyor

    VSY Biotechnology CEO’su Dr. Ercan Varlıbaş, şirketlerin patent savaşları ile rekabette öne çıkmaya çalıştıklarını söyledi.

    Ülkemizde buluşların artması, patent, faydalı model gibi üretici çalışmaların hız kazanması için üniversite ve sanayi işbirlikleri büyük önem taşıyor. Üniversite Sanayi İşbirliği Platformu (USİMP) da temsilcilerin bir araya gelerek sinerji oluşumuna destek olmak amacıyla ’Üniversitelerin Patentleri Sanayi ile Buluşuyor’ konulu fuar düzenledi. Üniversitelerin teknoloji ofislerinin işbirliği ile düzenlenen fuar, 8-9 Kasım tarihleri arasında İstanbul’daki Harbiye Askeri Müzesi’nde gezilebilecek. Fuarın açılışında konuşan VSY Biotechnology CEO’su Dr. Ercan Varlıbaş, patent alanına ilişkin merak edilenleri yanıtladı. Dünyada oluşan şartlarla birlikte günümüze değin değişen rekabet unsurlarından bahseden Dr. Ercan Varlıbaş, rekabette 1960’larda üretim üstünlüğünün, 1970’lerde maliyetin, 1980’lerde kalitenin, 1990’larda hız faktörünün öne çıktığını, 2000’li yıllardan günümüze ise bilgi üstünlüğünün ön planda olduğunu belirtti. Varlıbaş, bilgi, fikir, yaratıcılığın birleşiminde oluşturulan projeler ışığında ortaya çıkan yeniliklerin ise rekabeti belirlediğini söyledi. Günümüzde uluslararası rekabetin en önemli unsurlarından birinin patent alım sayıları olduğunu açıklayan Dr. Varlıbaş, Apple ve Samsung gibi medyada cereyan eden soğuk patent savaşlarının yanı sıra medyaya yansımayan ve mahkemelerde devam eden binlerce örneğin bulunduğunu anlattı. Biyoteknoloji alanında da şiddetli patent savaşlarının yaşandığını aktaran Dr. Ercan Varlıbaş, ’’Patent sayısı fazla olan ülkeler rekabette öne geçmektedir” dedi.

    Patent başvuru sayısı dünyada yüzde 4,5 büyüdü

    Dr. Ercan Varlıbaş, dünyada ve Türkiye’deki patent oranlarından da bahsederek konuyla ilgili şu bilgileri verdi:

    ’’World Intellectual Property Organization’un (WIPO) en son yayınladığı 2015 verilerine göre 2014 yılında dünya genelinde alınan patent başvuru sayısı 2.680.900. Bir önceki yıla göre yüzde 4,5 büyüme göstermiş. Aynı yıl Türkiye’de toplam patent başvuru sayısı ise 6496. Türkiye’nin biyoteknoloji alanındaki patent başvuru oranı ise tüm patent başvuru oranının yalnızca yüzde 0.03’ünü oluşturuyor.’’

    En fazla patent başvurusu yapan ülkeler

    Dr. Varlıbaş, dünyada en fazla patent başvurusu yapan ülkeler arasında Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya’nın bulunduğunu açıklayarak sözlerine şöyle devam etti:

    ’’Çin 837. 897, Amerika Birleşik Devletleri 509.622, Japonya 465.987 başvuru ile patent alım çalışmalarını oldukça önemseyen ülkeler. Almanya ise 179. 535 başvuru gerçekleştirmiş. Bunların yanısıra Cezayir’in 101 adet, Türkmenistan’ın 1 adet, Venezuela’nın 62 adet başvuru yaptığını görüyoruz. Dünyada patent başvuru sayılarında çok ciddi farklılıklar mevcut. Dünya genelinde patent başvuru sayısı artan bir grafikte seyretse de aslında yalnızca Türkiye’de ve diğer dünya ülkelerinde başvurular düşük seviyelerde.’’

    Buluşları artırmak, patent sayısını çoğaltmak amacıyla şirket içi bir yönerge yayınladıklarını açıklayan Dr. Varlıbaş, buluş sahipleri ile imzalanan protokol ile fikri hakların paylaşım ilkelerini belirlediklerini ve buluş yapan kişilere hak bedeli ödendiğini belirtti. Yönerge’nin yanısıra bu yıl geliştirdikleri Ampül Şapka Programı ile de şirket içi buluş yapan, proje fikir geliştiren araştırmacıların motive edildiğini sözlerine ekledi.

    Yeni projelere imza atıyor

    VSY Biotechnology’nin küresel patent savaşlarına dahil olduğunu da belirten Dr. Ercan Varlıbaş, TUBITAK TEYDEB ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla devam eden projelerinin yanı sıra 37 yeni projeye imza attıklarını açıklayarak, hedeflerinin 2017 yılı içerisinde 10 patent başvurusunda bulunmak olduğunu sözlerine ekledi.

    ’Üniversitelerin Patentleri Sanayi ile Buluşuyor’ Fuarı, Ege Üniversitesi EBİLTEM Teknoloji Transfer Ofisi, Fırat Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi, Hacettepe Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi, İstanbul Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi, İNOVİTA Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri İstanbul İşbirliği Platformu, İstanbul Teknik Üniversitesi İTÜNOVA Teknoloji Transfer Ofisi, İstanbul Şehir Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi, Pamukkale Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi, Sabancı Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi, Selçuk Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi ve Yıldız Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi işbirliği ile gerçekleştiriyor.

  • “Fındıkta üretimi Türkiye, fiyatı başkaları belirliyor”

    Trabzon Ziraat Odaları Koordinasyon Kurulu ve Arsin Ziraat Odası Başkanı Hasan Kozoğlu, randımanlı fındık fiyatının bugün 12 lira 25 kuruş olduğunu belirterek, “Üretici için iyi bir fiyat değil, bazı tarım ürünlerinde olduğu gibi fındıkta da tedbirlerin alınması gerekiyor” dedi.

    Üreticinin temkinli davranması gerektiğini dile getiren Kozoğlu, bu senenin fındık üreticileri için 2014 yılında yaşanan don olayından da kötü olduğunu kaydetti. 15 Temmuz’a kadar fındığın kaybolduğunu vurgulayan Kozoğlu, “Randımanlı fındığın fiyatı bugün 12 lira 25 kuruş. Üretici açısından iyi bir fiyat değil. Bu 14 ve 15 liraya kadar çıktı. Piyasada bir rekabet oldu. Firmanın bir tanesi fiyatı yukarıya çekmişti. Konuşup halletmişler. Piyasada tekelleşme var. Vatandaşın temkinli davranması lazım. İhtiyacı kadar fındığı pazara indirsin. Rekoltenin en az yüzde 20-25 revize edilmesi lazım. Çilleme hastalığı, yağmurlar, güneşler ve kuraktan fındık içini dolduramadı. Mayıs fındığının hiçbir faydası olmadı. Mayıs ayına kadar doğru düzgün fındık görülmedi. 15 Temmuz’a kadar bu fındık kayboldu gitti” ifadelerini kullandı.

    “Fındıkta tedbirlerin alınması lazım”

    Fındıkta üretimi Türkiye’nin yaptığını, fiyatı ise başkalarının belirlediği söyleyen Kozoğlu, “2014 yılında fındığın don olayında yandığı seneye göre bu sene ondan da kötü. Piyasa tek elden çalıştığı zaman rekabet olmadığı için adam istediği gibi oynuyor. Bu fiyat bizi memnun etmiyor. Yevmiye 100 lira. Bu sene her tarafta yevmiye yüksek oldu. Bunun maliyetini hesap eden yok. Bunu dile getirdiğimiz zaman da yevmiyeciler de çıkıp ’Gitsin kendi fındığını kendisi toplasın o zaman’ diyor, böyle bir şey var mı? Rekabet Kurulu’nun bu işi yeniden incelemesi lazım. Bunu dünyada bilmeyen yok. Fındık tekelleşmiş. Üretimi Türkiye yapar ama fiyatını başkaları belirler. Böyle bir şey olmaz. Vatandaşın ihtiyacı kadar fındık satması tavsiye ediyoruz. Fındık üreticisi her sene mağdur oluyor. Bazı tarım ürünlerinde olduğu gibi fındıkta da tedbirler alınması lazım” diye konuştu.