Etiket: Belirleyen

  • DES Genel Başkan Yardımcısı Topal: “Karne öğrencinin geleceğini belirleyen  tek ölçüt değildir”

    DES Genel Başkan Yardımcısı Topal: “Karne öğrencinin geleceğini belirleyen tek ölçüt değildir”

    Yaklaşık 18 milyon öğrencinin karne alması ile başlayacak olan 15 günlük sömestr tatilini ve 2019-2020 Eğitim-Öğretim yılının birinci dönemini değerlendiren Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Topal, “Başarısız bir karne getiren çocuğunuzu kırmayın çünkü o karne yalnızca çocuğun değil, anne baba olarak sizin de karnenizdir. İyi bir karneyi öğrenci, veli ve öğretmen hep birlikte yakalayabilir” dedi.

    Veliler karne konusunda çocuklarına nasıl davranacağını konusunda sorun yaşadığını anlatan Mustafa Topal, “Kötü karne alan çocuğuna sert ve aşağılayıcı davranan anne babalar çocuklarında ciddi kişilik bozukluklarına neden olmaktadır. Türkiye’de her karne döneminde dayak, evden kaçma, sahtecilik, intihar teşebbüsü gibi birçok olumsuz karne kaynaklı olayın yaşandığı, Türkiye’de karne Sendromunun aşılması için şu başlıkların tartışılması gerektiği belirtiliyor” diye konuştu.

    Karne her şeyin sonu değil

    Topal, Türkiye’de anne babalar karneye gereğinden fazla önem verdiğini karnenin, çocuğun geleceğinde belirleyici tek ölçüt olmadığını dile getirdi.

    Velilere karne konusunda çocuklarınıza baskı yapmayın uyarısında bulunan Topal, anne babaların hatalı davranışlarından dolayı zayıf karne getiren birçok çocuk bunalım ve depresyona girmekte, ’başarısızlığı’ kişiliği ile özdeşleştirmektedir. Bazı öğrencilerin okulu ve öğretmenlerini sevmemesinin altında yatan nedenler, karne konusundaki yanlış tutumlarla oldukça ilgilidir. Karnenin tek başına başarıyı göstermediği ve karnenin ölçütlerden sadece bir tanesi olduğunu söyledi.

    Kırık karne getiren çocuğa nasıl davranmalı?

    Baskının çocuğu başarısızlığa iteceği unutulmadan karneye çok fazla anlam yüklenmemesi gerektiğini söyleyen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Topal, daha sonra şunları kaydetti;

    “Kırık notların altında yatan asıl sebebi araştırmak gerekir. Anne baba bu işe, kendi çocukluklarından da başlayıp daha geniş bir çerçeveden bakmalı. Çocuklarına yüklenmemeli, onlarla ilgilenerek, sorunlarına yönelerek, düşük notları olduğu için yanlış yollara sapmasını engelleyebilirler. Zayıf notla karşınıza gelen çocuğunuzun sizden daha fazla üzüldüğünü unutmayın. Çocuğunuzu her haliyle sevdiğinizi, problemleri birlikte aşacağınızı ve ona güven duyduğunuzu hissettirin. Her çocuk farklı becerilere sahip bir bireydir. Bir başkasıyla kıyaslamaya sakın kalkışmayın. Başarısızlığının nedenini birlikte konuşun. Yapılabilecekleri belirleyin. Eksik olduğu konuları belirleyin, bunları nasıl gidereceğine birlikte karar verin. Gelecek dönem için başarısız olduğu derslerle ilgili neler yapılabileceğini planlayın. Bir sonraki dönem başarısını artırabileceği konusunda ona güvenin ve onu yüreklendirin. Öğretmenleri ve okul rehberlik servisleri ile iletişime geçin, yardım ve işbirliği isteyin.”

  • Prof. Dr. Zümrütdal: “Böbrekler yaşam kalitesini belirleyen önemli unsur”

    Acıbadem Hastanesi İç hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşegül Zümrütdal, böbreklerin yaşam kalitesini belirleyen önemli unsurlardan olduğunu söyledi.

    Zümrütdal, doğumdan ölüme kadar yaşamın her alanında varlıklarını hissettiğimiz, doğuran, besleyen, büyüten, üreten, çalışan, mücadele eden, hayatı daha güzel ve anlamlı kılanın kadınlar ve vücudun sağlıklı olması için zararlı atıkları temizleyen, tansiyonu düzenleyen, kan yapımını sağlayan, hormon üreten, hayatı devam ettiren, olmazsa olmaz organın böbrekler olduğunu ifade etti.

    Prof. Dr. Ayşegül Zümrütdal, Dünya Kadınlar Günü ve Dünya Böbrek Günü’nün birlikte kutlandığına dikkat çekerek, “Güçlü kadınlar ve sağlıklı böbrekler. Uzaktan bakıldığında farklı dursalar da, yaşam kalitemizi belirleyen çok önemli iki unsur. Böbrek yetmezliği sinsi seyirli bir hastalık olup, diyaliz ihtiyacı çıkana dek hiç belirti vermeyebilir. Sık üst idrar yolu enfeksiyonu geçirenler, yüksek tansiyon, kalp damar ve şeker hastaları ile ailesinde böbrek hastalığı öyküsü olanlar, böbrek yetmezliği açısından risk altındadır. Risk taşıyan kişilerin düzenli aralıklarla, sağlıklı kişilerin ise yılda en az bir kez idrar tahlili ile kanda kreatinin testlerini yaptırması, yakınma olsun ya da olmasın kan basıncı ölçümü hastalığın erken tanı ve tedavisinde çok önemlidir. Her sabah güne bir bardak su ile başlamak, gün boyunca yeterli su tüketmek, gelişigüzel ağrı kesici ilaç kullanmamak, dengeli beslenmek, az tuz tüketmek, sigaradan, hareketsiz yaşamdan ve aşırı kilodan kaçınmak böbrek sağlığımız için dikkat etmemiz gereken önemli noktalardır. Böbreklerimizin sağlıklı çalışması genel vücut sağlığımızı kesinlikle doğrudan ilgilendirir” diye konuştu.

    Kadınların hayatın, böbreklerin ise sağlığın olmazsa olmazı olduğunu belirten Zümrütdal, “her ikisi de yılın tek bir günü değil, her günü hatırlanmalı ve özenle korunmalıdır. Kadınlar günü ve dünya böbrek Günü hepimize kutlu olsun” dedi.

  • Kanseri Önceden Belirleyen Cihazlar Geliyor

    Uludağ Ekonomi Zirvesinde ’Teknoloji ve Trendler’ ele alındı. Intel Türkiye Ortadoğu Afrika Başkanı Çiğdem Ertem, gelecekte teknolojinin her insana göre farklılık göstererek kanseri bile sensörlerle erkenden belirleyebileceğini söyledi.

    Türkiye’nin en önemli ekonomi buluşmalarından olan Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde ’Teknoloji ve Trendler’ konusu ele alındı. Intel Türkiye Ortadoğu Afrika Başkanı Çiğdem Ertem ise teknolojinin temelinde insan olduğunu söyledi. Ertem, “Gelecekte çevremizde çok sayıda sensörler olacak ve bu sensörlerle insanların hayatı daha kolay olacak. Her insanın kanseri farklı olduğu gibi bunları daha erken ve her insana göre belirleyen cihazlar olacak. Her şey birbirine bağlı her şey akıllı olacak” diye konuştu.

    Dünya’da alınacak çok önemli derslerden birinin doğru işi doğru zamanda yapılması olduğunu ifade eden girişimci Süreyya Ciliv, “Artık öyle bir dünyaya geldik ki yeni hayat dijital hayat. Yeni dünya var. Bu yeni dünya kısaca üç tane olaydan meydana geliyor. Bilgisayarlar her yere giriyor. O yüzden dünyanın nüfusu 7 milyar iken 50 milyar bilgisayar var. İnsanların içine de girecekler, kollara da takılıyor. Gittikçe küçülüyor ve sensör dediğimiz boyutlarda küçülüyor. İkincisi bulut dediğimiz olay, dev sorverlar, anlık sınırsız bilgi, big data denilen olayı ortaya çıkarıyor. Yapay zeka bunun üstüne oturunca muazzam olaylar olacak. Üçüncü ise mobil teknolojilerin yayılması ile konnettiviti, her yerden bağlanabilmek. Bu son beş on yılın olayı. Artık her yerden her zaman bağlanabiliyorsun. Bütün bu olaylar bir araya geliyor ve ortaya insanlar için muazzam bir kaynak çıkıyor. Bu bütün sektörleri etkiliyor. O yüzden artık buna uymayanlar geride kalacak demiyorum, yok olacaklar” dedi.

    Artık bulutların olmazsa olmaz duruma geldiğini ifade eden Microsoft UK’tan Tamer Özmen ise, “Dijital çağı yakalamak için sadece teknolojiye yatırım yapmak gerekmiyor, yada sadece müşteriye yatırım yapmak yetmiyor. Şirketin kültürünü de değiştirmek gerekiyor. Bunu yaparken dijital dönüşümü de yaparsanız amacınıza ulaşırsınız” şeklinde konuştu.

    Girişimci ve teknoloji yatırımcısı Nicklas Bergman, “Son 15-20 yılında biraz daha faklı alanlara bakmaya çalıştım. Özellikle bankacılık teknolojilerine, nano teknolojilerine nöronlar, bunların hepsine baktım. İlginç olan şu ki, tüm bu sektörleri bir araya getirmek mümkün ortak paydaları teknoloji olduğu için ve aynı anda da bu alanların öncekinden daha ön plana çıktığını gördük. Artık aklımıza gelen her şey için teknolojiyi kullanılıyor. Teknolojilerden korkmamalıyız. Aksine eskiye takılıp kalmaktan korkmalıyız” dedi.

  • Bakan Işık: “Otomotiv Teknolojisini İzleyen Değil, Belirleyen Ülkeler Arasında Yer Alacağız”

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin otomotiv teknolojisini, mevzuatını izleyen ve uygulayan değil, belirleyen ülkeler arasında yer alacağını söyledi.

    Bakan Işık, bugün Conrad Otel’de otomotiv sektöründeki temsilcileri bir araya getiren Otomotiv Sanayi Çalıştayı’na konuk oldu. Burada yaptığı konuşmada otomotiv sektörüne ışık tutacak önemli değerlendirmelerde bulunan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, “Artık, otomotiv teknolojisini ve mevzuatını izleyen ve uygulayan değil, belirleyen ülkeler arasında yer alacağız. Önümüzdeki sürece en iyi şekilde adapte olmak amacıyla yeni Otomotiv Strateji Belgesi’nin hazırlıklarını tamamladık, inşallah en kısa sürede uygulamaya başlayacağız. Yeni belgemizde temel hedefimiz; yerli marka otomobillerimizi üretmek ve katma değeri yüksek ürünler ile dünya otomotiv pazarında daha fazla söz sahibi olmaktır” dedi.

    ÇALIŞMALAR ‘3Y’ FORMÜLÜYLE SÜRDÜRÜLÜYOR

    Son 3 yılda ülke olarak üretimde düşük teknoloji düzeyinden orta teknolojiye doğru geçiş yapıldığına dikkat çeken Bakan Işık, hükümet olarak bundan sonraki dönemde de orta yüksek ve yüksek teknolojiye doğru geçiş yapmak istediklerini kaydetti. Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gelişmiş bir ülke olmak istiyorsak, yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payını yüzde 15 seviyesine çıkarmalıyız. Bu nedenle, Bakanlık olarak çalışmalarımızı, ‘3Y’ formülüyle; yani ‘yerli’, ‘yenilikçi’ ve ‘yeşil’ üretim anlayışı ekseninde sürdürüyoruz. Teknolojide Derinlik, Ar-Ge ve Yenilikte Yetkinlik Stratejimiz çerçevesinde otomotiv ve makine gibi güçlü alanlarda hedef odaklı yaklaşım anlayışıyla hareket ediyoruz.”

    “SEKTÖRÜN SÜRÜKLEYİCİ ETKİSİNİ ÖNEMSİYORUZ”

    Otomotiv sektörünün Türkiye’de üretim, ihracat, istihdam gibi alanlarda en ön sırada gelen sektörlerin başında olduğuna vurgu yapan Bakan Işık, geçen yıl yan sanayi ile birlikte sektörün gerçekleştirdiği 17,5 milyar dolarlık ihracat rakamının toplam ihracatın içindeki en büyük kalem olduğunu ifade etti. Işık açıklamalarına şöyle devam etti:

    “GBS verilerine göre, 2014 yılında otomotiv sektöründe faaliyet gösteren firma sayısı, büyüğüyle küçüğüyle birlikte 3.346’dır. Yine 2014 yılında ülkemizdeki toplam cironun yüzde 8,2’sini oluşturan otomotiv sektörü, istihdamın da yüzde 5,5’ini sağlamıştır. Ülkemizdeki vergi sonrası karın yüzde 10’u da otomotiv sektörüne aittir. Ancak bu sektör, sadece kendisi açısından değil, sanayinin diğer birçok sektörüyle sağladığı etkileşim açısından da büyük bir değer taşıyor. Sektörün bu sürükleyici-lokomotif etkisini de çok önemsiyoruz. Otomotiv sektörü, dünya ekonomisinde de çok ciddi bir ağırlık taşıyor. Bugün sanayileşmiş ülke denince, insanların aklına hala otomotiv sektörü güçlü ülkeler geliyor. 2014 yılı verilerine göre, dünya ticareti yaklaşık 18,7 trilyon dolar iken otomotiv sektöründeki ticaret ise 1,4 trilyon dolardır. Bu ciro büyüklüğü ile otomotiv sektörü, satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 12’nci ekonomisine eşdeğer durumdadır. Türkiye, bu önemli sektörde, dünyanın en önemli üretim merkezlerinden biri haline geldi. Dünya araç üretiminde 16’ncı sırada, AB’de ise 6’ncı sırada yer alıyoruz. Avrupa Birliği’nde otobüs ve hafif ticari araç üretiminde birinci, kamyon üretiminde ise ikinci sıradayız.”

    1 MİLYONLUK REKOR ÜRETİM

    Hükümet olarak otomotiv sektörüne yönelik çok önemli teşvikleri olduğunu hatırlatan Işık, “Ancak en önemli teşvikin iç ve dış pazardaki gelişmeler olduğuna inanıyorum. Nitekim 2015 yılı, bu sektörde rekorlarla dolu yeni bir yıl olarak tarih geçti.2002 yılında 175 bin adet olan iç pazar, geçtiğimiz yıl 1 milyonu geçerek yeni bir rekor kırdı.Dövizdeki ciddi dalgalanma yaşanmasaydı, eminim ki bundan da iyi rakamlara ulaşacaktık. Yine 2002’de 258 bin adet olan ihracat, geçtiğimiz yıl 992 bin adet olarak gerçekleşti. Türkiye’nin ekonomik istikrarı, yatırım ortamındaki iyileşmeler ile iç ve dış pazardaki bu gelişmeler sayesinde, geçtiğimiz yıl üretimde de rekor kırdık. Hatırlarsınız 2002 yılında üretim 350 bin adetle sınırlıydı. Daha sonra gerek hükümetimiz, gerek sektör temsilcileri yıllık 1 milyon adet üretim hayalinden bahsettiklerinde bunun çok zor, hatta imkansız olduğunu söyleyenler çıkmıştı. Peki geçen yıl üretim ne oldu? Evet, geçtiğimiz yıl 1 milyon 410 bin adet araç ürettik. Araç üretim kapasitemiz 1 milyon 759 bine çıktı” dedi.

    “2020’DEN ÖNCE SERİ ÜRETİME GEÇİLECEK”

    “Artık, otomotiv teknolojisini ve mevzuatını izleyen ve uygulayan değil, belirleyen ülkeler arasında yer alacağız” diyen Bakan Işık, “Önümüzdeki sürece en iyi şekilde adapte olmak amacıyla yeni Otomotiv Strateji Belgesi’nin hazırlıklarını tamamladık, inşallah en kısa sürede uygulamaya başlayacağız. Yeni belgemizde temel hedefimiz yerli marka otomobillerimizi üretmek ve katma değeri yüksek ürünler ile dünya otomotiv pazarında daha fazla söz sahibi olmaktır. Bu noktada, yerlilikten ne anladığımızı kısaca açmak istiyorum. Biz, Türkiye’de üretim yapan tüm firmaları yerli kabul ediyoruz. Ancak yerlilik oranı hesaplamalarında sadece üretim safhasını hesaplamanın yeterli olmadığına inanıyoruz. Yerli otomobil projemizin üstünde bu kadar kararlılıkla durma nedenimiz budur. Bu sektörde yarım asırdan fazla tecrübeye sahip olan ülkemizin, artık kendine özgü bir marka ve tasarım oluşturması gerektiğine inanıyoruz. TÜBİTAK MAM bünyesinde sürdürdüğümüz çalışmalar neticesinde şu ana kadar 4 farklı prototip araç üretildi. Bu yılın sonuna kadar, en az 30 adetlik bir test filosu oluşturmayı, 2018’in Haziran ayı gibi aracın tanıtımını yapmayı ve 2020 yılından önce de seri üretime geçmeyi planlıyoruz. Proje kapsamında, öncelikle menzili artırılmış elektrikli araç geliştirmeye odaklanmış durumdayız. Projemizle yerli bir marka oluşturmanın da ötesinde, otomotiv teknolojilerini geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ülke haline gelmeyi hedefliyoruz.Nitekim yerli otomobil projemizin sonucunda, batarya, elektrik motoru, sürücü kontrol ünitesi ve otonom araç sistemleri gibi teknolojileri de ülkemize kazandırmış olacağız.Bu amaçla, TÜBİTAK’ta bir Otomotiv Mükemmeliyet Merkezi de kuruyoruz.Yerli dizel motor üretmek amacıyla bir Motor Mükemmeliyet Merkezi kurmak için de çalışmalarımızı başlattık” diye konuştu.