Etiket: Bebeğiniz

  • Prematüre bebeğiniz ilk aşısını olana kadar odasına ziyaretçi almayın

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Özkılıç, prematüre bebeklerin hastalıklara karşı direncinin daha az olduğunu belirterek, ilk aşıları oluncaya kadar bebek odasına ziyaretçi alınmaması gerektiğini söyledi.

    Prematüre bebeğin hastaneden eve gitmeye hazır olduğu sırada çoğu ebeveyn, işin en büyük bölümünü atlattıklarını düşünebilir. Ama prematüre bebeğin evde bakımı da oldukça önemli. Medicana Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Özkılıç prematüre bebeklerin bakımının önemini vurguladı.

    Bebeğin kilo artışı ve beslenmesiyle ilgili endişelerin genellikle bebeğin emzirilerek mi yoksa mamayla mı besleneceği konusu olduğunu kaydeden Dr. Özkılıç, “Emziren anne, vücut depolarını korumak zorundadır. Bu nedenle annenin bünyesi güçlü olmalı ve bebeğe istediğinde gerekli beslenmeyi sağlayabilmelidir. Bazı prematüre bebekler bir süre daha burunlarından geçen bir boruyla beslenmek zorunda olabilir. Bazı prematüre bebekler eve gittiklerinde oksijene ihtiyaç duyabilir. Solunumlarının durmaması açısından sık sık izlenmeleri gerekir. Bu durum evde oksijen tüpü, gerekli hortumlar ve diğer özel donanımın bulundurulması anlamına gelir” dedi.

    Oda tercihen güneş almalı ve kapısı açık kalmalı

    Bebeğin odasının temiz ve düzenli olmasına vurgu yapan Dr. Özkılıç, “Oda tercihen güneş almalı ve kapısı açık kalmalı. Oda ısısı 26 dereceye ayarlanmalı, zamanla bebek büyüdükçe 22-24 dereceye düşürülebilir. Her gün en az 15 dakika havalandırılmalı, bu esnada bebek başka odaya alınmalı” dedi.

    Prematüre bebekler ışık ve sesten çok çabuk etkileniyor

    Dr. Özkılıç: “Prematüre bebekler uykuya meyillidirler; ancak uyaranlara da zamanında doğan bebeklere göre daha hassastırlar. Dokunulduğunda herhangi bir işlemde çabuk huzursuz olurlar. Işıktan ve gürültüden çabuk etkilenirler. Büyüme hormonu uykuda salgılandığı için bebeğinizin yeterli uyuması için gerekli ortamı sağlayınız. Bebeğinizin bulunduğu ortamda aşırı ışık, ses ve gürültü olmamasına özen gösteriniz. Gündüzleri odasında onu rahatlatacak alçak sesli bir müzik çalabilirsiniz. Beslenme çok uzarsa yorulup uykuya dalabilirler. Belli bir sürede beslenme işini bitirmelisiniz” diye konuştu.

    Prematüre bebeklerde anne sütü güçlendiricisi kullanılabilir

    Prematüre bebeğin günde ortalama 15-30 gram aldığı bilgisini veren Dr. Özkılıç, “Bebeğin kilo alımında sorun yok ise ilk başlarda günde birkaç kez, sonrasındaysa daha sık emzirilmelidir. Unutmayın, her beslenme sonrası gaz çıkarmak bebeği rahatlatacaktır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde anne sütü güçlendiricisi olarak bilinen eoprotin adlı bir mama kullanılabilir. Sütünüzü günde 3 kez 30 cc kadar sağınız. İçerisine 1 ölçek eoprotin ekleyerek; bebeğiniz 4 kg oluncaya kadar kaşıkla bebeğinize verebilirsiniz. Bebeğiniz pramatüre maması alıyorsa eoprotin kullanmanıza gerek yoktur” diye bilgilendirdi.

    Prematüre bebeğin giydirilmesinde bu önerilere dikkat

    Hipoterminin önlenmesi için prematüre bebeğin giydirilmesinin son derece önemli olduğunu söyleyen Dr. Özkılıç, “İlk etapta kıyafetleri normal bebeklere oranla iki kat daha kalın olabilir. Kıyafetlerini seçimini pamuklu, kolay giydirilebilen, yumuşak, az dikişli olanlardan yana yapılmalı. Kıyafetlerin etiketleri kesilmeli ve bebek deterjanı (Sabun tozu) ile yıkanmalı. Ayrıca, kullanılacak yatak çarşafı ve battaniyeleri de tüysüz, kolay yıkanabilir ve mutlaka ütülü olmalı. Hastaneden taburcu olduktan sonra ev ortamındaki ilk günlerde bebeğin vücut ısısını günde birkaç kez derece ile ölçerek bebeğe hangi kıyafetin giydirilebileceği de kolaylıkla seçilebilir” şeklinde konuştu.

    Prematüre bebeklerde yatış pozisyonuna bağlı apne oluşabiliyor

    Dr. Özkılıç, “Ani bebek ölümünü önlemek için evde yüzüstü ya da yan yatış pozisyonlarından kaçınılmalıdır. Evde ya da araba koltuğunda, bebeğin yatış pozisyonu ile ilgili dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da başın öne gelmesi önlenmelidir. Baş öne geldiğinde, prematüre bebekler kolayca apneye girerler. Diğer yandan özellikle beslenme sonrasında, baş ve gövdenin belden itibaren 30-45 derecelik bir eğimle yükseltilmesi, reflü ve kusmayı önler. Bunun için bebeğin yatağının altına bu eğimi sağlayacak yükselticiler konulabilir” dedi.

    6 aydan büyük prematüre bebeklere grip sezonunda grip sezonunda aşı yapılmalı

    Dr. Özkılıç, “2 kilonun üzerinde doğmuş bebekler zamanında doğan bebeklerle aynı aylarda aşılanır. Örneğin, zamanında doğmuş 2 aylık bir bebeğe hangi aşılar yapılıyorsa sizin bebeğinize de doğduktan 2 ay sonra aynı aşılar yapılacaktır. 2 kilonun altıda doğan bebeklere aşı yapılması 2 kg oluncaya kadar ertelenmelidir. Yalnız anne hepatit B taşıyıcısı ise kiloya bakılmaksızın bebeğe doğar doğmaz hepatit B aşısı yapılmalıdır. Çok küçük prematürelere özellikle 28. gebelik haftasının altında doğan ve 1,5 kg altında kilosu alan bebeklere RSV aşısı (Synagis) sonbahar ve kış ayları süresince her ay bir kez yapılmalı. Bu aşı RSV mikrobuna bağlı bronşiolitis ve zatürre geçirmesini engelleyebilir. 6 aydan büyük prematüre bebeklere ve ailelerine grip sezonu boyunca grip aşısı yapılmalıdır” şeklinde konuştu.

    Prematüre bebeklerin hastalıklara karşı direncinin daha az olduğunu vurgulayan Dr. Özkılıç, ilk aşıları oluncaya kadar bebek odasına ziyaretçi alınmaması konusunda uyardı.

    Dr. Özkılıç, “Anne, baba ve bakıcı dışında bebeğinizi kimsenin kucağına vermeyiniz. Eve ziyarete gelen insanlarda hastalık olmadığından emin olmalısınız” dedi.

  • Prof. Dr Öner: “Bebeğiniz oyunlara tepki vermiyorsa mutlaka doktora gidin”

    Çocuk ve Ergen Pisikiyatristi-Pskoterapist Prof. Dr. Özgür Öner, “Otizm spektrum bozukluklarındaki (OSB) en temel sorun sosyal iletişim problemidir ve bebeğiniz oyun oynarken size tepki vermiyorsa o zaman mutlaka bir doktora danışmalısınız” dedi.

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi – Psikoterapist Prof. Dr. Özgür Öner, Çocuklarda ki sosyal iletişim problemi yaşayan çocuklar hakkında bilgi verdi. “Otizm spektrum bozukluklarındaki (OSB) en temel sorun sosyal iletişim problemidir” diyen Öner, “Anne ve babaların bebeklerindeki sosyal iletişim problemini fark etmesini sağlayacak pek çok fırsatları var. Bu fırsatlar çok erken dönemde başlıyor. Çocuklarda ilk gelişen sosyal beceri gülümseme. Bunu daha sonra anneyi izleme, ortak dikkat kurmak için parmakla işaret etme, sesler çıkarma gibi davranışlar da izliyor. Anne ve babaların bebekleriyle sık oynadıkları oyunlar da birçok ipucu sağlıyor” dedi.

    Her anne babanın çocukların ilk öğrettiği “Ce Ee” oyunun bu açıdan önemli olduğunu söyleyen Öner, “Anne ve babaların çocuklarıyla oynadıkları ilk oyun olduğunu belirten Öner, “Anne ve bebeğin ilk oyunlarından biridir Ce Eee… Anne eliyle ya da bir örtüyle yüzünü kapar, sonra Ce Eee der ve hızla açar. Bebek annesinini takip eder, hareketin devamını bekler ve Ce Eee denince de kahkahalarla güler. İşte bu oyun bebeğin gelişimi için önemli ipuçları veriyor. Eğer bebeğiniz bu oyunu oynarken sizi takip etmiyorsa, tepki vermiyorsa o zaman mutlaka bir doktora danışmalısınız” şeklinde konuştu.

    Oyun sırasında yakalanacak bir belirtinin erken teşhis için hayati önem taşıdığını savunan Prf. Dr Özgür Öner, “Bu kaçırılmayacak bir fırsattır. Öncelikle oyuna gerçek bir neşe ile katılmak gerekir. Örtü ya da eller çocukla anne arasında tutulup çocuğun ismi söylendikten sonra indirilir ve çocuğun hoşuna giden bir davranış yapılır. Daha sonra, örtü çocuk ile anne arasında iken anne bekler. Oyunun kritik kısmı buradadır. Sağlıklı bir çocuktan beklenen, çocuğun oyunu devam ettirmek için çaba göstermesidir. Bunun için çocuk size bakabilir, sesler çıkarabilir, örtüyü indirebilir. Oyun sırasında çocuğun gerçekten eğlenmesi, eğlendiğini anne ve babaya belli etmesi, oyunun devamı için çaba göstermesi, bütün bunları yaparken de göz teması, yüz ifadesi, ses çıkarma gibi davranışları bir arada kullanması beklenir” dedi.

  • ’Erkek bebeğiniz olacak’ deyip kucaklarına kız bebek verilen ailenin dramı

    Adana’da ultrason sonuçlarına bakarak erkek bebekleri olacağını söyledikleri ailenin kucağına bir kız bebek veren, ardından kan grubunun anne-babanın kanı ile uyuşmadığını söyleyen doktorlar, Aslankeser ailesine çifte şok yaşattı. Anne, bağlandığı bebeği kaybetme korkusu ile DNA testine yanaşmayarak çocuğu da alarak evi terk etti. Aile, savcılığa şikayet dilekçesi verdi, Valilik konuyla ilgili soruşturma başlattı.

    Aslankeser ailesinin bebek heyecanı ve sevincini kabusa çeviren, anne-babayı ayrılma noktasına getiren ilginç olay iddiaya göre şöyle gelişti:

    Elektrik ustası olan Tunahan Aslankeser (30) ile Burcu Aslankeser (25) 30 Ocak 2015 tarihinde evlendi. Evlendikten bir süre sonra Burcu Aslankeser eşine hamile olduğu müjdesini verdi. Burcu Aslankeser, daha sonra düzenli olarak hastaneye kontrole gitmeye başladı. Hamileliğin ilk dönemlerinde bir tıp merkezine giden Aslankeser’e doktor, bebeğinin erkek olduğunu söyledi. Daha sonra hastaneye gitmeye başlayan Aslankeser’e burada da doğuma kadar gittiği 3 ayrı doktor bebeğinin erkek olduğunu söyledi. Aslankeser’in 31 Temmuz 2016 tarihinde doğum sancıları başlayınca sezaryen yöntemiyle doğum yaptı. Narkozun etkisi geçtikten sonra gözünü açan anne, bebeğini kucağına aldı. Ancak 9 ay boyunca doktorlar bebeğinin erkek olduğunu söylemesine rağmen kucağına verilen bebeğin kız olduğunu öğrendi. Hemen görevlilere durumu sordu ancak kendisine hamilelik döneminde böyle hataların olabileceği söylendi. Anne ve bebek, bir süre sonra da hastaneden taburcu oldu. Hira Nur ismini verdiği bebeğini anne 3 gün sonra aile sağlığı merkezine götürerek hastalık olup olmadığını öğrenmek için topuğundan kan verdi. Aile sağlığı merkezindeki görevliler inceleme yaparken bebekten alınan kanın grubunun anne ve babanın kan grubuna uymadığını, tıpta böyle bir ihtimalin olmadığını bilerek aileyi aradı. Aile hemen aile sağlığı merkezine geldi, anne ve babadan tekrar kan alındı. Ancak sonuç değişmedi. Bunun üzerine Aslankeser ailesi başka hastanelere ve tıp merkezlerine de giderek kan grubu testi yaptırdı ama her yerde aynı sonuç ortaya çıktı. Aile 9 ay boyunca erkek bekledikleri bebeğin doğumdan sonra kız olması nedeniyle de bu durumdan çok şüphelenerek hemen doğumu gerçekleştiren hastaneye başvurdu. Hastane ise bebeklerin karışmayacağını söyledi. Aldıkları cevaptan tatmin olmayan aile, Aile Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunarak yasal işlem başlattı. Bu süreçte adli tıp hem anne, hem de babadan kan alınarak DNA testi yapmak istedi. Baba kan örneğini verdi ancak anne kan örneği verip DNA testi yaptırmaya yanaşmadı. DNA testi yaptırmaya yanaşmayan anne, geçtiğimiz cuma günü evden bebeği de alıp kaçarak sığınma evine yerleşti. Annenin DNA testinde bebeğin kendisinin olmadığı anlaşılırsa kendisinden alınmasından korktuğunu, kendi bebeği olmasa bile onu çok sevdiğini, bu nedenle DNA testi yaptırmak istemediğini söylediği öğrenildi.

    Damadın annesi Cavidan Aslankeser ise yaşadıklarıyla şoka girdiklerini, paramparça olduklarını belirterek, “9 ay boyunca ultrasonda hep erkek dendi tüm hazırlıklar erkek olarak hazırlandı kucağımıza kız bebek verildi. Çok şaşırdık. Allah’tan gelen dedik aldık kabul ettik evimize geldik. 3 gün sonra topuk kanı almak için sağlık ocağından davet ettiler, gelinim ve oğlum çocuğu topuk kanı için götürdüler. Kan grubu da çalışılmış aile hekimimiz eşimi aradı ’Abi bu çocuk sizin değil’ dedi. Nasıl olur dedik. Oğlumun kan grubu a pozitif, gelinim 0 pozitif gelen bebek b pozitif. Bu imkansız diye söyledi hekimimiz. İsterseniz kan gruplarını başka hastanelerde araştıralım dediler. Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne yönlendirildik orada da tekrar kan grubu çalışıldı yine aynı sonuç çıktı. Tekrar yanlış çıkabilir dedik başka hastaneye gittik yine aynı sonuç çıktı” dedi.

    Aslankeser, savcılığa şikayette bulunup avukat tuttuklarına dikkat çekerek, “Tüm resmi işlemleri yaptırdık şimdi sonucunu bekliyoruz. Onların söylediğine göre imkansız diyorlar bebeğin karışması. Sezaryende ’anne bir masada yatar bebeğin beşiği gelir yanına konur hazırda bebeğin bilekliği vardır annenin adı soyadı yazan direk bebeğin koluna takılır’ diyorlar. Ama 9 ay erkek beklerken niye kız çocuk verildi ve kan grubu niye farklı? Doktor imkansız diyor. Erkekti diyor. Oğlum DNA testi istiyor ama gelin nasıl bir panik depresyon bir psikolojiye girdiyse cuma günü evi terk etti kadın sığınma evine yerleşti. DNA testi yaptırmamak için mi bilmiyorum. ’Bebeği elimden alırlar bunu psikolojim kaldırmaz’ diye mesaj atmış arkadaşlarına. Babamızın kan grubu a pozitif annesi sıfır pozitif bebeğimiz b pozitif bu da imkansızmış tıp tarihinde böyle bir şey yokmuş. Tüm görüştüğümüz doktorlar böyle söylüyor” diye konuştu.

    Gelinin doğum yaptığı hastanede aynı gün doğum yapan 3 ailenin de bebeklerinin karıştığını iddia ettiğinin altını çizen Aslankeser şöyle devam etti:

    “3 tane ihbar geldi biz de aynı durumdayız diye. ’Biz kız çocuk istiyorduk erkek verdiler’ diyenler var. Bu olay aynı gece aynı gün olmuş. Birisi Tarsus’tan, ikisi de Adana’dan. Hastanede bebekler de karışmış olabilir. Bunun için de oğlum ve gelinimin bir an önce DNA testi yaptırması gerekiyor.”

    Hastane yetkilileri ise Aslankeser’in doğum yaptığı gün 2 saat öncesi ve 2 saat sonrası çok fazla doğum olmadığını, bebekler doğum yaptıktan hemen sonra isminin yazıldığı bileklik takıldığı, topuk kanı ve ayak izi alındığı, karışma ihtimalinin çok zayıf olduğu belirtildi.

    Bu arada, Adana Valiliği konuyla ilgili soruşturma başlatarak, o gün hastanede çalışan temizlikçiden doktoruna kadar herkesin incelendiği öğrenildi.

  • Bebeğiniz nasıl doğmak istiyor

    Bebeğin rahimde aldığı pozisyonun onun duruşunu belirlediğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “Gebelik süreci bitti ve anne olmaya hazırsınız. Bebeğinizin doğumuna 3-4 hafta kaldığı son günlerdesiniz. Onu hissediyor, her hareketi sizi mutlu ediyor ve her kontrole doktorunuza sevinçle gidiyorsunuz. Anne olduğunuzu öğrendiğiniz ilk günden itibaren normal doğum istemiştiniz. Bebeğinizin doğum sürecini yönetmek, onu teninizde hissetmek, ilk olarak görmek hep hayalinizdi. Ancak aylar geçti doğum yaklaştı ama bebeğiniz normal doğum için uygun pozisyonda olmayabilir. Bebeğin rahimde aldığı pozisyon onun duruşunu belirler” dedi.

    Op. Dr. Aslı Alay, “Rahim ağzına yerleşim gösteren vücut bölümü bebeğinizin gelen kısmını gösterir. Bebeklerin yüzde 96’sı baş ile doğum kanalına girer. Bu şekilde doğum kanalına giren bebeğiniz kafa çaplarından en küçüğü ile bu girişini yapar. Normal dışı geliş ve duruş doğum eyleminin uzamasına, zorlu ve müdahaleli doğumlara yol açmaktadır. Bazı durumlarda rahimde yapısal sorunlar, bazen de bebekle ilgili sorunlar nedeni ile miniğiniz doğum kanalına başı ile gelmeyebilir. Rahim yapısında büyük bir miyom, doğuştan şekil bozuklukları, rahim içi yapışıklıklar, üç ve daha fazla gebelik geçirmek anne kaynaklı nedenlerdir. Bebek kaynaklı nedenler ise çoğul gebelik, iri bebek, suyun fazla olması, plesantanın yerleşim anomalileri sayılabilir” diye konuştu.

    Op. Dr. Alay, bebeğin doğum kanalına normal olmayan giriş şekillerini şöyle sıraladı:

    “Alın gelişi; doğumların yüzde 0,2’sinde alın gelişi izlenir. Doğum sancıları ile normal doğum pozisyonuna dönüş gerçekleşemezse sezaryan ile doğum gerçekleşir. Yüz gelişi; bebek doğum kanalına yüzü ile girer. Doğum şekli çoğunlukla vajinal yolla gerçekleşir. Yüzde 12-30 kadında ise sezaryan ile doğum olur. Yan geliş; bebeğiniz doğum kanalına omuzu ile girmeye çalışmaktadır. Vajinal doğum bu geliş şeklinde mümkün değildir. Bebeğiniz uygun haftada sezaryan ile doğurtulur. Makat geliş; bebeğin popo ile gelişi olup, sıklığı yüzde 3-4’tür. Nedenleri arasında çoğul gebelik, bebekte yapısal anomaliler, erken doğum, bebeğin kilosunun çok düşük veya yüksek olduğu durumlar, daha önce makat doğum yapmak, kordonun kısa olması, rahimde şekil bozukluğu ve tümörleri sayılabilir. Makat gelişlerde vajinal doğumun getireceği yüksek riskler nedeni ile ilk doğum ve makat gelişlerde sezaryan doğum tercih edilir. Çünkü bebekte omurilikte zedelenme, iç organ yaralanması, uzun kemik kırıkları, kafa içi kanama, baş takılması, kordon sarkması kadar ciddi sorunlara yol açabilir. Annede ise vajinal doğum epizyonun uzamasına ve yoğun kanamaya yol açabilir. Tanı ultrason ve jinekolojik muayene ile tespit edilir. Amacımız bebeğin ve annenin sağlığı olduğu için de makat geliş olan ilk doğumlarda doğum şekli olarak sezaryan tercih edilir. Bebeğin ölçülerinin uygun olduğu, annenin çatı yapısının dar olmadığı, deneyimli cerrah ve hastane şartlarının uygun olduğu durumda makat bebeklerde vajinal doğum denenebilir.”

    Bebeklerin doğum kanalına baş ile giremediği pozisyonlarda daha sıklıkla rastlanan kordon sarkmasının önemli bir sorun olduğuna dikkat çeken Alay, “Doğum hekimliğinde en acil durumu oluşturur. Su kesesinin açılmasıyla birlikte bebeğin doğum kanalında yerleşim gösteren kısmı doğum kanalının girişini kapatmaz ise vajinadan akan su ile birlikte göbek kordonu dışa sarkar. Kordon içindeki damarlar ile bebeği besleyen, ona kan akışını sağlayan bir yapıdır. Dışa sarkan kordon ise hem ısının düşmesi hem de damarların sıkışması nedeni ile bebeğe kan akımı sağlayamaz. Acil bir şekilde bebeğin sezaryan ile doğurtulması gerekir. Kordon sarkması özellikle ayak gelişi ve yan gelişlerde daha sık rastlanacağı için bu bebeklerin uygun zamanda sezaryan ile doğurtulması uygun yaklaşımdır” ifadelerini kullandı.

  • Bebeğiniz seslere tepki vermiyorsa dikkat

    Türkiye’de her bin bebekten 2-3’ünde işitme kaybı görüldüğünü ifade eden uzmanlar, ancak bebeklerdeki işitme kayıplarını mümkün olduğunca erken fark edip gerekli önlemleri almanın önem teşkil ettiğini söyledi.

    İşitme kaybı erken teşhis edilmeyen ve tedavisine başlamayan çocuklar dil gelişiminde geri kaldığını belirten uzmanlar, bebeklerde işitme problemleri ve tarama testlerinin çok önemli olduğunu söyledi. Yeni doğan bebekler işitme duyusunda herhangi bir sorun yoksa seslere tepki vermeye başladığını belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Osman Korkmaz, “2 aylık bebekler annesinin sesini duyduğu zaman sessizleşiyor. Yaklaşık 4-5 aylık olduğunda ise sesin geldiği yöne bakıyor. 9 aylık bebekler daha düşük seslere de dikkat edebiliyorken, 1 yaş civarında müziklere ve etraftaki seslere cevap vermeye başlıyor” dedi.

    İşitme kaybı olup olmadığını belirlemek için hastanede yapılan işitme testinin, bebek dünyaya geldiğinden itibaren 1 ay içinde yapılması gerektiğini ifade eden Dr. Osman Korkmaz, işitme kaybı olan bebeklerde görülebilecek belirtileri şöyle açıkladı:

    “Bebekler beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilmiyor, ağlamıyor ya da herhangi bir tepki vermiyorsa, seslenildiğinde başını ses gelen yöne doğru hareket ettirmiyorsa, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmıyorsa, sorulduğunda tanıdık eşya veya kişileri gösteremiyorsa işitme kaybından şüpheleniliyor. Türkiye’de işitme kayıplarını erken tespit edebilmek için yeni doğanlarda Oto Akustik Emisyon denilen tarama testi zorunlu olarak bebek hastaneden taburcu olmadan önce yapılıyor. Hastanede tarama testi ünitesi bulunmuyorsa mutlaka işitme taraması için uygun merkeze sevk ediliyor. Yenidoğanlara yapılan işitme testinde geçerli ve güvenilir sonuçlar elde etmek için özel test teknikleri gereklidir.”

    Tarama testinde, bebeğin kulaklarına belli şiddette sesler verildiğini ifade eden Korkmaz, “İç kulak hücrelerinin verdiği cevap ölçülerek duyup duymadığı anlaşılıyor. Bebeği rahatsız etmeyen test sırasında anestezi veya sakinleştirici uygulanmıyor. Bebeğin kulağının dış kısmının içine yumuşak uçlu bir alet konulduktan sonra, kulağa bazı sesler gönderiliyor. Kulak bu sesi işittiğinde iç kısmı yankı yapıyor ve test uzmanı bilgisayar aracılığıyla bebeğin kulağının sese nasıl karşılık verdiğini inceleyebiliyor. Eğer bu testte başarısızlık söz konusu olursa 2 hafta sonra tekrarlanıyor. Başarısızlık tekrar ederse, İşitsel Beyin Sapı Cevapları Testi (ABR) ile işitme kaybı olup olmadığı araştırılıyor” dedi.

    İşitme kaybının şiddetini ölçen ABR, en sık kullanılan objektif testler arasında ilk sıralarda yer aldığına dikkat çeken Korkmaz, “ABR testinde başa yerleştirilen elektrotlar ile uykuda olan yenidoğanın beyin sapında oluşan elektriksel dalgaların ölçümü ve değerlendirilmesi yapılıyor. BERA ya da BAEP olarak da bilinen yüksek tanısal değerlere sahip test, diğer odyolojik testlerin sonuçları ile birlikte yorumlandığında işitmenin objektif değerlendirmesini sağlıyor. Annenin hamilelik sırasında gibi kızamık, kızamıkçık, frengi, CMV, toksoplazma gibi enfeksiyonlar geçirmesinin bebekte işitme kaybına yol açabileceği de göz önünde bulundurmalıdır. ABR tarama testinin yapıldığı bebekleri ise, Otoakustik Emisyon Testi’nden geçemeyen bebekler, ailesinde kalıtsal işitme kaybı olan bebekler, bin 500 gramdan daha düşük kilolu bebekler, yüz, kafa, kulak kepçesi ve kulak kanalında gelişimsel anormallik olan bebekler, kandaki sarılık değerlerinin yükselmesi nedeniyle fototerapi alan bebekler, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan ve tedavi alan bebekler” dedi.

    İşitme testleri yalnızca doğumsal işitme kaybı riski olan bebekleri belirleyebildiğini belirten Korkmaz, “Bu sebeple ebeveynlerin bebek dünyaya geldikten sonra ilk zamanlarda özellikle bu konuda dikkatli olmaları gerekiyor. Bebeğin seslere reaksiyon göstermediği fark edildiğinde, vakit kaybetmeden doktora başvurulmasını öneriliyor” diye konuştu.