Etiket: “Batılı

  • ASİMED Başkanı Eğilmez: “Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir”

    ASİMED Başkanı Eğilmez: “Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir”

    Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Savaş Eğilmez, Ayasofya’nın cami olmasına tepki gösteren ülkelere Türk hoşgörüsünü anlatmak için 100 bin elektronik posta göndereceklerini söyledi. Eğilmez, “Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir” dedi.

    Orta Asya’da yüzyıllar içerisinde oluşan Türk kültürünün İslami değerlerle kaynaştıktan sonra çok daha güçlü ve zengin bir yapıya kavuştuğunu belirten ASİMED Başkanı Savaş Eğilmez, “Bu zengin kültürel yapının en güçlü yanlarından biri şüphesiz Türk töresidir. Bu töre adalet, eşitlik, iyilik, hoşgörü gibi çok önemli dört ana prensipten oluşur. Kurulan Türk devletlerini sadece savaşçı bir yapıyla anlatmak mümkün değil. Türkler silah ve fiziki gücün yanında bir de gönülleri fethediyorlardı. Ayrıca insanların kalplerine dokunuyorlardı. Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev’in evlendiği Gürcü prensesin Konya sarayına kendisine mensup bir papaz ve Hristiyanlığı sembolize eden eşya ile gelmesine izin vermesi, Müslüman oluncaya kadar kendisine sarayda bir ibadethane (şapel) ayrılması, Selçuklu Türklerindeki din özgürlüğü ve hoşgörünün en güzel örneklerinden biridir. Sultan böyleyse sıradan halk çok daha hoşgörülüdür” dedi.

    Müslüman Türklerin gayrimüslimlerin eserlerine bugüne kadar saygı gösterdiklerini ifade eden Eğilmez, “Gündemde Ayasofya, İstanbul’un fethi var. İstanbul’un fethinden sonra 1477 yılında bir nüfus sayımı yapılıyor. Eski İstanbul denilen mahallede 16 bin 324 hanenin olduğu gözüküyor. Bu hanenin yüzde 45’i Müslüman Türk değil. Bir hoşgörü politikası var ve insanlar o yerden göç etmeyi planlamıyorlar, ihtiyaç duymuyorlar. İslam hukuku gayrimüslimlere zimmet olarak bakıyor. Müslüman Türk devletleri de bunları bir emanet olarak görüyor. Bunlara ve maddi değerlerine büyük saygı gösteriyor. Kötü dönemlerden örnek verirsek Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda en kötü zamanını yaşıyor. II. Mahmut’un şu sözü bunun en güzel göstergesidir; ’Ben tebamın Müslüman’ını camide, Hristiyan’ını kilisede, Musevi’sini de havrada fark ederim. Hepsi hakiki evladımdır.’ Hatta bazı dönemlerde gayrimüslimler, Türk-Müslüman ahaliden daha fazla hakka sahip olmuşlardır. Bu da Türkler arasında huzursuzluk çıkarmıştır. Batılı yazarlar da Batı’da kilisenin başka inançtakilere karşı oldukça hoşgörüsüz davrandığını, buna karşın Müslüman Türklerin kendi ülkelerindeki gayrimüslimlere tam bir hoşgörüyle yaklaştığını ve bunun büyük bir övgüye layık olduğunu belirtmek zorunda kalmıştır. 1492 yılında Avrupa’da Yahudilere karşı büyük bir katliam başlamıştı. 1492 yılında İspanya ve Portekiz’deki Yahudiler ülkelerini terk ederek Osmanlı Devleti’nin şefkatine sığındılar. Zira devrin padişahı Bayezid, ’Benim ülkemin sınırları dünyanın neresinde ızdırap çeken insan varsa onlara açıktır’ diyordu. Anadolu’ya baktığımızda insanın ilk yerleşim yerlerinin burada olduğunu görüyoruz. Anadolu’da bin yıldır Türk hakimiyetinin olduğunu düşünürsek eserlerin korunarak bu zamana kadar gelmesinin yegane sebebinin de Türk hoşgörüsü olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

    “Türklerin hoşgörüsüne karşı Avrupa’daki Osmanlı Devleti’nin yaptığı eserler yerle bir olmuştur”

    Osmanlı Devleti’nin eserlerinin üçte birini Avrupa’da yaptığını kaydeden Eğilmez, “Bunların çoğu şu anda yerle birdir. Mesela 1897 yılına kadar Türk hakimiyeti altında kalan Girit Adası’nda 105 kilise, 54 tane cami ve mescit var iken, 1897 yılından sonra Yunan hâkimiyeti içerisinde adada sadece bir tane harabeye dönmüş cami kalmıştır. Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir. Buna rağmen 30 millet varlığını halen devam ettiriyorsa 6 asır boyunca Osmanlı Devleti’nin göstermiş olduğu hoşgörüyle devam ettiriyorlar. Her zaman mazlumun yanında olmuşuz. Bugün bile Türk hoşgörüsüne sığınmalar devam ediyor. Günümüze baktığınızda 439 tane kilise, Hristiyan ve Museviler bu kilise ve sinagoglarda devletimizin koruması ve milletimizin engin hoşgörüsü ile özgürce ve güven içerisinde inançlarını yaşamaya devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

    “Ayasofya’nın cami olmasına karşı Avrupa ve Amerika ülkemiz hakkında kara propaganda başlattı”

    ASİMED Başkanı Eğilmez, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Geçtiğimiz günlerde Danıştay’ın Ayasofya’nın cami statüsünü yeniden tescil etmesinden sonra Avrupa ve Amerika’da ülkemiz hakkında başlayan kara propagandaya karşı Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği olarak bir kampanya başlattık. Avrupa ve Amerika’nın önde gelen sivil toplum örgütlerine, basın yayın kuruluşlarına, siyasetçilerine, din adamlarına ve toplumun önde gelen kişilerine Türk kültürünün en önemli prensiplerinden biri olan hoşgörü anlayışını tarihi ve günümüz örnekleriyle kendi dillerinde anlatmaya başladık. Kampanya çerçevesinde 1 ay içerisinde 100 bin elektronik posta göndermeyi planlıyoruz. Amacımız tarih boyunca hayat bulan Türk hoşgörüsünün bugün de devam ettiğini anlatmak.”

  • Rusya, batılı ülkelerin sorumsuzlukları sonucu DEAŞ’ın kimyasal silah elde ettiğini iddia etti

    Rusya Savunma Bakanlığı, DEAŞ terör örgütünün batılı ülkelerin provokasyonları ve sorumsuzlukları sonucu kimyasal silah temin ettiğini iddia etti.

    Rusya Savunma Bakanlığı yaptığı bir açıklamada, DEAŞ terör örgütünün batılı ülkelerin provokasyonları sonucu kimyasal silah temin ettiğini iddia etti. Bakanlık açıklamasında DEAŞ’ın elde ettiği kimyasal silahları El Nusra terör örgütü ile gerçekleştirdiği bir çatışmada kullandığını kaydetti. Yapılan açıklamada, çatışmalarda bazı ’Beyaz Baretliler’ sivil savunma örgütü çalışanlarının da öldürüldüğü aktarıldı.

    Bakanlık yaşanan olayın batılı ülkelerin sorumsuzluğu sonucu meydana geldiğini ileri sürerek, “Bu tür sorumsuz eylemlerin sonucu olarak zehirli maddeler, eylemlerini tahmin etmenin imkansız olduğu DEAŞ teröristlerinin eline geçti” ifadelerine yer verdi. Bakanlık duyurusuna ek olarak kimyasal silahların varillerinin görüntüleri olduğunu iddia ettiği bir fotoğraf ve bir video yayınladı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Batılı Ülkelere Terör Eleştirisi

    İslam dünyası liderliğini Mısır’dan devralan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvenin açılışında yaptığı konuşmada batılı ülkelerin terör eylemlerine karşı tutumunu eleştirerek, “Nükleer güvenli toplantısında konuşmacılar, Paris’teki Bürksel’deki terör eylemlerinden bahsediyorlar ama İstanbul,Ankara, Lahor’dan bahsetmiyorlar. Bu ikircikli davranış bizler üzmektedir” dedi

    56 ülkeden temsilcilerin katılacağı İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) 13. İslam Zirvesi İstanbul’da başladı. İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen program öncesi çekilen aile fotoğrafının ardından, program, Beştepe Camisi İmam Hatibi Adem Kemaneci’nin okuduğu Kuran-ı Kerim tilavetiyle başladı. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al-Suud, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Katar Emiri Temim Bin Hamad Al Sani, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Bakir İzzetbegoviç, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın da aralarında bulunduğu liderler, sabah saatlerinden itibaren kongre merkezine gelmeye başladı. Bazı ülkelerin temsilcilerinin zirveye geleneksel kıyafetleriyle katıldıkları görüldü.

    TÜRKİYE, İSLAM DÜNYASI LİDERLİĞİNİ MISIR’DAN DEVRALDI

    Yüksek katılımın gerçekleştiği zirveye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlık etti. BM’den sonra en büyük teşkilat olma özelliğini taşıyan ve İslam ülkelerini bir araya getiren İslam İşbirliği Teşkilatı 13. İslam Zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına besmeleyle başladı.

    “İKİNCİ EVİNİZE HOŞ GELDİNİZ”

    Erdoğan, “Sizlere en kalbi selam ve muhabbetlerimi sunuyorum. İslam dünyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olsun. Türkiye’ye ikinci evinize hoş geldiniz. İslam aleminin temsilcilerini bir araya getiren bu toplantı vesilesiyle sizleri İstanbul’da ağırlamaktan onur duyuyoruz” dedi.

    Erdoğan, başkanı olduğu zirvede yaptığı konuşmasında, “Sizleri en kalbi duygularımla saygıyla selamlıyorum. İstanbul’umuza hoş geldiniz. 13. İslam Zirvesi vesilesiyle sizleri ülkemizde misafir etmekten memnuniyet duyuyorum. 12. İslam zirvesi Mısır’a dönem boyunca ortaya koyduğu çabalar için teşekkür ediyorum Bu temennilere bu duaya ihtiyacımız olduğu günlerden geçiyoruz. Adalet ve barış kavramlarının içini doldurmakta acele etmeliyiz. Dünyanın 4 bir yanından çığlıklar yükseliyor. Buradan çıkacak güzel haberlere kulak verdiğini ben görüyorum, buna inanıyorum. Müslümanlar olarak üstesinden gelmeniz gereken sorunların başında mezhepçilik ırkçılık geliyor. Benim dinin Sünnilik de değildir, Şiilikte değilir. Benim dinim İslamdır. Ben sadece bir Müslümanım. Diğer farklılıklar bu sıfatımın gerisindendir. Her gün mazlumlara saldıran terör örgütleri asla bu mukaddes dinin temsilcisi olamaz bizim dinimiz barış dinidir. Bizim peygamberimiz barış elçisidir. Müslüman olarak ne kadar bir birimize düşersek umudunu bizlere bağlayan masumlar o kadar çok sıkıntıya maruz kalacaktır. Bölücü değil birleştirici olmalıyız. Muhabbeti güçlendirmeliyiz. Yaşanan çatışmalardan, düşmanlıklardan zarar gören sadece Müslümanlardır. Dostları çoğaltmak düşmanları da azaltmak durumundayız. Terör ve şiddet sorunu bugün İslam dünyasının en büyük meselelerinden biridir. Şimdi Irak ve Suriye’de belirli bölgeleri kontrol altına alan DAEŞ aynı kirli gayeye hizmet ediyor. Boko Haram gibi örgütleri de aynı kapsamda görüyoruz. Ülkemizde PKK gibi DHKP-C gibi çeşitli terör örgütleri var. Avrupa başta olmak üzere çok sayıda terör örgütleri faaliyet gösteriyor.” Batı ülkelerinin terör saldırıları sonrası tutumunu da eleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Nükleer güvenlik toplantısında konuşmacıların dikkatimi çektiği bazı ifadeleri oldu. Paris’teki, Brüksel’deki terör eylemlerinden bahsediyorlar ama Ankara’daki , İstanbul’daki,Lahor’daki terör saldırılarından bahsetmiyorlar. Halbuki Yüzlerce insan öldü. .Brüksel’de Paris’te 9-10 tane bir tanesinde 30 tane bir tanesinde öldü.Bir kişi de ölse tüm insanlığım ölümü gibi. Onları söylerken bunları neden söylemiyorsunuz. Bu ikircikli davranış bizleri üzmektedir” dedi.

  • “Batılı Ülkeler Göçü Hesaplayamadı”

    Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Orta Doğu Sorunu’ adlı konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Hasan Köni, Orta Doğu’da geçmişten günümüze yaşanan meseleleri değerlendirdi.

    Ördekli Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansa bürokratlar ve çok sayıda davetli katıldı. Konferansta, Orta Doğu meselesini tarihi olarak ele alan Prof. Dr. Köni, özellikle son dönemde ortaya çıkan göçün batılı ülkeleri tehdit ettiğini söyledi. Orta Doğuda yaşanan savaşlardan dolayı vatandaşların Avrupa ülkelerine göç etmelerinin batı dünyası için savaştan daha zor bir durum ortaya çıkardığını belirten Köni, Avrupa’nın sosyal yapısının bütünüyle değiştiğini söyledi.

    Avrupa’da yaşanan göçlerle birlikte Müslüman sayısının hızla artış gösterdiğini, bunun da batı için büyük tehdit olduğunu ifade eden Köni, “Batı göç dalgasını hesaplayamadı. Almanya gazetelerinde ülkedeki Müslüman sayısı 8 milyona ulaşırsa yeni bir İslam partisi kurulabilir şeklinde haberler yayınlanıyor. Bu, onlar için savaşarak kaybedeceklerinden çok daha fazla kötü bir durum. İstanbul’da düzenlenen G20 zirvesinin ardından bir de iklim konferansı düzenlendi. Bu konferansın yayınlanmamış belgeleri bizlere geldi. Bu belgeleri görünce yazanlara inanamadık. O belgelerde şöyle yazıyordu: “Orta Doğu’da izlediğimiz politika ile kitlelerde bir ayaklanma başladı. Aynı zamanda batılı devletlerin enerji politikaları ile iklim değişiklikleri de başladı. Orta Doğu’yu yeniden yapılandırma planları ve enerji politikaları ile ortaya çıkan felaketli yapılanma yeni sonuçlar doğurdu. Bu sonuçlar yığınla göçlere sebep olacak. Orta Doğu’da çöken devletlerin vatandaşlarının batıya göç etmesi; açlık ve kıtlık, kaynak eksikliği ve bunun sonucunda göç olarak batıya vurması… Elimize yeni geçen bu analizi 2007 yılında yazmışlar. Müttefik olarak bu analizi bize vermediler. İnsan haklarını ön planda tutan ülkeler, şimdi göç eden insanları ülkemize almıyoruz diyor. Türkiye’ye 3 milyar dolar teklif edip, mültecilere bakmasını istiyorlar” diye konuştu.

    Suriye’de yaşanan savaşın arkasındaki aktörlerden Rusya’nın artık ön plana çıktığını dile getiren Köni, “Savaşa silah desteği sağlayan ülkelerden biri olan Rusya, artık vekaleten değil, açık bir şekilde savaşın içerisine girdi. Diğer aktörler olan Almanya ve İngiltere de ön plana çıksa 3. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olur. Bu savaş sonunda Esad mutlaka değişecektir. Bu kadar olaylardan sonra ne Saddam; ne Kaddafi kaldı. Esad da orta vadede gidecek. Yerine de Rusya ve Amerika’ya uygun gelebilecek, Batı’nın sistematiğini sarsmayacak ve İsrail’i rahatsız etmeyecek bir aday gelecek” dedi.

    Konferansın sonunda Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Yunus Şahin, Prof. Dr. Hasan Köni’ye İznik çinisi hediye etti.

  • SAÜ’de “Batılı Bilginin Eleştirisi” Konferansı Düzenlendi

    Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezi tarafından “Batılı Bilginin Eleştirisi Üzerine” isimli bir konferans düzenlendi.

    Sakarya Üniversitesi SASGEM tarafından düzenlenen “Batılı Bilginin Eleştirisi Üzerine” isimli konferansa İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Korkut Tuna konuşmacı olarak katıldı. SAÜ Hukuk Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen etkinliğe SAÜ’lü öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.

    Konuşmasında doğu ve batıdaki bilginin içeri hakkında bilgiler vererek başlayan Prof. Dr. Korkut Tuna, tarihteki doğu-batı farklılığının günümüze kadar ulaştığını söyledi. Üniversitelerde öğretilen bilginin batılı kaynaklardan süre geldiğini belirten ve bu konu üzerine eleştiride bulunan Prof. Dr. Tuna, “Eski zamanda kitaplarda toplum bilimi olarak adlandırılan ders günümüzde sosyoloji olarak okutuluyor. Biz bunu Batılı anlamda sosyoloji olarak algılıyoruz” diye konuştu.

    Üniversitelerdeki müfredatın Batılı bilgilere göre dizayn edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, “Üniversitelerin Hukuk Fakültelerinde Roma Hukuku dersi temel derslerden birisi. Buna karşılık birçok fakültede İslam Hukuku dersi temel anlamıyla esas alınmamıştır. Bu konuda bizi daha çok ilgilendiren bilgiler üzerine yoğunlaşmalıyız” diye konuştu. Günümüzde öğrenmeyi, edinilmiş bilgilerden karşıladığımızı dile getiren “Prof. Dr. Tuna, “Bilgilerin çoğu edinilmiş bilgi. Maalesef ki bilgi üretmiyoruz. Bir bilgi oluşturamıyoruz. Birilerinin bilgilerini takip ediyoruz. Kısacası bilgiyi dahi ithal ediyoruz. Kendimizi başka bilgiler ile kuşatıyoruz” ifadelerini kullandı.

    İslamiyet’le birlikte hem İslam Alemi’ndeki hem de Yunan Alemi’ndeki bilgilerin Batıya ulaştığını belirten Prof. Dr. Tuna, “Günümüzde Batı Toplumları varacağı noktaya geldi. Bir ilerleme söz konusu değil. Şuan ki durum yeniliğe kapalı, belirli rötuşlar ile mevcut yapıyı korumaya yönelik. Batının dengesi çok hassas. Kendilerini yenilemeye gücü yok. Sadece kendi gücünü idare edebilecek seviyedeler” dedi.

    Ülke olarak kendimize inanmamız gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tuna “Bizim değişim konusunda, yapacak çok şeyimiz var. Kendimize inanıp bu gücü ortaya çıkarmamız lazım. Fransa’da seçimler adayların şu kurumdan 1 milyon, şu kurumdan 2 milyon tasarruf edip şu projeyi gerçekleştireceğiz şeklinde. Onlarda her şey sistematik ve hantal bir yapıda. Bizler ülkemizde her türlü yatırımı yapabiliyoruz. Köprüler, otoyollar vs. Hiçbir sıkıntı yaşanmadan bu yatırımların üstesinden gelebiliyoruz” şeklinde konuştu.