Etiket: Başladılar

  • Kış için hazırlıklara şimdiden başladılar

    Gümüşhane’nin merkeze bağlı ormanı olmayan ve şehrin rakım olarak en yüksek köylerinden Demirören köyünde yaşayan vatandaşlar, yıllardır evlerindeki ısınma ihtiyacını hayvan gübresinden 2 ay boyunca yaptıkları tezekle karşılıyor.

    İl merkezine 46 kilometre uzaklıkta ve Bayburt sınırında yer alan köy denizden 2 bin 170 metre yükseklikte kurulu. Yaz aylarında 40 hanenin yaşadığı köyde bulunanlar ısınma ihtiyaçlarını yüzyıllardır hayvan gübresinden yaptıkları “kokar yakıt” olarak adlandırılan tezekle karşılıyor.

    Son dönemde devletin kömür yardımı yapması nedeniyle kısmen azalsa da vatandaşlar kadınıyla erkeğiyle birlikte harmana kış boyu yığdıkları ve loğ taşıyla sıkıştırdıkları hayvan gübresinden kalın kütleler halinde tezeği kürekle kesip kurutarak, evlerinin bacasına taşıyıp yıl boyu yakmaya devam ediyor.

    Yapımı 2 ay sürüyor

    Tezeği yakmak için doğadan geven toplayan ve bununla tutuşturan vatandaşlar yılın 9 ayı soğuk geçen köyde ısınmak ve yemek için daha kullandıkları tandır ve kovalı sobalarda tezeği kullanırken, tezeğin yapım süreci ise tam 2 ay sürüyor.

    Köy muhtarı Ekrem Hayal, tek gelirlerinin köyde uğraştıkları hayvancılık olduğunu belirterek, “Hayvanların gübrelerini kış boyunca yığıyoruz. Mayıs ayının sonlarında yağmurlar kesildikten sonra süpürüp altını temizleyip basma işlemini yapıyoruz. Daha sonra yayma dönemine geçiyoruz. Harmanın altına saman serip yayma yapıyoruz. 2-3 boyunca da loğ taşıyla eziyoruz iyice. Havanın durumuna göre 1 ay kadar kurumaya bırakıyoruz. Daha sonra kesme aşamasına geçiyoruz. 10 gün kesme işini bitirdikten sonra kurutup zincir aşamasına geçiyoruz. Burada kuruyanları alıyoruz, kurumayanları kumul aşamasına geçirip kurutuyoruz. 2 ayda bu sezon kapanıyor” dedi.

    “Ormanımız yok, mecburuz. Tezek bizim en ideal yakacağımız”

    Tezeği niçin yaptıklarını “Ormanımız yok, mecburuz. Tezek bizim en ideal yakacağımız” diyerek açıklayan Hayal, “Ekmeğimizi tandırda yapıyoruz. Burada da en önemli yakıtımız tezek. Tandır yakanlar tezek kullanınca zehirlenme tehlikesi olmadığı için tezek bizim için çok ideal” diye konuştu.

    Koyun gübresinin tezeğinin çok daha kaliteli olduğunu hatta olsaydı kömüre ihtiyaçlarının olmayacağını beyan eden Hayal, “Eskiden evlerin tavanları davlumbaz şeklinde yapılırdı. Davlumbaz şeklinde olduğu için baca var. Eskiden evlerde gaz lambası yanardı. Eğer o şekil baca olmasaydı herkes zehirlenirdi. O davlumbaz yapı tezeğin dumanını, lambanın gazını alıp çekiyor havaya” ifadelerini kullandı.

    “Bunsuz olmaz bu dağın başında”

    Köy sakinlerinden 80 yaşındaki Nadiye Hayal de “Bunsuz olmaz bu dağın başında” diyerek ürettikleri tezekleri 12 ay boyunca kullandıklarını belirterek, “Şimdi kalkıp İstanbul’a gittik diye yapmamazlık yapmıyoruz. Anamızdan doğalı yapmasını biliyoruz ve bunu yakıyoruz. Dağdan geven toplar getirir tutuşturur yakarız. Yine tezeğimiz var” şeklinde konuştu.

  • Rüyalarında görünce türbedarlığına başladılar

    Eskişehir’de, rüyalarında gördükleri Sühreverdiyye tarikatının kurucusu Şehabüddin Sühreverdi hazretlerinin Odunpazarı bölgesindeki türbesi, 8 yıldır gelin görümceye emanet.

    Sühreverdi hazretlerine ait olduğu belirtilen Kemal Zeytinoğlu caddesi üzerindeki türbeye hizmet eden, bakım ve temizliğini yapan görümce Ayşe Şavor ile gelin Hanım Seven, gördükleri rüyayı anlatmak istemediklerini belirterek günlerinin büyük bölümünü burada geçirdiklerini söylediler. Şehabüddin-i Sühreverdi Hazretlerini rüyasında gördükten sonra türbenin bakımını üstlendiğini vurgulayan Seven, “Daha önceden burada yaşlı bir teyze görev yapıyordu. O vefat edince, bir süre ablam baktı. Daha sonra ben ve görümcem ilgilenmeye başladık. Bir gün ben, bir gün görümcem gelip, türbenin temizliğini, bakımını yapıyoruz. Ziyaretçilerle ilgileniyor, dua ediyor, namaz kılıyoruz. Buraya gelenler huzur buluyor, sıkıntısı olan, çocuğu olmayan, evlenenler gelip dua ediyor. Duası kabul olanlar tekrar gelip dua ediyorlar, şeker dağıtıyorlar” dedi.

    “Burada ölene kadar hizmet etmek istiyorum”

    Ölene kadar Şehabüddin-i Sühreverdi Hazretleri’nin türbedarlığını yapmak istediğini anlatan Seven, “Maddi, manevi olarak çok faydasını gördüm. Hem ev sahibi oldum, hem Umre’ye gittim. Her şey birdenbire oldu, oğlumun da düğününü yaptık. Buraya geldim mi kendimi daha huzurlu, daha mutlu hissediyorum. Görülmeyen bir şekilde evimize bereket geldi” ifadelerini kullandı.

    “Çocuğum olmuyordu, türbedarlığa başladıktan sonra çocuğum oldu”

    Türbedarlık yapmadan önce, çocuğunun olmadığını, bu işi gönüllü olarak yapmaya başladıktan sonra çocuğunun olduğunu dile getiren Türbedar Ayşe Şavor, “Sabah gelip türbemizi açıyoruz. Ziyaretçiler geliyor onlarla ilgileniyoruz. Kur’an-ı Kerim okuyup sohbet ediyoruz. Temizlik işleri olursa onlar ilgileniyoruz. Ziyaretçilerimiz geliyor. Biz oturuyoruz, sohbetimizi yapıyoruz. Kur’an okuyoruz. Tespihimizi çekiyoruz. Temizlik olursa temizliğimizi yapıyoruz. 8 sene oldu. Önceden görümcem vardı. O zaman çok gelip giderdik. İşte görümcem evlenince anahtarı bize verdiler. Biz gönüllü olarak başladık. Türbedarlığa başlamadan önce çocuğum olmuyordu. Rüyamda gördüm. Bana dediler ki ’iki rekat namaz kıl, çocuğun olacak’ dediler. Geldim, ziyaret ettim. 1 buçuk seneden sonra bir oğlum oldu. Beş sene sonra bir kızım oldu. Sekiz senedir de burada hizmet ediyorum” şeklinde konuştu.

    “Türbedarlık manevi izinlerle yapılıyor”

    Eskişehir’deki türbelerin ser türbedarlığını yapan Ali Mehmet Levend Başerdem, Şehabüddin-i Sühreverdi Hazretleri, zarar görmüş olan fütüvvet ve ahilik teşkilatının canlanmasını tesis etmek için, 34’üncü İslam Halifesi Rükneddin’in ricalarıyla Anadolu’ya gönderildiğini belirtti. Başerdem, şunları söyledi;

    “Şehabüddin-i Sühreverdi Hazretleri Anadolu’da geziler yapıyor. Çeşitli vilayetleri, ilçeleri illeri geziyor ve nihayetinde Eskişehir’e geliyor. Bugünkü burada medfun bulunduğu yere dergahını kuruyor. Uzun süre hizmet verdikten sonra burada vefat ediyor. Türbedarlık gönüllü olarak yapılan bir şey. Manevi işaretler ve manevi izinlerle mübareklerin tensipleriyle oluşan bir olay. Onların istediği kişiler bu hizmetleri yapıyor. Türbedarlar, türbelerin günlük temizliğini, haftalık temizliğini, yıllık temizliğini yapıyorlar. Bakım, onarım, çatı, duvar, badana, pencere, aklınıza gelebilecek bir evde ne gibi ihtiyaçlar oluyorsa türbelerde de aynı ihtiyaçlar hasıl olabiliyor. Hatta buralar daha fazla ziyaret edildiği için daha fazla hassasiyetle, temiz tutmakla gereklilik arz ediyor. Bizler de bunu temin etmeye çalışıyoruz”

    Türbe ziyaretçilerinden Nurcan Bilgin, bayan türbedarların hiç bir maddi menfaati olmadan buranın temizliğini, bakımını yaptıklarını, onlar sayesinde temiz bir ortama girerek rahat ve huzurlu bir şekilde ziyaret yapabildiklerini ifade etti.

    “Şehabüddün-i Sühreverdi kimdir?”

    Asıl adı Ebu Hafs Ömer Bin Muhammed. Şafi’i mezhebindendir. Fıkıh alimi ve ekabir evliyadan olup Sühreverdiyye tarikatının kurucusu ve piridir. Ebu Bekir Sıddık soyundandır. İran’ın Sühreverdi kentinde doğmuştur. Hicri 632’de (M.1234) Muharrem ayının onuncu günü Eskişehir’de türbesinin olduğu dergâhında vefat etti. Şehabüddün-i Sühreverdi, Mogol istilasından sonra Anadolu’da oluşan sistem boşluğunu doldurmak için, Ahi Evran ile birlikte gelerek, fütüvvet teşkilatının tesisi ve inşası için uğraşmıştır.

  • Aile bütçelerine katkı için başladılar, ayda 10 ton mantar üretiyorlar

    Tekirdağ’da mantarda ayda 10 ton üretime ulaşan kadın girişimciler, aile bütçelerine katkı olması maksadıyla başladıkları işte istihdam sağlar hale geldiler.

    Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde kurdukları tesiste istiridye mantarı üretimi işine giren Melek Özdemir ve Hale Nal adlı girişimci iki kadın, ayda 10 ton mantar üretmeye başladı. Melek Özdemir, “Hale ve ben galiba Türkiye’de ilk mantar üreten bayanlardanız. Biz istiridye mantarı üretiyoruz. Yaklaşık 3 aydan beri bu tesisimiz üretimde. Daha öncesinde bahçemizde ufak bir seramız vardı. İlk istiridye mantarlarımızı oradan aldık. Orada aldığımız ürünler burada aldığımız ürünlerle birebir aynıydı. Bazı denemeler yaptık, bazı aşamaları katettik, daha sonra eşlerimizin de desteği ile biz bu işi yapmaya karar verdik. Bu işe bir çadırla başladık. İlk çadırdan aldığımız verim, ilk çadırdan aldığımız mantarlar gerçekten çok beğenildi. Gönderdiğimiz numunelerden geri dönüşler çok güzel oldu. Bu sayede ikinci çadırı kurmaya karar verdik ve şu anda dönüşümlü olarak iki çadırla devam etmekteyiz. Soğuk havamızı kurduk, şimdi de soğuk hava deposu olan araç satın alacağız. Ürünlerimizi tamamen hijyenik bir şekilde satışa sunuyoruz. Buradan çıkan ürünlerimiz, soğuk hava depomuza girip beklemeden soğutmalı aracımızla doğrudan satışa çıkacak” dedi.

    “Protein açısından çok değerli ürünü halkımızın yemesini istiyoruz”

    İstiridye mantarı üretme fikrinin nasıl oluştuğunu da anlatan Özdemir, “Üretim yapmak çok güzel bir şey. İlk olarak biz bir şey üretmeliyiz fikrinden ortaya çıktı. Bu portakal da olabilirdi. Fakat araştırdık, ülkemizde kültür mantarı denilen bir şey var ama istiridye mantarı çok azdı. Bunu belki çok özel manavlarda bulabiliyorduk. Biz bunu halka tanıtmak istedik. Halkımızın protein açısından çok fazla, et kadar değeri olan bu ürünü yemesini istedik. Bu sayede bu işe girdik. İnternetten araştırdık. Üreten insanlarla birebir görüşmelerimiz oldu. Buraya girdiğiniz zaman mantara sevgi verirseniz, mantar size daha güzel mantar verir. Onu bir çiçek gibi hissedebilirsiniz. Evinize aldığınız çiçeği yetiştirirken onunla konuşursanız o çiçek size çok daha güzel çiçek verir. Mantar da aynı şekilde. Biz buraya kötü enerji ile girmemeye çok özen gösteriyoruz. Buraya hep güzel enerjilerle girmeyi hedefliyoruz. Çok da güzel şeyler oluyor ve çok daha güzel şeyler de olacak. İnanıyoruz ve buna inanarak yapıyoruz” diye konuştu.

    Melek Özdemir, “İlk başta aile bütçemize katkı sağlaması maksadıyla başladığımız işte şimdi istihdam sağlar konuma geldik. Eşimize destek olmak, aileye katkı sağlamak bunlar var. Bunların yanında bir de gerçekten bu mantarı bizim halkımız da tanımalı ve halkımız da yemeli. Çünkü bu mantar protein açısından çok zengin. Çocukların yemesi, büyüklerin yemesi önemli. Şu anda et alamıyoruz belki fiyatlar çok yüksek, bu mantarı alıp her gün yiyebiliriz” şeklinde konuştu.

    “Bayanlar üretime katılsın”

    Mantar üretme fikrini eşlerine açtıklarında nasıl bir tepki ile karşılaştığı sorusu üzerine Melek Özdemir, “Eşim olumlu yaklaştı. Bir şey üretme fikrime sıcak baktı. Ben bir mağaza açıp 24 saat orada durmak, beklemek istemiyorum. Bir şeyler üretmek istiyorum. O ürettiğim şeyi satmak istiyorum, pazarlamak istiyorum. Bu amaçla yola çıktığım için de eşim çok destek oldu. Hem maddi hem de manevi destek verdi. Evde oturarak hiçbir şey üretmeyerek insanlar tamamen köreliyor. Bu olmasın, artık bayanlar da üretime katılsın. Bayanlar da her işi yapabilirler. Ürettiğimiz ürünleri satmak için pazarları dolaştık. İlk paketleme makinesini evime aldım ve paket denemeleri yaptım. Paketlediğim ürünlerin üzerine logolarımızı yapıştırarak çevremdeki manavlara, pazarlara ücretsiz numune olarak götürdüm. Daha sonra bunun geri dönüşünü bekledim. İstiridye mantarı özellikle bazı hastalıklara çok iyi geliyor. Tansiyon, şeker hastalarına iyi geliyor. Şeker hastaları et yiyemeyebilir ama bu ürünü çok rahat yiyebilir” dedi.

    “Kaliteli olan her şeyin alıcısı var”

    İstiridye mantarının üretim süreci ile ilgili olarak da bilgiler veren Melek Özdemir, “Biz henüz kompost üretim aşamasına geçmedik ama kompostlar bize hazır olarak geliyor. Hedeflerimiz arasında kendi kompostlarımızı üretmek de var. Bunlar bize gelip raflara yerleştikten sonra 12 gün gibi bir uyku süreçleri var. Burada yavaş yavaş sporlanmaya başlıyorlar. Daha sonra ortamın hem nem hem de ısısını dengeliyoruz. Zaten burası 24 saat gözetim altında tutuluyor. Sürekli havalandırarak buradaki nemli ortamın aynı kalmasını sağlıyoruz. Bu çok önemli bir konu, eğer nem fazla olursa mantarı çürütürüz, nem az olursa mantarı kuruturuz. Nem, oksijen ve karbondioksit oranını dengede tutmak zorundayız. 10-12 günlük süre sonunda yavaş yavaş sporlanmalar başlıyor. Yavaş yavaş büyüyor ve sonra bizim seveceğimiz aşamaya geliyor. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden hem talepler geliyor hem de olumlu eleştiriler geliyor. Çok sık olmasa da tesisimize ziyaretçiler de geliyor. Çünkü çok güzel hijyenik bir ortam sağladık. Biz bodrumda mantar üretmiyoruz, gerçek manada bir tesiste mantar üretiyoruz. Dört dörtlük bir tesiste mantar üretiyoruz. Ben bir şeye inanıyorum. Türkiye’de kaliteli bir şekilde ne olursa olsun ürün yapıyorsanız alıcısı vardır” diye konuştu.

    “Bu mantar mutluluk hormonu salgılıyor”

    Üretici Hale Nal ise, “İlk ürünümüzü aldıktan sonra oradaki dağılım, ilgi ve pazar payı nedeniyle ikinci çadırımızı kurduk. İkinci çadırımızı da kurunca üretimimizi aynı şekilde devam ettirdik. Şuanda iki buçuk tona kadar ürün elde etmekteyiz. Oradan gelen maddi gelirle soğuk havamızı kurduk. Pazarlara çıktık, pazarlarda dolaştık, tanıtmaya çalıştık. Bu mantarın en önemli özelliği seratoryum hormonunu salgılaması, mutluluk vermesi. Şu an insanlar mutluluğa, sevgiye aç. Mantar içeriye girdiğiniz zaman bile müthiş bir enerjisi olan bir bitki” dedi.

    Nal, “Eşimin de desteği ile hayallerim gerçek olacak diyerek yola çıktık ve şu anda hayallerimiz gerçekleşiyor. Önce hobi bahçemizde, ardından evimizde başladık. Şimdi bu tesisteyiz. Devletten de kadın üreticiler adına destek ve teşvik bekliyoruz. Bayanların evde oturmaktansa kendi başlarına birçok şeyi başarabileceklerine inanıyoruz. Başardıklarına da Melek ve biz kanıttır. Önceden kadınlar daha fazla üretiyordu. Bizim büyüklerimiz tarlada, bağda bahçede çalışıyordu. Sonra nesil değişti ve insanlar binaların arasına sıkıştı kaldı. Biz bunu aşmak istiyoruz. Bütün kadınları destekliyoruz ve onları çağırıyoruz. Elimizden gelen yardımı da yaparız. İlk ürünlerimizi tanıtım amacıyla ücretsiz dağıtık. İstiridye mantarı inanın etten, tavuktan, balıktan da lezzetli. Biz bu işi canlandırmayı düşünüyoruz. İleriye dönük fikirlerimiz var” diye konuştu.

  • Ekmeklerini topraktan çıkardılar dünyaya ihracata başladılar

    Çorumlu iş adamları Cengiz Başaranhıncal ve Ali Arslan kurdukları Hitit Terra firmasıyla topraktan üretimini yaptıkları mutfak araçları, dekor ürünler, süs ve peyzaj ürünlerini dünyaya ihraç ediyor.

    Yıldız Şirketler gurubu bünyesinde faaliyet gösteren Hitit Terra, doğal yaşamın vazgeçilmez unsuru olan toprağa hayat vererek, sanata dönüştürdü. Kuş evleri projesi ile Türkiye’de bir ilke imza atan firmanın ürettiği güveç kabından, kek kalıbına, damacanadan fırın tepsisine, kahve takımından, yumurta tavasına kadar yüzlerce çeşit toprak ürün hem yurt içi, hem yurt dışında büyük ilgi görüyor. Mutfaklarda kullanılan tüm modern ürünleri yeni bir konseptle insanların hizmetine sunan firma, organik yaşam kültürünü merkezi halini almış. Organik tüketim kültürünün yaygınlaşmasıyla özüne dönmeye çalışan insanların vazgeçilmezleri halini alan toprak ürünler, geleneksel çizgileri de günümüze taşıyor.

    Hitit Terra ortaklarından Cengiz Başaranhıncal, firmalarının kuruluşunun 1920 yıllara dayandığını belirterek, bu serüvenin dedelerinin el yapımı tuğla üretimi ile başladığını söyledi. 1950’li yıllarda kurdukları fabrika ile modern tabir edilen endüstriyel üretime geçiş yaptıklarını dile getiren Başaranhıncal, “2000 yılından itibaren tekrar geriye dönüş başlattık. El yapımı tuğla imalatına döndük. Aksesuarlar yapmaya başladık. 2010 yılında şirketimizin bünyesinde Hitit Terra markasıyla topraktan sağlıklı kullanım gereçleri üzerine üretime başladık. İlk etapta güveç, sus testileri, yoğurt kapları gibi mutfak gereçleri üretimi yapıyorduk. Gelişen teknolojiyle birlikte yaptığımız Ar-Ge çalışmaları ve alanında uzman kadromuzla geçmişten gelen tecrübelerimizi de harmanlayarak sırlı, sırsız, süs ve peyzaj malzemesi üretimine de başladık. Daha önemlisi restorasyonda Türkiye’de yapılamayan değişik kiremit ve tuğlaların üretimine girdik. Tuğla bir şekilde yapılıyor ancak yapımı imkansız olan kiremitler vardı. Geçmişte tarihi binalarda kullanılan kiremitler bulunamadığı için Vakıflar bunları kurşun çatı yapın diyordu. O projelere girmeye başladık. Muhtelif kiremitler yaptık. Bunları elde ve makinede yapmak imkânsızdı. Teknoloji ve geçmişten gelen tecrübemizi harmanlayarak bu kiremitleri yapmaya başladık” dedi.

    “129 Euroluk kuş evini 18 liraya mal ettiler”

    Doğa Koruma ve Milli Parklar 5. Bölge Müdürlüğü tarafından, Türkiye’de bir ilke imza atılarak “çatılara kiremit şeklinde kuş evi” projesi hakkında da açıklamalarda bulunan Başaranhıncal, “Kuş evi ile ilgili bir çalışmamız vardı. Doğa Koruma ve Milli Parklar 5. Bölge Müdürü Mahmut Temel’den de bununla ilgili bir çalışma yapmamızı isteyince bizde süreci hızlandırdık. Kuş evlerimiz kalıp halinde idi. Satılsın veya satılmasın bu ürünü bünyemize katmak istiyorduk. Kısa sürede kuş evini tamamlayarak 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü dolayısıyla Doğa Koruma ve Milli Parklar 5. Bölge Müdürlüğü’nün Afyonkarahisar’daki programına yetiştirdik. Yurt dışında 129 eurodan satışa sunulan bu evleri 18 liraya mal ettik. Çevreye ve doğaya olan saygımızdan dolayı bu ürüne kar marjı yazmadık” ifadelerini kullandı.

    Hitit Terra olarak topraktan mutfak gereçlerinin yanı sıra süs eşyaları, yapı elemanları ve peyzaj bahçe süsleri imalatı yaptıklarını anlatan Başaranhıncal, “Müzedeki ürünlerin replikalarını yaptık. Hititlerin 3 bin 600 yıl önce kullandığı güveç kazanını orijinal bir şekilde tasarlayarak üretimini gerçekleştirdik. Özellikle bu ürüne çok büyük talep oldu. Süs eşyalarında Hitit figürlerini, motifleri ön plana çıkardık. Topkapı Sarayı’nın Harem dairesinin zemin tuğlalarını aslına uygun olarak yaptık. Mutfak gereçlerinde 200’ün üzerinde çeşidimiz var. Amerika’dan, Arabistan’a kadar ihracat yapıyoruz. Uluslararası gıda uygunluk sertifikamız var. Turşu küpleri, salça küpleri, eski geleneksel ne varsa hepsini yapıyoruz. Daha önce topraktan yapılmış ne varsa tekrardan üretebiliyoruz. Ürünlerin topraktan yapılıp yapılmadığına inanmayanlar var. Bu toprak değildir alçıdır diyenler var. Toprağı böyle yapamazsınız diyenler var. Yaptığımız ürünler ortada” şeklinde konuştu.

    “Arabistan Türk bayrağı ve Türk malı damgasıyla ürün istiyor”

    Toprak ürünlerinin yurt dışında Türkiye’den daha çok rağbet gördüğünü anlatan Başaranhıncal, “Arabistan’a ihracat yapıyoruz. İlk şartları bize kolilerin üzerinde Türk bayrağı olacak, Türk malı yazacak dediler. Bu bizim için gurur veriyor. Büyük bir gururla kolilere Türk bayrağını yapıştırıp, Türk malı damgasıyla satıyoruz. Toprak ürünlerinde sadece Avrupa ile yarışıyoruz. Taiwan, Tayland ve Filipinlerde de bu ürünler yapılıyor ancak bizi onlarla bir tutmuyorlar. Güvenirliliğimizle, ürünlerimizle biz bir adım üründeyiz. Firma bir asra yakın geçmişe sahip olmasına rağmen genç bir marka sahibiyiz. 100 yıldır toprak işleriz toprak satarız. 500 ürün çeşidimiz var. Hititlere, bu coğrafyaya, ülkemize olan borcumuz var. Yapacağımız yatırımlarla bu coğrafyaya borcumuzu ödemeye devam edeceğiz”dedi.

  • Almanya’dan gelip Samsun’da zayıflamaya başladılar

    Almanya’dan gelen 2 arkadaş, Opr. Dr. Muzaffer Al’a kapalı yöntemle minigastrik bypass ameliyatı olarak kilo vermeye başladı.

    Almanya’nın Bremen şehrinden gelen ve çok yakın iki arkadaş olan Ayla Yılmaz ve Seda Sevil, aşırı kilolarından dolayı aynı günde Büyük Anadolu Hastanesi Çiftlik Şubesi’nde Laparaskopik Bariatrik ve Metabolik Cerrahı Opr. Dr. Muzaffer Al’a laparaskopik (kapalı) minigastrik bypass ameliyatı olarak zayıflamaya başladılar.

    23 yaşında olan, evli ve 2 çocuk annesi Ayla Yılmaz ile 22 yaşındaki Seda Sevil, aşırı kilolarından dolayı yürümede ve nefes almada zorluk yaşadıklarından dolayı minigastrik bypass ameliyatı olmak için araştırma yapmaya başladılar. Yaklaşık 1 yıldır Opr. Dr. Muzaffer Al’ı ve yaptığı ameliyatları takip eden 2 arkadaş, doktorla irtibata geçerek ameliyat olmaya karar verdiler. Almanya’dan Samsun’a geldikleri gün Opr. Dr. Muzaffer Al’a ameliyat olan 2 arkadaşın sağlıklı bir şekilde ülkelerine geri döndüler.

    Ameliyat öncesi 170 cm boyda ve 142 kilo olduğunu, ameliyattan bir hafta sonra da 133 kiloya kadar düştüğünü belirten Ayla Yılmaz, hedefinin 75 kiloya kadar inmek olduğunu söyledi. Yılmaz, “Ben minigastrik bypass ameliyatını kilo vermek için ve sağlıklı bir şekilde yaşamak için oldum. Birçok kez diyet yaptım fakat her defasında verdiğim kiloların fazlasını geri aldım. Doktorumuz Muzaffer Al’ı yaklaşık 1 yıldır takip ediyordum. Doktorumun yapmış olduğu ameliyatlarındaki başarılı sonuçları görerek ve aldığım olumlu bilgiler doğrultusunda ameliyata karar verdim. Almanya’dan geldiğim gün ameliyat oldum. Ameliyattan sonra 4 günde sağlıklı bir şekilde taburcu oldum. Ağrısız ve rahat bir süreç geçirdim. Doktoruma ve tüm ekibine çok teşekkür ederim. Bundan sonra zayıf ve sağlıklı olarak çocuklarımla birlikte sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorum” dedi.

    Ameliyat öncesi 130 kiloda olduğunu ve ameliyat sonrası da 125 kiloya düştüğünü ve hedefinin 65 kiloda kalmak istediğini ifade eden Seda Sevil ise, “Arkadaşımla birlikte Türkiye’ye geldik ve burada ameliyat olduk. Ameliyat olmamdaki sebep sağlıklı yaşamak, yürüyebilmek, nefes alabilmek için karar verdim. Doktorumuz Muzaffer Al’ı Ayla arkadaşımız takip ediyordu ve onun sayesinde inşallah daha iyi günlere kavuşacağız” diye konuştu.

    2 arkadaşın sağlık durumları hakkında bilgi veren Opr. Dr. Muzaffer Al, “Her iki hastamızda morbid obezite yani aşırı şişmanlık vardı. Pek çok kez diyet yapmışlar fakat başarılı olamamışlar. Uzun zamandır beni ve ameliyatlarımı takip ettikleri, bu nedenle geldiklerini beyan ettiler. Obez hastaların pek çok sorunlarını onlarda yaşamaktaydı. Minigastrik bypass ameliyatını gerekli hazırlıklardan sonra her iki hastaya aynı günde laparaskopik minigastrik bypass operasyonu uyguladık ve ameliyattan sonra her iki hastayı sağlıklı şekilde Almanya ya uğurladık. Obezite ciddi ve önemli bir hastalık. Obezlerin yapılan çalışmalarda yüzde 98 oranında diyetle kilo veremedikleri tespit edilmiştir. Kalp damar hastalığı, şeker hastalığı, uyku apnesi, yüksek tansiyon, hormonal bozukluklar, karaciğer yağlanması, bazı organ kanserleri yani meme, bağırsak, yumurtalık gibi eklem ve diz problemleri daha fazla görülmektedir. Aynı zamanda obezite hastanın yaşam kalitesini bozan, depresyon yapan ve sosyal içe kapanıklılık oluşturan bir hastalıktır. Günümüzde obezite ameliyatları kapalı yöntemle ve güvenli bir şekilde uygulanabilmektedir” şeklinde konuştu.