Etiket: Başkanlık

  • Erdoğan’dan başkanlık açıklaması…

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde yapılan sistem tartışmalarını çok olumlu bulduğunu belirterek, “Türk siyaseti artık bu konuları konuşabilecek tartışabilecek yetkinliğe ulaşmıştır. İnşallah 80 milyon el ele vererek, hiç kimsenin dışlanmadığı, hiç kimsenin ötekileştirmediği geleceğin Türkiye’sini beraber kuracağız” dedi.

    İnegöl’de 61 milyona mal olan Hacı Sevim Yıldız Eğitim Külliyesi’ni açan Erdoğan, yaptığı konuşmada, “Bu millet, yokluklara ve imkansızlıklara rağmen 7 düvele meydan okumuş, ama hürriyetinden asla taviz vermemiştir. İstiklal Harbi’nde Anadolu’nun bir ucundan diğerine yayılan bağımsızlık ateşinin hamdolsun hala canlı olduğunu görüyoruz. Buna en son 15 Temmuz gecesi yeniden şahit olduk. Bu millet, aziz bir millettir” dedi.

    15 Temmuzda halkın göğsünü uçak ve tanklara siper ettiğini hatırlatan Erdoğan, “İşte siz o gece göğsünüzü siper ettiniz. 241 şehidimiz oldu. 2 bin 194 gazimiz oldu. Ama bu millet düşmedi. Bu vatan düşmedi. İşte bugün hep beraber yine ayaktayız. Sizler o gece öz yurdunuzda parya olmayacağınızı, 1 dolara vatanını satan insan müsveddelerine bu ülkeyi bırakmayacağınızı gösterdiniz. FETÖ ihanet çetesinin çapulcularına sokakları, meydanları, kışlaları dar ettiniz. Baş veririz, ama başımızı vermeyiz diyerek, ülkemize, demokrasimize, sandıkta tecelli eden iradenize namerdin elini uzattırmadınız. Rabbim, şehitlerimizin ve gazilerimizin dökülen o mübarek kanları pahasına bu ülkeyi tekrar bizlere bağışladı. Şehitlerimize tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize şifalar diliyorum. 15 Temmuz gecesi Bursalı, İnegöllü kardeşlerimizin sokakları miting meydanlarına çevirdiklerini biliyorum. Gerek o gece, gerekse bir ay süren demokrasi nöbetlerinde meydanlara sığmayan kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Sizler böyle dik durduğunuz sürece, kimse bu ülkeye boyunduruk vuramaz. O gece milletin kanını döken bu hainler çetesi ve onların yularını ellerinde tutanlara inşallah bundan sonra da el-aman vermeyeceğiz, verdirmeyeceğiz” diye konuştu.

    “Ayak oyunlarına rağmen umutları tükendi”

    Demokrasiden, hukuktan ve adaletten asla taviz vermeden, adeta bir kuyumcu hassasiyetiyle çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Erdoğan, “Bu hain örgüt, bizim bu hassasiyetimizi dahi sulandırmaya, istismar etmeye çalışıyor. Ne diyorlar? Mağduriyetim giderilsin diye yapılan başvurular var. Sen ne diyorsun ya, ne mağduriyeti? Benim 241 şehidimin ailesinin mağduriyetini kim giderecek? 2 bin 194 gazimin ailesinin mağduriyetini kim giderecek? Ya, insan biraz edep eder, hangi yüzle gelip de bunu söylüyorsun? Acırsanız acınacak hale gelirsiniz. Biz arkadaşlarımıza şunu söylüyoruz: Hukuk içinde, adil bir şekilde kararınızı verin. Bütün bu başvurular, bunlar hakkında yapılan işlemlerin sayısı devam edecek, artabilir. Kardeşlerim! Yeniden ülkemizi inşa ve ihya etmeye mecburuz. Dilekçelere bakıyorsunuz, adeta hepsi tek bir kalemden çıkmış. Bunlar çok haysiyetsiz, namussuz. Aynı merkezden hala buna devam ediyorlar. Dedim ya, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet. Bunlar böyle bir şebeke. İftira atarak, yalan söyleyerek, ilgisiz insanların ismini ortaya atarak, devletin kılı kırk yararak mücadelesini sekteye uğratmak istiyorlar. Katil oldukları kadar zalim ve acımasızlar. FETÖ’nün tüm ayak oyunları ve algı operasyonlarına rağmen, umudunun tükendiğini biliyorum. Mücadeleyi kendimiz ve milletimiz için değil, gelecek nesillerin huzuru için yapıyoruz. Biz nefsî değiliz. Biz bu konuda hasbîyiz. Bu örgüt nefsî. İnsanların paralarını, pullarını nasıl çekip aldılar” diye konuştu.

    “Bu sapkınlar inancımız için de tehdit”

    FETÖ’nün giderek sapkınlaşan anlayışıyla inancımıza da en büyük tehdit olduğunu söyleyen Erdoğan, “Adam kendini Mehdi ilan ediyor. Bunların vagonları, uydusu durumunda olanlar, (O bize şah damarından yakındır) diyor. Bu ifade, küfürdür, küfür. Bu şirktir. Bize şah damarından daha yakın olan sadece ve sadece Rabbimizdir. Bir daha bu tarz hastalıklı yapıların toplumumuza, gençlerimize sirayet etmemesi için gereken tedbirleri alıyoruz, alacağız. Bütün okullar, yurtlar devlete ve devletin uygun görüldüğü vakıflara teslim ediliyor. Bu milletin değerlerini korumak, gençlerine sahip çıkmak, hayır geleneğini devam ettirmek için bütün vakıfların başımızın üzerinde yeri vardır. Gücünü tarihimiz ve geleneğimizden alan bu yapılar milli birliğimizin harcıdır. Ülke ve milletin hizmetinde olan müesseselerimiz müsterih olsunlar. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da hepsinin en büyük destekçisi şahsım ve arkadaşlarım olmaya devam edeceğiz. Biz yeni büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa ediyoruz. Tek parti döneminin bakış açısıyla bunu yapmıyoruz. Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal” dedi.

    “Geleceğin Türkiye’sini el ele kuracağız”

    Son dönemde yapılan sistem tartışmalarını anlamlı bulduğunu ifade eden Erdoğan, “Türk siyaseti artık bu konuları konuşabilecek, tartışabilecek yetkinliğe ulaşmıştır. İnşallah 80 milyon el ele vererek, hiç kimsenin dışlanmadığı, hiç kimsenin ötekileştirilmediği geleceğin Türkiye’sini beraber kurmaya var mıyız? Bu kutlu sefere İnegöllü kardeşlerimizin de dahil olmasını, katkı vermesini istiyorum” dedi.

  • Şentop: “(Başkanlık sistemi teklifi) Komisyonda görüşülebilir, Kasım var daha, önümüzde orada olabilir”

    TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, başkanlık sistemi teklifi ile ilgili Genel Kurul’da bütçe görüşülürken başka bir kanun, anayasa, değişiklik görüşmesi yapılamadığına dikkat çekerek, “Dolayısıyla Aralık ayı bütçe görüşmelerine tahsis ediliyor. Aralık ayında parlamentoda böyle bir şeyin görüşülebilmesi mümkün değil. Komisyonda görüşülebilir mi? Komisyonda görüşülebilir. Kasım var daha önümüzde, orada olabilir. Genel Kurul’da görüşme yapılamayacağı için muhtemelen bütçe sonrasında Ocak gibi görüşülme ihtimali daha yüksek duruyor” dedi.

    Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Şentop, TGRT Haber ve İhlas Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın sunduğu “Neler Oluyor?” programında gündeme ilişkin soruları değerlendirdi. Şentop, başkanlık sistemine ilişkin soruya, “Geçen hafta grup toplantısında Bahçeli’nin yaptığı açıklamalarla beraber Türkiye’nin gündemine ‘başkanlık sitemi’, ‘yeni anayasa’ ve ‘anayasa değişikliği’ bağlamında girmiş oldu. Sayın Başbakanımız da pazartesi günü Sayın Bahçeli ile görüştüler. O görüşme üzerine de meselenin biraz daha aydınlandığını, netleştiğini söyleyebilirim. AK Parti biran önce Anayasa değişikliği ile ilgili teklifini hazırlayıp bunu Meclis’e sunacak, daha sonra kendi takvimi içerisinde gelişmeler olacak. Şuan ki bildiklerimiz bundan ibaret, bundan sonrası için bir şey söyleyebilmek mümkün değil” cevabını verdi.

    “Türkiye’de 50 yıldır hükümet sistemi tartışması var”

    “AK Parti ile Milliyetçi Hareket Partisi anlaştı” şeklindeki iddialara Şentop, “Öyle bir anlaşma yok. İki mesele var. Birisi şu Türkiye’de yeni anayasa ile ilgili uzun zamandır çalışmalar yapılıyor. Uzlaşma Komisyonu döneminde, 24’ncü dönemde uzun süreli bir çalışma yapıldı. 25 aylık bir çalışma yapıldı. Bütün partilerin katıldığı, daha sonra da yine bu 26’ncı dönemin başlangıcında bir çalışma yapıldı. Daha sonra tekrar bir mini paket üzerinde çalışıldı. Türkiye’nin gündeminde bir konu, bu konu hakkında partilerin duruşları da belli. AK Parti hükümet sistemi olarak, hükümet sistemi içerisinde ‘başkanlık sistemini’ istiyor. Resmi önerimiz de bu. Milliyetçi Hareket Partisi de parlamenter sistemden mevcut şuan ki yapının parlamenter sisteme daha fazla yakınlaştırtılması ve güçlendirilmesinden yana. Cumhuriyet Halk Partisi’nin de parlamenter sistemden yana olduğunu biliyoruz. HDP de parlamenter sistemden yanaydı. Herkesin bu anlamda hükümet sistemi ile ilgili duruşu, tezi belli. Bu tezleri birbirine yaklaştırarak bir ortayı bulalım diye bir anlaşmadan söz ediliyorsa böyle bir anlaşma yok. Gerek MHP, gerek AK Parti hükümet sistemi ile vazgeçmiş veya bunu esnetmiş anlamında değil. Bu hükümet sistemi tartışması yeni anayasa ile beraber uzun süredir Türkiye’nin gündeminde 2011 seçimlerinden sonraki sürece bile baksak bir 5 seneyi geçmiş zaman ve Türkiye aşağı yukarı her gün istisnasız bir şekilde hükümet sistemi, başkanlık tartışmasının bir tarafından giriyor. Türkiye’de 50 yıldır hükümet sistemi tartışması var. Bu tartışma devam ediyor ve bu tartışmanın bir şekilde bir yere bağlanması lazım. Nasıl bir yer? Ya Türkiye’de hükümet sistemi değişikliği yapılmalı, bu şekilde bir başkanlık sistemi modeli belirlenmeli veya parlamenter sistemle ilgili olarak şuan ki tablo Türkiye’de bir parlamenter sistem de değil. Parlamenter sistemle ilgili bir karar alınıp Türkiye’nin klasik parlamenter sisteme dönmesi gerekiyor. Bu konuda bir karar vermek lazım. Bu karar nasıl verilebilir? Siyasetçiler tartışıyor. Uzlaşma Komisyonu’nda hep beraber tartıştık. Hiçbir şey çıkmadı, bir neticeye varamadık. Peki Meclis’te çözülebilir mi bu? AK Parti’nin 316 milletvekili var. Bunun referanduma götürülebilmesi için 330 milletvekilinin desteği lazım. Dolayısıyla şuan ki parlamento tablosunda da AK Parti’nin böyle bir teklifi Meclis’ten tek başına geçirebilmesi mümkün değil. Peki böyle bir teklif Meclis’te reddedilirse ya da Meclis’e gelmezse bu tartışma sona erer mi? Ermez. Bu işin kesin olarak çözülebilmesinin bir yolu olması lazım. Sayın Bahçeli’nin dediği bu, gayet normal, gayet basit. Diyor ki ‘bu iş ancak millete götürülerek çözülür’” açıklamasında bulundu.

    “Bütün partilerin anlaşması lazım, CHP’nin de bu anlaşmaya dahil olması lazım”

    Şentop, bütün partilerin bir anlaşma içerisinde olması gerektiğine dikkat çekerek, “Bütün partilerin anlaşması lazım, CHP’nin de bu anlaşmaya dahil olması lazım. Bana göre bu anlaşma; ‘teklifimizi millete götürelim anlaşması’. AK Parti başkanlık istiyor. Siz başkanlık istemek zorunda değilsiniz. MHP’de istemiyor zaten başkanlığı, MHP’de parlamenter sistem diyor. Ne diyor MHP, ‘bu konuyu çözelim’, millet karar verince bu konu çözülmüş olur. Bunu millete götürüp sorma konusunda bir anlaşma olmalı. CHP’nin de böyle bir anlaşmaya katılması lazım kendi tezine güveniyor, millete güveniyorsa” şeklinde konuştu.

    “CHP’nin de bundan kaçmaması gerekir”

    CHP’nin başkanlık sistemine ilişkin tutumunu değerlendiren Şentop, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir tezi var; parlamenter sistem. Bir siyasi parti bir görüşü savunuyorsa bu görüşün millet tarafından da destek gördüğüne inandığı için savunur. Ya böyle savunur millet destekliyor. Büyük bir çoğunluk destekliyor veya biz bu tezi savunuyoruz, buna da milleti ikna edeceğiz denebilir. Her iki halde de bunu test etmek imkanı var. Eğer siz milletin parlamenter sistemi istediğine inanıyorsanız, böyle bir desteğin güçlü olduğuna inanıyorsanız buyurun referanduma gidelim. Millet parlamenter sistemi destekliyorsa, sonuç öyle çıkarsa bizim diyeceğimiz bir şey kalmaz. Başkanlık sistemi ile ilgili de bütün bu tartışmalar ortadan kalkmış olur. Yok hayır bu konuyu bilmiyoruz, bizim tezimiz budur, milleti de buna ikna ederiz diyorsanız buyurun referanduma. O zaman gelin çıkın milleti ikna edin. Yalnız da değilsiniz. MHP’de zaten parlamenter sistemi destekliyor, dolayısıyla referandumda kendi tezinizle milleti ikna edebilirsiniz. Bu konunun çözülebilmesi için bunun referanduma gitmesi gerekiyor. Millet ne karar verirse o karara razı olması lazım. CHP’nin de bundan kaçmaması gerekir” diye konuştu.

    “Parlamenter sistemin temel özelliği yürütmeyle ilgili kısmındaki temel özellik yürütmenin çift başlı olmasıdır” diyen Şentop, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bir cumhurbaşkanı vardır. İkincisi ise hükümet başbakan başkanlığında bir kabine vardır. O da parlamentoya karşı sorumlu bir kabine var. İkisinin birlikte çalışması düşünülmüştür parlamenter sistemde. Türkiye’de parlamenter sistem var mı? Onunla ilgili bir şey söyleyelim. 61’deki sistem parlamenter sistem, ondan bir tereddüt yok. Orada cumhurbaşkanı ve hükümet arlarındaki ilişkiler bağlamında baktığınızda parlamenter sistemin dışına taşan bir durum yok. 1982’de Türkiye’de anayasa yapıldığı zaman cumhurbaşkanına aşırı yetkiler veriliyor. Parlamenter sistem bakımından söylüyorum. Hatta bunu çok açık bir şekilde de söylüyor Kenan Evren, ‘1980’e kadar Türkiye’de 61 Anayasası eleştirilirdi‘ diyor. Niye? Yürütme güçsüz, zayıflatılmıştır diye. ‘Biz yürütmeyi güçlendirdik’ diyor. Yürütme biliyorsunuz ki parlamenter sistemde ‘iki başlıdır, çift başlıdır’ diyor. Bir hükümet var, bir cumhurbaşkanı var. ‘Biz nereyi güçlendirdik, Cumhurbaşkanlığını güçlendirdik’ diyor. 61 Anayasası’nda cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine baktığınızda 5 cümleyle geçiştirilmiştir. 82’de bakarsanız Anayasa’nın en uzun maddesidir 104’ncü madde, görev ve yetkilerle ilgili madde uzun uzun sayılmıştır. Böyle yetkiler cumhurbaşkanına verilmiştir.”

    “Cumhurbaşkanını halk seçiyorsa cumhurbaşkanı bir siyasi figürdür”

    Yarı başkanlık için temel kriterin cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi olduğunu kaydeden Şentop, “Bir sistemde cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyorsa orası artık yarı başkanlıktır’ diyor anayasa hukukçuları 2007’ye kadar. AK Parti bu değişikliği yaptıktan sonra yavaş yavaş Cumhurbaşkanımız seçildikten sonra ‘halk tarafından seçilmesi yeterli değildir’ gibi biraz daha değişik siyasi bir yaklaşımla bu değişiklik sonrası farklı görüşler ortaya koydular. Ama kitaplarına bakarsanız 2007 öncesi herkes halk seçiyorsa yarı başkanlıktır. Dolayısıyla bugünkü sistem bir taraftan halk seçiyor cumhurbaşkanını, bir taraftan da 82 Anayasası’nın getirdiği yarı başkanlık sisteminin çoğunda olmayacak derecede güçlü yetkiler, görevler, imkanlar cumhurbaşkanına verilmiş. Bu tabloda bir problemli nokta şudur; 2007’de o değişiklik yapılırken aslında halledilmesi gerekirdi bu. Şimdi cumhurbaşkanını halk seçiyorsa, cumhurbaşkanı bir siyasi figürdür. Anayasanın neresine ne yazarsanız yazın” dedi.

    “Bir meydan okumaydı bu”

    Şentop, Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine ilişkin tavrına şu değerlendirmede bulundu:

    “Devlet Bahçeli ben ilk dinlediğimde meydan okudu. Bir meydan okumaydı bu. Biz parlamenter sistemden yanayız. Kendisi de fiili durumu anlatıyor. ‘Cumhurbaşkanı anayasada verilen yetkilerin dışına çıkıyor. Kendisine çizilen çerçevenin dışına çıkıyor’ diyor. ‘Bu yanlıştır. Bunu çözmenin iki yolu vardır’ diyor. ‘Bunu çözmenin iki yolu vardır’ diyor. ‘Birisi Cumhurbaşkanını anayasal sınırları içerisine çekilmesidir’ diyor. Öbür yolunun ‘bu durumun hukuki bir metinle hukuki bir zemine kavuşturulmasıdır’ diyor. “

    “Cumhurbaşkanımız başbakanken bunu dile getirdi”

    “Başkanlık sistemi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya attığı bir mesele değildir” diyen Şentop, “Bu konuda bugünden başlayacak olursak Cumhurbaşkanı seçilmeden önce daha henüz seçimden önce Cumhurbaşkanımız başbakanken bunu dile getirdi. Dedi ki, ‘Türkiye’de halk seçiyor. Halk seçtikten sonra cumhurbaşkanının artık mahiyeti değişmiştir cumhurbaşkanının makamının’ diyor. 21 Nisan 2003 tarihinde o zaman Kasım’da seçime sokmamışlardı. Engellemişlerdi seçime girmesini, birkaç gün sonra bir televizyon programında Cumhurbaşkanımız diyor ki, ‘Bana göre ideal olan sistem başkanlık sistemidir. Türkiye için’ diyor. Nedenini de söylüyor. Diyor ki ‘Birinci nedeni en önemli neden Türkiye’deki bu vesayetçi anlayışın sistemik olarak tasfiye edilmesi’, yani sistem içinde yer almayacak şekilde tasfiye edilmesi için başkanlık sistemi ideal bir sistemdir diyor. Daha 2003’te kendisi daha yeni başbakan olmuş. O tarihte bunu söylüyor. AK Parti’nin programında 14 Ağustos 2001’de programında bakanların dışarıdan belirleneceği bir hükümet sisteminin Türkiye’de tartışılması gerektiği ifade ediliyor. Böyle bir sistem başkanlık sisteminde, parlamenter sistemde bakanlar prensip olarak parlamento içinden, milletvekilleri arasından seçilir. Dolayısıyla başkanlık sistemi adı söylenmese de bir hükümet sistemi tartışmasının açılacağı parti programında var. AK Parti’nin 2001’de daha seçimler yok” açıklamasında bulundu.

    Türkiye’de yaklaşık 50 senedir söz konusu sisteme ilişkin tartışmaların olduğunu dile getiren Şentop, “61 Anayasası milletin seçtiklerinden oluşan iktidarı yasama, yürütme iktidarlarını bölüp, parçalamış yasama iktidarı ikiye bölünmüş” şeklinde konuştu.

    “Bizim önerdiğimiz model tam başkanlık” ifadelerini kullanan Şentop, “Yarı başkanlık tartışmalı bir şey, böyle bir sistem var mıdır diye de konuşuluyor. Bu parlamenter sistemle başkanlık sistemi arasında çeşitli dozlarda ikisinin karıştırılmasından oluşturulan sistem benzeri bir durum. Bazı ülkelerde buna yarı başkanlık yerine yarı parlamentarizm de diyorlar. Yarı başkanlık tam anlamda parlamenter sistemin sorunlarını çözmüyor. Nesi var parlamenter sistemin denirse, parlamenter sistem İngiltere tarihinden çıkmış bir sistemdir. Parlamenter sistemin iyi işlediği örnek olarak gösterilen ülkeler, öncelikli ülkeler monarşidir” değerlendirmesinde bulundu.

    “33 sene içerisinde 21 hükümet kurulmuş Türkiye’de”

    Parlamenter sistemin temel özelliğinin istikrarlı hükümet üretememek olduğuna dikkat çeken Şentop, “33 sene içerisinde 21 hükümet kurulmuş Türkiye’de. Başkanlıkta istikrar garantisi olduğu için 5 yıl olsa başkanlık bugün 7’nci hükümet olur. 21 nerede aynı süre içerisinde 7 hükümet nerede? Parlamenter sistemin temel problemi bu istikrar problemi. Bunun dışında bir mantıksız şey daha var. Parlamenter sistem monarşilerde doğmuş, ortaya çıkmış bir sistem olduğu için burada bir hükümet vardır. Kabine, başbakan çift başlı dediğimiz şey buradan ortaya çıkıyor. Bir de kral vardır. Siz İngiltere gibi, Hollanda gibi tarihi geleneklerine, siyasi geleneklerine bağlı ülkelerseniz krallığı ortadan kaldırmak istemeden sistemi geliştirmişler. Krallıkta bu sistemin içerisinde mütalaa edilmiş. Bir ülkede krallık yoksa, kaldırılmışsa kralın yerine onun makamına birini yerleştirmek, tasarlamak neden gerekli olsun ki?” dedi.

    “Teklif Meclis’e sunulacak”

    AK Parti’nin başkanlık sistemi için 15 maddelik teklifine ilişkin ise Şentop, şu değerlendirmede bulundu:

    “Bir teklif Meclis’e sunulacak. Bu teklif Anayasa Komisyonu’nda görüşülecek. Oradan geçecek, Genel Kurul’da görüşülecek. Genel Kurul’da görüşüldükten sonra bunun referanduma sunulma süreci var. Referandumla ilgili Yüksek Seçim Kurulu’nun 45 ile 60 gün arasında bir takvim uygulaması düşünülebilir. Dolayısıyla parlamentodan geçtikten sonra bu mümkün. Meclis’in gündemine de bakacak olursak Meclis’in gündeminde de şimdi bütçe var. Genel Kurul’da bütçe görüşülürken başka bir kanun, anayasa, değişiklik görüşmesi yapılamıyor. Dolayısıyla Aralık ayı bütçe görüşmelerine tahsis ediliyor. Aralık ayında parlamentoda böyle bir şeyin görüşülebilmesi mümkün değil. Komisyonda görüşülebilir mi? Komisyonda görüşülebilir. Kasım var daha önümüzde, orada olabilir. Genel Kurul’da görüşme yapılamayacağı için muhtemelen bütçe sonrasında Ocak gibi görüşülme ihtimali daha yüksek duruyor.”

    “Millet doğrudan seçecek, gerekirse millet indirecek, vakti geldiği zaman başkasını seçecek”

    Şentop, başkanlık sisteminin olması durumunda sistemin işleyişi ile ilgili, “Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık gibi bir ayrım söz konusu değil. Parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığı yok. Yasama organını seçiyoruz. Yürütme organı, hükümet, yasama organının içinden çıkıyor. Başkanlıkta yasama ve yürütme organları tamamen birbirinden ayrı. Millet doğrudan seçecek, gerekirse millet indirecek. Vakti geldiği zaman başkasını seçecek. Tam bir kuvvetler ayrılığı olduğu için başkanın parlamento ile ilgili ilişkilerinde de bir takım farklılıklar var. Grup toplantılarına katılma, kanun teklif etme gibi hususlar başkanlık sistemi içerisinde yok” dedi.

  • İzmirlilerden başkanlık sistemi yorumu

    İzmirliler, Türkiye’nin gündemi olan başkanlık sistemini değerlendirdi. Kimi başkanlık sisteminin gelmesini isterken kimi de sistemi desteklemediğini söyledi.

    AK Parti, başkanlık sistemi için harekete geçerken, konuyla ilgili açıklama yapan Başbakan Yıldırım, hazırlanacak anayasa teklifinin kısa bir süre içinde Meclis’e sunulacağını söyledi. Öte yandan Başbakan Yıldırım, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile başkanlık sistemi üzerinde görüşmek için bir araya geldi. Türkiye’nin gündeminde olan başkanlık sistemini, İzmir halkı da değerlendirdi.

    “CHP’liyim, destekliyorum”

    Ali Marangoz isimli vatandaş, “Başkanlık sistemi eğer vatanımız için hayırlıysa gelmesini isterim. İstikrar sürecekse başkanlık sistemini isteriz” derken, Aydın Değirmenci, Başkanlık sisteminin gelmesini istiyorum. Türkiyemizin sağlığı için sistem gelmeli” dedi. CHP’li olduğunu belirten Nurten Çınar ise, “Başkanlık sistemini destekliyorum. Hayırlıysa olsun” diye konuştu.

    “Yabancıların burada gözü var”

    Yurt dışından İzmir’e gezmeye geldiğini ifade eden Fatma Ekici de, “Ben yurt dışından geliyorum. Buranın siyasetini pek bilmiyorum ama Türkiyemiz ilerlesin. Yabancıların burada gözü var. Herkesin gözü burada. Türkiye’nin dimdik ayakta durmasını isterim. Hangi sistem uygunsa, hakkımızda hangisi hayırlıysa Allah onu nasip etsin” ifadelerini kullandı.

    “Bize uygun değil”

    Necdet Ağdemir isimli vatandaş, başkanlık sistemi konusunda kararsız olduğunu belirterek, “Hayırlısı neyse olsun. Başkanlık sistemini diğer devletlerden görüyoruz ama Türkiye’ye gelmesini yine de istemeyebilirim” dedi. Özgür Uslu isimli vatandaş ise şöyle konuştu:

    “Başkanlık sisteminin bize uygun olduğunu düşünmüyorum. Zaten bölünmüş bir durumdayız. Bence vatandaşlara yaramayacak. Referandumun olmasını isterim ama o referandumun adil olacağını düşünmüyorum.”

  • Bakan Özlü’den “başkanlık sistemi ve yeni anayasa” açıklaması

    ÇORUM (İHA) – Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Türkiye’nin darbe anayasası ile yönetilmeyi hak etmediğini belirterek, “Mevcut anayasayla, önyargılı zihinlerle, modası geçmiş düşüncelerle, şu an aksamakta olan, şu an tıkanmış olan mevcut parlamenter sistem ile inşa etme şansımız yoktur” dedi.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, iş adamları ile yemekte bir araya geldi. Ticaret ve Sanayi Odası ev sahipliğinde düzenlenen yemeğe Vali Necmeddin Kılıç, AK Parti Çorum Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Salim Uslu, AK Parti Çorum Milletvekili Ahmet Sami Ceylan, Belediye Başkanı Muzaffer Külcü, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Çetin Başaranhıncal, TSO Meclis Başkanı Erol Karadaş, iş adamları katıldı. İş dünyasının temsilcilerine seslenen Bakan Özlü, yeni anayasa ve başkanlık sistemi hakkında açıklamalarda bulundu.

    Anayasa ve başkanlık sistemiyle ilgili tartışmaların yeniden gündeme geldiğini hatırlatan Bakan Özlü, her iki konudaki tartışmaları ve gelişmeleri olumlu gördüğünü belirterek, anayasa ve sistemin, ülkenin bilim, sanayi ve teknoloji politikaları üzerinde muazzam etkileri olacağını düşündüğünü söyledi. Özlü, “Anayasa metinleri, devlet ve millet arasındaki ilişkileri belirleyen temel hukuk metinleridir. 1982 anayasasını hazırlayan zihniyet, toplumu bir tehdit olarak gördüğü için, anayasada hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir anlayışla hareket etmiş. Türkiye, bir darbe anayasası ile yönetilmeyi hak etmiyor. Hele hele 15 Temmuz darbe girişimine göğüs germiş olan milletimiz, daha demokratik ve daha iyi işleyen bir sistemi sonuna kadar hak ediyor. Türkiye’nin bir an önce toplumsal bütünlüğünü kuvvetlendirmesi ve sosyal dokusunu güçlendirmesi gerekir. Tek tek her insanımızın ve her şehrimizin, potansiyellerini en üst derece açığa çıkarabilecekleri özgür, şeffaf ve demokratik bir ortam oluşturmalıyız. Bunu mevcut anayasayla, önyargılı zihinlerle, modası geçmiş düşüncelerle, şu an aksamakta olan, şu an tıkanmış olan mevcut parlamenter sistem ile inşa etme şansımız yoktur. Ekonomisini güçlendirmek ve zenginliğini artırmak isteyen bir Türkiye, demokrasi ve hukuk seviyesini de yukarıya taşımak zorundadır. Demokratik gelişme ile ekonomik gelişme, etle tırnak gibi, birbirinden asla ayrı düşünemeyeceğimiz kavramlardır. Bu noktada iş dünyamıza ve sanayicilerimize çok önemli bir görev düştüğünü ifade etmek istiyorum. Anayasa değişikliğinin ve başkanlık sisteminin önemini en iyi anlayanların iş dünyamız olduğunu düşünüyorum. Zira siz bu ülkenin atılımına öncülük eden kişiler olarak, bu ülkeyi bugüne kadar yavaşlatan ve bundan sonra hızlandıracak olan unsurları çok iyi biliyorsunuz. Bu nedenle, sizlerden bu sürece azami katkı vermenizi bekliyoruz. Kişisel ve gündelik tartışmalardan uzak duralım… Demokrasiyi güçlendirecek, ekonomiyi büyütecek, Türkiye’yi dünyanın lider ülkelerinden biri haline getirecek bir sistemi hep birlikte inşa edelim” dedi.

    “Bölgede birçok sorun yaşanmasına rağmen Türkiye ekonomisi ayakta durmayı başardı”

    Bölgede birçok sorun yaşanmasına rağmen, Türkiye ekonomisinin dimdik ayakta durmayı başardığını anlatan Bakan Özlü, “3 Kasım 2002’den bugüne kadar, ülke olarak çok büyük başarılara, gelişmelere imza attık. Hangi alana bakarsak bakalım, bu muazzam değişimin izlerini, işaretlerini görebilirsiniz. Başarılarımızın en net yansıdığı alan ise kuşkusuz ekonomidir, çünkü ekonomi somut bir alandır. Ekonomideki başarılarımızın iki temel zemini var. Birincisi güven ve istikrar. İkincisi ise reel sektörümüzle olan yakın işbirliğimizdir. Evet, güven ve istikrar önemlidir; ancak esas iş, reel sektöre rekabet gücü ve dinamizm kazandırmaktır. 2001 krizinden sonra Türkiye ekonomisi, köklü bir yapısal dönüşüm sürecinden geçti. Kamu maliyesi, para politikası, finansal sektör, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, iş ve yatırım ortamı ile işgücü piyasası alanlarında çok ciddi reformları hayata geçirdik. Bu reformlar sayesinde, bugün Türkiye ekonomisi, istikrarlı bir biçimde büyümeye devam ediyor. Bu reformlar sayesinde Türkiye ekonomisi, dimdik ayakta durmayı başarıyor. Bölgemizde birçok sorun yaşanıyor, ülkemizde alçak bir darbe girişimi düzenleniyor, birileri tarafından terör hadiseleri tırmandırılıyor. Ancak Türkiye ekonomisi, yine de geri adım atmıyor. Sanayicimiz, yatırıma ve üretime devam ediyor. Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisinde bir azalma yaşanmıyor. Biliyorsunuz, bu hafta sanayi üretim verileri açıklandı. Ağustos’ta sanayi üretimi, temmuz ayına göre yüzde 9,4 oranında arttı. Geçen yılın aynı ayına göre ise, sanayi üretimindeki artış yüzde 2,2 oldu. Bu başarıya imza atan tüm sanayicilerimizi yürekten tebrik ediyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum. Yine bu hafta içinde, ülkemizde çok önemli bir kongre düzenlendi. Dünya Enerji Zirvesi’nde özellikle Rusya ile çok önemli anlaşmalar imzaladık. Rusya ile olan ilişkilerin iyileşmesinin ekonomimize olumlu katkılar yapacağını düşünüyoruz. Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde doğalgazda bir indirime gidildi. Rusya ile yapılan görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkarsa, ilave bir indirim daha gündeme gelebilir” ifadelerini kullandı.

    “Artık hazır giyim ve konfeksiyon mantığıyla değil, terzi usulü çalışacağız”

    Yaz aylarında darbe girişimi, terör olayları ve Fırat Kalkanı operasyonu nedeniyle, siyasi açıdan oldukça sıcak bir gündemi geride bıraktıklarını hatırlatan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Bu sıcak gündeme rağmen, esas gündemimiz olan işten, aştan, ekmekten, yatırım, üretim ve ihracattan geri adım atmadık. Tasarrufları artıracak, finansmana erişimi kolaylaştıracak, iş ve yatırım ortamını iyileştirecek, girişimcinin ve yatırımcının önünü açacak birçok reformu hayata geçirdik. Teşvik sisteminde kapsamlı bir değişiklik yaptık. Başbakanımızın deyişiyle, artık hazır giyim ve konfeksiyon mantığıyla değil, terzi usulü çalışacağız. Her yatırımı ayrı ayrı değerlendireceğiz ve o yatırımın ihtiyacına uygun teşvik, destek ve muafiyetleri oluşturacağız. Enerji tüketim harcamalarının yarısını 10 yıl bedelsiz karşılamak, nitelikli personelin ücreti için asgari ücretin 20 katına kadar destek vermek, yatırımın en fazla yüzde 49’una ortak olmak ve yatırımlara kamu alım garantisi vermek gibi yeni teşvik araçlarını da devreye aldık. Geçtiğimiz hafta, Sayın başbakanımız, 2017-2019 dönemi için Orta Vadeli Programımızı açıkladı. OVP’deki temel amaçlarımızdan birisi de, ‘sanayide yapısal dönüşümü hızlandırmak’tır. Özel sektör öncülüğünde, dışa açık, rekabetçi, yenilikçi, yüksek katma değer yaratan, Ar-Ge tabanlı ve çevreye duyarlı üretim yapısına dönüşümü hızlandıracağız. Bunu sağlamak için, nitelikli istihdam altyapısı oluşturacak, girişimcilik kapasitesini güçlendirecek, ticarileşme ve markalaşma süreçlerini daha etkin hale getireceğiz. Sanayi girdilerinin ülke içinden karşılanma oranını artırmak için, yüksek miktarda yatırım gerektiren ara malı ve ham maddelerin üretimine öncelik vereceğiz. Önümüzdeki dönemde, Bakanlık olarak birçok önemli adım atmayı planlıyoruz. Şu anda bu adımları tespit ediyor, hazırlıyor ve olgunlaştırıyoruz. Şu anda farklı konu başlıkları altında çalışmalarımız devam ediyor. Çalışmalar tamamlandıkça, bunları süratle hayata geçireceğiz. Mesela öncelikle, bu yıl sonuna kadar, Sınai Mülkiyet Kanun Tasarımızı TBMM’de yasalaştırmayı hedefliyoruz. Üretim Reform Paketi’mizin hazırlık çalışmalarına da devam ediyoruz. Bu paketle, bakanlığımızın, yeni üretim alanları ve sanayi parselleri oluşturma kapasite ve becerisini artıracağız. Özellikle şehir içinde kalmış sanayi sitelerinin daha uygun yerlere taşınmasını sağlamak için adımlar atacağız. OSB’lerin üzerindeki mali yükümlülüklerin bazılarını kaldıracağız veya miktarları düşüreceğiz. Mesela OSB’lerin arsa satış hasılatlarından yüzde 1’ini KOSGEB’e aktarmalarını sonlandırıyoruz. Dördüncü Sanayi Devrimi ile TÜBİTAK’ı yeniden yapılandırmak da Bakanlığımızın en önem verdiği konular arasında yer alıyor. Bu iki başlık, nitelikli üretim hedeflerimiz açısından büyük önem taşıyor” diye konuştu.

    “Çorum’u, bütün şehirlerimizi ve Türkiye’yi daha fazla büyüteceğiz ve geliştireceğiz”

    Bütün şehirleri ve Türkiye’yi büyütüp geliştireceklerini dile getiren Bakan Özlü, “Çorum’un da son yıllarda ciddi bir atılım içinde olduğunu zaten biliyordum. Ancak bugün burada, gerçekten de beklediğimin de ötesinde dinamik, canlı, güçlü bir Çorum ile karşılaştım ve bundan büyük bir mutluluk duydum. Çorum, adeta Türkiye’nin bir aynası olmuş. Türkiye, son yıllarda nasıl ciddi bir ivme yakaladıysa, Çorum bu süreçte başı çeken şehirlerimizden biri olmuş. Girişimci Bilgi Sistemi verilerine göre, 2015 yılında, Çorum’daki bütün sektörlerin cirosu, bir önceki yıla göre yüzde 14 oranında artmış. Çorum’un 2002’de 26 milyon dolar olan ihracatı, geçtiğimiz yıl 270 milyon dolara yükselmiş. Bugün Çorum’da faaliyete geçen 2 OSB’de istihdam edilenlerin sayısı ise 6’bine ulaşmış. Çorum, işsizliğin en düşük olduğu şehirlerimizden birisidir. Bu şehir, sadece kendi insanı için de değil, çevreden buraya göç eden insanlar için de iş ve ekmek kapıları oluşturmayı başarmıştır. Bütün bunlar, Çorum’un ne kadar güçlü bir şehir olduğunu gösteriyor.

    Şimdi, bu gücün gerçek kaynağı olan siz değerli iş insanlarımızla, esnafımızla ve sanayicilerimizle, bu şehri daha da ileriye taşımak için neler yapmamız gerektiğini istişare edeceğiz. Ben öncelikle sizleri yürekten tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum. Gerek hükümetimizin çalışmalarıyla gerek sizin gerçekleştireceğiniz yatırımla, üretimle ve ihracatla, bu şehir çok daha güçlü, gelişmiş, müreffeh bir şehir haline getireceğimize inanıyorum. Çorum’un bundan da büyük bir potansiyel taşıdığını düşünüyorum. Karadeniz Bölgesi’ni İç Anadolu’ya bağlayan bu şehir, tarih boyunca insanların gözde yerleşim merkezlerinden birisi oldu. Nihayet son yıllarda, Çorum adeta kendine geldi. Türkiye gibi Çorum’un da özgüveni arttı. Çorum kendi gücünün farkına vardığı, dışa açıldığı ve üretime odaklandığı için, şehir hızlı bir gelişim yaşadı. Bu şekilde devam ettiği sürece, Çorum’un, tıpkı Kayseri, Denizli veya Gaziantep gibi, Anadolu’nun marka şehirlerinden biri haline geleceğine eminim. Bunu başarmak için, sizlerle birlikte ne gerekiyorsa yapacağız. İş dünyamıza, sanayicimize ve esnafımıza vereceğimiz desteklerle, Çorum’u, bütün şehirlerimizi ve Türkiye’yi daha fazla büyüteceğiz ve geliştireceğiz” dedi.

  • Kılıçdaroğlu: “Başkanlık sistemi meclise hele bir gelsin görelim bakalım”

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Başkanlık sistemi meclise hele bir gelsin görelim bakalım” dedi.

    CHP Lideri Bursa’daki bir dizi programlarının ardından İnegöl’e gitti. İnegöl’deki mobilyum AVM’yi ziyaret eden Kılıçdaroğlu, başkanlık sisteminin meclise getirileceği ile alakalı bir soruya, “Hele bir gelsin görelim bakalım” diye cevap verdi.