Etiket: Başkanlık

  • Kadir Topbaş: “1963’te başkanlık sistemini yapabilirlerdi, yapmamışlar”

    AK Parti Esenler İlçe Başkanlığı Kadın Kollarının düzenlediği toplantıda konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “1963 öncesi başkan meclise karşı sorumluydu. 1963 yılından sonra halka karşı sorumlu hale geldi, o zaman başkanlık sistemini yapabilirlerdi ama yapmamışlar” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş, 16 Nisan Referandum çalışmaları kapsamında AK Parti Esenler İlçe Başkanlığı Kadın Kolları tarafından düzenlenen programa katıldı. Dr. Kadir Topbaş, Kültür ve Sanat Merkezinde düzenlenen törene Başkan Kadir Topbaş’ın yanı sıra Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu, Pakistanlı heyet, ilçede görev alan Sivil Toplum Kuruluşları Temsilcileri ve çok sayıda ilçe teşkilatında görevli kadın katıldı. Programın yapıldığı salona giriş yapan Başkan Kadir Topbaş, kadınların alkışlarıyla karşılandı. Başkan Topbaş, program kapsamında yaptığı konuşmada, kadınlara referandum çalışmaları hakkında bilgiler aktardı.

    “Bugüne kadar Esenlere 2 milyar yatırım yaptık”

    AK Parti Esenler İlçe Başkanlığı Kadın Kolları tarafından düzenlenen programda konuşma yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Sadece Esenler özelinde bugüne kadar 2 milyar yatırım yapmışız. Hayal edilemeyecek ulaşım sistemlerinden metrolara kadar her şey yapılıyor. Nedeni bu ülkeyi ve milletini seven insanların yönetimde olmasından kaynaklanıyor. Vatandaşlarımız yurttaşlarımız bu yönetime ‘Evet’ dedikleri içindir. Her dönem sizlere geldiğimiz zaman hamdolsun alnımız açık bir şekilde sizlerden destekler aldık” dedi.

    “1963’te başkanlık sistemini yapabilirlerdi, yapmamışlar”

    Tarihimiz boyunca sürekli olarak yönetim şekillerinin değiştiğini söyleyen Topbaş, “Tarih boyunca sürekli olarak yönetimler şekil değiştirmişler. Şimdi bizler de bakıp diyoruz ki çok çabuk karar verecek bir sistemin gelmesi lazım. 1963 yılına kadar seçime giden halk belediye başkanlarını seçmiyorlardı. 1963 öncesi sadece meclis seçiliyordu, mecliste içinden başkan seçiyordu. O başkan meclise karşı sorumluydu, halka karşı değildi. 1963 yılında çıkan kanunla direk halka sorumlu hale geldi. Beni de 3 dönem boyunca başarılı gördünüz ve devam etmemi istediniz. Yanlış yapsaydım bunu istemezdiniz. 1963 yılında başkanlık sistemi yapabilirlerdi yapmamışlar” şeklinde konuştu.

    “Türkiye’nin belediyelerdeki başarısını hükümette de yapmasını istemiyorlar”

    Halkla hükümet arasında kimsenin olmaması ve direkt işlerin yapılması için referandum yapıldığını belirten Başkan Topbaş, “İşte getirilmek istenen sistemle arada kimse olmasın, Bakanlar kurulu, Başbakan olmasın direkt seçilen kişi hükümet etsin, ülkeyi yönetsin. Böyle bir yasa bunun önüne geçmeye çalışıyorlar. Maksatları Türkiye ekonomik bir güce salip olur, uçuş noktaların merkezi olur, ekonomisi güçlü hale gelir istenmiyor. Türkiye dünyanın merkezi olur bu istenmiyor. İşte bunun için yeni gelişen Türkiye’nin yönetim olarak da belediyelerde ki başarısını hükümette yapmasını istemiyorlar” diye konuştu.

    Referandum çalışmasının ardından Başkan Topbaş, aynı merkezde Esenler Sanatevi’nde eğitim gören çocukların ailelerinin katılımıyla düzenlenen toplantıya katıldı. Ailelerle sohbetler eden Başkan Kadir Topbaş, Sanatevi’nde eğitim gören çocukların hazırladığı gösterileri büyük bir beğeniyle izledi.

  • Başbakan Yardımcısı Kaynak, üniversiteli gençlere “Başkanlık ve Parlamenter Sistem” konferans verdi

    Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, üniversiteli gençlere “ Başkanlık ve Parlamenter Sistem” konulu konferans verdi.

    Gençlik Spor Merkezi salonunda İbrahim Çeçen Üniversitesi öğrencilerine “ Başkanlık ve Parlamenter Sistem” konulu konferansta konuşan Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak,”Getirmek istediğimiz Cumhurbaşkanlığı sistemi ülkemizin en önemli gündem maddesidir. Bir parlamenter sistem var, bir de onun yerine inşa etmeye çalıştığımız, egemenliğin asli sahibi olan millete getirdiğimiz milletimizin hangi tercihi yaparsa yapsın başımızın üzerinde olduğunu hep kabul ettiğimiz ama tercihi de onun yapmasına fırsat verdiğimiz bir anayasa değişikliği var. Türkiye’deki parlamenter sistemin milletin egemenliğini ve iradesini hayata tam geçiren bir yöntem olmadı. Şimdi getirmeye çalıştığımız sistemde bir yandan milletin işlerini görecek yani yürütme organını temsil edecek milletin doğrudan seçtiği bir Cumhurbaşkanı var. Güvenoyunu parlamentodan aramayacak. Milletimiz cumhurbaşkanını seçecek. O Cumhurbaşkanı da hükümeti oluşturacak. Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve bakanlarını o belirleyecek. Hükümet, Cumhurbaşkanı doğrudan millete karşı sorumlu olacaktır. Asla milletin iradesine hiçbir kimse çomak sokamayacaktır. Milletin iradesi ile şekillenmiş hükümeti, milletin iradesi ile seçilmiş Cumhurbaşkanını kimse başka hesaplarla el değiştiremeyecektir. Milletimiz kendisi kanun yapsın, kendisi için yapılan kanunları ve hükümetin o kanunlara uygun olup olmadığını denetlemek üzerede bir Meclis seçsin. İşte milletimizin huzuruna getirilen sistem budur”dedi.

  • Canikli’den başkanlık sistemi açıklaması

    Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, 2007’de yapılan anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararının 2014 yılında gerçekleştiğini ve halkın iradesinin cumhurbaşkanlığına yansıdığını söyledi.

    Canikli, Hatay Valiliğindeki programın ardından Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığında gerçekleştirilen “Son Ekonomik Gelişmeler Işığında Hatay Buluşması” adlı toplantıya katıldı. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçildiğini vurgulayan Canikli, “Aynı yetki cumhurbaşkanında, başbakanda. İdare edilen bizden bir kişinin kararıyla netleşmiyor, kesinleşmiyor. Yani başbakan isterse tamamlanmıyor. Cumhurbaşkanı isterse tamamlanmıyor. İkisininki bir araya gelmesi gerekiyor. İkisinin birlikte aynı noktada buluşması gerekiyor. Yani yeni hükümet kurulacak. Seçim yapıldı, bir tanesi çoğunluğu aldı. Cumhurbaşkanı da hükümeti kurma görevi verdi. Kabinesini aldı, hazırladı. Başbakanın kabinesini hazırlaması hükümetin kurulması için yetmiyor. Cumhurbaşkanının da onayı gerekiyor. Cumhurbaşkanı öneremiyor, başbakan da onaylayamıyor. Önerme yetkisi başbakanda, onaylama yetkisi Cumhurbaşkanında. Herhangi bir şekilde iradelerden bir tanesi iptal olursa geçmiş olsun. İşte bu nedenle biz bu sıkıntıları yaşadık. Sadece hükümet kurulurken değil, her gün hükümet bir karar alır onay için cumhurbaşkanına götürür, dolayısıyla her gün krize gebe, krizi içinde barındıran, kriz ihtimalini kaosu, çatışmayı, kavgayı içinde barındıran bu sistem. Bu sistemle gidemeyiz. Belki soracaksınız, şimdi gidiyor. Tabi bizim Tayyip Erdoğan gibi gerçekten çok güçlü bir lider var ve halktan güçlü destek almış bir lider var, cumhurbaşkanı var ve onun liderliği altında aynı davaya inanmış teslim olmuş, bu davaya, ilkelere, inanca o çerçevede bir başbakan var. Onun için sorun yok. Her zaman bunun garantisini verebilir misiniz” dedi.

    “Son noktayı koyacak birinin olması gerekiyor”

    Her zaman böyle bir birlikteliğin garanti edilemeyeceğini vurgulayan Canikli, şöyle devam etti:

    “Edemediğimiz zaman da kaos olur. Bu nedenle Türkiye kafasını kaldırmıyor, kaldıramıyor. Siz iktidar mücadelesiyle kavgayla uğraşırken nasıl karar alacaksınız. Şu sorunları nasıl böyle bir yönetim çözebilir, çözemez. O yüzden bu sistemden kurtulması gerekir. Yoksa efendim ’Recep Tayyip Erdoğan’a yetki veriyorsunuz.’ Ne alakası var, Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkiye ihtiyacı yok ki, her türlü yetki var zaten şu anda. Hepsini de kullanıyor sonuna kadar. Ve doğrudan halk tarafından seçildi. O dediğiniz çatışmalar, cumhurbaşkanlarını da direk Meclis tarafından seçildiği dönemlere ait olan kavgalar. 2007’de biz anayasa değişikliği yaptık. Cumhurbaşkanını doğrudan halk tarafından seçilir hale getirdik. İlk uygulaması da 2014’te oldu. Cumhurbaşkanımız doğrudan halk tarafından seçildi. Şimdi daha da güçlendirildi. Cumhurbaşkanı, yetkiyi direk halktan alıyor. Başbakan da öyle. Tek adamlık falan değil, herkes tek adam. İngiltere’de İngiliz başbakanı yürütmenin tek adamı ve öyle olması gerekir zaten. Almanya’da aynı şekilde. Başbakan tek kadın. Amerika’da başkan tek adam. Her yerde öyle. Cumhuriyet Halk Partisi tek adam değil mi. Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanı tek adam, koyun ikinci adamı yanına aynı yetkileri de ona verin eş başkanlık gibi. Yürüsün bakalım aynı yetkilerle başkanlık. Sonuç itibariyle birden fazla kişi olduğu zaman son kararı verecek, son noktayı koyacak birinin olması gerekiyor. Aksi halde orada yönetim olmaz, ilerleme olmaz.”

    Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, toplantının soru cevap bölümünden sonra İskenderun’a hareket etti.

  • Korkut Özal’ın yıllar önce yaptığı “başkanlık sistemi” yorumu

    İstanbul’da geçen yıl 87 yaşında hayatını kaybeden Korkut Özal’ın 1998 yılında verdiği bir röportajında “Türkiye’de yapılması gereken yapısal değişim; başkanlık sisteminin getirilmesidir” şeklindeki sözlerine bir kitapta yer verildi.

    Basın İlan Kurumu (BİK) Tokat Şube Müdürü Çetin Oranlı’nın, 20 yıla yakın bir süre içerisinde Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu, Korkut Özal, Kamran İnan, Sefa Odabaşı gibi isimlerle yaptığı söyleşilere yer verdiği kitabı yayınlandı. Kitapta yayınlanan söyleşiler arasında 1998 yılında Korkut Özal’ın vermiş olduğu röportajındaki açıklamaları dikkat çekti. Seçilenlerin halka karşı sorumluluklarını hissedebilmeleri için halk tarafından belirlenmesi gerektiğine açıklamalarında yer veren Özal’ın, “Sözün Ardı” kitabında başkanlık sistemi ile ilgili olarak şu şekildeki açıklamalarına yer verildi:

    “Dördüncü yapısal değişim; başkanlık sisteminin getirilmesidir. Bu başkanlık sistemini üç yerde uygulayabilirsiniz: Türkiye’yi yöneten Cumhurbaşkanlığı, belediye başkanlığı, valilik ve kaymakamlık seçimlerinde. İşte Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi, çağdaşlaşması, özgürleşmesi, önünün açılması, insanların motive edilmesi böyle bir altyapı ile mümkün olur. Yeniden yapılanma, bu dediğimiz dört önemli değişimi yaparak, Türkiye’ye bir dinamizm kazandırılması amaçlamaktadır.”

    “Türkiye’nin en büyük sorunu ‘bana ne’ hastalığı”

    2000 yılında Merhum Vali Yazıcıoğlu’nun vermiş olduğu röportajında ilk icraatının cadde açmak olduğu, kaymakamlık döneminde ise Ağrı’nın Hamur ilçesine tuvalet yaptırmalarından dolayı takdirname aldığı ifadelerine yer verildi. Vali Yazıoğlu’nun Tokat Valiliği dönemlerinde ise adının 4. Murat’a çıktığı, “alkole hayır” kampanyaları düzenlediği şeklindeki açıklamalarının yanı sıra “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna “Türkiye’nin en önemli sorunu ‘bana ne hastalığı’dır. 7 yaşından 70 yaşına herkes bana ne diyor” şeklindeki cevapları dikkat çekiyor.

    BİK Tokat Şubesi Müdürü Çetin Oranlı, 20 yıla yakın zaman dilimi içerisinde yaptığımız söyleşilerden; zamanın ruhunu taşıyan, ses getiren, sınırları aşıp hem o gün, hem de gelecek için önemli mesajlar içerenleri seçmek durumunda kaldığını ifade ederek, “Elbette bu seçimi yapmak hiç de kolay olmadı. İmkân bulunması halinde bu kitabın dışında kalan söyleşileri de başka çalışmalarımda toplamak arzusundayım. Söyleşi yaptığımız isimlerden Recep Yazıcıoğlu, Kâmran İnan, Korkut Özal, Sefa Odabaşı gibi değerli insanlar ne yazık ki bugün aramızda değil. Bu vesileyle fikirleri ile bize yol gösteren bu değerli insanları rahmetle, saygıyla anıyorum” dedi.

  • CHP’li Özel: “Seçilecek ilk başkan da, son başkan da Kemal Kılıçdaroğlu da olsa biz başkanlık sistemine karşıyız”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Seçilecek ilk başkan da, son başkan da Kemal Kılıçdaroğlu da olsa biz başkanlık sistemine karşıyız” dedi.

    Manisa’da Haziran Hareketi tarafından referandumda ’Hayır’ konulu etkinlik düzenlendi. Haziran Hareketi temsilcisi Bilal Kılıç’ın moderatörlüğünde düzenlenen etkinlikte CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, Özgür Düşünce Partisi (ÖDP) Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş konuşmacı olarak yer aldı. Etkinlikte konuşan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, son anketlere göre ’hayır’ oylarının önde olduğunu savundu. Özel, “Ama o geniş, ’Kararımı değiştirebilirim’ diyenler üzerinden baktığımızda onların önemli bir kısmının ’evet’e daha yakın olduğunu görüyoruz. Mesele yüzde 16’lık bir kararsızın ne diyeceğinde geliyor düğümleniyor. Anayasa Komisyonuna giderken taslak yüzde 43 ’evet’, yüzde 41 ’hayır’. Komisyon, Meclis süreci, ama burada komisyonda ve Mecliste bizim yaptıklarımız kadar Barolar Birliğinin Meclisin kapısına kadar yürüyüp biber gazı yemesinden tutun Birleşik Haziran’ın sosyal medyada, sokakta, her yerde ve toplumdaki tüm dinamikleri cesaretlendiren enerjisi ve neşesi, ’Hayır’ cephesinde yer alan herkesin inanması, içeriği konuşması, sesi yüksek de olsa sempatisi yüksek söylemleri sonucunda ve meclisteki mücadelenin sonucunda iş bir anda değişti. Yüzde 43 olan ’Evet’ 41’e, 41’de olan ’Hayır’ AK Parti’nin kendi anketlerine ve onların en iyi kulis yazan Abdülkadir Selvi’nin ifadesiyle onların yaklaşımıyla 46’ya bizimkine göre 48’e yükseldi. 2 puan gerideydik, 4 ila 6 puan ileriye geçtik. Bizim birbirimizi, yüzde 41’imizi yeniden ikna etme gibi bir derdimiz yok. Bizim doğru bir dil, yüksek bir motivasyon ama hiç kimseyi ötekileştirmeden, korkutmadan, üzmeden kaygılandırmadan ’hayır’a ikna etmek gibi bir görevimiz var” diye konuştu.

    “Kılıçdaroğlu seçilse de başkanlık sistemine karşıyız”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkan seçilse dahi başkanlık sistemine karşı olduklarını dile getiren Özel, “Bugün geldiğimiz noktada kimin olduğu hiç önemli değil. Biz son söylediğimiz lafı ilk baştan söylüyoruz. Seçilecek ilk başkan da, son başkan da Kemal Kılıçdaroğlu da olsa biz başkanlık sistemine karşıyız” dedi.

    “MHP tabanı ’hayır’ diyor”

    Referandumda ’evet’ oyu kullanacaklarını ve bu doğrultuda kampanya yapacaklarını açıklayan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye karşı MHP tabanının yüzde 80’inin ’hayır’ diyeceğini savunan Özel, “Milliyetçi Hareket Partisinin, hem de disiplinli bir lider partisi olarak görülen bir partinin tabanının yüzde 80’inin bu meseleye ’hayır’ diyor oluşuna ve aslında AK Parti’yle çok benzer siyasi geleneklerden gelen sağdaki partilerin dahi ’Okumazsak ’hayır’, ama içeriğini okuyunca bu taslağa ’evet’ demesine bakarak herhalde şunu söylemek mümkün; bu referandum hepimiz için Allah’ın bir lütfudur. Bu referandumda 15 yıldır kendi hegemonyasını kuran, kendi hegemonik dilini ele geçirdiği devlet imkanlarıyla besleyen, sizin doğrunuzun 2 buçuk televizyon kanalında yaşatmak ve gözümüz gibi bakmak zorunda olduğumuz 3-4 tane gazetede ifade edilirken; onların 47 tane televizyon kanalı, 25 gazetesiyle kendi yanlışlarını anlatmaya çalıştıkları bir süreçten sonra şimdi işler ne olursa olsun onlar için ters gidiyor. Karşınızda bundan önce girdiği her seçimi kazanmakla övünen, karşısındakileri zaman zaman farklı ittifaklarla, karşısındaki halkın gücünü hep yok sayan onun üzerinde güç kuran birisi bu sefer kendi bakış açısıyla bir unvan maçına çıkıyor. Bugüne kadar kazandı ama bu sefer neden dizleri titriyor? Çünkü bu sefer karşısında meselenin ne olduğunu kavramış, onların ortaya koyduğu işin bir hükümet sistemi değişikliği değil bir rejim değişikliği olduğunu bilen, 23 Nisan 1920’de Dolmabahçe’den alıp, Ankara’ya, Türkiye’nin ilk meclisine taşınmış, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’le taçlandırılmış ve tek adamlık rejimi yerine demokrasi, bir zümre yerine halkın egemenliğini ne demek olduğunu bilenlerin bugün yapılanın bir karşı devrim olduğunun farkında olma meselesi var” diye konuştu.