Etiket: Başarısının

  • Tınazlı: “Çocuğunuzun Başarısının Düşmesinin Sebebi Orta Kulakta Sıvı Toplanması Olabilir”

    YDÜ Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Uzmanı Op. Dr. Remzi Tınazlı, orta kulakta sıvı toplanmasının, çocuğun başarısını düşürebileceğini söyledi.

    Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Uzmanı Op. Dr. Remzi Tınazlı, “Çocuklar televizyonun sesini çok açıyorsa veya seslenildiğinde birkaç defa tekrarlattırıyorsa ve derslerindeki başarılarında azalmalar olmaya başladıysa, ağrısız orta kulak iltihabı geçiriyor olabilirler” diyerek, “Özellikle sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren, burun tıkanıklığı şikâyetleri olan, uyku sırasında ağzı açık uyuyan veya horlayan bir çocuğunuz varsa orta kulakta sıvı toplanmış olma olasılığı yüksektir” ifadelerinde bulundu.

    “OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLUK ÇAĞINDA ORTA KULAKTA SIVI TOPLANMASI OLDUKÇA SIK GÖRÜLEN BİR HASTALIKTIR”

    “Orta kulak boşluğu normalde hava ile doludur ve bu havanın basıncı dış ortamdaki hava basıncı ile eşit olmalıdır” diyen Op. Dr. Remzi Tınazlı, “Burnumuzun arkasında genzimizle orta kulak arasında havalanma görevi yapan östaki borusu sayesinde orta kulaktaki hava basıncı ile dış ortamdaki hava basıncı eşitlenir. Bu boru normalde kapalıdır. Yutkunma sırasında ve çenemizi açıp kapatma hareketleri sırasında östaki borusu açılır ve basınç eşitlenir” açıklamalarında bulundu.

    Tınazlı, “Uçakta veya dağlarda ani irtifa farkları yaşarken kulağımızda hissettiğimiz basınç hissi, ani değişimleri bu sistemin çalışmasına fırsat kalmadan dış ortam basıncı ile orta kulak basıncının eşitlenememesine bağlı gelişir. Nezle olduğumuzda da kulağımız ayni mekanizma ile tıkanabilir. Özellikle okul öncesi çocukluk çağında orta kulakta sıvı toplanması, tıptaki ismi ile seröz otit oldukça sık görülen bir hastalıktır” dedi.

    “AİLELER BELİRTİLERİ FARK EDEMEYEBİLİR”

    Tınazlı, “Çocuklarda geniz eti büyüklüğü ve östaki borusunun yetişkinlere göre daha kısa ve düz oluşu, allerjik yapı ve sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri gibi nedenler sayılabilir” diyerek sözlerine şu ifadeleri ekledi;

    “Hastalığın erken evrelerinde çocukta hafif bir işitme kaybı başlar. Burun tıkanıklığı belirtileri, ağız açık uyuma, televizyonun sesini çok açma veya televizyonu yakından izleme, derslerde öğretmenin söylediklerini duyamama, sürekli burun akıntısı gibi yakınmalar olur. Aileler bu yakınmaları her zaman fark edemeyebilirler. Çoğu zaman çocuğun az işittiği, okuldaki öğretmenleri tarafından fark edilmektedir.”

    “ERKEN DÖNEMDE TEDAVİ İLE DÜZELTİLEBİLEN BİR DURUMDUR”

    Orta kulakta sıvı birikmesini, erken dönemde fark edilebilir ve nedene yönelik tedavi uygulanırsa düzeltilebileceğini ifade eden Tınazlı, “2-3 haftalık ilaç tedavileriyle sıklıkla sorun ortadan kaldırılabilir. Ancak östaki borusunun tıkanmasına neden olan geniz eti büyüklüğü durumlarında ve ilaç tedavisinin etki etmediği durumlarda, cerrahi tedavi gereklidir ve sonuç son derece yüz güldürücüdür. Tedavi edilmeyen gecikilmiş durumlarda geçirilen sık orta kulak enfeksiyonlarına bağlı ve kulak zarındaki negatif basınç ile zarda çökme nedeniyle kalıcı işitme bozuklukları ortaya çıkabilir” dedi.

    “İŞİTME AZLIĞINDAN ŞÜPHE DUYDUĞUNUZ DURUMLARDA MUTLAKA BİR UZMANA BAŞVURUN”

    Orta kulakta sıvı birikmesi durumlarında kulak ağrısı, ateş, kulak akıntısı gibi yakınmaların olmadığının da altını çizen Op. Dr. Remzi Tınazlı, “Çocuğun derslerdeki başarısının düşmesi, huzursuzluk, arkadaşları ile ilişkilerinin bozulması, denge bozukluğu gibi yakınmalar kimi zaman ana yakınmalar olarak karşımıza çıkabilmektedir. Tüm bunlar orta kulaktaki basınç ile dış ortamdaki basınç arasındaki farka bağlı olarak oluşan işitme azlığına bağlıdır. Bu nedenle anne ve babaların işitme azlığı olduğundan şüphe duydukları çocukları mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına götürmeleri gereklidir” açıklamalarında bulundu.

    “İŞİTME KONUSUNDA UYANIK OLUNMALI VE GEÇ KALMADAN DOKTORA BAŞVURULMALI”

    Op. Dr. Remzi Tınazlı son olarak, “Kulak Burun Boğaz uzmanı, hastalığa neyin neden olduğunu araştıracak ve nedene yönelik tedavi uygulayacaktır. Bu çocuklarda alerjik zeminde burun akıntısı ve geniz eti büyümesi oldukça sık karşılaşılan durumlar olduğundan alerji yönünden de değerlendirilmeleri gerekir. Orta kulakta sıvı toplanması nedeniyle kulak zarına yerleştirilen havalanma tüpü ameliyatları sık yapılan ve işitmeyi düzelten bir operasyondur. Yerleştirilen tüp 6 ay gibi bir süre sonunda sıklıkla kendiliğinden çıkmakta, ikinci bir müdahaleye gerek kalmamaktadır. İleride kalıcı bir işitme bozukluğuna yol açmamak, çocuklarımızı yaşıtlarından geri bırakmamak, okulda başarısız olmalarını engellemek için, işitme konusunda uyanık olunmalı ve geç kalmadan doktora başvurulmalıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

  • YGS 15’incisi Elif Özdemir, Başarısının Sırrını Açıkladı

    Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS), sıralamada 15’inci olan lise öğrencisi Elif Özdemir, başarısının disiplinli ve planlı çalışmadan dolayı geldiğini belirtti.

    Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS), sıralamada 15’inci olan Elif Özdemir başarısını planlı ve disiplinli çalışmaya bağlayarak, “Başarıya okulum, Ankara Asfa Ferda Koleji’nin baştan bugüne kadar uyguladığı planlı ve disiplinli yol haritası ile ulaştım. Bununla beraber başarıya koşma yolunda elbette öğrencilerin kesinlikle gitmek istedikleri hedeflerini net belirlemeleri gerekiyor. Öğretmenlerim yapılandırdığı sistemle, önerileri ve tavsiyeleri de sonuna kadar dikkate aldı” dedi.

    Üniversiteye hazırlık serüveninde çalışma sistemini anlatan Özdemir, “Hafta içi her gün 9 saat branş dersleri, 16.30-17.30 saatleri arasında öğretmenler nezaretinde soru çözüm saatleri ve 17.30-21.00 saatleri arasında serbest etüt saatlerinin yanında Cumartesi -Pazar günleri de 9.00-13.20 saatleri arasında takviye kurs programlarıyla sınava hazırlandım” şeklinde konuştu. Özdemir, başarısında Asfa’nın bu süreç içerisinde öğrencilerin moralinin yüksek olması amacıyla düzenlenen ,sosyal etkinliklere, söyleşilere ve konferanslara katılmasının da yararı olduğunu dile getirdi.

  • Yılın Doktoru Mehmet Sel Başarısının Sırrını Açıkladı

    Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Manisa’da yılın doktoru seçilen ve 26 yıldır Turgutlu Devlet Hastanesinde görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Sel, üyesi olduğu Türk Sağlık Sen Manisa Şubesi tarafından plaketle ödüllendirildi. Dr. Sel, 36 yıllık hizmet süreci boyunca her hastayı kendi anne babası gibi gördüğünü ve ona göre hizmet ettiğini söyledi.

    Türk Sağlık Sen Manisa Şubesi Başkanı Rıtvan Mutlu, Manisa’da yılın doktoru seçilen Nöroloji Uzmanı Doktor Mehmet Sel’e plaket verdi. Sendikanın Manisa Şube binasında gerçekleşen plaket töreninde konuşan Türk Sağlık Sen Şube Başkanı Rıtvan Mutlu, “Turgutlu Devlet Hastanesinde görev yapan Uzman Doktor Nörolog Mehmet Sel Hocamız Manisa’da yılın hekimi seçilmiştir. Bu nedenle bizim de üyemiz olması nedeniyle biz de kendisine bir plaket takdim ediyoruz. Bundan sonraki yaşamında başarılar diliyoruz” dedi.

    Aldığı plaket karşısında çok onurlandığını dile getiren 36 yıllık doktor Mehmet Sel, “Sayın Başkanıma çok teşekkür ediyorum. Temsil ettiğim düşünce ve davayı hizmet ederek, vatandaşlarımıza en iyi şekilde hizmet ederek sürdürmek istiyorum. Eğer belli bir cevap aldıysam bu çalışmalarımla ne mutlu bana. 36 yıllık doktorum. 26 yıldır Turgutlu’da görev yapıyorum” dedi.

    HASTANIN YÜZÜ SİLİNİR

    Manisa’da yılın hekimi seçilmesini özverili çalışmasının bir sonucu olabileceğini dile getiren Dr. Sel, şunları söyledi:

    “Sabah 07.00’de gelirim ben. Alışkanlık haline geldi. Benim mesaim 07.00’de başlıyor. Akşam bir sınırı yok. Ortalama 18.00 bazen 19.00 bazen de 20.00’yi buluyor. Hasta memnuniyeti çok önemli bizim için. Hastayı insan olarak görüyoruz, değer veriyoruz. Hastayı gördüğümüz zaman hastanın yüz profili siliniyor, anamız, babamızın yüzü onun yerine geçiyor. Onlara nasıl saygı duyuyorsak, nasıl hizmet etmemiz gerekiyorsa biz de hastalarımıza sanki kendi annemize, kendi babamıza hizmet ediyormuş gibi düşünüyoruz. Benim hastalarım genellikle yaşlı insanlar. Pek genç hasta bizim nörolojiye gelmez. Çok nadir. Bu içten gelen bir duygu. Neticede sağolsun yaşlıların geri dönüşü teşekkür olarak geliyor, iyi dilek olarak geliyor idareye. İdareye ‘Bu hekiminizin bize karşı yapmış olduğu davranışlardan son derece memnunuz diye’ dönüyor. Hastanın yüzü siliniyor tamamen erkekse babamın, bayansa annemin yüzü geliyor o esnada. Ona göre davranıyoruz. Bizim başarı için de bir çalışmamız yok. Bunu etraf bir başarı olarak görüyorsa ne mutlu ama benim için pek farklı bir şey değil.”

    Türk Sağlık Sen Turgutlu İlçe Temsilcisi Savaş Taştan da, “Sağlıkta şiddetin en son noktaya geldiği bir dönemde bu şekilde özveriyle çalışıp, kendinden feragat eden doktorlar olduğunu da belirtmemiz gerekiyor. Doktorumuz tamamen kendi özverisiyle bu ödülü aldı” diye konuştu.

    Yapılan konuşmaların ardından Türk Sağlık Sen Manisa Şube Başkanı Rıtvan Mutlu yılın hekimi seçilen Uzman Dr. Mehmet Sel’e plaket, çiçek ve hediye verdi.

  • Uzmanlar YGS Başarısının Sırrını Verdi

    Üniversiteye girişin ilk adımı olan YGS sınavına çok az bir zaman kalırken, Özel İzmir Koleji Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Arif Altın ve Rehberlik Öğretmeni Funda Sefa, sınavda sadece bilgili olmak değil aynı zamanda sınav süresini en verimli şekilde kullanabilmek gerektiğini söyledi.

    13 Mart Pazar günü gerçekleştirilecek YGS sınavı için tüm öğrencileri ayrı bir heyecan sardı. Özel İzmir Koleji Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Arif Altın ve Rehberlik Öğretmeni Funda Sefa, sınavda başarıyı yakalayabilmek için yapılması gerekenleri anlattı. Sınavda sadece bilgili olmanın yeterli olmadığına dikkat çeken Sefa, “Sınavda sadece bilgili olmak değil aynı zamanda sınav süresini en verimli şekilde kullanabilmek gerekiyor” dedi.

    Sınav süresinin nasıl kullanıldığının üzerinde duran Sefa, “YGS bilgi ölçmekten önce zamanı iyi kullanabilmeyi, öğrencinin var olan bilgisini sınav zamanına yaymasını temel alan bir sınav. Yani öğrencinin zamanı iyi kullanıp kullanmamasını ölçüyor. 160 soruya verilen 160 dakika var. Burada önemli olan zamanı en verimli şekilde kullanmaktır. Bazı öğrenciler bunu yaparken bazıları yapamıyor. Zamanını iyi kullanamayan öğrenci sınav esnasında kaygılanıyor, sınavdan kopuş yaşıyor ve bu yüzden kaybediyor. Bu da maalesef psikolojik bir savaş haline geliyor.”

    Öğrencilere, YGS’de zamanı iyi kullanmanın çok önemli olduğunu söylediğini anlatan Sefa, sözlerini şöyle sürdürdü: “Soruların cevaplarını biliyor olabilirsiniz ama bu bilgiyi verilen sürede kullanamazsanız bu bir işinize yaramaz. Yani YGS’de dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri bildiğini kısa sürede çözebilmektir. Öğrenci bunu başarabilmek için bolca deneme sınavına girmeli. Böylelikle 160 soruyu 160 dakikada çözebilmeyi, bilgilerini en verimli şekilde kullanmayı öğrenebilir. Burada öğrencilerimizi sınava bu çalışma şekliyle hazırlıyoruz. Deneme sınavlarımızı YGS saatinde ve mümkün olduğunca YGS kurallarına uygun yapmaya çalışıyoruz.”

    OPTİK KODLAMA ÇOK ÖNEMLİ

    Funda Sefa, öğrencilere ayrıca deneme sınavlarına kurşun kalemle girmelerini ve kendilerini buna alıştırmalarını önererek, “Optik kodlama konusunda oldukça dikkatli olmalılar. Çünkü optik okuyucular hassas okuyuculardır ve bir sorunun cevabı değiştirildiğinde önceki cevap çok iyi silinmelidir, kodlamalarda kaydırma yapmamaya çok dikkat edilmelidir. Özellikle kitapçıkta işaretlediklerini optiğe aynı şekilde geçirmeli ve bunu kontrol etmelidirler. Çünkü önemli olan kitapçıktaki değil optik kağıttaki cevap. Sınava tamamen konsantre olmalılar” dedi.

    EN İYİ OLDUĞU BÖLÜMDEN BAŞLAMASI BAŞARIYI ARTTIRIYOR

    Sınavın dört ana bölümden oluştuğunu hatırlatan Sefa, öğrencilerin sınava iyi oldukları alandan başlamalarını isteyerek şöyle konuştu: “Öğrencinin karşısında 4 bölümden oluşan bir sınav var. Öğrencilere daha başarılı oldukları daha rahat hissettikleri bölümden başlamalarını öneriyorum. Eğer öğrenci hâkimiyetinin az olduğu bir bölümden başlarsa birkaç soruyu çözemediğinde öğrencinin sınava karşı olan konsantrasyonu düşebilir. Motivasyonu düşer ve ‘Diğer soruları yapmayacak mıyım’ kuşkusu öğrencinin kaygı düzeyini artırır ve zamanı verimli kullanamaz. Bu yüzden kendiniz güvendiğiniz bölümden başlayın. Bu konuda benim şahsi fikrim şudur; sınava Türkçe bölümünden başlasınlar. Türkçe genellikle paragraf sorularından oluşuyor ve bu sorular yorucu sorulardır. Okuduğunu anlamak gerekir. Bu bölüm sona bırakıldığında sınavın sonuna doğru vücut ve beyin yorulacağı ve aynı oranda stres de artacağı için bu bölümü önce çözmelerini öneriyorum. Ayrıca bölüm fark etmeksizin Türkçe, katsayısı fazla olan bir bölümdür. Genel anlamda sonuçlara bakıldığında derece yapan öğrencilerin Türkçe netleri çok yüksektir.”

    SADECE ÖĞRENCİLER DEĞİL AİLELER DE DİKKAT ETMELİ

    Sınav konusunda sadece öğrenciler değil öğrencilerin ailelerinin de sınavda oldukça heyecanlı olduklarını belirten Arif Altın, “Bu heyecan kimi zaman iyi bir etki yaratırken kimi zaman da öğrenciyi olumsuz yönde etkileyebilir” diye konuştu.

    Arif Altın, ailelere şu uyarılarda bulundu: “Aileler kendi heyecanlarını öğrenciye yansıtmama konusunda dikkatli olmalıdır. Sınav günü de eğer öğrenci isterse aileler öğrencinin yanında sınava gitmelidir. Çünkü sınava giderken ve sınav yerinde beklerken konuşulan her şey öğrencinin aklında kalıyor ve sınava girdiğinde de aklında kalan bu konuşmalar motivasyonunu etkiliyor. Burada önemli olan öğrencinin kendini rahat hissetmesidir ve bu tamamen kişisel bir durum. Sınav sonrası ailecek bir aktivite yapabilir. Ayrıca sınava birkaç ay kala kaygı faydalı olabilir ama sınava birkaç hafta kaldığında aileler çocuklarını bu konuda rahatlatmalıdır. Öğrenciyi olumlu yönde koşullanmalı ve motive etmelidir. Özellikle sınavdan sonra öğrencilerin sınavının nasıl geçtiği sorulmamalı. Sonuç olarak sınav bitmiştir ve nasıl geçtiği bir hafta sonra öğrenilecektir.”

    YGS’den bir sonraki aşamada LYS olduğunu belirten Altın, sözlerini şöyle tamamladı: “Eğer YGS’nin sonuçları kötüyse bu nasıl düzeltilebilir bunun üzerinde durulmalı öğrenci yine motive edilmeli. Eğer sonuçlar iyi ve öğrencinin motivasyonu yüksekse bu motivasyon nasıl daha ileri düzeye taşınabilir nasıl daha faydalı hale getirilebilir bunun üzerinde çalışılmalı. Sınav da bir eğitimdir. Bu sınavın sonuçları iyi ya da kötü olabilir. Önemli olan bu sonuçtan ders çıkartarak kişinin kendisini daha ileri bir aşamaya nasıl taşıyacağını düşünmesi ve buna göre hareket etmesidir. Aileler şunun farkına varmalı, çocukların hepsi aynı değildir. Her çocuk akademik anlamda iyi derece almak ya da kendini bu alanda geliştirmek zorunda değil. Bazıları kendini mesleki anlamda geliştirmeyi seçebilir. Ailelerin bu konuda çocuklarına karşı baskıcı değil destekleyici olmaları gerekmektedir. Eğer başarısız olursa ailesinin hayal kırıklığına uğrayacağı fikri yaşamayan öğrencilerin kaygı düzeyi daha düşük olduğu için başarı düzeyi de o oranda yüksektir.”

  • Türk Profesör Almanya’nın Üretim Ve Yenilikteki Başarısının Sırlarını Anlattı

    Trabzonlu işadamları Almanya’nın Dortmund Teknoloji Enstitüsü’nü ziyaret etti. Metal Şekillendirme ve Hafif Yapılar konusunda dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden birinin başında bulunan Prof. Dr. A. Erman Tekkaya, Almanya’nın üretim ve yenilikteki başarısının sırlarını Trabzonlu işadamlarına anlattı.

    Heyette Trabzon Teknoloji Geliştirme Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı M.Suat Hacısalihoğlu, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı M. Şadan Eren, Trabzon Ticaret Borsası Başkanı Şükrü Güngör Köleoğlu, Trabzon Teknoloji Geliştirme Merkezi Başkanı Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Başkanı Ahmet Hamdi Gürdoğan, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Çetin Oktay Kaldırım iş adamları ve uzmanlar yer aldı.

    Burada heyeti karşılayan ve merkezin başında bulunan Türk Profesör A. Erman Tekkaya, Dortmund Teknik Üniversitesi’ni ziyaret eden Trabzon heyetine teşekkür etti. Heyete önce kendisini, sonra üniversiteyi ve enstitüyü tanıtan Tekkaya henüz yeni sonlanan bir buluşlarının videosunu gösterdi, daha sonra laboratuvarda yirmi dakika kadar bir gezi yaptırdı. Üretimde, yenilik ve inovasyonda Almanya ekolunun sırlarını anlatan Tekkaya, başında bulunduğu ve yılda 4-5 patent sunan dünyanın sayılı, Almanya’nın üçüncü üretim merkezinin işleyişi hakkında bilgiler verdi. Almanya’nın bütün otomotiv markaları ile işbirliği yapılan merkez uçak sanayii ve sektördeki dünyanın önde gelen firmaları tarafından da tercih ediliyor. Bu merkezde otomotiv firmaları ile geliştirilen yenilikler direkt üretime aktarılıyor.

    “YILDA 80 MİLYON EURO KAZANIYORUZ”

    Dortmund Teknik Üniversitesi’nin 1968 yılında kurulduğunu ve toplam bütçesinin yaklaşık 300 milyon avro olduğunu ifade eden Tekkaya “Bunun yaklaşık 75-80 milyon avrosu dışarıdan kazandığımız paradır. Dünyada ilk olarak uzaktan laboratuvar eğitimi veren mühendislik fakültesiyiz. Büyük şirketlerden olsun Audi olsun, Otto Fuchs olsun, Airbus olsun, Thyssen Krupp olsun, Mercedes Benz olsun büyük şirketlerle çalışıyoruz. Yalnızca kendi eyaletimizde değil bütün Almanya’daki eyaletlerdeki şirketlerle çalışıyoruz. Lisansları sanayiye satarken değişik yöntemler uygulanıyor. Gelirin çoğu üniversiteye kalıyor. Bize çok azı kalıyor. Üniversite bu parayla yine yeni patentlerin alınabilmesi için masraflar karşılanıyor. Bir patentin maliyeti 30 bin Euro ile uluslararası yaparsanız 60-70 bin Euro arasında değişiyor. Çok pahalı bir olay. Biz yılda 4 ila 5 arasında patent sunuyoruz üniversiteye dolayısıyla üniversitenin cebinden çıkması gereken 300-350 bin Euro. Dolayısıyla satılan patent üniversiteye gidiyor. Üniversite kendi harcadığı parayı çıkartmak istiyor. Bu işten de üniversite gelir sağlıyor” dedi.

    “TÜRKİYE’DEKİ SİSTEM SANAYİ-ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİNİ ENGELLİYOR”

    “Türkiye’de üniversitede sanayiyi bilen hoca yok veya çok az var” diyen Tekkaya “Üniversitede sanayideki başarısından dolayı ödüllendirme yok. Siz bugün yardımcı doçentsiniz, doçent olmak istiyorsunuz, profesör olmak istiyorsunuz. Ne yapmanız lazım yabancı bültende makale yayınlamanız lazım. Makale hangi Türk şirketinin işini görüyor, bilmiyorum. Bunu yapmazsanız, adam sayılmıyorsunuz. Amerikan sistemidir. Bundan dolayı üniversitedeki arkadaş diyor ki, ben niye sanayiye eğileyim, benim işime yaramaz, yükselmemi sağlamaz. Üniversite tarafı böyle düşünüyor. Sanayi tarafı araştırmayı henüz özümsemiş değil. Sanayide araştırma denen olgu Almanya için konuşuyorum, mühendislik. Mühendislik araştırma olarak görülüyor Türkiye’de. Gerçek araştırma ise tamamıyla farazi konularda yapılan çalışmalar olarak görülüyor. Sanayi araştırmayı yakın olarak görmüyor. Ben hatırlıyorum şirketler bana geliyordu, ‘Türkiye’de şöyle bir problemimiz var çözer misiniz’ şeklinde. (Çözeriz tabi). ‘E ne zaman alırız sonuçları’ diye soruyorlardı. (E proje yürüteceğiz sonuçları bir yıl sonra ancak alırız.) Bunu söylediğimiz de ise ‘hocam ne yapıyorsunuz, yarın lazım bize sonuç’ diyorlar. Ayrıca, beş kuruş bir para vermiyor, bir yıllık çalışmaya. Ama burada böyle değil. 30-40 yıl birlikte çalıştığımız Fransız şirketler var” ifadelerini kullandı.