Etiket: Bağlı

  • Elleri Bağlı Vaziyette Ölü Bulunan Şahsın Zanlılar Adliyeye Çıkarıldı

    Gaziantep’te dere kenarında elleri arkasından bağlı vaziyette ölü Suriyeli şahsın katil zanlısı 2 kişi adliyeye sevk edildi.

    Gaziantep Şehitkamil ilçesine bağlı Karayusuflu Mahallesi arazisinde bulunan dere kenarında silahla öldürülmüş kimliği belirsiz bir erkek cesedi bulunmuştu. Şehitkamil İlçe Jandarma ve Yavuzeli İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından yapılan çalışmalar neticesinde kimliği belirsiz şahsın Suriyeli Hasson Eyiso (20) olduğunu belirledi. Soruşturmayı derinleştiren jandarma ekipleri, Yavuzeli Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki Araban caddesinde 2 ayrı adrese eş zamanlı operasyonda 2 kişi gözaltına alındı. Olayın şüphelisi olarak Suriye Uyruklu Jihat K. (42) gözaltına alınarak sorgulandı. Şahsın suçunu kabul ettiği bildirilirken, Jihat K’nın ismi açıklanmayan kızına tecavüz ettiği iddiasıyla şahın ellerini bağlayarak öldürdüğü ileri sürüldü.

    Olayda kullanılan tabancanın ise Jihat K’nın verdiği adreste bulunduğu belirtilirken öldürülen Hasson Eyiso’nun vücudunun çeşitli yerlerinden 6 kurşun çıkarıldığı, olay yerinde ise 3 boş kovan bulunduğu öğrenildi.

    Suriyeli Jihat K. ve karısı Abar K’sorgularının ardından adliyeye sevk edildi.

  • Türkiye’de Kamuya Bağlı İlk Obezite Ve Diyabet Merkezi

    Bülent Ecevit Üniversitesi sağlık alanında yürüttüğü topluma hizmet üretimi faaliyetleriyle çok büyük boyutlu yatırımları hayata geçirmeye devam ediyor. Üniversite diyabet ve obezite alanlarında ulusal referans merkez haline gelecek yatırımlarında da önemli bir yol aldı. Bülent Ecevit Üniversitesi Obezite ve Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği’nin 25 Kasım 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla Türkiye’nin kamuya bağlı ilk Obezite ve Diyabet Merkezi resmi olarak kurulmuş oldu.

    Bülent Ecevit Üniversitesi Obezite ve Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğüne atanan Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, obezite/şişmanlık ve diyabet/şeker hastalığının güncel önemini vurguladı. Bayraktaroğlu şöyle dedi:

    “Dünyada değişen yaşam tarzı, fiziksel aktivitede yetersizlik, beslenme bozukluklarıyla obezite ve diyabet hastalığı giderek artmaktadır. 2009 sonu itibarı ile tüm dünyadaki diyabet nüfusu 285 milyon iken bu sayının 2030 yılında 438 milyona ulaşması beklenmektedir. Bölgemizdeki nüfusun obezite (% 27-41) ve diyabet oranı (%12-13) yüksektir. Dünya genelinde, Avrupa’da ve Türkiye’de çoğunlukla kadınlarda olmak üzere üç kişiden biri obezite ile ilgili sorun yaşamaktadır. Çocukluk ve adölesan döneminde de fazla kilo, obezite ve diyabetin giderek önemi artmaktadır. Obezite ve diyabet hastalığı kontrol altına alınamazsa komplikasyonları, göz kaybı, böbrek kaybı, sinirlerin etkilenmesi, koroner kalp hastalıkları, beyin damar hastalıkları ve ayak damar hastalıkları daha erken yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Obezite ve diyabet yaşam kalitesini düşürdüğü gibi beklenen yaşam süresini de etkilemektedir. Ülkemizde görülme sıklığı giderek artan obezitenin önlenmesine yönelik bilimsel ve sektörler arası faaliyetlerin güçlendirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu amaçla mücadele ve kontrol programları oluşturulmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Diyabet Federasyonu, ülkelerin sağlık örgütlerinin yanında Türkiye’de Sağlık Bakanlığımızca “2014-2017 Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı” gibi önemli eylem planları oluşturmuştur. Üniversitemiz bünyesinde kurulan Obezite ve Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezimizin obezite ve diyabet hastalığına yönelik üst düzey çalışmalar yapacağına inanmaktayım. Merkezin kurulmasında destekleri ile Üniversitemize kazanılmasını sağlayan Rektörümüz Prof. Dr. Mahmut Özer’e ve emeği geçenlere teşekkürlerimi sunarım.”

    Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer, üniversitenin yatırımlarıyla sağlık hizmetlerini, eğitim kalitesini ve bilimsel araştırmaları daha nitelikli hale getirdiğini belirtti. Özer, konu ile ilgili yaptığı açıklamada; “Bülent Ecevit Üniversitesi bölgesel lider konumunda, eğitim, bilimsel aktiviteler ve sağlık hizmetini ‘insan odaklı’ olarak en üst düzeyde, çağdaş ve son derece güncel teknolojiyle donanımlı ve uzman kadrosuyla yürütmektedir. Ülkemiz ve bölgemizde hızla artan obezite ve diyabet hastalığının olumsuz etkilerini azaltacak, üst düzeyde koruma, tedavi ve eğitim hizmetlerini sunan bir merkezin kurulmasına ihtiyaç vardı. Kalkınma Bakanlığından aldığımız destekle merkeze ait fiziksel şartları-merkez binası- oluşturuldu. Merkez, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından obezite ve diyabetle mücadele amacıyla hizmet verecektir. Bu nitelikte Kamu’ya bağlı ilk merkezdir. Faaliyetlerini ulusal ve uluslararası ölçekte; üniversitenin diğer birimleri, kamu kurum ve kuruluşları, ulusal ve uluslararası kuruluşlar, sivil toplum örgütleriyle bir koordinasyon içerisinde gerçekleştirecektir. Merkezimizin Bölge halkımıza, Ülkemize ve Üniversitemize hayırlı olmasını diliyor, kurulmasında emeği geçenlere ve verdiği destek nedeniyle Kalkınma Bakanlığı’na şükranlarımı sunuyorum” dedi.

  • (Özel Haber) TEOG’da Başarılı Olmak Sadece Bilgiye Bağlı Değil

    TEOG sınavına sayılı günler kala adayları uyaran uzmanlar, başarılı olmanın sadece bilgiye bağlı olmadığına dikkat çekti.

    TEOG sınavında 1 milyon 174 bin 427 ortaokul 8’inci sınıf öğrencisi 25-26 Kasım’da ter dökecek. Sınavlarda başarılı olmanın püf noktalarını açıklayan uzmanlar, dereceye girmenin sadece başarıyla sınırlı olmadığını söyledi. Cevap kağıdına yapılan küçük bir karalamanın bile sınavın geçersiz sayılmasına sebep olabileceğine işaret eden Bursa Özel Hayat Hastanesi Uzman Psikoloğu Dilek Kaymak Kısaer, “Sınava sayılı günler kala hem velilerin hem de öğrencilerin heyecanı giderek artıyor. Fakat sınavlarda başarılı olmanın yolu, verimli bir hazırlık yapmanın yanında, sınavdan önce, sınav gününde ve sınav anında yapılması gerekenlerin iyi bilinmesine bağlıdır. Sınavlara çok iyi hazırlanmış olabilir, ama hazırlıkların sonuç vermesi için uygulama aşamasının da başarılı olunması gerekir. Birkaç gün öncesinden bu özel güne hazırlanmak gerekir” dedi.

    Sınavda dikkat edilmesi gereken hususları sıralayan Kısaer şöyle devam etti:

    “Sınav sabahı doktorun verdiği ve kullanmak zorunda olunan ilaçların dışında ilaç kullanılmamalıdır. Sınavda glikoza çok ihtiyaç olacağından sınav sabahı kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Hem zamanı, hem de zihnini yoracak sorularla fazla uğraşılmadan, bunları boş bırakıp, bütün soruları taradıktan sonra tekrar başa dönülmelidir. Saate sık sık bakarak dikkatin dağılmasına izin verilmemelidir. Bu, zihni ve süreyi daha iyi kullanmayı sağlar. Sınavda vücudun devamlı aynı şekilde tutulması vücut ağrıları oluşturabilir. Dikkati dağıtacak vücut ağrılarının önüne geçmek için vücudu diğer adayları rahatsız etmeyecek şekilde hareket ettirilmelidir.”

    Sınav kaygısının öğrencinin tek başına geliştirdiği bir kaygı olmadığını, aile, okul ve dershanelerde öğretmenlerin tutumlarının da bunda rol oynadığını ifade eden Kısaer, “Tenkitçi, kontrolcü, yargılayıcı, sınavı bir ölüm kalım meselesi gibi gören, çocuğunun ya da öğrencilerinin akademik başarısını kendi başarısı olarak algılayan ebeveyn ya da öğretmen tutumları kaygıya hizmet eder. Sınav kaygısıyla başa çıkabilmek için öğrencinin ve yakın çevresinin sınava ilişkin tutumlarında değişiklikler yapması gerekmektedir. Anne ve babaların, çocuğun inancını arttırıcı konuşmalar yapması önemlidir. Çocuğun kendi kendine ‘ben bunu yapacağım, olmazsa bir daha, bir daha deneyeceğim, yapana kadar peşini bırakmayacağım’ demesi gerekir. Ailelerin herhangi bir suçlamada bulunmadan çocuklarına eksiklerini bulma konusunda yardımcı olması başarıyı artırır” diye konuştu.

  • Felce Bağlı Konuşma Bozukluklarına Yeni Tedavi!

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, felce bağlı konuşma bozukluklarının TMS ile tedavi edilebileceğini belirtti.

    Tek taraflı felçlerin beyni besleyen atardamarların tıkanması veya kanaması sonucu o bölgedeki beyin hücrelerinin zarar görmesine bağlı olarak ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Bahadır, “Bu durumda hasar gören beynin karşı vücut yarısında felç görülür. Bu felcin derecesi genellikle beyindeki zarar gören bölümün büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Beynin sol yarısı etkilendiğinde konuşma merkezinin bu bölümde olması nedeni ile hastada sağ taraf felcine ek olarak genelde konuşma da bozulur. Bu bozulma hiçbir sey söyleyememe halinden hafif bozuk konuşmaya kadar değişen derecelerde ortaya çıkabilir. Sıklıkla hasta konuşmak istediği zaman doğru kelimeleri kullanamaz, objeleri adlandırmada zorluk yaşar. Afazi olarak adlandırılan bu durum felç dolayısıyla zaten sağ tarafını düzgün kullanamayan hastada birde istediklerini sözle ifade edememeye yol açtığından psikolojik sorunlara sebep olabilmektedir. Felcin iyileşme döneminde etkilenen tarafta hareketler yavaş yavaş ortaya çıkarken konuşmada yavaş yavaş düzelmeye başlar. Hafif vakalar da genelde tam düzelme olur ama orta ve ağır vakalarda konuşma bozukluğu az yada çok kalabilir” dedi.

    Yıllardır bu gibi hastaların tedavisi için konuşma terapisi uygulandığını kaydeden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “Bu iş için eğitim almış tıbbi personel tarafından gerçekleştirilen konuşma terapisi ile felcin iyileşme döneminde kısmen de olsa ek bir iyileşme sağlanabilmektedir. Konuşma terapisi hasta ve uygulayan için zahmetli ve uzun seanslar yapılması gereken bir tedavi uygulamasıdır. Son yıllarda felce bağlı konuşma bozukluklarında bu geleneksel yönteme ek olarak beyne dışarıdan müdahale etmeyi mümkün kılan transkraniyel manyetik stimulasyon (TMS) tedavisi kullanılmaktadır. Henüz rutin bir tedavi yöntemi olarak onaylanmamış olsa da bu konuda yapılmış yüzlerce çalışmada etkinliği gösterilmiştir. Felçli hastalarda konuşma terapisi ile uygulandığında sonuçlar daha da iyi olmaktadır” diye konuştu.

    “TMS tedavisi uygulandığı bölgedeki beyin hücrelerinin aktivitesini artırabilmekte ya da baskılayabilmektedir” diyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “Bu yöntemde beynin konuşma merkezi ağrısız ve zararsız bir şekilde uyarılabilmektedir. Bu tedavi sol beyindeki konuşma merkezinin yüksek frekansla uyarılması yada karşı tarafın düşük frekansla baskılanması şeklinde yapılmaktadır. Karşı sağlam tarafa yapılan baskılama ile hasta tarafın felç ile kaybettiği konuşma yeteneğinin geri kazanması kolaylaşmaktadır.

    TMS ile afazi tedavisinde öncelikle beyni uyaran en düşük manyetik akım şiddeti belirlenir ve buna göre hastanın durumuna en uygun olan şiddetde tedavi gerçekleştirilir. Genelde sağ beyin yarımının konuşma merkezine 1000-1200 uyarı verilir. Tedavi süresi hastanın durumuna göre genelde 10-30 dakika arasında değişir ve 10-15 seans kadar sürer. Yan etkisi yok son derece az ve ağrısız olan TMS tedavisi felce bağlı konuşma bozukluklarının tedavisinde umut vaad eden bir tedavi olmuştur.” Şeklinde konuştu.

  • Musa Yılmaz Ve Ekibi, Kütahya Merkeze Bağlı 110 Köyün Tamamını Ziyaret Etti

    Kütahya İl Genel Meclisi Başkanı Musa Yılmaz’ın başkanlığındaki seçim ekibi, merkeze bağlı 110 köyün tamamını ziyaret etti.

    Başkan Yılmaz ve ekibinin finalini yaptığı Demirciören köyündeki seçim çalışmasına, AK Parti Kütahya İl Başkanı Ali Çetinbaş da katıldı.

    Yoğun katılımın olduğu Demirciören’deki kahvehane toplantısında konuşan Yılmaz, seçim çalışmaları kapsamında oluşturdukları ekibin merkeze bağlı 110 köyün tamamını ziyaret ederek, vatandaşlara yapılan ve yapılacak hizmetleri anlattıklarını dile getirdi.

    Yılmaz, ziyaretler sırasından halkın AK Parti’ye olan sevgi ve ilgisine şahit olmanın sevincini tüm ekip arkadaşlarıyla birlikte yaşadıklarını ifade etti.

    Başkan Yılmaz, “1 Kasım’da inşallah 4 vekilin tamamına kazanacağız” dedi.

    AK Parti İl Başkanı Ali Çetinbaş da, Musa Yılmaz ve ekibini özverili çalışmalarından dolayı tebrik etti.(EFE)