Etiket: Azmi

  • Görme Engelli Avukatın Azmi

    Tokat’ta 2 yaşında geçirdiği hastalık nedeniyle görme engelli olan iki çocuk babası 75 yaşındaki İbrahim Güney yaşam mücadelesi ile örnek oluyor.

    3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısı ile Türkiye Sakatlar Derneği Tokat Şubesi Başkanı Ali Aras, 10 yıl öğretmenlik 14 yılda avukatlık yaptıktan sonra 53 yaşında emekli olan İbrahim Güney’i Yazıcıoğlu Mahallesi’ndeki evinde ziyaret etti. Başkan Aras, görme engelli avukat İbrahim Güney’in örnek bir insan olduğunu ve engellilere yönelik önemli hizmetleri olduğunu kaydetti.

    GÖRME ENGELLİ AVUKATIN AZMİ

    1953 yılında Ankara’da ilköğretim hayatına görme engeliler okulunda başlayan Güney, 1964 yılında liseyi bitirerek hukuk fakültesini kazandı. Hukuk fakültesini bırakarak öğretmenlik yapmaya başlayan Güney, İzmir’de körler okulunu kurdu. Bu süre içerisinde tekrar sınavlara giren Güney, 1978 yılında hukuk fakültesini kazandı. Albay Muzaffer Çay’ın yardımı ile görevlendirilen 4 askerin kendisine hukuk fakültesi kitaplarını okuması suretiyle sınavlara girerek yüksek öğrenimini bitiren Güney, 1982 yılında da Tokat’ta körler okulunu kurulmasında öncü oldu. 14 yıl SGK avukatlığı yapan Güney, 1996 yılında emekliye ayrıldı. Yaklaşık 19 yıldır eşinin yardımı ile hayat mücadelesi veren Güney, gözlerinin görmemesinin okumasına engel olmadığını ifade ederek, “4 asker bana sürekli hukuk kitaplarını okudu öyle sınava girerek kazandım. Bizim görmeyenlerimizin bazı şeyleri değerlendirmesi lazım. Bu konuyu istismar edenler de var. Çünkü dilenmeyi daha kolay zannederler” diye konuştu.

    Başkan Aras, emekli Avukat Güney’i ziyaretinin ardından eşi ve kendisi de bedensel engelli olan İbrahim Altıok’u ziyaret etti. Dernek olarak evlerinde çıkmakta güçlük çeken engelli ailelerini evlerinde ziyaret ettiklerini belirterek, “Bu ziyaretlerimizde engellilerimizin sorunlarını dinleyerek ilgili makamlara iletiyoruz. Bizler üzerimize düşen görev varsa yapmaya çalışıyoruz” dedi. Altıok, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Biz sadece bir gün değil her zaman hatırlanmak istiyoruz. Birçok sorunlarımız var. Çocuklarımızı okutuyoruz bu anlamda da yaşadığımız sıkıntılar var. Sevgiye ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.

    Ayrıca engeliler günü dolayısı ile TOÇ BİRSEN (Tarım Orman ve Çevre Çalışanları Birliği Sendikası) Şube Başkanı Mustafa Pelit ve yönetim kurulu Engelsiz Yaşam Parkı’nda Başkan Aras’ı ziyaret etti.

  • (Özel Haber) Yozgat’ta Engelli Minik Muhammet Enes, Azmi Ve Neşesiyle Engel Tanımıyor

    Yozgat’ta doğuştan iki eli ve bir bacağı olmayan Muhammet Enes, engel tanımıyor, neşesi ve azmiyle herkese örnek oluyor.

    Dirsekten itibaren iki eli ve sağ bacağı olmayan Muhammet Enes Sarı (8), okuma azmi ve hayata bağlılığı ile okulda diğer arkadaşlarına da örnek oluyor. Yozgat Müzeyyen Çokdeğerli İlkokulu ikinci sınıfa giden Muhammet Enes, sınıftaki başarısıyla da kendisinden söz ettiriyor. Arkadaşları tarafından da çok sevilen Muhammet Enes, teneffüslerde arkadaşlarıyla birlikte oynayıp eğleniyor. Okulu çok sevdiğini belirten Muhammet Enes, “Okulu çok seviyorum ve çok mutluyum. Okulda arkadaşlarımla oynuyorum. Arkadaşlarım bana yardım ediyor. Montumu giydiriyor, çantamdan kitaplarımı çıkartıyor” dedi. Tahtaya kalkıp matematik problemi çözen Muhammet Enes, resim yapmayı da çok sevdiğini söyledi.

    Öğretmeni Deniz Kılınç da Muhammet Enesin, başarılı bir öğrenci olduğunu belirterek, “Çok başarılı bir öğrenci, eksiklerinin farkında ve ona göre davranış sergiliyor, yaşam sevinci çok yüksek arkadaşları tarafından çok sevilen bir öğrencidir” diye konuştu.

    Muhammet Enes’in sınıf arkadaşları da Muhammet Enes’i çok sevdiklerini birlikte ders yapıp oyun oynadıklarını, ona yardım ettiklerini söyledi.

  • Doğuştan Engelli Elif Melek’in Azmi Görülmeye Değer

    Adıyaman’da, doğuştan iki kolu olmayan 8 yaşındaki Elif Melek Parlak, hayat sevinciyle etrafına neşe saçıyor.

    Adıyaman’ın Kahta ilçesinde Şeyhbaba İlkokulu 2. sınıf öğrencisi Elif Melek Parlak, neşesi ve azmiyle herkese örnek oluyor. Elif Melek Parlak, geçtiğimiz dönem de evde eğitim programından faydalanarak büyük bir başarıya imza attı. 2. sınıfa geçen Elif Melek Parlak, bu yıl evde değil, okulda eğitim görüyor. Annesi ile her gün okula gelen engelli Elif Melek, sınıfına kısa sürede uyum sağlayarak kendini geliştirdi. Elif Melek, düzenlenen deneme sınavında birinciliği de elde etti.

    Kolları olmaması nedeniyle ayaklarını kullan Elif Melek Parlak, kitap ve defterlerinin sayfalarını ayaklarıyla çeviriyor. Ayak parmaklarının arasına aldığı kalemle yazan ve çizen Elif Melek, azmi ile herkesi duygulandırıyor. Elif Melek Parlak, okuldaki başarısıyla sınıf arkadaşlarına örnek oluyor.

    Yaşamayı çok sevdiğini söyleyen Elif Melek Parlak, “Okulumu çok seviyorum. İyi ki okula geliyorum. Ödevlerimi yapıyorum, kitap okuyorum, resim çiziyorum. Teneffüslerde arkadaşlarımla oyun oynuyorum. Arkadaşlarımı ve öğretmenimi çok seviyorum. Kitap okumayı, yaşamayı çok seviyorum. Babaannemi, dedemi, annemi, babamı ve ailemi çok seviyorum” diye konuştu.

    Evde eğitim hizmeti kapsamında Elif Melek Parlak’a 1. sınıf boyunca evinde eğitim veren öğretmen Hayriye Özcan ise “Elif Melek’in evde eğitimi veren öğretmeniydim. Elif Melek kısa bir süre okuma ve yazmaya geçti. Benim gibi çok güzel yazıyor ve okuyor. Bu sene okullu oldu ve öğretmenleri, arkadaşları tarafından çok seviliyor. Elif de aynı zamanda okulunu çok seviyor. Derslerinde çok başarılı. Bu yüzden herkese örnek oluyor” dedi.

    Elif Melek Parlak’ın şu anki öğretmeni Mehmet Ali Karadağ ise “Elif Melek’in çok güzel bir yüreği var. Arkadaşlarını seviyor ve arkadaşları tarafından seviliyor. Birinci sınıf eğitimi haftada beş gün 2 saat evde aldığı halde bu yıl okul hayatına katılmak istedi. Biz de memnuniyetle kabul ettik. Çünkü doğuştan engelli bir öğrenci, elinden geldiğince hayatın içinde olmak istiyordu. Elimizden geldiğince yardımcı olacağımıza dair ailesine söz verdik. Elif Melek, kısa bir süre okula uyum sağlamayı başardı. Evde daha önce haftanın beş günü günde 2 saat eğitim alırken, burada haftanın beş günü günde 6 saat eğitim alıp haftada 30 saat eğitim almış oluyor. Bu 30 saatin hepsinde sınıfta kalmak istermişcesine bir okuma isteği var. Bizde öğrenmesi için elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Elif Melek, kendisine fazlaca bir ayrıcalık tanınmasını istemiyor. Diğer arkadaşlarım nasılsa bende öyle olmak istiyorum der gibi. Hatta çevresindeki insanları en az şekilde yormak istiyor. Yapabildiğim herşeyi ben yapayım çevremdeki insanlar benim için yorulmasın diyor” şeklinde konuştu.

    Okul Müdürü Mahmut Naci Sarıkaya da Elif Melek Parlak’ın başarılı bir öğrenci olduğunu belirterek, “Başarılı bir öğrencimiz olan Elif Melek son yaptığımız denemelerde sınıfında birinci oldu. Ailesinin çok büyük desteği olmuştur. Ailesi, Elif Melek ile birlikte okula gelip gitmekle kalmayıp her türlü imkanı sağlamaktadır. Kahta Kaymakamlığının ve Kahta İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün çok büyük katkıları olmuştur. Elif Melek için yardımcı personel görevlendirildi. Yardımcı personelimiz ile Elif Melek okula beraber gelip beraber gidiyorlar. Okulumuzda çevre düzenlemesinin yapılması için yetkili mercilere başvuruda bulunduk. En kısa sürede yapılmasını temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Kolları Olmayan Ressamın Hayat Azmi

    İki kolu olmadığı halde resim yapan ve bununla da yetinmeyip milli yüzücü olan Yusuf Akgün, ağzıyla tuttuğu kalemle, engelinin daha çok azaldığını saygınlık kazandığını fark ettiğini belirterek, hayalinin Meclis’te milletvekili olarak daha geniş alanlara seslenmek olduğunu ifade etti.

    İki kolu olmayan 1987 doğumlu Iğdırlı ressam Yusuf Akgün, 6 yaşında yüksek gerilim direğine çıkma sonucu iki kolunu kaybettiğini ve daha sonra sosyal hizmetlerde 20 yıllık bir geçmişi olduğunu anlattı. Ailesiyle hala görüştüğünü söyleyen Akgün, “Hayatımı inandığım yolda ilerlettim. Yurtla beraber kendimi iş alanımda geliştirdim, spor alanında geliştirdim, üniversiteyi bitirdim, evlendim” dedi.

    “AĞZIMLA TUTTUĞUM KALEMLE DEVAM ETTİKÇE , ENGELİMİN DAHA ÇOK AZALDIĞINI SAYGINLIK KAZANDIĞIMI FARK ETTİM”

    “Resim yapmaya yurtlarda başladım” diyen Akgün, şöyle konuştu:

    “Ailemin diğer bireylerine baktığım zaman karalama yaptıkları zaman el alışkanlığı aileden gelen bir özellik olduğumu gördüm. İlkokul ikinci sınıfta öğretmenimin test kağıdı dağıtırken dalgınlıkla benimde önüme bir test kağıdı koyması ve benimde kalemi ağzımla tutup karalamam öğretmenimin şaşkınlığı, arkadaşlarımın şaşkınlığı bana orada engellime karşı kullanabileceğim bir şey bu şansı gösterdi. Meraklıydım çizgi romanlara, çizimlere, fantastik karakterlere meraklıydım. Bunları bir şekilde yapmaya çalışırdım. Geliştirmeye devam ettim. Ağzımla tuttuğum kalemle devam ettikçe çevremdeki şaşkınlığın daha çok arttığını engelimin daha çok azaldığını saygınlık kazandığımı fark ettim. 11-12 yaşında çizgimiz yavaş yavaş kazanmaya başladım. İlkokul ortaokul öğretmenlerimin teşviki üzerine hayal gücümü kullanmaya başladım. Liseler arası ortaokullar arası bölge okul bazındaki resim yarışmalarına katıldım, dereceler kazandım. Bu beni daha çok teşvik etti. Daha sonra geniş kapsamda profesyonelliğe doğru gidebilecek kapsamda çalışmalara başladım. Güzel sanatlara niyetlendim. Özel bir üniversitede burslu olarak başladım. Moda tekstil ve tekstil mühendisliğini okudum. Sergiler açtım.”

    ENGELLİ ÖĞRENCİLERE KURS VERİYOR

    Gönüllü olarak öğrencilere, özellikle engelli öğrencilere engel durumunu tespit edip, kendi aştığı tekniği onlara da aşılamaya çalıştığını ifade eden Akgün, “Kurs gönüllü oluyor. Kişi beni ya evine davet eder orada çalışırız ya da gelir benim evimde orada çalışırız. Bu yer yer başka özel kurslar verip oradan gelen gelirleri de bu arkadaşlara yönlendiriyorum” diye konuştu.

    “BEN RESİMLE SINIRLI KALMADIM. YÜZME, KİCK BOKS TARZI SAVUNMA SPORLARI, ATLETİZMLE TÜRKİYE’Yİ 12 ÜLKEDE TEMSİL ETTİM”

    Zorlukların mutlaka olduğunu kaydeden Akgün, “Kollarınızı kaybettiğinizde hiçbir şey yapamadığınızı düşünün çocuk yaşta bağımlısınız. Hayatınızdaki en ufak hareketinizde birinin olması gerekiyor. Bu zorluklarla karşılaştım. Sosyal hizmetlere geldiğim zaman ayrı zorluk oldu. Üniversiteyi bitirdiğimde ev tuttuğumda şu düşüncem vardı ‘evi tutacağım ama kapıyı nasıl açacağım’ diyordum. Kaldığım öğrenci yurdunda yardım etmeye kalkıştıkları zaman izin vermezdim. ‘Ben deneyim’ derdim. İki üç defa anahtarı kırdım ama sonunda öğrendim. Bugün çok rahatlıkla evimin kapısını açabiliyorum. Zorlukları aşama aşama birçok alanda yaşıyorsunuz. Bu konuda sürekli deneyerek saçımı taramayı, öz bakımı yapmayı öğrendim. Resim benim için rehber oldu ama ben resimle sınırlı kalmadım. Başka alanları da denedim. Yüzme, Kick Boks tarzı savunma sporları, atletizmle Türkiye’yi 12 ülkede temsil ettim. Türkiye’ye belli dereceler getirdim. Sanatsal alanlarla daha çok aktif olmaya başladım. İletişimci arkadaşlarla kamerayı çekimi senaryoyu öğrendim. Çektikleri filmlere dahil oldum. Ne bulduysam atladım tabiri caizse” ifadelerini kullandı.

    “HEDEFİM MECLİS’TE DAHA GENİŞ ALANLARA SESLENMEK”

    Kendisinin de bir sanatçı adayı olduğuna inandığını belirten Yusuf Akgün, şunları kaydetti:

    “Sanatçılarında bir özelliği var. Kendisi göçtükten sonra daha değerlenir. O sürece ne kadar başarılı eserler bırakıp, dünyaya farklı mesajlar verecek ne bırakabilirim. Hayalim olarak sorarsanız, bugün engellileri en iyi temsil noktası Türkiye’nin merkezinin Meclisi’dir. Bende bunu Meclis’te bir vekil olarak hem haklarını savunmak hem de farkındalıklarını arttırmak, kendilerine olan onurunu, saygısını kazandırmak, başkasına bağımlı olmadan özgür bireyler olabileceğine inandığım için bunu hedefim Meclis’te daha geniş alanlara seslenmek.”

    “İŞ ALANINDA ÇOK ZORLUK YAŞADIĞIMA İNANMIYORUM AMA KALIPLARLA KARŞILAŞTIM”

    İş hayatındaki yaşadığı zorluklara değinen Akgün, “İş alanında çok zorluk yaşadığıma inanmıyorum ama kalıplarla karşılaştım. En büyük zorlukta buydu. Özellikle rapor almaya gittiğim zaman büyük hastanenin verdiği rapor şuydu, yüzdesini yüksek verip beni çıkarttılar. İçeriye yeniden girdim, ‘bu hayatı ben yaşıyorum’ dedim. Benim ceketimi katlayıp koymam onları şaşırtmıştı. Onun dışında iş hayatına girdiğimde ne yapabilirsiniz dediler; ‘bilgisayar kullanabilirim’ dedim. Daha sonra verilecek işlerde yapabilmeye müsaittir diye raporun altına yazıldı. Bu kalıpları kırmakta engellilerin kendini ifade etmesine bağlı bir şeydir” dedi.

    “PES ETMESİNLER, MÜCADELE ETSİNLER, OLMAYACAK DİYE BİR ŞEY YOKTUR”

    Dünya Engelliler Günü için mesaj veren Akgün, “Pes etmesinler, mücadele etsinler, olmayacak diye bir şey yoktur. Gerçekten çabalasınlar, denesinler en azından. Ebeveynleri de çevresinde engelli bireyi düşünüp de savunduğuna inanıyorsa onu zorluklara teşvik etmeli, yere düştüğü zaman kaldırmamalı, kendisinin kalkmasını sağlamalı. Bağımsız olabilmesi için kendi kendisi o sıkıntılarla yüzleşmeli, korkmamalı” şeklinde konuştu.

  • (Özel Haber) Cefakar Öğretmenin Eğitim Azmi

    Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Çaytepe Dik İstasyonu Köyü İlkokulu’nda görev yapan 22 yaşındaki öğretmen, tüm zorluklara rağmen öğrencilere eğitim vermek için büyük bir emek sarf ediyor. Göreve başladığı ilk günler defalarca istifa etmeyi düşünen genç öğretmen, şimdi odun kırıp, soba dolduruyor, okulu da öğrencileriyle birlikte temizliyor.

    Ağustos ayı öğretmen atamalarıyla ilk görev yeri olarak Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Çaytepe Dik İstasyonu Köyü İlkokulu’na atanan Hataylı Yeşim Baklacı (22) tüm zorluklara rağmen 10 öğrencisine en iyi şekilde eğitim vermeye çalışıyor. Soğuk havalarda bazen köylülerin yardımıyla bazen de kendi imkanlarıyla öğrencileri için odun kırıp, soba yakan genç öğretmenin tek isteği, öğrencilerinin eğitim alanındaki imkanlarını iyi bir seviyeye ulaştırmak.

    DEFALARCA İSTİFA ETMEYİ DÜŞÜNDÜM”

    Birleştirilmiş köy okulunda 10 öğrenciye ders veren Baklacı, ilk görev günlerinde zorlu bölge koşullarını göz önünde bulundurarak defalarca istifa etmeyi düşündüğünü söyledi. “Öğrencilerimin bana ihtiyaçları olduğunu görünce istifa etmekten vazgeçtim” diyen Baklacı, şunları kaydetti:

    “Ağustos atamalarında buraya atandım. İlk buraya geldiğimde defalarca istifa etmeyi düşündüm. Hatta biletimi alırken Milli Eğitim Müdürlüğümden bir beyle karşılaştım. O bana istifa etmemem gerektiğini söyledi. Öğrencilerimin de bana ihtiyaçları olduğunu görünce istifa etmekten vazgeçtim. Şimdi de iyi ki istifa etmemişim diyorum.”

    İlk geldiğinde okulun adeta harabe gibi olduğunu anlatan Baklacı, “Okul harabe gibiydi. Lojmandaki işe yaramaz şeyleri okula doldurmuşlardı. Geçen sene okul çok kullanılmamış. Öğrenci ve velilerin yardımıyla okulu temizledik” dedi.

    “ÖĞRETMENE OLAN SAYGIDAN ÇOK MEMNUN”

    Bölge halkının çok iyi olduğunu vurgulayan Baklacı, insanların kendisini yalnız bırakmadığını ve gereğinden fazla saygı duyduğunu söyledi. Batı halkına oranla doğu halkının öğretmenlere daha fazla saygı gösterdiğini kaydeden Baklacı, “Ben Hataylıyım, açıkçası Hatay’da bu kadar öğretmene saygı gösterilmiyor. Üniversite yıllarımda öğretmenlerim derdi ki, ‘Doğu’da yaptığımız görevlerde öğretmen olduğumuzu anladık’ gerçekten de öyle. Batıya göre, burada daha fazla öğretmene saygı gösteriliyor. İnsanlar çok iyi, hiçbir öğle arası yalnız kalmıyorum” diye konuştu.

    ODUN KIRIP SOBA YAKIYOR

    Köylülerin yardımıyla soba doldurduğunu belirten Baklacı, “İlk zamanlar bunun sıkıntısını çok düşünüyordum ama köylüler yardım ediyor her gün öğrencilerin velileri gelip, yakıyorlar sobayı. Benim de yaktığım zamanlar oluyor. Okulu ve sınıfımızı öğrenci ve velilerimizin yardımıyla temizliyoruz” dedi.

    En büyük sıkıntılarından birinin GSM operatörlerinin çekmeyişi olduğunu kaydeden Baklacı, “Telefon çekmiyor. Sabahları saat 8.30’da burada oluyorum, saat 15.00’da çıkıyorum. Bu saate kadar ailem bana ulaşamıyor. Onlar burayı görmedikleri için terör olduğunu düşünüyor, başıma bir iş geldiğini düşünüyorlar ama öyle değil” diye konuştu.

    ÖĞRETMENLERE SESLENDİ

    Konuşmasında öğretmen ve öğretmen adaylarına da seslenen Baklacı, şunları kaydetti:

    “Benden önce buraya gelen öğretmenlerin hepsi buradan nasıl gidebilirim diye düşünüp hareket etmişler ama bu düşüncelerin ileride çocukları hayatlarını nasıl etkileyeceğini düşünmemişler. Artık öğretmenler zorunlu doğu görevini tamamlayıp, kaçmayı değil de birazcık çocuklara faydalı olmayı düşünmeleri gerektiğini düşünüyorum. Buradaki çocukların hepsinin bizlere ihtiyacı var. Çocukların hepsi ağzımızdan çıkacak yeni bir kelimeye bakıyorlar, yeni bir şeyler öğrenmek istiyorlar. Burada öğrencilerin gerçekten bizlere ihtiyacı var.”

    “KIRIK TAHTAMIZI DEĞİŞTİRSİNLER”

    Sınıf içerisinde kendi imkanlarıyla bazı düzenlemeler de yapan genç öğretmen, yetkililerin okul ve köy yoluna onarmalarını istedi. Sadece öğretmenin göstereceği çabayla eğitim koşullarının iyileştirilemeyeceğine vurgu yapan Baklacı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Birazcık da buraya yatırım yapmak gerekiyor. İlçedeki okullarda yapılan tadilatların yerine kırık tahtamıza yeni bir tahta almasalar, buradaki yolları yapsalar, çocuklardan daha fazla verim alabiliriz.”