Etiket: Azizoğlu:

  • Vali Azizoğlu, küçük şampiyonları makamında ağırladı

    Erzurum Valisi Seyfettin Azizoğlu, Doğu Karadeniz Bölgesel kros şampiyonasında birinci olan Tekmanlı küçük şampiyonları makamında kabul etti.

    Samsun’da düzenlenen Bölgesel Kros Ligi Doğu Karadeniz Grubu, küçükler yıldızlar 1. kademe yarışları iki kategoride gerçekleştirildi. Toplamda 83 kişinin katıldığı küçük kızlar kategorisinde,1,5 kilometrelik parkurunu takım halinde önde tamamlayarak birinci olanErzurum Tekman Kaymakamlığının şampiyon sporcuları, Vali Azizoğlu’nu makamında ziyaret ettiler.

    Tekman Kaymakamı Lütfullah Ün, Tekman İlçe Milliği Eğitim Müdürü Suat Sefil ve Antrenör Mustafa Esen’inde hazır bulunduğu ziyarette, yarışmada elde ettikleri başarıdan dolayı sporcuları kutlayanVali Azizoğlu, “Sizler gerçekten büyük bir işi başararak, bizlere bu büyük işin haklı gururunu yaşattınız”dedi.

    Tekman İlçesinin kendisi için çok ayrı bir yeri olduğunu ifade eden Vali Azizoğlu, “Yaklaşık 27 yıl önce Tekman’da kaymakam Vekili olarak görev yaptım. Bundan dolayı Tekman ilçesini ve Tekman insanını çok seviyorum. Zeki ve çalışkan insanlar olduklarını biliyorum. Sizlerde öylesiniz, bunu herhangi bir spor salonu gitmeden kendinize inanarak, çabalarınız ve hocanızın gayretleri ile başararak gösterdiniz. İnanıyorum ki Kasım ayında Rize’de yapılacak olan yarışlardan da birincilikle çıkacaksınız ”diye konuştu.

    Vali Azizoğlu, ziyaretin sonunda küçük şampiyonlara çeşitli hediyeler verdi.

  • Azizoğlu: “Kerkük’te Türkmeneli Televizyonu Yayın Müdürü Haceroğlu’nun kaybı, Türkiye’nin acı kaybıdır”

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Irak’ın Kerkük kentinde DEAŞ terör örgütünün oluşturduğu kaos ve terör saldırısında Türkmeneli Televizyonu Haber Müdürü Ahmet Haceroğlu’nun hayatını kaybetmesinin Türkiye’nin acı kaybı olduğunu söyledi.

    Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Azizoğlu, “Türkmeneli Televizyonu yalnız Türkmenler’in değil, aynı zamanda Kürtler’in ve Araplar’ın da dünyaya açılan demokratik penceresidir. Kerkük’te DEAŞ teröristlerince Ahmet Haceroğlu’nun alçakça katledilmesi özgür basının kalbine saplanmış hançerdir. Bunu şiddetle lanetliyorum. Türkmeneli Televizyonu’nun tüm çalışanlarına, Ankara Temsilcisi Hanefi Uzunçam ve Türkmeneli Televizyonu Genel Müdürü Yalman Haceroğlu ve değerli ailesine kalbi duygularımla başsağlığı diliyorum” dedi.

    Bu coğrafyada birkaç yılda yüzyıla sığacak kaos yaşadığını belirten Azizoğlu, “Yakın zamanda yaşanan olaylar yüz yıla sığmayacak kapasitededir. Bu hızlı değişim ve dönüşümde çok büyük bölümü aynı dili, aynı tarihi, aynı kültürü, aynı değer ve kavramları paylaşan İslam coğrafyasında inanılmaz olaylar yaşanıyor. Tarihçiler, entelektüeller, bilim insanları bunları değerlendirirken analiz etmekte zorlanacaklar. Irak’ta cereyan eden iç savaşlar, sözde demokratik rejim değişikliğiyle daha çok kaoslar oldu. Daha çok Müslüman insanlar kendi ırkdaşlarının, dindaşlarının kanlarını dökmek mecburiyetinde bırakıldılar. Türkiye’de de bir teşebbüste bulunuldu. Keza 15 Temmuz emperyalist üst akıllı darbe girişimi FETÖ taşeron terör örgütü eliyle hayata geçirilip, Türkiye’yi bir iç savaşa, bir kaosa sürükleyebilir miyiz projesi tüm detayları düşünülerek, hesaplanarak hayata geçirilmeye çalışılıyordu. Ama milletin, devletin, hükümetin sağduyusu, birlikte tek vücut olarak hareket etmesiyle Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti bu sinsi planı bertaraf etmiş oldu” dedi.

    Azizoğlu, şunları söyledi:

    “Bölgemizde insanlık dramı yaşanıyor. İnsanlık ailesinin yaşam hakkını elinden alan DEAŞ denilen bir terör örgütü, küresel emperyalizmin yaratığı kaos ortamında oluşturuldu. Irak’ta oluşturulan Kürt, Şii, Sünni karmaşık kaoslarında da iç savaşa gidildi. DEAŞ denilen çağın vebası bir terör örgütü yaratılmış oldu. Hayatını kaybeden yiğit kardeşime ve onun değerli ailesine tekraren başsağlığı diler, yaşadığımız coğrafyadaki tüm devlet, ulus ve bireylerin bu coğrafyada coğrafi paydaş, ortak olduğumuzu ve bu coğrafyada yaşamak zorunda olduğumuz bilincine varması mücadelesini bölgemizde kardeşliğin tesisi ile birlikte yaşama kültürünü yerleştirene kadar yılmadan çalışmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Basın şehidi Ahmet kardeşim ruhun şad olsun.”

  • Uluslar arası Üniversiteler Konseyi Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu:

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Konseyi Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Suriye sınırdan yapılan operasyonda kullanılan ‘Kürt’ koridoru demenin çok anlamsız, manasız bir söylem olduğunu belirterek, “Bu şekildeki söylem ise çok kötü bir amaçtır. Burada yapılan ‘Kürt’ koridorunu değil, terör koridorunu engelleyen bir operasyondur” dedi.

    Türkiye’nin komşularıyla stratejik değil, coğrafi ortak olduğunu kaydeden Azizoğlu, “Bu ebediyete kadar devam edecek ortaklıklardır. Rusya’nın da Türkiye’ye bu gözle baktığına inanıyorum. FETO ile PKK aynı şekilde büyüyen ve aynı oranda Türkiye Cumhuriyeti’nin başına bela olan iki yapıdır. Bunların arkasında sözde dostlarımız var” dedi.

    Türkiye tarafından Suriye sınırında başlatılan Fırat Kalkanı operasyonu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Azizoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, sadece ulusal güvenliği için, askeri bir güvenlik alanı oluşturmak amacıyla bir operasyon gerçekleştirdiğini ifade ederek, “Tabi bu operasyonda bizim aydınlarımızın, akademisyenlerimizin ya da basın mensuplarımızın özellikle görsel medya kanalıyla dile getirdiği ‘Kürt’ koridoru’ sözü de çok yanlış bir terim. Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir bölümü Kürt nüfusundan oluşmaktadır. Irak’ta, İran’da önemli bir Kürt nüfusu vardır. Avrupa’da Kürt nüfusu vardır. Bir Kürt hareketi, Kürt operasyonu değildir. Suriye’de yapılan operasyon sadece terörizme karşı bir güvenli alan oluşturma operasyonudur. Operasyon yapılan alanda da DEAŞ mevcuttur. Çok önemli gördüğüm için özellikle altını çizerek bir ‘Kürt’ koridoru demek ya çok anlamsız, manasız bir söylemdir ya da çok kötü bir amaçtır. Kürt koridorunu değil, terör koridorunu engelleyen bir operasyondur. Yaklaşık 2 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yetkililerinin dile getirdiği bir güvenlik alanı söylemi, bana göre çok politik amaçlı olarak, kaosun daha da derinleşmesini amaçlayan emperyalist güçlerin kötü niyetlerinden dolayı gerçekleştirilemedi. Bu, Suriyeli kardeşlerimizin, dindaşlarımızın kaybını önleyecek, ızdırabını dindirecek bir çalışmaydı. Belki de emperyalist güçler, batı toplumları taşın altına elini sokmama amacını taşıyordu. Oluşturdukları ızdırabın, kaosun, acıyı paylaşmama amaçlıydı. Bu güvenlik alanını engellediler ya da kabul etmediler” dedi.

    Türkiye’de bir darbe veya ihtilal olduğunda bütün şer odaklarının bir üst şemsiye oluşturup birleştiklerini kaydeden Azizoğlu, “15 Temmuz’da da aynı olayı yaşamış olduk, acı bedeller ödedik. Cesur, inanmış, imanlı bir liderin etrafında toplanan yüce milletin kahramanlık destanını yazarak belki de İslam dünyasına örülmek istenen bir şer belasını def ettik. Bu da düşmanlarımızı özellikle dış odaklı ya da iç mihrakları sevindirmesi Türk Silahlı Kuvvetleri bükülen en güçlü, en imanlı ve bu milletin de peygamber ocağı olan bir silahlı güçtür. Vatan, millet ve coğrafi koruma içgüdüsü olduğu zaman dimdik ayakta olduğunu göstermiş oldu” dedi.

    Rusya uçağının düşürülmesinden sonra yaptığı açıklamada, ‘Rusya’nın bizim coğrafi ortağımızdır’ dediğini hatırlatan Azizoğlu, “Amerika, NATO, batı toplumları bizim politik, siyasi veya ekonomik, küresel ortaklarımızdır. Menfaatler biter, bu ortaklıklar bitebilir. Özellikle emperyalist güçlerle dostluk olamaz. Emperyalistlerin çıkarları vardır, çıkarlarına göre dostluklar oluştururlar. Çıkarlar bittiği anda sizinle dostluğu bitirirler. Şu anda küçük bir terör örgütünün arkasında durarak en büyük müttefiklerimiz, koskoca bir kürenin saygın, güçlü ülkesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve aynı zamanda İslam coğrafyasının umudu güçlü ülkesi Türkiye’yi karşılarına almayı göze alabiliyor. O açıdan küresel, stratejik, politik dostluklar bitebilir, ama coğrafi ortaklılar bitmez. Sizin taahhüdünüzde değil, o coğrafyada yaşamak zorundasınız. Rusya’yla, İran’la, Suriye’yle, Irak’la, Yunanistan’la, Bulgaristan’la ya da diğer yakın çevre ülkelerle yaşamak zorundayız. Biz bunlarla stratejik değil coğrafi ortaklarız ve bu ebediyete kadar devam edecek ortaklıklardır. Ben Rusya’nın da bu gözle baktığına inanıyorum. Onlar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni düşman olarak değil, dost olarak görmek isterler. Suriye’deki bizim askeri operasyonumuza inanıyorum ki, stratejik müttefiklerimizden daha sağduyulu yaklaştılar ki, farklı kutuplarda olmamıza rağmen. Amerika Birleşik Devletleri ile biz NATO’da ve özellikle küresel ölçekte müttefikiz. Bazen müttefiklerimizden dostluk bazında sözde dost olduğumuzu görüyoruz. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra bizler Türk milleti olarak ‘Sözde mi dostumuz Amerika Birleşik Devletleri NATO ülkeleri ya da özde mi’ tartışmasını yaşıyoruz. 15 Temmuz’un, FETÖ’nün üst aklının kim olduğunu bu millet haykırarak söylüyor. Ben de söylüyorum; FETÖ yerel bir yapılanmaydı, 40 yıldır İslam’la ilgisi olmayan ticari ağlar, bankalar, okullar, dershaneler, politik alanlar, diplomatik alanlar yerel bir imamın müezzinin yapabileceği işler değildi. 40 yıldır çok sinsice içimizce sızdırılmış bir yapıydı. Enteresan olan PKK ile aynı dönemlerde oluşumu başlamış. Fetullah Gülen ve PKK 70’li yıllarda aynı tarihlere denk gelen, aynı hızla büyüyen, aynı hızla biri silahlı güç, biri ilimle uğraşan, sosyal yaşamın içinde olan yapı gibi fakat aynı şekilde büyüyen ve aynı oranda Türkiye Cumhuriyeti’nin başına bela olan iki yapı. Bunların arkasında sözde dostlarımız var” şeklinde konuştu.

  • UIC Başkanı Azizoğlu: “Bu vatan, din, millet ve insanlık düşmanı canavarlar hepimizin beyninde, kalbinde bu vahşilikleriyle yaşayacaklardır”

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (UIC) Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, “Bu vatan, din, millet ve insanlık düşmanı canavarlar hepimizin beyninde, kalbinde bu vahşilikleriyle yaşayacaklardır. İhtilaller, darbeler ya da muhtıralar Türkiye’nin yükselmesine, halkımızın ekonomik, sosyal, eğitim düzeyinin ileriye dönük ivme kazanmasına en büyük engeli teşkil etmektedir” dedi.

    Vatan ve millet düşmanları tarafından yapılan darbe teşebbüsünü Genelkurmay Karargahı’nda protesto eden ve karşı duruş için giden ilk kişilerden olan UIC Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, sabah saat 04.00 sıralarında yaralanmıştı. Hastaneye kaldırılan Azizoğlu, darbe teşebbüsü ve olaylarla ilgili açıklamalarda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu coğrafyada hangi tarih boyutunda güçlü ve küresel söz sahibi olursa mutlaka karşısına yüzyıllık süreçte askeri darbeler, kaoslar, terörizm, etnik mezhep ya da ideolojik tuzaklarla ileriye değil geriye iç çekişmelerle meşgul edilip, dışa bağımlı ve güçlü ülkelerin himmetine muhtaç hale getirildiğini kaydeden Azizoğlu, “Bu hain ve alçak tuzaklara bizim için her zaman manevi açıdan peygamber ocağı, milli açıdan güvencemiz ve iftiharımız olan ordumuz zaman zaman şer odaklarının hain emellerine hizmet eden kötü niyetli üst seviyede mensupları tarafından alet olmaktadır. İhtilaller, darbeler ya da muhtıralar ülkemizin yükselmesinde, halkımızın ekonomik, sosyal, eğitim düzeyinin ileriye dönük ivme kazanmasına en büyük engeli teşkil etmektedir. Demokrat Parti iktidarı ile yükselen refah düzeyimiz, albaylar cuntası dediğimiz alt rütbeli askerlerin üst rütbeli komutanlarına emir ve zorbalıklarla yaptırdıkları darbe sonucu ülkenin seçilmiş başbakan ve bakanlarını katledip, cumhurbaşkanı ve neredeyse tüm devlet erkanını sözde mahkemelerde ve hapishanelerde zulüm mekanizmasına tabi tutarak ülkeyi on yıllarca geriye götürmüşlerdir. Keza 12 Mart askeri darbesi yine ülkemizde ekonominin durmasına, demokrasinin askıya alınmasına ve genç insanların katledilip zindanlarda çürümesine vesile olmuştur. 12 Eylül askeri darbesi sadece iktidar hırsı, mevki, makam sevdası ile ülkenin geleceğini kurdukları hain kaos planları ile iç savaşa sürükleyen kahraman ordumuzu kötü ve kirli emellerine alet eden üst düzey generallerin yaptığı ve Türkiye’yi 30 yıl geriye götüren, millete ihanet teşebbüs ve eylemlerinden bir başka örnektir. Turgut Özal ve Anavatan Partisi döneminde halkın söz ve iradesi ile demokrasi, ekonomik ve küreselleşme alanlarında hızla bölgesel ve küresel saygınlık kazanmaya başlayan, milli ve manevi değerlerinin farkını anlamaya, uygulamaya başlayan aziz milletimize karşı halkın maneviyatını, inancını, kutsal değerlerini hiçe sayan yine ordumuzun azınlık bir general grubu tüm orduya hükmederek 28 Şubat Muhtırası ya da post modern darbesiyle halkı siyasi istikrarsızlığa, ekonomik çöküntüye, toplumsal ayrımcılığa iten, bir gecede milyar dolarlık ekonomik kayıpları önemsemeyen, dış odaklardan aldıkları emirleri yerine getiren darbe girişimi ile Türkiye’nin felaketi olmuşlardır” dedi.

    Azizoğlu’ndan birlik ve inanç vurgusu

    2002 yılında antidemokratik sisteme ve yapılanmalara karşı tam demokratik halk iradesini yansıtan, ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacak seçimler sonucunda AK Parti iktidarının yüksek halk iradesi ile tek başına iktidar ve cesur bir liderle Türkiye’nin kaoslarla geçen demokratik sistemini, kırılgan ekonomisini itibarsızlaşan ve dışa mahkum küresel dış politikasını aydınlık geleceğe taşıyan AK Parti iktidarları döneminin başladığını belirten Azizoğlu, “Yüce milletin emir ve komutasını, hissiyatını, inancını, değer ve kavramlarını hiçe sayan, hatta onu küçümseyen ordumuz içindeki aslında Türk Silahlı Kuvvetleri, vatan ve millet düşmanı darbeci zihniyet ve yapılar hep aktif oldular. 27 Nisan Muhtırası gibi teşebbüsleri oldu. Ancak millet, iktidar ve devletin tüm unsurları birlik, inanç ve güç birliği ile Türkiye’yi neredeyse 100 yıllık tarihine denk gelecek ekonomik, diplomatik, demokratik ve siyasi istikrara kavuşturan 14 yıl geçirdi Türkiye. Fakat sözde din adına hareket ettiğini tüm topluma 40 yıldır kamufle ettiği sinsi yüzü ve karanlık kalbi ile dış mihrakların emir ve iradesi ilen kurulmuş bir yapı, tüm kurumların kılcal damarlarına kadar işlemiş bir yapı oluşturdu. Bu yapının son 2 yılda deşifre olması ile yok olma korkusu, ülke ve milletin tüm kazanımlarını yok etme pahasına halkın yüzde 50 oyunu almış meşru iktidarı yok etme savaşı vermeye başladı. Tarihe Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sürülmüş en büyük leke olarak not düşen adına darbe, aslında planlı projeli bir terör eylemini 15 Temmuz 2016 tarihinde karanlık maskelerini çıkartıp tüm güçleriyle Türk, Kürt, Alevi, Sünni, sağcı ve solcu ayrımı yapmadan tüm toplumun geleceğini belirsizliklere sürükleyecek alçak bir terör eylemi girişiminde bulundular. Bu terör eyleminin ve benzeri terör eylemi diye nitelendirdiğim darbe ve darbe teşebbüslerinin en karanlık ve alçaklık ölçülerini zirveye çıkartan teşebbüsünü algılamamız ve hatırlamamız için darbelerin dününün analizini aklımızda tutmamız gerekir” dedi.

    ’’Kurşun beni öldürmedi, gazi yaptı’’

    Darbe yapılan gece ülke, millet ve din düşmanı karanlık yapıya karşı millet çoğunluğu ile birlikte geçmişin karanlığına ülkenin gömülmemesi için Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda mücadele ettiğini ifade eden Azizoğlu, şunları söyledi:

    “Genelkurmay Karargahı önündeki tanklara karşı mücadele etmeye gittiğimde bu insanların tüm insani değerlerden, vicdan ve imandan yoksun olduklarına şahit oldum. 100 kişi ile başladığımız grup, saat 01.00 bulduğunda binleri buldu. Ben ve diğer yurttaşlarımız sadece tekbir getirip insani ve demokratik reaksiyonumuzu göstermemize rağmen 30-35 yaşlarında elinde uzun namlulu silah taşıyan tankın üstünde bir subayın talimatı ile 3 tankın en önünde olanı hızla üzerimize gelmeye başladı. Havaya ve sağımıza solumuza ateş etmesine rağmen hiçbirimiz geri adım atmadık ve yolu açmadık. Hiçbir insani değere sahip olmayan bu sözde subay ve arkasındaki tank ve diğerleri tanklarıyla araçlarımızın üzerinden geçti. Yine halkın geri adım atmadığını gördüklerinde tankları Genelkurmay’ın duvarlarını yıkarak içeri aldılar ve namluları bizim üzerimize çevirdiler. Çağırdıkları helikopter ile havadan üzerimize ateş açmaya başladılar. Birçok vatandaşımızın yaralanmasına ya da şehit olmasına vesile oldular. Doğal olarak halk alt geçide, karargahın görünmeyeceği noktalara çekildi. Yaklaşık 100 kişilik grup ölsek dahi bulunduğumuz yerden ayrılmayacağımıza yemin ederek Genelkurmay Karargahı ile Deniz Kuvvetleri arasında bulunan üst geçidin bulunduğu yerde açık alanda eylem, protesto ve darbeye karşı duruşumuzu sürdürmeye devam ettik. Karargahtan sürekli ve durmaksızın ateş etmeye devam ettiler. Sırf oradan ayrılmamız için bilinçli yapılan ateş sonucu içimizde sürekli vurulanlar oldu. Bu arkadaşlarımızı ambulanslar, motosiklet ve özel araçlarla hastanelere sevk ederken aslında göğsünden vurulan 4 arkadaşımızın şehit olduğunun hepimiz farkındaydık. Buna rağmen grubumuzdan ayrılan hiç kimse olmadı. Bacaklarından, karın bölgelerinden vurulan arkadaşlarımızı bulduğumuz araçlarla sevk ederken bulunduğumuz yeri terk etmiyorduk. Saat sabahın 4’ünde ayakta sürekli sağımda solumda sıkılan kurşunlar arasında tekbir getirip eylemimize devam ederken vurulma sırası bana gelmişti. Yoğun ateş altında ben vuruldum. Arkadaşlar dediğimi hatırlıyorum. Hedef olmamak için cep telefonlarının ışığını kullanmıyorduk. Cep telefonu ile orada bulunan kardeşlerim yüzüme çevirdiklerinde ‘çok kan kaybediyorsunuz, yere yatmanız gerek hocam’ dediler. Başım hedef gözetilerek yapılan atışta başımdan vurulmuştum. Fakat alçak, onursuz, şahsiyetsiz bir insanın beni öldürmek için gönderdiği kurşun bana onur ve şeref olmuştu. Çünkü kurşun beni öldürmemiş, tam aksine bu din ve vatan düşmanlarına karşı ‘gazi’ yapmıştı. Orada bulunan kardeşlerimin ve benim başımda yaptığımız yoklamada kurşunun yumuşak dokuyu parçalayarak geçtiğini, kafatasına hiçbir zarar vermediğini ve yoğun kanamanın bundan kaynaklandığını anlamıştık. Tekrar hedef olmamak için yere yatırdılar. Dinsiz ve milliyetsizlerin yoğun ateşi altında ambulansa gidecek kadar bir araç bulmaya çalıştılar. ‘Yaralı var’ haykırışlarına bir kardeşimiz aracı ile gelip yanaştı. Beni araca taşıdıklarında bir başka kardeşimizi yine keskin nişancı ile bacağından vurdular. Maaşlarını bizden alan, bizim verdiğimiz yüksek toplumsal statü, mevki ve bize ait olan silahlar ile bizi öldürüyorlardı. Uçaklar ile yanımızda parlamento binasını bombalıyorlar, üstümüze helikopterden ateş açılıyor ve bizim savaş uçaklarımız üzerimizden alçak uçuşlar yapıyorlar. Bu vatan, din, millet ve insanlık düşmanı canavarlar hepimizin beyninde, kalbinde bu vahşilikleriyle yaşayacaklardır. Dünyaya demokrasi ve birliktelik dersi verdiğimiz bu gecede Ankara İbni Sina Hastanesi ambulans ile acil servisinde beni ve onlarca yaralıyı büyük özveri ve şefkatle tedavi eden tüm personele şükranlarımı sunuyorum.”

  • AZİZOĞLU, HALK GÜNÜ TOPLANTISI YAPACAK

    Erzurum Valisi Seyfettin Azizoğlu, her 15 günde bir halk toplantısı yapacak.
    Kısa bir süre önce Erzurum’da görev başı yapan Vali Azizoğlu, her daim halkla bir bütün olunacağını belirtti. Bunun için her 15 günde bir halk günü toplantısı yapma kararı alınırken Valilik Basın Merkezi’nden şu açıklama yapıldı:
    “Valiliğimizce halk günü toplantısı yapılacaktır. Bu toplantılar ilimiz Valisi Seyfettin Azizoğlu’nun başkanlığında, 15 günde bir Çarşamba günleri saat 11.00’da Valiliğimiz toplantı salonunda yapılması planlanmıştır. Anılan toplantılarda, vatandaşlarımızın sorunlarını dinleyip, çözüm bulmak amacına yönelik olacaktır. İlk toplantı 13 Temmuz 2016 Çarşamba günü saat 11.00’de Valiliğimiz toplantı salonunda yapılacaktır.”