Etiket: Azınlık’

  • ABD Dışişleri Bakanı Pompeo: “Çin’in ağırlıklı olarak Müslüman Uygurlara ve Sincan’daki diğer etnik ve dini azınlık gruplarına soykırım yaptığını tespit ettim”

    ABD Dışişleri Bakanı Pompeo: “Çin’in ağırlıklı olarak Müslüman Uygurlara ve Sincan’daki diğer etnik ve dini azınlık gruplarına soykırım yaptığını tespit ettim”

    ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Çin’in ağırlıklı olarak Müslüman Uygurlara ve Sincan’daki diğer etnik ve dini azınlık gruplarına karşı soykırım yaptığını tespit ettim” dedi.

    ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo yaptığı yazılı açıklamada, Çin’in Sincan’da soykırım ve insanlığa karşı suç işlediğini belirterek, Çin’in Uygur Müslümanları ile diğer etnik ve dini azınlık gruplarının üyelerini hedef aldığını vurguladı. Pompeo, “ABD, en iğrenç insan hakları ihlallerinin faillerini sorumlu tutmada dünyaya liderlik etmiştir. Nürnberg Duruşmalarından, 1948’de Soykırım Sözleşmesinin oluşturulmasına, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’deki Yezidilere, Hıristiyanlara ve diğer dini azınlıklara yönelik son soykırım ilanına kadar Amerikalılar, kötülükler tarafından susturulanların sesini duyurdular” dedi.

    Bakan Pompeo, “Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) büyük ölçüde Batı Çin’deki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Müslüman bir azınlık grubu olan Uygur halkına yönelik muamelesine özellikle dikkat ettik” ifadelerini kullandı. Pompeo, Çin’in Sincan’daki eylemlerine ilişkin kapsamlı belgelerde Mart 2017’den bu yana Uygur kadınlarını zorla kısırlaştırdığını, kürtaj yaptığını, onları Uygur olmayanlarla evlenmeye zorladığını ve Uygur çocuklarını ailelerinden ayırdığını belirtti.

    “Çin’in insanlığa karşı suç işlediğini tespit ettim”

    Pompeo, “Mevcut gerçekleri dikkatlice inceledikten sonra, ÇKP’nin kontrolü altındaki Çin’in en azından Mart 2017’den bu yana, Sincan’da ağırlıklı olarak Müslüman Uygurlara ve diğer etnik ve dini azınlık grupların üyelerine karşı insanlığa karşı suç işlediğini tespit ettim” dedi. Bu suçların devam ettiğini belirten Pompeo, Çin’in 1 milyondan fazla sivile keyfi hapis cezası uygulandığını, insanları fiziksel özgürlüğünden yoksun bıraktığını, zorla kısırlaştırma yaptığını, keyfi gözaltı ve işkence uygulandığını, insanları zorla çalıştırdığını, inanç ve ifade özgürlüğünü engellendiğini açıkladı. Bakan Pompeo, “II. Dünya Savaşı’nın sonunda Nürnberg Mahkemeleri, failleri insanlığa karşı suçlardan yargıladı, aynı suçlar Sincan’da da işlendi” dedi.

    “Çin’in Uygurlara ve Sincan’daki diğer etnik ve dini azınlık gruplarına karşı soykırım yaptığını tespit ettim”

    Pompeo, “Mevcut gerçekleri dikkatlice inceledikten sonra, Çin’in ağırlıklı olarak Müslüman Uygurlara ve Sincan’daki diğer etnik ve dini azınlık gruplarına karşı soykırım yaptığını tespit ettim. Bu soykırımın sürmekte olduğuna ve Çin parti devletinin Uygurları sistematik olarak yok etme girişimine tanık olduğumuza inanıyorum. Dünyanın ekonomik, askeri ve siyasi açıdan en güçlü ikinci ülkesinin yönetim makamları, savunmasız bir etnik ve dini azınlık grubunun zorla asimilasyonuna ve nihai olarak silinmesine katıldıklarını açıkça ortaya koydular” ifadelerini kullandı.

    ÇKP liderlerine yaptırım

    ABD Dışişleri Bakanlığının Sincan’da devam eden zulümlerle ilgili araştırmaya, ilgili bilgileri toplamaya ve bu kanıtları yasaların izin verdiği ölçüde ilgili makamlara ve uluslararası topluma sunmaya devam etmesi için yönlendirdiğini belirten Pompeo, ÇKP liderlerine ve devlet tarafından işletilen şirketlere bir dizi yaptırım uyguladığını aktardı. Pompoe, “Pekin’in Sincan’daki zulmü Uygurlara, Çin halkına ve her yerdeki medeni insanlara karşı bir hakarettir. Sessiz kalmayacağız. ÇKP’nin kendi halkına karşı soykırım ve insanlığa karşı suç işlemesine izin verilirse, çok da uzak olmayan bir gelecekte özgür dünyaya ne yapacağını hayal edin” dedi.

  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın ve Bakan Gül dini azınlık temsilcileriyle bir araya geldi

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın ve Bakan Gül dini azınlık temsilcileriyle bir araya geldi

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde dini azınlık temsilcileriyle bir araya geldi.

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün dini azınlık temsilcileriyle toplantısı başladı. Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleşen toplantıya Fener Rum Patriği Bartholomeos, Türkiye Hahambaşı İsak Haleva, Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, İstanbul-Ankara Süryani Kadim Kilisesi Metropoliti Mor Filüksinos Yusuf Çetin’in de aralarında bulunduğu dini azınlık temsilcileri katıldı. Toplantının ardından açıklama yapılması bekleniyor.

  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın ve Bakan Gül dini azınlık temsilcileriyle bir araya geldi

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın ve Bakan Gül dini azınlık temsilcileriyle bir araya geldi

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde dini azınlık temsilcileriyle bir araya geldi.

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül dini azınlık temsilcileriyle Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde bir araya geldi. Toplantıya Fener Rum Patriği Bartholomeos, Türkiye Hahambaşı İsak Haleva, Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, İstanbul-Ankara Süryani Kadim Kilisesi Metropoliti Mor Filüksinos Yusuf Çetin’in de aralarında bulunduğu dini azınlık temsilcileri katıldı. Toplantının ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın ve Adalet Bakanı Gül toplantıya ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “Nefret suçlarına ve ayrımcılığa karşı tek blok halinde mücadele vermemiz son derece önemli”

    Toplantıya ilişkin açıklamalarda bulunana Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Cemaat vakıflarımızın hem dini yönden kiliselerinin, havralarının hem de cemaatler olarak diğer hukuki konularını ele alma imkanımız oldu. Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 18 yıldır özellikle dini cemaatlerin, azınlıkların hak hukukunun tanınması konusunda çok önemli mesafeler alınmıştı. Kendileri de bunları takdirle ifade ettiler. Bu toplantı daha önce pek çok defa yapıldı. Daha önce devlette muhatap bulamayan azınlık cemaat mensuplarımız. Artık devletin en üst makamlarında kabul edilip muhatap alınıyorlar. 2008 yılında çıkan Vakıflar yasasıyla da çok tarihi devrim niteliğinde bir değişiklik gerçekleşmiş ve vakıflarımıza ait mülkler taşınmazlar kendilerine iade edilmişti, bu sürecin önü açılmıştı. Bu konuları ve geçtiğimiz 18 yıl içinde atılan adımları değerlendirdik. Tabi bu gün ve bundan sonra yapılacaklarla ilgili önümüze çıkacak yeni sorunlar, sınamalar, meydan okumalar nelerdir bunları birlikte değerlendirme imkanımız oldu. Kendilerinin gündeminde olan spesifik konular var. Hem cemaatleriyle ilgili, hem kiliseleriyle ilgili, okullarıyla ilgili, mülkleriyle ilgili bunları değerlendirdik. Bizim yaklaşımımız, eşit vatandaşlık ilkesi çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşların temel hak ve hürriyetlerde eşit ve adil bir şekilde istifade etmesi vatandaşlık sorumluluklarını bu çerçevede yerine getirmesi. Özellikle Türkiye aleyhine dönem dönem yapılan Türkiye’de dini azınlıklara baskı yapılıyor, zulüm ediliyor gibi propaganda kampanyalarına karşı en büyük şahitler bizim dini cemaatlerimiz, azınlık cemaatlerimiz. Kendileri de ifade ettiler. Zaman zaman dışarıdan gelip onların ağzından Türkiye’yi kötülemeye yönelik birkaç cümle almak için uğraşanların bu gün kadar oyunlarını hep boşa çıkardıklarını ifade ettiler. Gerçekten onları bu Türkiye’de yaşanan dini çoğulculuk, özgürlük ortamının ifade etmeleri önemli. Özellikle bütün dünyada hem İslam karşıtlığının, hem antisemitizmin yükseldiği bu dönemde, bizim bu tür nefret suçlarına ve ayrımcılığa karşı tek blok halinde mücadele vermemiz son derece önemli. Dini kimliği ne olursa olsun hiç kimseyi dininden ve etnik kimliğinden dolayı kınamanın, suçlamanın, nefret objesi haline getirmenin hiçbir hukuki ve insani temelinin olmadığını bir kez daha burada ifade ettik. Bizde Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak dini cemaatlere, hangi dinden olursa olsun yönelik nefret suçlarına, ayrımcılığa asla bir müsamahamızın olmadığını bir kez daha ifade ettik. Sayın bakanımız da ifade edeceklerdir, bunun hukuki zemini oldukça derinleşmiş bir şekilde ortaya kondu aslında, uygulamada eksiklikler varsa bunların giderilmesi için gerekli adımların atılacağını istişarelerde bulunduk. İnşallah bu toplantıları önümüzdeki toplantıları devam ettirmeyi planlıyoruz” dedi.

    “Azınlık Cemaatleriyle ilgili atılacak adımları önümüzdeki dönemde ilgili kurumlarla atacağız”

    Toplantıya ilişkin konuşan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “İstişare etme adına önemli bir toplantı yaptık. Azınlık cemaatlerinin temsilcileriyle önemli, verimli başarılı bir istişare toplantısını icra etmiş olduk. Şunu gördük ki 18 yıldır AK Parti hükümetleri döneminde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok önemli adımların atıldığı burada da bir kez daha şükranla ifade edilmiş oldu. Özellikle 2008 yılında vakıflara ilişkin yapılan düzenleme sonrasında öncesinde atılan tüm adımların azınlıkların önündeki engellerin kaldırılması yönünde çok önemli sonuçlar verdiğini bir kez daha görmüş olduk. Bu gün mülkiyet hakkına yönelik, örgütlenme hakkına yönelik ne gibi ilave uygulama ya da mevzuatta öneriler, beklentiler var bunları da hep beraber değerlendirdiğimiz güzel verimli bir toplantı oldu. Türkiye’de AK Parti’nin ortaya koymuş olduğu genel yaklaşımda bütün vatandaşlarda özgürlüğü artırıcı, çoğaltıcı bir yaklaşımdır, paradigmadır. Bu gün olduğu gibi, yarında bütün adımları atacağız. 83 milyon Türkiye’de eşit vatandaştır, birinci sınıf vatandaştır. İnancından düşüncesinden ötürü, kimliğinden, etnik aidiyetinden dolayı bir ferdin bile kendisini öteki düşünmeyeceği bir ortam için bu konuda atılacak ne adım varsa bunu da dün olduğu gibi bugünde yarında atmaya bu reform çizgisiyle kararlılıkla devam edeceğiz. Her meseleyi konuşuruz, bütün sorunları çözeriz, ülkemizin meselelerini çözerek yolumuza devam ederiz. Asıl olan 83 milyonun hukukunu korumaktır. Bu çerçevede nefret suçlarına yönelik ayrıca atılacak adımlar bu konuda çok önemli adımlar attı hükümetimiz, daha atılacak hangi adımlar var bunları da somut bir şekilde değerli büyükelçimiz, cumhurbaşkanı sözcümüz sayın İbrahim Kalın’la birlikte çok yapıcı ve samimi ortamda değerlendirdik. Bunlarla ilgili atılacak adımları önümüzdeki dönemde ilgili kurumlarla atacağız. Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük bir devlettir. Azınlığıyla hangi inanca mensup olursa olsun tüm vatandaşlarının huzuru ve birlik beraberliğiyle daha güçlü olmaya devam edecektir. Bu özgüven ve kararlılıkla adımlarımızı atmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

  • KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: “Kıbrıslı Türkler, Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık haklarıyla yetinmeyi kabul etmeyecek”

    KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıslı Türklerin Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık hakları ile yetinmeyi kabul etmeyeceklerini söyledi.

    KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs sorunundaki son duruma ilişkin basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Akıncı, Kıbrıslı Türklerin Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık hakları ile yetinmeyi kabul etmeyeceklerini vurgulayarak, “Kıbrıs Rum tarafında da bazı çevreler iki ayrı devlet fikrine yakınlık duyabileceklerini ima etseler de Rum toplumunun büyük çoğunluğunun iki ayrı devlet oluşumunu onaylamayacağı aşikardır” dedi. “Bu durumda görünürdeki olasılık ya Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun da destek vereceği iki kesimli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm için çalışmak ya da statükonun devamına göz yummaktan ibarettir” diyen Akıncı, mevcut durumun bugün için Kıbrıslı Türkler açısından daha acı verici olsa da Kıbrıslı Rumlar bakımından da çözümsüz geçecek zamanın neler getireceğini kesin olarak öngörmenin kolay olmadığını ifade etti. “Statükonun devamı her iki toplum açısından da çeşitli tehlikeler barındırmaktadır. O halde akıl işi makul bir uzlaşıyı federal çerçevede sağlamaktan geçmektedir. Bu noktada son günlerde Sayın Anastasiadis’in gündeme getirdiği desantralizasyon konusu ve siyasi eşitlik üzerine görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum” diyen Akıncı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bilindiği gibi bulunacak çözümün her iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı olacağı birçok Birleşmiş Milletler kararında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri raporlarında, 11 Şubat 2014 mutabakatında ve iki taraf arasında sağlanan birçok uzlaşmada yer almaktadır. Egemenliğin iki toplumdan eşit olarak kaynaklanacağı, iki kurucu devletin yetkilerinin ve statüsünün eşit olacağı, iki toplum arasındaki ilişkinin bir çoğunluk-azınlık ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceği hep karara bağlanmış hususlardır. Bunun yanında siyasi eşitliğin her federal kurulda eşit sayısal temsiliyet anlamında olmamakla birlikte federal hükümetin tüm organlarında ve kararlarında etkin katılım anlamı taşıdığı belirtilmektedir. Dolayısıyla sözünü ettiğim Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde yürütülen müzakerelerde sayıca eşitlik olmayan kurullarda her iki taraftan da en az bir olumlu oy ilkesi üzerinde tartışılmış ve örneğin 7-4 olarak belirlenen Bakanlar Kurulunda bu ilke benimsenmiştir. Bunun da ötesinde dış politika, güvenlik ve savunma konularında başkan ve başkan yardımcısının kararları ancak birlikte alabilecekleri üzerinde uzlaşılmıştır.”

    Bu noktada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis’ın açıklamalarından yola çıkacak olunursa durumun kafa karışıklığına yol açtığını söylemek durumunda olduğunu ifade eden Akıncı, “Şöyle ki, Sayın Anastasiadis, verdiği örnekte Bakanlar Kurulunda East-Med projesi oylanır ve Kıbrıslı bir Türk bakanın olumlu oyu da gerekli olursa bu durumda ne olacağını sorgulamıştır. Demek istemiştir ki Kıbrıslı Türk bakanlar doğalgaz için İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan-İtalya güzergahı yerine Türkiye üzerinden boru hattının gitmesini isteyecek ve diğer projeyi engelleyecektir. Sayın Anastasiadis böyle bir durumu kabul edemeyeceğini anlatmak istemiştir” diye konuştu.

    Ortaya çıkan durumla ilgili Akıncı, “Birincisi, Sayın Anastasiadis daha önce kabul ettiği Federal Bakanlar Kurulundaki Kıbrıslı Türk bakanların kararlara etkin katılımını da artık geçersiz saymaktadır. İkincisi, sınırlı olarak geçerli saydığını düşünsek, bu defa da enerji konularını bile Kıbrıslı Türkler açısından yaşamsal bir alan olarak görmemektedir. Çünkü kendi ifadesine göre Kıbrıslı Türklere kendi yaşamsal konularında bir olumlu oy hakkını kabul ettiğini söylemektedir. Bu durumda Kıbrıs’ın doğalgazı ve nakil projeleri Anastasiadis’e göre federasyon kurulsa da sadece Rum toplumunu ilgilendiren bir konu olacaktır. Bunun mantıklı bir izahı olabilir mi?” şeklinde konuştu.

    Anastasiadis’in doğalgazın daha mantıklı, kısa mesafeli ve daha düşük maliyetli bir güzergah olan Türkiye üzerinden taşınmasına çözümden sonra bile razı olmadığını söyleyen Akıncı, “Kısacası ona göre Doğu Akdeniz enerji politikalarında Kıbrıslı Türklerin de, Türkiye’nin de yeri yoktur. Halbuki bu alanda Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’nin de dahil olacağı, ortak akılla yürütülecek işbirliği projelerine ihtiyacımız olduğu açıktır. Ancak bu şekilde adamızda ve bölgemizde barış ve istikrara katkı yapmamız mümkün olacaktır” dedi.

    Bugün Derinya ve Aplıç kapılarının açıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Akıncı, bunun her iki topluma da hayırlı olmasını diledi. Akıncı, “Biraz geç oldu, güç oldu ama oldu. Kuşkusuz hedefimiz sadece yeni kapıların açılması ile sınırlı değildir. Asıl hedef iki toplum arasında sınırlara gerek olmayan bir yapıyı oluşturabilmektir ama bunun için de karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak zorunluluğu vardır” diye konuştu.

    Desantralizasyon konusunun merkezi hükümetteki yetkilerde azaltma yapılarak, iki kurucu devletin yetkilerinin artırılmasının tartışmaya kapalı oldukları bir konu olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı, “Ama Sayın Anastasiadis’e de söyledim, bunların somut olarak ortaya konması gerekir ve ucu açık olmayan, sonuç odaklı bir süreç söz konusu olacaksa bunların iyi niyetle değerlendirilmesi mümkündür. Şunu da belirtmem gerekir ki, bugüne kadarki müzakerelerde Rum tarafının tavrı bunun tersi olmuştur. Halbuki Klerides’in de deyişiyle merkezi hükümette yetkilerin çok olması, farklı yaklaşımlardan doğan görüş ayrılıkları ve sürtüşmeleri de artırma potansiyeli taşımaktadır. Ancak bir noktada açıklıkla şunu söylemek durumundayız; kurucu devletlerin yetkileri artsa da merkezi hükümette kalacak yetkilerin uygulanmasında kararların basit çoğunluk-azınlık esasında alınmasını kabul edemeyiz” dedi.

    Merkezi hükümette ortaklaşa karar alınması, her iki tarafın kararlara ortak katılımı istenmiyorsa bunun anlamının ya iki ayrı devlet ya da üniter bir devlet demek olduğunu kaydeden Akıncı, “Halbuki kurulmaya çalışılan ne biri ne de ötekidir. Eğer bu hala hazmedilemeyecekse, toplumlarımızı da dünya kamuoyunu da oyalamaya gerek yoktur. Şimdi açık ve net olma zamanıdır” dedi.

    Cep telefonları ve elektrik şebekelerinin birleştirilmesi konusunda da görüşlerini dile getiren Akıncı, her iki konunun da 2015 yılı Mayıs ayında uzlaşılan iki güven artırıcı önlemlerden olduğunu, tüm teknik alt yapılar müsait olmasına rağmen gerçekleşmediğini kaydetti. Akıncı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cep telefonları konusunda Güney’de geçerli olan bir yasanın Kuzey’deki telefon operatörleri ile işbirliği yapılmasına imkan vermediği söylendi ve olay orada tıkandı. İsteyenlerin çift sim kart (Dual Sim Kart) kullanması önerildi. Bu kuşkusuz isteyenler tarafından bugün de uygulanabilir. Ama bu bireysel bir çözümdür. Bizim arayışımız, iki tarafın kurumları arasında birbirlerini tanımasalar da işbirliğini geliştirmek ve geleceğe hazırlanmaktır. Son günlerde bu konuda bazı olumlu gelişmeler olabileceği bilgisi getirildi. Bunun üzerine eğer toplumlarımıza bu konuda iyi haber verebileceğimiz bir durum oluşursa 12 Kasım’da (yani bugün) ara bölgede yeniden buluşmayı kararlaştırdık. Ne yazık ki olmadı. Bunun nedeni olarak da Kıbrıs Türk tarafının siyasi avantaj peşinde olduğu iddia edildi. Bunlar geçerliliği olmayan argümanlardır. İki tarafın operatörleri arasında Lüksemburg üzerinden sağlanacak işbirliği, ne siyasi tanınma getirir ne de Avrupa müktesebatına aykırıdır. Bunu Avrupa Birliği komisyonu da teyit etmiştir. Kıbrıslı Türk operatörler Güney Kıbrıs hariç tüm dünya ile Lüksemburg veya İsviçre üstünden iletişim kurabilmektedirler ama Kıbrıs’ta bu yapılamamaktadır. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar Afrika dahil dünyanın her yerinden evleri ile konuşabilmekte ancak adanın bir tarafından diğerine geçince bunu yapamamaktadır. Bunun mantıklı bir izahı yoktur.”

    Bu basın toplantısının amacının sadece Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in düzenlediği basın toplantısına cevap oluşturmak ve bir karşılıklı suçlama kampanyasını körüklemek olmadığını da belirten Akıncı, “Kuşkusuz aydınlatılması gerekli konulara da değinilecektir. Ama esas amacım, geldiğimiz bu kritik kavşakta daha fazla zamanımızın olmadığının da bilinci içerisinde ve tarihi bir sorumluluğu hissederek düşüncelerimi ve görüşlerimi sizlerle paylaşmaktır” dedi.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Biz Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağını bildiğimiz bir çözüme, özelikle çabalarımızı kararlılık ve iyi niyetle yapıcı katkılar sağlayarak sürdürdük, sürdürüyoruz, sürdüreceğiz” dedi.

    KKTC’ye düzenlediği resmi ziyaret kapsamında başkent Lefkoşa’ya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile ikili görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Haziran seçimlerinden sonra düzenlediği ilk resmi ziyaretlerin Azerbaycan ve KKTC olduğuna değinerek, “ Aziz milletimin teveccühü ile yeniden cumhurbaşkanı seçilmemin ardından, ülkelerimiz arasındaki sarsılmaz bağın bir göstergesi olarak bugün Azerbaycan’a bir ziyaret, ardından da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ziyaret etmekten memnuniyet duyuyorum. Her zaman Kıbrıs Türk’ünün yanında durduk ve durmaya da devam edeceğiz” dedi.

    KKTC’ye yapılan desteklere vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzdeki dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Doğu Akdeniz’de bir çekim merkezine dönüştürerek, kişi başına düşen milli geliri iki katına çıkartmak ilk hedefimizdir. Ve bu ortak anlayışla, ortak akılla devam edecektir” şeklinde konuştu.

    “Kıbrıs milli davamız”

    KKTC’li diplomatlarla gerçekleştirilen görüşmelerde gündemdeki pek çok konuyu değerlendirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kıbrıs milli davamız. Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm bulunması da gayemizdir” dedi.

    Türkiye’nin son 50 yıl içerisinde bu konuda her türlü çabayı gösterdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ancak gayretlerimize rağmen adada kapsamlı çözümü hedefleyen süreçlerin sonuncusu tam bir yıl önce Kıbrıs Konferansı’nın sonuçsuz kalmasıyla ne yazık ki sona erdi” ifadelerini kullandı.

    Başlatılan çözüm sürecinin sona ermesinin sebebini ise Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin kendisini adanın tek sahibi olarak görmesi olduğunu belirten Erdoğan, “Aradan geçen 1 yılda Rumların bu zihniyeti ne yazık ki hiçbir şekilde değişmedi. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle ortak bir gelecek tasavvur edemedikleri konusunda artık kimsenin şüphesi olmamalıdır” şeklinde konuştu.

    “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine de asla izin verilmeyecektir”

    Türkiye’nin KKTC halkını çözümsüz müzakere süreçleri konusunda yalnız bırakmayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan , “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine de asla izin verilmeyecektir. Biz Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağını bildiğimiz bir çözüme, özelikle çabalarımızı kararlılık ve iyi niyetle yapıcı katkılar sağlayarak sürdürdük, sürdürüyoruz, sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin KKTC’de her konuda destek olmaya devam edeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kıbrıs’ın tümü ile etrafındaki ekonomik en alanlar noktasında, dünyanın bakışı değil, uluslararası hukukun gereği neyse bu hukukun gereğini de tüm katılımsıların yerinde adil olarak görmesi beklentimizdir. Aksi taktirde garantör bir ülke olarak bununda gereğini uluslararası hukuk çerçevesinde, nasıl bugüne kadar aradıysak, aramaya devam ederiz” diye konuştu.

    Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde meydana gelen tren kazasına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan , “Tekirdağ’da meydana gelen kazada malum 24 kardeşimiz, bu tren kazasında öldü. Kendilerine Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Tabii 120 civarında yaralı onlara da Allah’tan şifalar diliyorum” dedi.