Etiket: azaltmak

  • Sezaryenı Azaltmak İçin Anne Adaylarına Eğitim Veriliyor

    Bursa’da ‘Doğumuna Sahip Çık’ projesi kapsamında düzenlenen doğuma hazırlık kursu sona erdi.

    Bursa Kent Konseyi, Büyükşehir Belediyesi, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Müdürlüğü, Bursa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Uludağ Üniversitesi, Türk Ebeler Derneği ile TEMAS Emzirme ve Anne Sütü Gönüllüleri Derneği iş birliğiyle hayata geçirilen ‘Doğumuna Sahip Çık’ projesi çerçevesinde doğuma hazırlık eğitimleri verildi. Türkiye’de hızla yükselen sezaryen oranlarına dikkati çekerek anne adaylarının bilinçlendirilmesini ve normal doğumuna teşviki hedefleyen projede ilk anne adayları kursu başarı ile tamamlayarak belgelerini Bursa Kent Konseyi Başkanı Hasan Çepni’nin elinden aldı.

    Bursa Kent Konseyi Başkanı Hasan Çepni, projeyi Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşi Dr. Sare Davutoğlu’nun iştirakiyle Bursa’dan başlattıklarını ifade etti. ‘Doğumuna Sahip Çık’ projesi kapsamında düzenlenen doğuma hazırlık eğitimlerinde ‘Aktif Doğum Pozisyonları’, ‘Doğumu Nefesle Yönetme’, ‘Doğumda Müdahaleler’ ve ‘Bebekle İlk Temas’ gibi konularda bilgiler verildiğini söyleyen Çepni, “Anne adaylarımız için doğuma hazırlık eğitimi başvuruları devam ediyor. Anne adaylarımız Merinos AKKM’de bulunan Bursa Kent Konseyi ofisleri içerisinde özel olarak dizayn edilen eğitim odasında çalışmalarını sürdürüyor. İrtibat için 0 224 716 36 99 nolu telefonu arayarak bilgi alabilir ve kayıt işlemlerini gerçekleştirebilirsiniz” dedi.

  • (Özel Haber) Dışa Bağımlılığı Azaltmak İçin Enerji Verimliliği Şart

    Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Üyesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haydar Aras, Türkiye’de dışa bağlı enerjinin azaltılması için enerji verimliğinin arttırılması ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirterek, “Eğer ülkemizde enerji verimliliğini tam sağlayabilirsek, yıllık 4 milyar dolarlık bir tasarruf potansiyelimiz var” dedi.

    Prof. Dr. Haydar Aras, Türkiye’de enerji verimliliği ile ilgili çalışmaların tek elden yürütülebilmesi için özerk ve esnek yapıda yeni bir kuruma ve yapılanmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Aras, enerji verimliliğinin sağlanması ile ilgili Türkiye’nin ekonomik büyüme sürecini sürdürülebilir bir şekilde devam ettirebilmesi için enerji verimliliğinin kritik bir öneme sahip olduğunu belirterek, “Eğer enerji verimliliğini sağlayabilirsek, çevresel sorunlarda da azalmanın görüleceği tartışmaya götürmez bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

    ESOGÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haydar Aras, ülkede enerji verimliliğine yönelik güçlü genel politikalar oluşturulması için çalışılmasına rağmen, kurumsal ve işlevsel aksamalar ve oluşturulan politikaların uygulanmasını engelleyebildiğini ifade etti. Aras, sözlerini şöyle devam etti:

    “ENERJİ VERİMLİLİĞİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR GÜNDEMDEN DÜŞMÜŞ”

    “Örneğin, Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin (EİE) kapatılmasından sonra yetkiler, yani uygulamaya yönelik roller net bir şekilde ortaya konulamamıştır. Eğer karar verici ve yasa koyucular konu ile ilgili kurumların rollerini net bir şekilde ortaya koymazlarsa işte o zaman kurumlar arası rekabetin yaşanması ve bunun akabinde karışıklıkların olması kaçınılmazdır. Bu durumu aşabilmek için EİE’de tanınan görevlilerin Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nü (YEGM) olaya taraf yaparak, bazı Bakanlık birimlerinin eş güdümüne bırakılması gibi bir yapılanmaya ihtiyaç olduğu kanısındayım. YEGM, yenilenebilir enerji ile ilgili çalışmalarını koordine eden bir kurum olarak algılanmaktadır. Halbuki YEGM bünyesinde enerji verimliliği çalışmaları da halen sürdürülmeye çalışılmaktadır. Fakat EİE’nin isminin YEGM olarak değiştirildiği andan itibaren, enerji verimliliği ile ilgili çalışmalar gündemden düşmüş algısı kamuoyunda oluşmuştur.”

    “BAĞIMSIZ, ÖZERK, VE ESNEK BİR ENERJİ KURUMU OLUŞTURMAK ZORUNDAYIZ”

    Prof. Dr. Aras, ülkede enerji verimliliğinin tesis edilmesiyle ilgili 5627 Sayılı Yasaya değinerek, “Konu hakkındaki çalışmaların koordinesi de dahil olmak üzere pek çok yetki EİE’ne verilmektedir. Eğer biz kanunda öngörülen enerji yoğunluğu hedefine ulaşmak istiyorsak, bağımsız, özerk, ve esnek bir enerji kurumu oluşturmak zorundayız. Ayrıca ortaya konan hedef ve politikaları yakalayabilmemiz için ikincil mevzuat konusunda eksiklerimizi acilen tamamlamalıyız” şeklinde konuştu.

    “ÜLKEMİZDE ENERJİ VERİMLİLİĞİNİ TAM SAĞLAYABİLİRSEK, YILLIK 4 MİLYAR DOLARLIK BİR TASARRUF POTANSİYELİMİZ VAR”

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Üyesi Prof. Dr. Haydar Aras, enerji verimliliğinin, bugüne kadar gündeme gelmeyen bir şekilde yeni bir enerji kaynağı olarak değerlendirilebilir süreç olduğunu kaydederek, “Eğer ülkemizde enerji verimliliğini tam sağlayabilirsek, yıllık 4 milyar dolarlık bir tasarruf potansiyelimiz var. Bu tasarruf potansiyelini eğer biz faaliyete geçirebilirsek, ülkemizin dışa bağımlı enerji politikalarında, dışa ödediğimiz yaklaşık 50 milyar dolarlık bir faturada azalma söz konusu olacaktır. Bu da bizim milli ekonomimize inanılmaz derecede önemli bir katkı sağlayabilecek boyutta bir kavramdır” diye konuştu.

    Aras, ülke geleceği için enerji verimliliğinin sağlanmak zorunda olduğunu bildirerek, “Enerji verimliliği ile enerji tasarrufunun birbirine karıştırılmamalıdır. Enerji tasarrufu dediğimizde iki lambadan birini söndürürsek, bu enerji tasarrufu olarak algılanır. Enerji verimliliği ise, enerjiyi daha etkin kullanan teknolojiyi kullanarak ve yaşam kalitemizde herhangi bir taviz vermeden enerjinin daha etkin bir şekilde kullanılmasıdır” ifadelerini kullandı.

  • Acıyı azaltmak mümkün

    Acıyı azaltmak mümkün

    REEM Nöropsikiyatri Merkezi kurucusu Dr. Mehmet Yavuz, geçmişi tamamıyla silmenin günümüz teknolojisi ile mümkün olmadığını belirterek, “Eğer tıbbi olarak ön frontal lobdaki sosyal hafızanın silinmesi başarılabilirse, travmatik hatıralar hatırlansa bile acı ve üzüntü tablosu yaşanmayacaktır. Dolayısıyla geçmişi bütünüyle silemesek bile verdiği acı ve elem duygularını yatıştırmamız kısmende olsa mümkündür. Olay sadece hafızada olmasıyla kalır ve rahatsızlık vermez. Bu başarılabildiğinde, aşk acıları da ortadan kalkmış olacaktır. Ancak burada unutulmaması gereken husus, acı hatıraların tamamen hafızadan silinmesi değil, acısız hale getirilmesidir” dedi.

     
    BEYİN NASIL KAYIT TUTAR?
    Beyinde başlıca üç bellek bölgesi bulunduğunu anlatan Dr. Yavuz, “Ön bellek, ana bellek ve sosyal bellek. Ön belleğin beynin hipokampus bölgesinde olduğunu tahmin etmekteyiz. Burdan şakak bölgelerindeki (temporal ve pariatal loblar) ana belleklere ve ön taraftaki (frontal lob) sosyal belleğe sürekli hafıza transferi söz konusudur. Ön bellek kısa süreli hafızadan sorumludur. Yaşanan ya da öğrenilen hatıralar burada 5-10 dakikalığına tutulur. Sonra önem ve ciddiyetine göre ya burada buharlaşarak tamamen unutulur ya da ana belleğe ve sosyal belleğe nakledilir. Örneğin bir kereliğine lazım olan bir telefon numarasını kullandıktan sonra bir daha hatırlamayız. Öğrenilen önemli bilgiler ve hatıralar ana bellekte kayıt altına alınarak hafıza katmanları şeklinde depo edilir. En son edinilen bilgiler en üste kayıtlandığı için en kolay hatırlanır.”

     

     

     
    ACI VE MUTLU ANLAR BEYİNDE AYNI YERDE Mİ DEPOLANIR?
    “Sosyal bellek, aynı zamanda psikolojik dünyamızın merkezi olan sol frontal (beynimizin sol ön bölgesi) bölge de konumlanır. Yaşanılan acı ve üzücü olaylar ana belleğin yanısıra sosyal belleğe de kayıtlanır. Bu bölgeye genelde mutlu ve güzel hatıralar değil, acı anılar depolanır. Bu yüzden yaşadığımız üzücü olayları mutlu anlarımızdan daha iyi hatırlarız. Çünkü mutlu anılar sadece ana belleğe kayıtlanırken, acı anılar hem ana belleğe hem de sosyal belleğimize depolanır. Sosyal hafıza görülen yaşanılan şeylerle beraber eğitimle de şekillenir. Kişinin toplum içindeki davranışlarını , ahlaki yapısını teşkil eder. Mesela antisosyal, psikopatik kişilerde sosyal hafıza bozukluğu vardır. Sosyal hafıza davranışlarımızda önemli rol oynar aynı zamanda beden dili ile de yakınen ilgilidir. Mide ve barsaklar gibi iç organlarımız sosyal hafıza ile iç içedir. Yaşanılan travmalar bir yandan sosyal hafızaya kayıtlandığı için aynı zamanda iç organlarımızın çalışma şeklini de etkiler. Örneğin kişi önemli bir randevu öncesinde mide ve barsak fonksiyonları bozulabilir, çarpıntı yaşayabilir, kan basıncında iniş çıkışlar olabilir. Bu tablo ruhsal gerilimin psikosomatik bedensel yansımalarıdır. Aslında psikosomatik hastalıklar, yaşanmış travmaların mide barsak fonksiyonları üzerindeki kalıcı olumsuz etkilerinden kaynaklanır. Olumsuz sosyal hafıza kayıtları ya sürekli bilinçli üzüntü haline ya da bilinçaltının yönettiği çeşitli davranış bozukluklarına neden olur.

     

     
    Sosyal belleğe kayıtlanan hatıralar bilinç altında da yer eder. Kişi yaşanılan travmayı çoktan bilincinden çıkarmış olsa da sosyal bellek zaman zaman bedensel dille bunu hatırlayabilir. Bu nedenle sol frontaldeki sosyal hafızaya kayıtlanmış hatıraların, bilinç dışı ani bedensel tepkimelerle hatırlanması panik ataklara, uzun süreli kronik bedensel tepkimeleri ise psikosomatik bozukluklara (mide ülseri, spastik kolon, müzmin kabızlık ya da ishal gibi) neden olur.”

     

     
    “Acı hatıralar ve üzücü olaylarla, mutlu anların depolandığı yerler farklı farklıdır. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda yaşanılan üzücü olayları sol frontaldeki sosyal hafızayı etkileyerek bunları tamamen acısız hale getiren teknolojik bir teknik geliştirilebilirse, bundan hiç şüphesiz mutlu anılarımız etkilenmeyecektir. Ancak günümüzdeki tedavi teknolojilerimiz ile acı hatıralarımızı tamamen yok edemesek bile etkilerini azaltabilmemiz mümkün olabilmektedir” diyen Dr. Yavuz, daha sonra şunları kaydetti; “Hiç bir yöntemle, hafıza kayıtlarınının tam olarak blok bir şekilde silmek mümkün değildir. Ancak bazen beyin bunu beden ve ruh sağlığı korumak için otomatik olarak yapabilmektedir. Örneğin ağır bir travma karşısında (trafik kazası ya da çok sevilen birinin ani kaybı gibi) beyin şalteri indirir ve bilinci kapatır. Bu durum, ağır travma karşısında kalıcı ruhsal bozukluk oluşmaması için koruma amaçlı yapılır ve geçici baygınlık oluşur. Trafik kazası ya da başka ağır travma geçirenlerin olay anını unutması ve hatırlayamaması bu nedenledir. Hatta bazen beyin aşırıya kaçabilir ve kişi bir kaç gün ya da haftayı tamamen unutabilir.

     

     
    UNUTMAK MI DAHA ZOR HATIRLAMAK MI?
    Unutmak daha zor ve problemli bir durum. Çünkü kimse hatırladığı için rahatsızlık duymaz ve bunu bir hastalık nedeni saymaz. Hayatımızda acı anıların yanı sıra birçok mutlu tablo da vardır. Burda önemli olan acı hatıra kayıtlarını unutulmasa bile etkisiz durumda getirmektir.
    GENÇ YAŞTA UNUTKANLIK HASTALIK HABERCİSİ MİDİR?
    Unutkanlık fizyolojik bir olaydır. Yeni şeylerin öğrenilmesi için eski ve daha önemsiz hafıza kayıtlarının silinmesi gerekir. Bu nedenle eskiden yaşanmış önemsiz hatıraların hafızadan silinmesi büyük önem arz etmez. Burada önemli olan son öğrenilerin bilgilerin hafızada yer tutup tutamadığıdır. Eğer son bilgilerin kayıtlanmasında problem varsa bu önemli ve araştırılması gereken bir konudur. Eski anılar iyi hatırlanıyor olsa bile yeni bilgilerin kayıtlanmasında sorun varsa bu ciddi bir durumdur ve genç olsun yaşlı olsun asla ihmal edilmemelidir.

     

     
    DIŞ ETKENLER YA DA YAŞAM BİÇİMİ UNUTKANLIĞI TETİKLER Mİ?
    Kronik stres, hasta bina sendromu, elektronik cihazlar, elektromanyetik kirlilik, manyetik alan eksikliği, alkol alışkanlığı, uyuşturucular, uykusuzluk, ruh hastalıkları, vitamin eksikliği ve bazı ilaçlar unutkanlık oluşturabilir. Hatta bunlardan bazıları hafızaya kalıcı hasarlar da verebilir. Örneğin alkol bağımlılığı ve uyuşturucular böyledir.

     

     
    UNUTKANLIĞI GİDERMENİN BİR YOLU VAR MI?
    Unutkanlıktan korunmak için, beyin yorgunluğu ve durgunluğu oluşturan etkenlerden uzak durmak gereklidir. Bu nedenle stres faktörlerinin yok edilmesi ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi önemlidir. Ayrıca spor aktiviteleri, enstrüman çalma, yıl içine bölünmüş düzenli tatil ve dinlenme aktiviteleri unutkanlığı yenme de vazgeçilmez unsurlardır. Ayrıca beslenme alışkanlıkları da önemlidir. Fındık, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm beyin yorgunluğuna karşı iyidir. Yeşil sebzeler, böğürtlen, yaban mersini, somon ve sardalya balığı, üzüm suyu, kepekli pirinç ve sıcak kakao beyin yorgunluğuna iyi gelen gıdalardır. Aynı şekilde çay ve kahve de çok faydalıdır. Yapılan 10 yıllık bir araştırmada çay ve kahvenin unutkanlığı ve alzheimeri %50 önlediği anlaşılmıştır. Akşamları yatmadan önce bir elma yemeyi alışkanlık yapmalıdır. Elma uyku esnasında daha sağlıklı beyin dinlenmesi sağlar.

     

     
    ZAMAN HERŞEYİN İLACI(MI)DIR?
    Yaşanılan ve öğrenilen her şey, beynin ana belleklerinde kayıt altına alınır. İlk öğrenilenler en altta en son kayıtlananlar da en üstte olmak üzere hafıza katmanları oluşur. En son hafıza kayıtlarına giren bilgiler en iyi, en eskiler ise en zor hatırlanır. Böylece geçmişte yaşananlar yıllar geçtikte hafıza katmanları arasında kaybolur ve gittikçe silikleşir. Bu fizyolojik durum nedeniyle geçmişte yaşanan acı ve üzücü bellek kayıtları zamanla tazeliğini kaybeder ve eskisi gibi acı vermez olur. Alzheimer ve diğer demanslarda ise tablo tersine işler. Burada yeni kayıtlar unutulurken, eski hatıralar daha netleşir. Bu durum aileleri genelde yanıltır ve hastaların daha geç doktora götürülmesine neden olur. çünkü örneğin 30 sene öncesini herkesten daha iyi ve net hatırlayan kişinin yakın hafıza kaybı üzerinde pek durulmaz ve hatta tam tersi hafızası çok güçlü şeklinde tasvir edilir.

     

     
    EĞER SİLMEK MÜMKÜN DEĞİLSE, ACI HATIRALARIN ETKİSİNİ AZALTMANIN YOLU VAR MI?
    Evet, acı hatıra kayıtlarını, bilgisayarlarda ki gibi, silme tuşuna basarak tamamen silmek mümkün olmasa da acı hatırların etkisini azaltan çeşitli yöntemler vardır. Günümüzde acı ve üzücü hatıraların etkisini yok etmek ya da azaltmak veya bilinç altını temizlemek için hipnoz, EFT, NLP, meditasyon, kuantum olumlama, TMS ve EMDR terapi teknikleri gibi bir çok metod vardır. Bunların içerisinde beynin ön bölgesindeki sosyal hafızayı resetleyen ve daha somut bir tedavi gibi duran TMS seanslarının daha etkili olduğunu söyleyebiliriz.”