Etiket: azaltmak

  • İtalya’da halk parlamenter sayısını azaltmak için sandık başında

    İtalya’da halk parlamenter sayısını azaltmak için sandık başında

    İtalya’da halk bugün ve yarın düzenlenen referandum ile parlamenter sayısının azaltılmasına yönelik anayasa değişikliğini oylayacak.

    İtalya’da halk bugün ve yarın düzenlenen referandumda İtalyan Parlamentosu’nun üst kanadı Senato’daki sandalye sayısının 315’ten 200’e, Temsilciler Meclisi’ndeki vekil sayısının da 630’dan 400’e düşürülmesi hakkındaki anayasal değişiklik için sandık başına gitti. Sandıkları bugün TSİ ile 08.00’da açılırken, yarın TSİ ile 16.00’da kapatılacak. 46 milyonu aşkın seçmenin bulunduğu ülkede Covid-19 salgını nedeniyle yoğunluğun önlenmesi amacıyla sandıkların 2 gün açık kalmasına karar verildi. Oy kullanma işlemlerinde hijyen ve mesafe kurallarını uyulduğu görüldü.

    2018 Genel Seçimlerinde en çok oy olan 5 Yıldız Hareketi’nin en çok üzerinde durduğu seçim vaatleri arasında olan parlamenter sayısının azaltılması ile 500 milyon Euro tasarruf edilmesi bekleniyor. Hayır cephesi ise halkın temsil kabiliyetinin azalmasından endişe ediyor. Referandum kabul edilirse bir parlamenter 101 bin vatandaşı temsil edecek. Hali hazırda bir vekil 64 bin kişiyi temsil ediyor. 945 parlamenterin bulunduğu İtalya, Avrupa Birliği’nin (AB) en kalabalık temsilci sayısına sahip ülke konumunda bulunuyor.

    Yerel ve bölgesel seçimler de yapılıyor

    7 bölgede 18 milyon 590 bin 81 seçmen ise parlamenter sayısının azaltılmasının yanı sıra bölgesel yönetim seçimleri için de oy kullanacak. 957 beldede ise belediye seçimleri düzenleniyor.

  • Kayıt dışı istihdamı azaltmak için çalışmalar sürüyor

    Trabzon Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (TESOB) ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından düzenlenen toplantıda kayıt dışı istihdam oranının azaltılması konusunda tüm kesimlerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiği vurgulandı.

    SGK Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından yürütülen Kayıtlı İstihdamın Desteklenmesi Projesi kapsamında düzenlenen toplantı da konuşan TESOB Başkan Vekili Mustafa Özcelep, “Esnafların sosyal güvenlik mevzuatı açısından bilgilendirilmesini amaçlayan bu toplantının özellikle amacına uygun şekilde kayıt dışı istihdamla ilgili farkındalık yaratması en büyük dileğimizdir. Kayıt dışı istihdamla mücadelede devletimizin verdiği destekler malumunuzdur. Trabzon Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği olarak biz de iki ekibimizle yaptığımız denetimlerde özellikle kayıt dışı işletmelerin tespit edilmesinde önemli çalışmalar yaptık. Bu çalışmalar sonucunda da SGK kaydı olmayan işletmelerin kayıt yaptırması sağlanarak kayıt dışı istihdamla mücadeleye katkı verilmiştir. Kayıt dışı kalmış işyeri ve çalışanların hızla sisteme dahil edilmesi en büyük dileğimizdir. Bu anlamda yapılan çalışmaları önemsiyor ve destekliyoruz” dedi.

    “Kayıtlı istihdamın desteklenmesi için 14 ayrı teşvik uygulaması var”

    Sorun değil çözüm odaklı yaklaşımla kayıt dışı istihdamla mücadele etmeye çalıştıklarını vurgulayan Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Daire Başkanı Yakup Süngü, “Kayıtlı istihdamın desteklenmesi adına 14 ayrı teşvik uygulamamız var. Devlet bu konuda kendisine adım atana karşı mutlaka adım atıyor. Teşviklerin temel amacı belli kesim ve belli sektörleri belirli şartları taşıdıkları takdirde iyileştirmektir. Prim tabanını genişletmeliyiz. Kayıt dışı istihdamın tespitinde ağır cezalar uygulanıyor. Kayıt dışı istihdam oranı bizde yüzde 35 civarındayken Avrupa’da bu iş çözülmüş. Bu zihin ve kültür altyapısını oluşturmalıyız. Okullara sosyal güvenlik dersi koyarak gençlerin bilinçlenmesini sağlayacağız. Bir kişinin sigortası yoksa o iş yerinden içeri eğirmeyecek. Bu zırhla kişi korunmadığı zaman işverenin de başı derde girer. Esnaf odalarının yöneticileri olarak bu işin bilincini ve sorumluluğunu üyelerinize anlatmalısınız” ifadelerini kullandı.

    TESOB yönetim kurulu üyeleri, esnaf ve sanatkâr odası başkan ve yöneticilerinin yanı sıra SGK Trabzon İl Müdürü Aydın Gedikli ile kurum yöneticilerinin katıldığı toplantıda, İŞKUR yetkilileri de sunum yaparak istihdam teşvikleri hakkında bilgilendirmede bulundu. Yetkililer daha sonra katılımcıların sorularını yanıtladı. TESOB Başkanvekili Mustafa Özcelep, günün anısına daire başkanı Yakup Süngü’ye plaket takdim etti.

  • Bingöl: “Kalp krizi riskini azaltmak mümkün”

    İstanbul Cerrahi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gülsüm Bingöl, kalp krizi riskinde değiştirilebilen faktörler olduğunu eğer bu faktörler saptanıp önlenebilirse kalp krizi riskini azaltmanın mümkün olacağını söyledi.

    İstanbul Cerrahi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gülsüm Bingöl kalp krizi belirtileri ve azaltmak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. Kalp krizi riskini azaltmanın mümkün olacağını belirten Bingöl, “Kalp damar tıkanıklığını artıran böylece kalp krizine yol açan değiştirilebilir faktörlerin üzerinde çok durmak önemli. Bunların başında yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara içimi, yüksek kolesterol, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, aşırı kilolu olma gibi faktörler geliyor. Eğer bunlar saptanıp, önlenebilirse kalp krizi riskini azaltmak mümkün” dedi.

    “Kalp uzun süre beslenemezse kalıcı hasar oluşur”

    Kalp krizinin kalbi besleyen atar damarların yani koroner damarların tıkanıklığı sonucu ortaya çıkan ölümcül bir hastalık olduğunu aktaran Bingöl, “ Kalp krizine bağlı ölümler tüm dünyada ve ülkemizde birinci sırada yer almaktadır. Kalp krizine yol açan en sık mekanizma kalbi besleyen koroner damarların ateroskleroz yani halk arasında ‘damar sertleşmesi ‘olarak bilinen süreçle daralması ardından üzerine eklenen pıhtı ile tam olarak tıkanmasıdır. Bunun neticesinde tıkalı damarların beslediği kalp bölgesinde kan akımının kesilmesine bağlı süre ile orantılı kalıcı hasar meydana gelmektedir” diye konuştu.

    “En korktuğumuz durum hastanın kalp krizi geçirdiğini fark etmemesi”

    Kalp krizinin bazı kişilerde önceden bir belirti vermeden ani ölümlere, ölümcül ritim bozukluklarına yol açabildiğini dile getiren Bingöl, “Tıkalı damarın çok erken safhada açılması kalp dokusunda hasar azaltacağından ilerde hasta için çok ciddi sakatlık ve ölüm nedeni olabilecek kalp yetersizliği riskini azaltmaktadır. Kalp krizinde en sık görülen şikayet göğüs ağrısı olmakla beraber göbekten alt çene dahil herhangi bir bölgede ağrı ile ya da ağrı olmaksızın nefes darlığı, bulantı, kusma , baş dönmesi ,çarpıntı şikayetlerinin biri ya da birkaçı ile beraber hastalar başvurabilmektedir. Kalp krizlerinin aslında bizim en korktuğumuz kısmı öncesinde hiç belirti vermeyen, şikâyeti olmadan kalp krizi geçiren hastalar. Bunların birçok kısmı ani ölümle sonuçlanıyor. Ya da kalp krizi geçirdiği halde bunun farkında olmayan başka nedenlerle yapılan tenkitler sırasında fark edilen hastalar oluyor” açıklamalarında bulundu.

    “Kalp krizi aslında ileri yaş hastalığıdır”

    Menopoza kadar kadınlarda kalp krizinin daha az görüldüğünü ifade eden Dr. Bingöl şunları söyledi:

    “İleri yaşta kalp krizi daha fazla görülmekle beraber genç yaşta da olabilmektedir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü olanlar , şeker hastalığı , sigara içilmesi gibi risk faktörleri olan genç hastalarda daha sık karşılaşmaktayız. Aile öyküsü kalp krizi için önemli bir risk faktörüdür. Ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü olan hastalar risk altında olup daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir”.

  • Tuzu azaltmak için 8 neden

    Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, hayatı sürdürebilmek için günde ortalama 5 gram tuz almanın yeterli geldiğini belirterek, “Ancak ülkemizde günlük ideal tuz tüketiminden 2,5-3 kat fazla tuz tüketiliyor” dedi.

    Prof. Dr. Evrenkaya, 20-26 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla tuz tüketiminin azaltıldığında hangi hastalıklardan korunabileceğini anlatarak önemli önerilerde bulundu.

    Prof. Dr. Evrenkaya, fazla tuz tüketiminin inme, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi hayatı tehdit eden hastalıkların riskini yükselttiğini ifade ederek, “Bu risklerin yanı sıra bir yandan da obeziteye, mide kanserine ve böbrek taşına eğilimi artırıyor. Tükettiğimiz besinlerin lezzetini arttırmak için soframızdan eksik etmediğimiz tuzun zararları bunlarla da sınırlı değil. Hayatımızı tehdit eden bu hastalıklardan korunmamız içinse günlük tuz tüketimimizi 5 gram, bir başka deyişle bir silme çay kaşığı tuz ile sınırlandırmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “Ülkemizde günlük ideal tuz tüketiminden 2.5-3 kat fazla tuz tüketiliyor”

    “Hayatımızı aslında elektriksel bir aktiviteye borçluyuz” diyen Prof. Dr. Evrenkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yaşamın devam etmesi için hücre dışında sodyumun, hücre içinde de potasyumun yüksek miktarda bulunması çok önemli. Hücre dışı temel elektrolit olan sodyumun ana kaynağını da sodyum klorür, bir başka deyişle tuz oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, hayatımızı sürdürebilmek için günde ortalama 5 gram tuz almamız yeterli geliyor ancak ülkemizde günlük ideal tuz tüketiminden 2.5-3 kat fazla tuz tüketiliyor. Bunun sonucunda da yüksek tansiyon ve buna bağlı inme, kalp krizi ile kalp yetmezliği başta olmak üzere birçok hastalığın gelişme riski artıyor. Dolayısıyla tuz tüketimi azaltıldığında bu hastalıklardan büyük oranda korunmak mümkün olabiliyor. Bu nedenle günlük tuz tüketiminin bir silme çay kaşığı ile sınırlandırılması çok önemli. Her 100 kişiden 35’inde görülen hipertansiyon dünyadaki ölüm nedenleri arasında birinci, sakatlık nedenleri arasında da ikinci sırada yer alıyor. Kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ile gözler hipertansiyondan en çok zarar gören organlar. Yüksek tansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere neden olabiliyor. Öyle ki hipertansiyon inmelerin yüzde 62’sinden, koroner damar hastalıklarının yüzde 49’undan, kardiyovasküler hastalıkların yüzde 80’ inden, böbrek hastalıklarının da yüzde 40’ından sorumlu tutuluyor. Kan basıncı 115/75 mmHg üzerine çıkınca, risk başlıyor. Tuz alımı ile kan basıncı arasındaki ilişkiyi gösteren ilk büyük ölçekli çalışma olan INTERSALT araştırmasına göre; diyette günlük 6 gramlık tuz artışı büyük tansiyonu ( sistolik) 9 mmHg yükseltiyor.”

    “Toplumda yüzde 17 oranında görülen kronik böbrek hastalığı dünya üzerindeki en önemli sağlık sorunlarından biri”

    İnmenin, merkezi sinir sistemini besleyen damarların tıkanıklık ya da kanamalarının yol açtığı ve ani gelişen nörolojik bir bozukluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Evrenkaya, “İnme oluştuktan sonraki 5 yıl içinde yüzde 45-61 oranında ölüm, yüzde 25-37 oranında da yeni bir inme gelişiyor. Ölümle sonuçlanmayan durumlarda hastaların yaklaşık yüzde 31’i günlük hayatlarını yardımla sürdürüyor, yüzde 20’si yardımsız yürüyemiyor, yüzde 16’sı da bakım evine yatırılıyor. Günlük tuz alımı 6 gram azaltıldığında inme riski yüzde 24 oranında azaltılıyor. Toplumda yüzde 17 oranında görülen kronik böbrek hastalığı dünya üzerindeki en önemli sağlık sorunlarından biri. Sıklığı giderek artan diyabet, böbrek yetmezliğinin nedenleri arasında ilk sırayı alırken, ikinci sırada da hipertansiyon geliyor. Tuz tüketimi doğrudan olmasa da hipertansiyona yol açarak böbrek sağlığını bozuyor. Örneğin böbrek taşlarına olan eğilim artıyor. Özellikle orta-ileri evre böbrek yetmezliklerinde seyri yavaşlatmak için diyette tuz kısıtlaması şart. Dünya Uluslararası Kanser Araştırma Fonu’nun 2016 verilerine göre, Uzak Doğu’da tuzla işlenmiş balık ve diğer gıdaları tüketenlerde mide kanseri görülme riskinin, bu besinleri tüketmeyenlere göre yüzde 15 daha fazla olduğu saptanmış. Obezite vücut kitle indeksinin 30 kg/m2 ’den daha fazla olması olarak tanımlanıyor. Tuz doğrudan obezite nedeni değildir, ancak, bizi susatır. Özellikle susayan çocukların su içmek yerine şekerli içecekleri tercih etmeleri obezite riskini çok artırıyor. Şekerli içecekler tuz barındırmamakla birlikte, tuzun dolaylı susatıcı etkisi nedeniyle, özellikle çocuklar tarafından ilk sırada tercih edilen sıvı olma özelliği taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz alımının 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle günlük su ihtiyacının 350 ml azalacağını ifade ediyor. Günde her 1 gram tuz azaltılması da 27 ml daha az şekerli içecek tüketmemizi sağlıyor “ şeklinde konuştu.

    “Ne kadar çok sodyum, o kadar çok ödem”

    Prof. Dr. Evrenkaya, fazla tuz tüketiminin akciğerlerdeki mikrodolaşımı bozarak, astımın ağırlaşmasına neden olduğu düşünüldüğünü söyleyerek, “2010 yılında yapılan bir çalışmada düşük tuz diyeti (3.75 gr/gün) alan astım hastalarının, yüksek tuz diyetindeki (10 gr/gün) hastalara oranla astım ilaçlarına daha az ihtiyaç duydukları ve bu hastaların solunum fonksiyon testlerinde belirgin düzelme olduğu belirlendi. Her sodyum molekülü vücutta en az 4 su molekülünü bağlıyor. Yani, tuz her zaman suya bağlı olarak dolaşıyor. Vücutta, sodyumun bulunduğu her alanda su da var. Ne kadar çok sodyum, o kadar çok ödem diyebiliriz. Tuz damar içindeki basıncı bu yolla artırdığı gibi ödeme de neden olabiliyor. Ödem, özellikle akciğerlerde olduğunda hayatı tehdit ediyor. Ödemli hastalıkların tedavisinde ilk sırayı tuz kısıtlaması alıyor. Vücutta ishal, yanık, kusma ile kanama gibi nedenlerle su kaybı olduğunda vücutta göreceli olarak tuz miktarı artabiliyor. Bu duruma hipernatremi deniyor. Vücutta göreceli olarak tuz miktarının artması, özellikle beyin hücrelerinden sıvı çekerek, beyin hücrelerinin büzüşmesine yol açıyor. Dolasıyla bu tür durumlarda su ihtiyacı hesaplanarak, eksik suyun tamamlanması gerekiyor. Bunun tam tersi de, vücutta suyun tuza göre daha fazla bulunması. Bu duruma da hiponatremi deniyor. En çok kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ile karaciğer yetmezliği olan kişilerde görülen hiponatremi de bilinç bozukluklarına ve mizaç değişimlerine yol açabiliyor” açıklamasında bulundu.

    “Tuzu azaltmak çok da zor değil”

    Prof. Dr. Evrenkaya, damağın tuzun tadına alışmışken besinleri daha az tuzlu tüketmemenin çok da zor olmadığına dikkat çekerek, “Dilimizde, tuzu algılayan reseptörler mevcut. Yaklaşık yüzde 20 oranındaki tuz kısıtlaması, bu reseptörlerce algılanmıyor. Tuzu, yemeği baharatlarla tatlandırmak sofraya tuzluk koymamak gibi yöntemlerle azalttığımızda, ağızdaki tuz reseptörleri yeniden aktive oluyor ve çok düşük tuz konsantrasyonlarını bile algılıyor. Yaklaşık 2 ay süren alışma sürecinde kendimizi biraz zorladığımızda bize az tuzlu gelen yemekler artık normal bir tada dönüşüyor” diye konuştu.

  • Meme kanseri riskini azaltmak için dengeli beslenmek şart

    Meme kanseri, kadınlarda görülen kanser türleri arasında birinci sırada yer alıyor. Uzmanlar, meme kanseri riskinin azaltılabilmesi için sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekiyor.

    İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. İndrani Kalkan meme kanseri konusunda beslenme alışkanlıklarının son derece önemli olduğunu belirtti. Kalkan, fiziksel hareketsizliğin ve aşırı alkol tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığını vurgulayarak “Obezite, fiziksel aktivite eksikliği, uzun süreli ve fazla alkol tüketimi meme kanseri riskini arttırırken kurubaklagil, tam tahıllı ürünler, yeşil çay, sebze, ılımlı düzeyde meyve tüketimi koruyucu etkiler sunabiliyor, Özellikle değişik bitkilerde bulunan ve fitokimyasallar olarak bilinen bazı ögelerin DNA hasarına karşı koruyucu olduğu ve bazı kanser yolaklarını bloke ettiği biliniyor” dedi.

    “Omega-3 içeren besinler meme kanseri riskini azaltıyor”

    Meme kanserinden korunmak için tam ve dengeli beslenmenin altını çizen İAÜ Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. İndrani Kalkan sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Et, süt, tahıl, meyve ve sebze grubundan yeterli miktarda alınmalıdır. Lif açısından zengin, glisemik indeksi düşük paketlenmemiş besinler tüketilmelidir. Yağ açısından zengin bir diyetin, kandaki östrojen düzeyini arttırarak obezite ile etkileşimi sonucu, başta postmenopozal olmak üzere meme kanseri riskini arttırdığı biliniyor. Ancak Omega-3 yağ asidi ile yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar, özellikle sardalya, uskumru, somon gibi yağlı balıklarda bulunan (EPA) ve (DHA) gibi Omega-3 içeren uzun zincirli yağ asitlerinin meme kanseri riskini azalttığını söyleyebiliriz.”

    “Kemoterapi tedavisinde iştahsızlığa karşı öğünler arttırılmalı”

    Meme kanseri hastalarında kemoterapi tedavisi sırasında iştah azalması görüldüğünü ve bu problemin önüne geçilebilmesi için alınması gereken önlemleri sıralayan Yrd. Doç. Dr. Kalkan “Mide bulantısı gibi bir durumla karşılaşıldığında, öğünler 3 büyük ana öğün yerine 5-6 küçük öğün olarak tercih edilebilir. Katı yiyecek istemiyorsanız smoothie, çorba tarzı sulu yemekler tercih edilmeli. Yapabiliyorsanız; iştahınızı arttıracak aktiviteler yapın; kısa bir yürüyüş gibi, yine besinlerin açık havada tüketilmesi yemek kokularından kaynaklanan bulantıların engellenmesinde yardımcı olacaktır. Kabızlık problemi olan hastalar ise yüksek lifli besinler tercih etmeye çalışmalı. Kemoterapi alımı sırasında ise hastalar genellikle sindirimi zor olduğu için kurubaklagil tüketemezler. Bu dönemde sebze çorbaları daha çok yardımcı olabilir. İshal gibi durumlarda lif, sebze -meyve porsiyonları azaltılmalı, bozulan bağırsak florasının yeniden düzenlenmesi için uygun görülen durumlarda probiyotik takviyesi ya da probiyotikten zengin besinler tercih edilebilir” şeklinde konuştu.