Etiket: AZALTIYOR

  • Klimalı seyahat zehirli hava solunumu azaltıyor.

    Bilim adamları trafikte klima ile seyahat etmenin zehirli hava solunumu yüzde 30’lara kadar düşürdüğünü tespit etti.

    Sıkışık trafikte saatlerce eve dönmeyi veya işe varmayı beklemek çalışanları ruhsal olarak olumsuz etkilerken, zehirli gaz solunumuna da sebebiyet veriyor. Trafikte salınan zehirli gazlar üzerine araştırma yapan Washington Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı, klima açıkken seyahat etmenin zehirli gaz solunumunu yüzde 30’lara kadar düşürdüğünü tespit etti.

    2014 yılından bu yana farklı cihazlar ile araç içine sızan zehirli gazların ölçümünü yapan araştırmacılar, trafikte seyir halindeki araçlardan salınan gazların sürücülere ve yolculara farklı koşullarda farklı etkiler yaptığını saptadı. Yapılan deneylerde klima açık ve araç camları kapalı şekilde seyahat edildiğinde araçtaki kirli havanın yüzde 20 ile yüzde 30 oranında düştüğü görüldü.

    Özellikle ağır vasıtalı araçlar ve otobüslerin bulunduğu bir yolda camları kapalı ve klima açık olacak şekilde araç kullanmak, araç içindeki zehirli gaz oranını azaltıyor. Araştırmacılar yeni araç kabini sistemlerinin kirli havayı araç dışında tutma da daha başaralı olduğunu ifade ederken, araç camının sürekli kapalı tutulmasının olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

  • “Yeşil çatılar, şehirlerde sel riskini azaltıyor”

    İstanbul’da hayatı alt üst eden aşırı yağış ve sel felaketiyle ilgili açıklama yapan Çatı Sanayici ve İş Adamları Derneği (ÇATIDER) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Baştanoğlu, dünyada hızla yayılan yeşil (bitkilendirilmiş) çatı uygulamalarının, şehirlerde sel oluşumunu azalttığını belirterek, “Bitkilendirilmiş çatılardaki drenaj sistemleri ile çatı yüzeyine düşen yağmur suyunun tahliye sistemine ulaşımı bir saat kadar geciktirebiliyor” dedi.

    ÇATIDER Yönetim Kurulu Başkanı Adil Baştanoğlu İstanbul’da aşırı yağışa bağlı sel vakalarının meydana gelmesinden büyük üzüntü duyduklarını belirterek, dünyada ve Türkiye’de sayıları giderek artan yeşil çatı uygulamalarının bu sorunun çözümüne katkı sağlayabileceğini açıkladı.

    Baştanoğlu, hızlı kentleşme ile birlikte ortaya çıkan sorunlardan birinin de aşırı yağışların sele dönüşmesi olduğunu hatırlatarak, “Hızla artan nüfus ve yapılaşmaya bağlı olarak şehirlerimizde yağmur suyunu emen toprak ve yeşil bitki örtüsü azalıyor. Bununla birlikte üzerine gelen suyu hemen giderlere ve oradan da kanalizasyon veya yağmur tahliye sistemine aktaran yüzeyler artıyor. Şehre düşen tüm yağmur suyunun aynı anda tahliyesi, yağış miktarının artması ile sel felaketlerine yol açabiliyor. Yeşil çatılar, bu noktada hayati önem arz ediyor. Bitkilendirilmiş çatılarda kullanılabilecek olan drenaj sistemleri ile çatı yüzeyine düşen yağmur suyunun tahliye sistemine ulaşımı bir saat kadar geciktirebiliyor. Bu geciktirme, sel oluşum riskini azaltmada önemli bir rol oynuyor. İstanbul’da bitkilendirilmiş çatı uygulamaları yaygınlaşsa, sorunun çözümüne önemli katkılar sağlarız” ifadelerini kullandı.

    “Isı adalarını da engelliyor”

    Baştanoğlu, küresel ısınma süreci ile birlikte şehirlerde ısı adaları oluştuğunu vurgulayarak, “Bu ısı adaları, alanlar arasında büyük sıcaklık farklılıklarına, bozulmuş toprak; hava koşulları değişimi, su kaynaklarının ziyan olması gibi sorunlara neden oluyor. Bitkilendirilmiş çatılar, gün içinde toplanan enerjinin büyük bir bölümü toprak ve bitki içinde tutarak, gün batımı saatlerinde dışa yansımalarını önleyebiliyor. Böylece kırsal kesime nazaran ısı adaları içinde oluşan fark azaltılabilir. Bitkilendirilmiş çatılar, oksijen üretiminden, ısı adalarının azalması ve enerji verimliliğine kadar birçok sorunun çözümüne katkı sağlıyor” açıklamasında bulundu.

    “Avrupa’da, yeşil çatı teşvik ediliyor”

    ÇATIDER Yönetim Kurulu Başkanı Adil Baştanoğlu, Avrupa başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkede yeşil çatı uygulamalarının teşvik edildiğini ve hızla yayıldığını ifade ederek, “Yeşil çatı, yağmur suyu zayiatının, kentsel ısı adası etkisinin ve enerji kayıplarının azalmasına katkı sağlayarak, kentlere ekolojik, estetik, psikolojik ve ekonomik kazanımlar sağlar. Özellikle Avrupa’da birçok şehirde yeni ve renovasyon yapılan yapılarda bitkilendirilmiş çatı yapımı teşvik ediliyor. Türkiye’de de yeşil çatı örnekleri var ancak bu örnekleri hızla artırmalıyız” dedi.

  • Çayır yumağı, beyin kanserinin ilerlemesini azaltıyor

    Rus bilim adamları, çayır yumağı bitkisinin beyin ve omurilik (spinal) tümörünün ilerlemesini azalttığını açıkladı.

    ITMO Üniversitesi ve Orta Sibirya Botanik Bahçesi Petrov Onkoloji Enstitüsü tarafından yürütülen yeni çalışmalar kapsamında, çayır yumağı bitkisinin beyin kanserinin ilerlemenin azalttığı tespit edildi.

    Bilim adamları, beynin ve vücudun diğer bölgelerinde tümör gelişimine yatkın farelerin üzerinde gerçekleştirdikleri deneyde kaynatılan çayır yumağı suyunun farelere verildiğini, glioblastoma ve bunun gibi beyin kanserinin türlerine oranla farelerin daha az acı çektiğinin tespit edildiğini kaydetti. Farelerin kanser gelişimi olasılığının yüzde 43 ve yüzde 86 arasında olduğu, bu deneyin ardından da farelerin beyin tümörlerin iki kat azaldığının ve omurilik kanserinin üç kat azaldığını belirlendiği kaydedildi.

    Çayır yumağı bitkisinin, vücudun diğer bölgelerinde oluşan kansere de olumlu etki gösterdiği bildirildi. Araştırmacılar, çayır yumağının insan sağlığı için güvenli olup olmadığı üzerinde deneyler yapmayı planlıyor.

    Kuzey yarım kürede orman ve bozkır bölgelerinde yetişen bir bitki olan çayır yumağı, bölge halkı tarafından yıllardır kaynatılarak ve merhemi yapılarak kullanılıyordu.

    Öte yandan, bu bitkinin parçaları antiseptik, anti-enflamatuar ve antitoksik ilacı olarak da kullanılıyordu. Genellikle salkım şeklinde toplanan çayır yumağının sarı ve beyaz küçük çiçekleri kaynatılıyor.

  • Gelişen teknoloji anne adaylarının kaygısını azaltıyor

    Aydın Liva hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Remzi Er, gelişen teknoloji sayesinde anne adaylarının kaygısının azaldığını ve son teknoloji cihazlarla ebeynlerin bebeklerini artık doğmadan görüp tanıyabildiğini söyledi. 4 boyutlu ultrason sayesinde anne karnındaki bebeğin sağlığı konusunda da önemli veriler sağladığını ve hastalıklara erken müdahale imkanı sağladığını belirten Uzman Dr. Remzi Er, gerektiğinde doğum sonrası erken müdahale ile bebeklerin yaşam şansının arttırıldığını belirtti.

    Uzman hekimler tarafından anne adaylarına uygulanan ultrason takibinin gebelikte önemli olduğunu belirten Aydın Liva Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Remzi Er, “2 boyutlu olan klasik görüntülemenin yerine artık 4 boyutlu olan ultrasonlar kullanılmaktadır. Bu teknoloji sayesinde anne adaylarının gebelik sürecine bakış açısı değişmiştir. Dört boyutlu ultrasonlar sayesinde yapılan görüntüleme ile gebeliğin 18. haftasından itibaren, bebeğin yüz şekli ve hareketleri görülür. Gebelik ilerledikçe bebeğin bu özellikleri daha da belirginleşir. 22. Haftaya kadar devam eden ayrıntılı görüntüleme sayesinde annenin, bebeğe olan bağlılığı ve annelik duygusu artar. Kullanılan bu sistem ile görüntüleme yapan ultrasonun, bebeğe ve anneye herhangi bir zararı yoktur” dedi.

    “Varsa hastalık anne karnında teşhis edilip müdahale ediliyor”

    Dört boyutlu ultrasonların, bebeğin yüzünde, vücudunda, ellerinde ve ayaklarında fiziksel engel olup olmadığının belirlenmesinde oldukça etkili olduğunu belirten Liva Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Remzi Er, “Bu sistem duygusal bağları geliştirdiği gibi, olası bir sıkıntıda erken müdahaleyi sağlıyor. Dört boyutlu ultrasonlar, anne karnındaki bebeğin sağlıklı olup olmadığı için yapılan ayrıntılı ultrasonun bir parçası haline gelmiştir. Önceden tespit edilen bir olumsuzluk doğum sonrası erken müdahaleyle ortadan kaldırılıyor” diye konuştu.

  • Düzenli smear kontrolü ölümleri azaltıyor

    Kadınlarda sıkça görülen rahim ağzı kanserinin düzenli smear testleri ile engellenebileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sami Güngör, smear testi sonuçlarında şüpheli sonuç çıkan hastalara ise kolposkopi yöntemi önerdi.

    Medical Park Elazığ Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sami Güngör, rahim ağzı kanseri ve uygulanan kolposkopi yöntemi hakkında bilgi verdi. Düzenli smear kontrolleriyle rahim ağzı kanseri ihtimalinin sıfırlanabileceğini aktaran Dr. Güngör, herhangi bir problemle karşılaşıldığın da ise kolposkopi yöntemiyle kolayca tanı konulabileceğini aktardı. Rahim ağzı kanserinin kadınlarda sıkça görülen bir kanser türü olduğunu belirten Dr. Güngör, “Smear kontrolü, poliklinik şartlarında herhangi bir ağrı olmadan aynı anda çok kısa bir işlemle muayene esnasında fırçayla rahim ağzından küçük bir sürüntü alınıyor. Bunu patolojide inceliyoruz. Yıllık yapılan smear kontrol ve muayenelerin de herhangi bir problem çıkarsa hemen kolposkopi aletiyle devreye giriyoruz. Kolposkopi aleti ise aslında bir kamera sistemidir. Hastanemizde bunu bir yıldır başarılı bir şekilde uyguluyoruz ve iyi sonuçlar alıyoruz. Hastalarımızı kanser olmadan, kanser öncesi hastalıklarda tespit edip hemen tanısını koyuyor ve tedavisini yapıyoruz” dedi.

    Kolposkopi yöntemi hakkında bilgi veren Güngör, şunları kaydetti:

    “Kolposkopi, poliklinik şartlarda herhangi bir anestezi gerekmeden aynı anda 5 veya 10 dakikalık bir işlemle hastayı muayeneye alıyoruz. Rahim ağzını kamera sistemiyle inceliyoruz. 5 veya 10 kat büyüterek rahim ağzının bütün alanlarını tek tek inceliyoruz. Özel bir solisyonla rahim ağzını yıkayıp şüpheli alanlardan biyopsi alıyoruz. Daha sonra patoloji sonucunu alıyoruz. Eğer orada bir sorun yoksa hastaya düzenli smear kontrollerine devam etmesini istiyoruz. Ama bir problemle karşılaştığımız zaman o problem içerisinde hemen sonraki aşama olarak özel lazerle rahim ağzını çıkartıyoruz. Bu şekilde hasta 10 yıl sonra kanser olup rahmi alınması yerine 10 dakikalık bir ameliyatla tamamen kurtuluyor. Smear kontrollerinde herhangi bir problem olan hastalarımıza kolposkopi yöntemiyle biyopsi öneriyorum” diye konuştu.

    Rahim ağzı kanserinin Avrupalı kadınlarda azaldığını ifade eden Güngör, sözlerin şöyle sürdürdü:

    “Avrupa’da rahim ağzı kanserinden ölen kadın sayısı çok az. Türkiye’de aslında smear kontrolleri ve kolposkopi yöntemi yavaş yavaş gelişiyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, kadın doğum ve aile hekimlerimizin düzenli smear kontrollerinde kadınlara yardımcı olmasından dolayı rahim ağzı kanseri bayağı azaldı. Daha da iyi seviyelere gitmesi için tüm kadınlara yıllık smear kontrollerini yaptırmasını öneriyorum. Bu smear kontrollerle rahim ağzı kanseri ihtimali tamamen sıfırlayabileceğimizi ve ülkemizde bu kanser yüzünden kadınların ölmesini tamamen engelleyebileceğimizi söylemek isterim.”