Etiket: Ayrılan

  • Kocasından Ayrılan Kadının Feryadı: “Bu Adam Şiddetten Daha Bela”

    Adana’da kendisine ve çocuğuna şiddet uyguladığı gerekçesiyle eşinden ayrılan bir kadın, kocasının şikayeti üzerine gözaltına alındı. Sağlık kontrolünden geçirilen kadın, “Bu adam şiddetten daha bela. Boşandım yine kurtulamadım” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Edinilen bilgiye göre, Meryem Ç. adlı kadın, kendisine ve çocuğuna şiddet uyguladığı için kocası Ordubey Ç.’den ayrı yaşamaya başladı. Meryem Ç. kısa bir süre önce de aynı soyadı taşıdığı eşinden boşandı. Meryem Ç., boşandıktan sonra kendisini rahatsız ettiğini ileri sürdüğü Ordubey Ç.’den şikayetçi oldu.

    Ordubey Ç. ise eşinin ilkokul 1. sınıf öğrencisi kızını sokağa attığını, şiddet uyguladığını ileri sürerek Meryem Ç.’den şikayetçi oldu. Şikayet üzerine gözaltına alındıktan sonra sağlık kontrolü için adli tıp birimine getirilen Meryem Ç., “Bu adam şiddetten daha bela. Boşandığım halde peşimi bırakmıyor. Sürekli beni dolandırıyor, kızımı elimden alabilmek için olmadık şikayette bulunuyor. Kendisinden şikayetçiyim. Şimdi gidip savcılığa dilekçe vereceğim. Boşandım yine kurtulamadım benim için çocuğunu dışarıda bırakıyor darp ediyor diyor. İlkokul 1. sınıfa giden çocuğumun hayatını da benim hayatımı da zindan etti. Şiddet yüzünden ayrıldım eşimden” dedi.

  • (Özel Haber) Sevgilisinden Ayrılan Şişmanlıyor

    Stresin çeşitli hormonların salınımına yol açtığını belirten uzmanlar, özellikle duygusal bir ilişkisi sonlanan kişilerde aşırı yemek yeme eğilimine yol açtığını söyledi. Uzmanlar, hamsi gibi yağlı balıkların stresten korunmaya yardımcı olduğuna vurgu yaptı.

    Her yıl “Sevgililer Günü” olarak kutlanan 14 Şubat’a saatler kala uzmanlar, sevgilisinden ayrılanlar için stresten korunma yöntemlerini açıkladı. Stres durumunda farkında olmadan sağlıksız beslenme eğilimlerinin gözlendiğini söyleyen Diyetisyen Çağla Aladağ,“Yapılan çalışmalara göre strese maruz kalan bireylerin hurda gıdalar olarak tanımlanan fast food, yüksek yağlı ve şekerli besinlerin tüketimlerinde artış gözlenmiştir. Ayrıca bireylerin yoğun kahve tüketimine yöneldikleri ve aşırı yemek yeme eğilimleri görülmüştür. Yani stres durumunda aşırı yemek yeme eğilimi sonucu kilomuzda ciddi artışlar gözlenir, tıkınırcasına yemek yeme durumu sonrası çağımızın hastalığı obezite oluşur” dedi.

    İLK TERCİH ÇİKOLATA VE KAHVE

    Kurdukları “www.evindediyet.com” internet sitesiyle online diyet dönemini başlatan Aladağ; gürültü, trafik ve insanların duygusal ilişkilerini bitirmesi gibi durumların strese yol açtığını belirterek, strese maruz kalan kişilerin buzdolabının kapağını açıp önlerine geleni yediğini söyledi.

    Sevgililerinden ayrılanların ilk tercihleri arasında çikolata ve kahve olduğunu anlatan Aladağ, “Bunlar çok yanlış. Bunun ardından bireyler kilo almaya başlıyor ve bu obeziteye yol açıyor. Eğer beslenmemizi doğru bir şekilde planlarsak stresimizi azaltabiliriz. Vücudumuzu zinde tutan, yaşantımıza sakinlik ve mutluluk katacak besinlere beslenmemizde yer vermeliyiz” diye konuştu.

    STRES DÜŞMANI MENÜ

    Stresten korunmak için beslenme önerilerinde bulunan Aladağ, strese karşı protein, magnezyum, A, B ve C vitaminleri yönünden zengin besinlerin yenmesi gerektiğini söyledi. Aladağ, stresten korunmak için ise şu menüyü örnek olarak verdi: “Somon veya hamsi ızgara-marul, roka, dereotu gibi yeşil yapraklı sebzeler ve domates içeren bir salata-2 dilim tam buğday ekmeği-kivi ve yaban mersininden oluşan meyve salatası.”

  • ’Doktora Gidiyorum’ Diye Evinden Ayrılan 2 Çocuk Annesi Bir Haftadır Kayıp

    Bilecik’in Yenipazar ilçesindeki evinden, ’doktora gidiyorum’ diye ayrılan kadından bir haftadır haber alınamıyor.

    İlçenin Katran Köyü´nde yaşayan N.Y. isimli (34) 2 çocuk annesi kadın, 10 Aralık 2015 günü ´Eskişehir´e doktora gidiyorum’ diye evden çıkıp bir daha dönmedi. En son Eskişehir Otobüs Terminali´nde görülen N.Y.´den bir haftadır haber alınamıyor. N.Y.´nin babası Yasar Ali Güven, “Kızımdan bir haftadır haber alamıyoruz. Hayatından endişeleniyorum” dedi.

  • Tulay: “Satranca Ayrılan Zaman Kayıp Değil, Kazançtır”

    Türkiye Satranç Federasyonu Başkanı Gülkız Tulay, öğrencilerin sınav döneminde yaptığı spor ve sosyal faaliyetlerin ‘kaybedilen zaman’ olarak görüldüğünü aktararak, “Oysa son zamanlarda satrançla ilgilenen çocukların okullardaki ve sınavlardaki başarıları göz önüne alındığında, satranca ayrılan zaman bir kayıp değil, tam tersine bir kazançtır” dedi.

    600 bin lisanslı sporcularının olduğunu belirten Tulay, lisanslı sporcu sayısı bakımından Türkiye’nin en fazla sporcuya sahip federasyonu olduklarını söyledi. 2010 yılından bu yana Federasyon Başkanlığı yapan Tulay, satrancın okullarda 2005 yılından beri seçmeli ders olarak okutulması ile alt yaş grubunda katılımın oldukça arttığını vurgulayarak, “Daha çok 7-9 yaşlarında ciddi bir sayı teşkil ediyor. Ana okullarında son zamanlarda önemli projeler yapmaya başladık. ‘Ana Okullarında Yaygınlaşma’ diye bir projemiz var. Geçtiğimiz ay bin ana okulunda satranç sınıfları açtık. Satranç oldukça yaygın bir halde” diye konuştu.

    Tulay, satranç oynayan ve oynamayan çocuklar arasındaki IQ farkları ile ilgili bilimsel araştırmalar bulunduğunun altını çizerek, “Satranç oynayan çocuklarla oynamayan çocuklar arasında yapılan araştırmalara göre yüzde 7 civarında IQ seviyelerinde artış olduğu tespit edilmiş. Özellikle satrancın faydalarına baktığımızda temel eğitimin esasını oluşturan faydaları var. Satranç, düşünerek hareket etmeyi, doğru düşünmeyi, karşı tarafın hamlesini düşünerek kendi hamlenizi yapmayı, odaklanmayı, konsantrasyonu, sosyal bakış açısını ve öz güveni geliştiren, temel eğitimin esas temellerini oluşturan konulara çok önemli katkılar sağlayan bir branş. Satranç hem bir spor hem de eğitime katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

    “SATRANCA AYRILAN ZAMAN KAYIP DEĞİL”

    Son zamanlarda okul idarecileri, öğretmenler ve velilerinin satrancı desteklemeye başladığını vurgulayan Tulay, şunları aktardı:

    “Bizler, sınav dönemlerinde çocukları mümkün olduğunca sosyal faaliyetlerden uzak tutmaya çalışırız. Çünkü sosyal faaliyetler ve spora harcanan zamanı kaybedilen zaman olarak görürüz. Oysa son zamanlarda satrançla ilgilenen çocukların okullardaki ve sınavlardaki başarıları göz önüne alındığında, satranca ayrılan zaman bir kayıp değil, tam tersine bir kazançtır. Çünkü satranç çocuklara bir planlama bakış açısı da getiriyor. Zamanı daha efektif kullanmayı öğretiyor. Bütün bunlar, çocukların, öğrencilerin akademik hayatlarına katkı sağlayan unsurlar. Satranç ile ilgilenen çocuklar baktığımızda sınavlarda çok başarılılar. Çünkü bütün sınavlarda etki eden faktörler esasında sporcuların satranç hayatlarında da önemli olan unsurlar. Satranç oynayan çocuklar özellikle matematik ve fen dallarında daha başarılılar. Bu da yine satrancın kazanımlarını derse ve matematiğe güzel yansıtabilmelerinden kaynaklanıyor.”

    “SATRANÇ OYUN DEĞİL, SPOR”

    “Satranç oyun mu, spor mu?” tartışmaları ile ilgili de konuşan Tulay, “Sporda, bir müsabaka vardır, bir skor, hakem, disiplin vardır. Bunlar sporun temel prensipleridir. Bunlara baktığınızda hepsi satrançta var. O yüzden tartışmaya gerek yok. Tam tersi, spordan farklı ve daha fazla şeyler var. Her spor branşının mutlaka eğitime bir katkısı vardır. Ama satranç direkt olarak eğitime katkı sağlayan bir spor. Satranç bir spor. Ama spordan daha fazlası” şeklinde konuştu.

    Başkan Gülkız Tulay, doping konusuna da değinerek, “Konsantrasyonu arttırmak, dikkat toparlamayı sağlamak için ilaçlar vardır mutlaka. Ama sporcularımızın hiçbiri onları tercih etmezler. Bunlarla ilgili zaman zaman testler yapılıyor. Şu ana kadar çok şükür ki dopingle ilgili bir sıkıntı yaşamadık. Zaten doping ile anılan spor branşlarına baktığınızda satrancı içlerinde göremezsiniz. Doping hiçbirimizin istemediği konular. Maalesef olimpiyat dereceleri yapan sporcular dopinge takılıyor. Biz o anlamda çok başarılıyız ve mutluyuz. Çünkü satranç uzun süre konsantrasyon gerektiriyor. Ön çalışmayı gerektiriyor, o yüzden dopingle satrancın bir ilgilisi bulunmuyor” dedi.

    “ALTYAPIYA ÖNEM VERİYORUZ”

    Uluslararası arenada gençlerin başarıları ile dikkat çektiğini söyleyen Başkan Tulay, “2014-2015’te 18 yaş altında girdiğimiz turnuvaların hepsinden hemen hemen kupalarla döndük. 2014 yılında Yunanistan’da Avrupa Okullar Satranç Şampiyonası vardı. Burada 21 madalya aldık ve katılan ülkeler arasında birinci olduk. 2015 yılında aynı turnuva Konya’da yapıldı. Burada da 27 madalya ile yine ülke olarak birinci olduk. Yine Hırvatistan’da yapılan turnuvaya 25 sporcu ile katılıp 5 kupa ile döndük. Bu büyük bir başarı. Daha çok altyapıya önem veriyoruz. Özellikle gençlerde çok başarılıyız. Ama A Milli Takım’da da yükselen bir başarımız var. 2014 yılında yapılan Dünya Satranç Olimpiyatları’nda 21. olduk. Bu oldukça önemli bir başarıdır. Daha önceki olimpiyatlarda 40’lı derecelerde iken 21. olmak gerçekten önemli bir başarıdır” ifadelerini kullandı.

    “SPOR YAPAN ÖĞRENCİYE SINAVDA EK PUAN VERİLMELİ”

    Tulay, Türkiye’de eğitim sisteminin çok çalışmaya ve okula çok zaman ayırmaya yönelik olduğunu ifade ederek, “Tabi çocukların, gençlerin spora ya da sosyal aktivitelere çok fazla zaman ayırmadıklarını görüyoruz. Spora zaman ayıran çocukların sınavlarda ek puan alması lazım. Biz bunun mücadelesini veriyoruz. TEOG’da böyle bir girişimin yapıldığını memnuniyetle öğrenmiş durumdayız. Biz de satranç branşı olarak zaman zaman bu tür girişimlerde bulunuyoruz. Spor yapan çocuklara mutlaka destek verilmesi lazım. Aksi halde yaşlar ilerledikçe sporcular maalesef bırakma aşamasına geliyor. Ekonomik kaygı, meslek kaygısı ve bunun gibi kaygılar insanların biraz daha sınavlara yönelmesini, üniversite puanlarından daha iyi puanlar almasına yönelik çalışmalar yapmasına neden oluyor. Bunun için de derse daha fazla zaman ayırmaları gerektiriyor” dedi.

  • İnternet Bağımlılığı Aileye Ayrılan Zamanı Azalttı

    Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde görevli Psikolog Gürdal Görhan, hayatımıza internetin girmesiyle birlikte yalnızca çocuklar değil anne ve babaların da bu durumdan olumsuz etkilendiğini söyledi.

    Çocuklarda internetle çok fazla zaman geçirme ebeveynlerin sıklıkla şikayet ettiği bir konu haline geldiğini belirten Görhan, “Anne babalar çocuklarının daha çok çocuklarının oynadığı çevrim içi bilgisayar oyunlarından rahatsız olduklarını ve çocuklarının ekran karşısında geçirdikleri sürenin abartılı olduğunu ifade etmektedirler. Bu durumu çocuklarıyla paylaştıklarında ise çocuklarından “Daha az önce oturdum, beş dakika oldu“ türünden cevaplar almaktadır” dedi.

    Her geçen gün daha fazla olmak üzere anne babaların akşamları eve geldiklerinde ekran karşısına geçtiklerini söyleyen Görhan, “Sosyal paylaşım siteleri öncelikli olmak üzere yetişkinlerinde oynayacağı oyunlar ebeveynlerin ilgisini çekmektedir. Aynı çocuklarda olduğu gibi yetişkinlerde de internette belli sayfalara düzenli ve uzun süreli girilmektedir. İlişkilerini, zevklerini, yaşam olaylarını oradan paylaşmakta, aynı zamanda aksatmadan sanal ortamdaki arkadaşlarının hayatını oradan takip etme ihtiyacı hissetmektedirler” diye konuştu.

    Bu durumun aileye ayrılan kaliteli zamanı azalttığını, aynı zamanda insani duyguların tamamına yakınının çoğunlukla sanal ortamda gösterilmesine yol açtığını ifade eden Görhan, şöyle devam etti:

    “Arkadaşının aldığı bir eşyayı sosyal paylaşım sitesinde görerek kıskanan ebeveyn klavye başında duygu gelgitleri yaşayabilmektedir. Belirli saatlerde oynaması gereken sanal oyunlar için gece yarısı uykudan kalkarak ekran başında meyve sulayan anne babalar vardır. Tüm ailenin bir arada olduğu saatlerde ekrana mahkum olan anne babaların zaman içerisinde yalnızca sanal ortamda bir hayatı gerçeğine tercih etme riski oluşmaktadır. Üstelik bunu yaparken çocuklarının bilgisayar bağımlılıklarına olumsuz katkıda bulunduklarını unutmamalıdırlar. Çocuklarına “Haydi dersin başına” diyen anne babalar “Bakalım dün sayfama koyduğum fotoğrafım kaç beğeni almış” diyerek ekran başına koşuşturuyorlarsa aile ve toplumun geleceği için büyük riskler söz konusudur. Gerçeğin yerini sanal, sözün yerini klavye, duygunun yerini bilgisayar ifadelerinin aldığı aile ortamlarında ebeveynlerin bir an önce ekranla ilişkilerini makul ve kendi ruh sağlığı ile aile içi iletişimi korumaya yönelik düzenlemesi ön koşuldur. Sağlıklı ailelerin kaynağı sağlıklı ebeveynlerdir. Bilgisayarın kontrolünde bir hayat yerine kontrollü bilgisayar sağlıklı olandır.”