Etiket: Av.

  • Av. Aydoğan: “Tahliye edilen Yusuf Aydemir’in Kanada’ya kaçma ihtimali çok yüksek”

    Av. Aydoğan: “Tahliye edilen Yusuf Aydemir’in Kanada’ya kaçma ihtimali çok yüksek”

    Ağrı’da 2018 yılında cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan amca Yusuf Aydemir tahliye kararıyla ilgili UCİM Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan, “Tahliye edilen Yusuf Aydemir’in Kanada’ya kaçma ihtimali çok yüksek. Tüm sanıkların Leyla’yı el birliğiyle katletmesine rağmen verilmiş olan bu tahliye kararını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz” dedi. Ayrıca UCİM üyeleri Leyla Aydemir davasının Ağrı’dan alınması için CİMER’e başvuruda bulundu.

    Ağrı’da 2018 yılında dedesinin köyüne geldikten sonra kaybolan ve 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan amca Yusuf Aydemir, istinaf mahkemesinin kararıyla tahliye edildi. Tahliye kararına bir tepki de UCİM’den geldi. Türkiye geneli başlattıkları kampanyayla UCİM üyeleri Leyla Aydemir davasının Ağrı ilinden alınarak daha sağlıklı bir yerde görülmesi için CİMER’e başvuruda bulundular.

    “Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi hepimizin vicdanını kanatan bir karara imza attı”

    İstinaf mahkemesinin vicdanları kanatan bir karar verdiğini belirten Saadet Öğretmen Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan, “Biz bugün çok üzgünüz. 2 sene önce Ağrı’da katledilen Leyla Aydemir davasında yerel mahkeme 6 sanığa beraat vermesine rağmen diğer sanık olan Yusuf Aydemir için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. Biz diğer sanıkların da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmaları için istinaf başvurusunda bulunmuştuk. Fakat dün istinaf mahkemesi olan Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi hepimizin vicdanını kanatan bir karara imza attı. Dün ağırlaştırılışmış müebbet hapis cezası beraata çevrilen Yusuf Aydemir’in tahliyesine karar verdi. Diğer 6 sanık için de beraat kararının bozulmasına hükmetti. Biz bunu hukuken hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Toplum vicdanını yaralayan bir karara imza atıldı dün itibariyle, biz gerekli itirazlarımızı yapacağız tahliye kararına ve bu davanın hiçbir şekilde peşini bırakmayacağız. Bizim adalete olan inancımız tam. Dosyada somut veriler olmasına rağmen, herkesin, tüm sanıkların el birliğiyle bu suçu işlemesine, Leyla’yı el birliğiyle katletmesine rağmen verilmiş olan bu kararı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Biz Adalet Bakanımıza, savcılarımıza ve hakimlerimize sesleniyoruz, onlara güvenimiz tam, adalete olan inancımız tam” dedi.

    “Davanın Ağrı ilinden alınması için kampanya başlattık”

    Tüm UCİM üyeleri, tüm UCİM avukatları olarak CİMER’e başvuruda bulunduklarını ifade eden Av. Aydoğan, “Adalet Bakanlığına hitaben bir dilekçe gönderdik. Bu dilekçe de ceza mahkemesi kanunu madde 19 gereğince Adalet Bakanlığımızın kararıyla dosyanın Ağrı ilinden alınarak başka bir yargı yerinde görülmesini talep ettik. Bunun gerekçesi olarak da Ağrı ilinin küçük bir il olması, sanıkların hepsinin birbirini tanıyor olması, hepsinin akraba, kardeş olması ve hem yargılama esnasında hem de yargılama dışında haricen sanıkların yapmış oldukları davranışlar kamu güvenliğini tehlikeye düşüreceği için sağlıklı bir yargılama yapılamayacağı kanaatindeyiz. Bu nedenle dosyanın Ağrı’dan bir an önce çektirilmesi gerekmekte, başka bir yargı yerinde daha sağlıklı bir şekilde yürütülmelidir. Leyla’nın katilleri şu anda dışarıda ellerini, kollarını sallayarak geziyorlar. Bu cinayet faili meçhul bir cinayet değil, bu cinayet örtbas edilecek bir cinayet değil. Biz UCİM olarak sonuna kadar bu davanın peşini bırakmayacağız. Leyla’nın katilleri bulunana kadar hiçbirimize uyku yok” diye konuştu.

    “Kanada’ya kaçma ihtimalleri çok yüksek”

    İstinaf kararında tutuklamanın bir tedbir olduğu, güvenlik gerekçesiyle sadece Yusuf Aydemir’in tutuklu olduğuna dair bir ibarenin geçtiğini kaydeden Av. Aydoğan, “Bu hiçbir şekilde kabul edilebilir değil, evet tutuklama bir tedbirdir. Fakat sanıkların kaçma şüphesi var ise ortada kuvvetli bir suç şüphesi var ise sanıklar salıverilemez. Ceza kanunumuz da bunun hükmü gayet açıktır. Buna rağmen insan kaçakçılığı yaptıklarını hem duruşma esnasında hem duruşma dışında rahatça söyleyen bir ailenin ferdi olan sanığın tahliye edilmesi kabul edilebilir değildir. Kanada’ya insan kaçakçılığı yapan bir aileden bahsediyoruz. Bunların kaçma imkanı çok yüksek ve resmen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi bunun önünü açtı gibi hissediyoruz. Kafamızda çok fazla soru işareti var ve biz bu soru işaretlerinin giderilmesi için, adalete olan inancımızı sağlam tutmak için Adalet Bakanımıza ve hakimlerimize güvenerek yol almaya devam edeceğiz” açıklamalarında bulundu.

    Ne olmuştu?

    Ağrı’da şehir merkezinde yaşayan Şükran ve Nihat Aydemir çiftinin 7 çocuğundan 6’ncısı olan Leyla Aydemir, 2018 yılında Ramazan Bayramı dolayısıyla geldikleri dedesinin yaşadığı Bezirhane köyünde, 15 Haziran günü kayboldu. Tüm Türkiye’nin bulunması için seferber olduğu Leyla’nın 18 gün sonra, köye 3 kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkiinde cansız bedeni bulundu. Su içinde bulunan küçük kızın babası Nihat Aydemir’in kuzeni Mehmet Ali Aydemir (33), 18 Temmuz günü ’kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.

    7 sanığa dava açılmıştı

    Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca Mehmet Ali Aydemir’in de aralarında olduğu 7 sanık hakkında çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet, iştirak halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da 14’er yıla kadar hapis cezası istemiyle 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı.

    Davanın 20 Eylül 2019 günü görülen ilk duruşmasında, baba Nihat Aydemir sanıklardan şikayetçi olmamış anne Şükran Aydemir ise şikayetçi olmuştu. Mahkeme heyeti, Leyla’nın amcası Yusuf Aydemir’i ’suçu işlediğine yönelik somut deliller bulunduğu ve dinlenilmeyen tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimali olduğu’ gerekçesiyle tutuklarken, 19 Aralık 2019 günü, dosya üzerinden yapılan tutukluluk değerlendirmesinde ise Mehmet Ali Aydemir, ’mevcut delil durumu ile tutuklulukta geçen süre ve dosyanın geldiği aşama’ dikkate alınarak, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    Korona virüs tedbirleri kapsamında 3 Temmuz 2020’ye ertelenen davada cumhuriyet savcısı, esas hakkında mütalaasını mahkemeye sundu. Baba Nihat Aydemir ile sanık Besim Dursun’un oğlunun Kanada’ya gönderilmesinden kaynaklı para meselesi olduğu anlatılan mütalaada, sanık Dursun’un olaydan birkaç yıl önce Aydemir’e, “Yemin olsun ben sana ciğer acısını yaşatacağım, ben seni ciğerinle terbiye edeceğim” diye sözler söylediği kaydedildi. ’Yiğit’ kod adlı gizli tanığın, taziye ziyareti sırasında Yusuf Aydemir ve Besim Dursun’un evden sık sık çıkıp, geri döndüklerini bildirdiği ifade edilen mütalaada, Leyla’nın sanık Dursun’un evinin önünden kaybolduğunun diğer tanıkların ifadeleriyle de sabit olduğu vurgulandı. Mütalaada, “Yapılan HTS incelemesinde, sanık Yusuf ve Besim’in maktul Leyla’ya ait cesedin bulunduğu sırada görüşme gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir” denildi.

    Baba ile amca arasında husumet

    Baba Nihat Aydemir ile Leyla’nın amcası Yusuf Aydemir arasında da miras ve alacak meselesi yüzünden husumet olduğu ifade edilen mütalaada, tutuklu amcanın teknik takibe takılan telefon kayıtlarına da yer verilirken şöyle denildi:

    “Sanık Yusuf Aydemir’in sanık Besim Dursun ile yakın arkadaşlığının olduğu, maktul Leyla’nın kaybolduğu gün taziye evinde sanık Yusuf ve Besim’in sürekli bir yerlere gidip tekrar döndüğü, maktul Leyla’yı, sanık Yusuf’un ortadan kaybolduğu yere doğru yönlendirdiği ve Leyla’nın kaybolmadan önce sanık Yusuf’un yanında olduğu tanık beyanlarından anlaşıldığı, Yusuf’un tape kayıtlarında, kolluk görevlilerine bir şey anlatmadığını, diğerlerinin de anlatmamaları ile kolluk ekiplerine dikkat etmeleri yönünde konuşmalar yaptığı saptandı.”

    “Sanığın maktulün bulunması için çalışan görevlileri yanılttığı ve yanlış yönlendirdiği de sabittir”

    Sanık Mehmet Ali Aydemir’in ise Leyla’yı ablası Ayşe Artam’ın evine bıraktığı kaydedilen mütalaanın devamında, “Maktulün cesedine ulaşıldığı sırada kolluk ekiplerince tutulan tutanağa göre, cesedi jandarma ekipleri dışında kimsenin görmemesine rağmen sanık Mehmet Ali, Leyla’nın kıyafetsiz olduğunu ve kıyafetlerini arayacağını ekiplere bildirdi. Sanık Mehmet Ali’nin maktulün kıyafetsiz bulunduğunu bilmesi, hayatın olağan akışına aykırıdır. Sanığın ayrıca maktulün bulunması için çalışan görevlileri yanılttığı ve yanlış yönlendirdiği de sabittir” denildi.

    Beraat edilmesi istendi

    Cumhuriyet savcısı amca Musa Aydemir ile ilgili olarak da mütalaada, “Her ne kadar sanık Musa’nın telefonunda, maktulün videosu olsa da sanığın müştekilerin evinde yaşamış olduğu, aralarında hiçbir husumet bulunmayışı, sanığın videoyu çekmekteki amacının sosyal medyada paylaşmak olduğu, bu hususun aleyhte delil olarak kullanılmasının olağan hayat akışına uygun olmadığı, sanık hakkında diğer sanıkların aksine ve olay tarihinde 3 yaşında olan ve yargılama aşamasındaki uzman raporuyla beyanına itibar edilemeyecek olan Üzeyir’in ifadeleri dışında aleyhine hiçbir tanık beyanının bulunmayışı dikkate alındığında sanık hakkında şüpheden sanık yararlanır ilkesi doğrultusunda, delil yetersizliğinden beraatına karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir” dedi.

    Tutuklanmaları istendi

    Yargılama aşamasında müştekilerin şikayetlerinden vazgeçtikleri ancak söz konusu suçun şikayete bağlı olmadığının hatırlatıldığı mütalaada, Yusuf Aydemir, Mehmet Ali Aydemir ve Besim Dursun’un fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, üzerlerine atılı ve eylemlerine uyan ’kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme’ suçlarını iştirak halinde işledikleri bildirildi. 3 sanığın ağırlaştırılmış müebbet ve 4 yıldan 14’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi.

    Ayşe Artam ve Yıldırım Artam’ın da ’cinayete ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna yardım’ suçlarından 29 yıl 4’er ay hapisle cezalandırılmalarını isteyen savcı, amca Musa Aydemir ve Hatun Dursun hakkında ise delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesini talep etti. Cumhuriyet savcısı, tutuksuz sanıklar Mehmet Ali Aydemir, Besim Dursun, Ayşe Artam ve Yıldırım Artam’ın, hükümle birlikte tutuklanmalarına karar verilmesini de talep etti.

    Amca Yusuf Aydemir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı

    Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2 Ekim 2020 günü görülen Leyla Aydemir öldürülmesi ile ilgili karar davasında tutuklu sanık amca Yusuf Aydemir hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, tutuksuz 6 sanık hakkında beraat kararı verildi.

    3 ay sonra amca Aydemir’e tahliye

    Minik Leyla’nın karar davasından 3 ay sonra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla tutuklanan amca Yusuf Aydemir tahliye edildi. Verilen karar dilekçesinde “Yusuf Aydemir’in tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin ileride telafisi güç mağduriyetine sebebiyet verebileceği, tutuklamanın bir ceza değil tedbir niteliğinde olduğu gözetilerek tahliyesine, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse derhal tahliyesinin sağlanması için Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı Esas Masasına müzekkere yazılmasına, karar kesinleştiğinde dosyanın mahkemesine gönderilmesine, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, (I) bendindeki red kararı ve tahliye kararı yönünden kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde Dairemize dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunulması, bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesi aracılığıyla dilekçe gönderilmesi suretiyle, nihai olarak Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere Dairemiz nezdinde itiraz yolu açık, bozma kararı yönünden ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1 maddesi gereğince kesin olmak üzere 21/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi” denildi.

  • Av. Çelebi Baro Başkanlığı için adaylığını açıkladı

    Av. Çelebi Baro Başkanlığı için adaylığını açıkladı

    Ekim ayından yapılacak olan Erzurum Barosu 48. Olağan Genel Kurulunda Baro Başkanlığına adaylığını açıklayan Av. Mustafa Çelebi: “Savunmanın gücü, hukuk ve adalet için mücadelemizin başarısı için Erzurum Barosuna kayıtlı olan saygıdeğer meslektaşlarımın desteğini bekliyorum” dedi.

    Erzurum’un başarılı avukatlarından Mustafa Çelebi Baro başkanlığı için adaylığını açıkladı. 2003 yılında avukatlık mesleğine başladığını ve 2012 ile 2018 yılları arasında Erzurum Barosu yönetim kurulunda görev yaptığını belirten, bu süreçte en başından beri avukatların sorunlarını bire bir hakim olduğunu söyleyen Erzurum Baro Başkanı adayı Av. Mustafa Çelebi: “Meslektaşlarımın, Baro başkanından her şeyden önce mesleğin saygınlığı için çalışması, baroya kamuoyunda saygınlık kazandıracak tutumlar içinde olması, sosyal sorumluluk projeleri hayata geçirmesini, avukat olarak bir yerde haksız bir tavırla karşılaştıklarında Baro Başkanın yanlarında olmasını istediklerini çok net bir şekilde gördüm. Yine Baro Başkanlığını sadece bürokrasi ve protokole katılma, ağırlama fotoğraf çekilme yeri ve makamı olarak görmek istemediklerini, her türlü mesleki ve şahsi sorunlarında yanında görmek istediklerine şahit oldum.” diye konuştu.

    Avukatların sorunlarının seçim dönemi sonrası ilgilenilmeyen problemler haline getirildiğini, belirten Av. Çelebi şunları söyledi: “Baro başkanlık seçimleri için ziyaret edilen, ilgi gösterilen avukatlarımızın dile getirdikleri sorunlar seçim sonrası unutulmuştur. Kaldı ki baro başkanlık seçimi sonrasında Baromuza mensup avukatlarımızın münferit olarak maruz kaldığı haksız tutumlar karşısında seçilmiş Baro Başkanları meslektaşımızın yanında yer almak yerine sessiz kalmayı prensip belirlemiştir. Gruplaştırma yapmak için aday olanların aksine, Birlik ve Beraberliğimizi güçlü kılmak adına elimden gelenin fazlasının gayretini vermek için Baro Başkanlığına aday oldum. Gerek görev yaptığım dönemde gerekse sonrasında sürekli olarak meslektaşlarımın yaşadığı sıkıntılar ve uğradıkları haksızlıklara karşı çözüm üretme amacıyla yakından alakadar oldum. Meslektaşlarımın uğramış olduğu haksızlıkları ortadan kaldırmak adına Erzurum Barosu’nun Ekim ayında yapılacak olan 48.Olağan Genel Kurulunda Baro Başkanlığı’na aday olmaya karar verdim. Aday olmamım nedeni avukatlık mesleğine ve savunmanın gücüne olan inancımdır. Barolar siyasi partilerin arka bahçesi yapılamaz. Şahsi menfaat ve görüşler nedeniyle baroların ve avukatların hakları siyasi partilere alet edilemez. Barolar tarafsız olmalıdır. Hak, hukuk, adaletin yanında olmalıdır. Başkanlığım süresince Erzurum Barosu hiçbir siyasi partinin arka bahçesi ya da tarafı olmayacaktır. Erzurum Barosunun Genel Kurulu yapılacak seçimde takdirini benden yana kullanması halinde, bu tarz tartışmalar içerisinde yer almak yerine, meslektaşlarımın sorunlarıyla yakından ilgilenip çözüm üretmek amacıyla görevimi yapacağım. Baro Başkanı olarak oy veren vermeyen herkesin başkanı olarak ayrım yapmadan görevimi yapacağım. Baro Başkanlığı sıfatının arkasına geçip cübbesine düğme iliklemeksizin, meslektaşının hakkını menfaat gözetmeksizin koruyan kollayan, Baroyu kendine çıkar kapısı olarak görmeyen bir anlayışla, insan haklarına saygılı, Hak’ tan, Hukuk tan ve Adaletten ayrılmaksızın meslektaşlarına hak ettiği hizmeti her daim sağlamak amacıyla, Erzurum Baro Başkanlığına aday oluyorum. Baroda hep bana, hep bize hep çevreme görev verme düzeni kalkacaktır. Seçim dönemi kürsüden söz verip, seçimden önce mesaj atarak yapılacak faaliyetleri seçimden sonra unutan başkan olmayacağım. Görev sürem, meslektaşlarımın adli mercilerdeki yasal haklarını aramakla geçecektir. Baromuza kayıtlı tüm meslektaşlarıma eşit hizmet edilecektir. İlçelerimizde, kurumlarda görev yapan meslektaşlarımız dışlanmayacak, unutulmayacaktır. Herkese eşit hizmet yapılacaktır. Covıd-19 salgın hastalık döneminde avukatların maddi-manevi haklarını, sağlıklarını, işlerini korumak, düzenlemek yerine seçim sistemi için toplantıların yapıldığı bu toplantılarda göstermelik duruşların sergilendiği, fikir ayrımının yaşandığı gelen tepkiler üzerine görüş ve fikirlerini değiştirdikleri aşikardır.”

  • Kent Konseyi Başkanı Av. Arb. Ali Dilber’den TFF’ye 1 TL’lik dava

    Kent Konseyi Başkanı Av. Arb. Ali Dilber’den TFF’ye 1 TL’lik dava

    Düzce Belediyesi Kent Konseyi Başkanı Av. Arb. Ali Dilber, 2. ve 3. liglerin tescil edileceğini açıklanmasının ardından Türkiye Futbol Federasyonu’na manevi tazminat davası açtığını duyurdu. Ali Dilber “Bu 1 TL’lik onur mücadelemizin davasıdır, maddi çıkar yok” diyerek, Düzcespor Kulübü’nün haklarını sonuna kadar savunacaklarını dile getirdi.

    Korona virüs nedeni ile ertelenen 2. Lig ve 3. Lig müsabakalarının, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) kararı ile oynatılmayacağı açıklandı. Kararın ardından liglerin nasıl tescil edileceği ile ilgili yapılan açıklamada liglerde birinci takımlar bir üst lige yükselirken, 2., 3., 4. ve 5. takımlar ise Play-Off oynayacağı açıklandı. TFF 3. Lig 1. Grup’ta 5. sıradaki Artvin Hopaspor’un 1 puan gerisinde 6. sırada olan Düzcespor camiasından karara tepkiler çığ gibi büyüyor.

    Düzce Belediyesi Kent Konseyi Başkanı Av. Arb. Ali Dilber ise alınan karara tepki göstererek Türkiye Futbol Federasyonu’na manevi tazminat davası açtığını duyurdu. Açılan davada maddi amaç güdülmediğini belirterek sosyal medya hesabı üzerinden konuyla ilgili açıklamada bulunan Av. Arb. Ali Dilber, “Düzcespor üyesi olarak, Türkiye Futbol Federasyonuna karşı 1 TL’lik manevi tazminat davamızı açarak, maddi amaç gütmeyen onur mücadelemizi başlatmış bulunmaktayım” dedi.

  • Av. Kök: “Kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile doğrusal ilişkisi olup, toplumsal cinsiyet eşitsizliği önlenmeden şiddetin de ortadan kalkmayacağı açıktır”

    Av. Kök: “Kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile doğrusal ilişkisi olup, toplumsal cinsiyet eşitsizliği önlenmeden şiddetin de ortadan kalkmayacağı açıktır”

    Erzurum Barosu Kadın Hakları Komisyonu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı.

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Erzurum Barosu’nda toplanan Kadın Hakları Komisyonu basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı okuyan Avukat Ömer Melih Kök, Cumhuriyet devrimleri ve kadının insan hakları kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini söyledi. 8 Mart 1957 yılında Amerika’da kadın işçilerin düşük ücretleri, uzun çalışma saatleri ve insanlık dışı çalışma koşulları nedeniyle başlattıkları grevde 129 kadın işçinin yakılarak öldürülmesiyle başlayan sürecin kadınların; eşitlik, özgürlük mücadelesinin simgesi haline geldiğini belirten Kök, 8 Mart’ın kadınlar için mücadele ve dayanışma günü olduğunu söyledi.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününün; tüm dünyadaki emekçi kadınların; kendilerini ailede, toplumda, siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda eşit bir birey olarak görmeyen zihniyetlere karşı dayanışma ruhuyla hareket ederek; toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadının insan haklarının ihlal edilmesinin ortadan kaldırılması için gerekli eğitim, kültür, ekonomik ve yasal alanda çalışmalar yapılması taleplerini dile getirdikleri mücadele ve dayanışma günü olduğunu hatırlatan Kök, bugün yürütmekte olunan mücadelede çok daha fazla dayanışmaya ihtiyaç olunduğunu ifade etti.

    Basın açıklamasında ülkemizdeki kadınların sorunlarına da değinen Kök, “Maalesef dünyada eşitsizlik, yoksulluk, şiddet ve savaşlar giderek artmaktadır. Bizler savaşı, yoksulluğu, eşitsizliği, şiddeti arttıran sistemi sorgulamadan ve değiştirmeden kadının insan haklarının ihlalinin ortadan kaldırılamayacağının bilinciyle, insanları yoksulluğa iten, eşitsizliğe, şiddete ve savaşa yol açan bu sömürü düzeninin değişmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Ülkemizde toplumumuzun yarısını oluşturan kadınlarımız ne yazık ki eşit bir şekilde eğitim ve istihdam olanaklarına ulaşamamakta, kültürel ve siyasal alanda yeterince temsil edilememektedirler. Kadınlarımızın büyük çoğunluğu mülksüz, yoksul ve emekçidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaygın olması toplumsal ilerlemenin önündeki en önemli engeldir. Kadınların ev içinde harcadıkları ücretsiz emeğin yok sayılması engellenmelidir” diye konuştu.

    Kadınlara eşit fırsat tanınması gerektiğini belirten Ömer Melih Kök, “Eğitimde fırsat eşitliği sağlanarak, kadınların eğitime erişimleri sağlanmalıdır. Kız çocukların eğitimlerini bırakmalarına yol açan 4+4+4 sistemi terk edilmelidir. Yine istihdam alanında kadınların önündeki engeller kaldırılmalı ve kadının ekonomik bağımsızlığına yol açacak istihdam politikaları oluşturulmalıdır. Kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal hayatın karar alma süreçlerine etkin ve eşit biçimde katılmaları için eşit fırsatlar tanınmalıdır. Kadına karşı gerek politikada, gerek medyada gerekse dini alanda kullanılan dilin erilleşmesi önlenmelidir. Laiklik ilkesinden uzaklaşılmasının en olumsuz etkileri kadınların üzerinde hissedilmektedir. Ülkemizde son yıllarda kadına karşı şiddet ve kadın cinayetlerinin sayısı hızla artmaktadır. Kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile doğrusal ilişkisi olup, toplumsal cinsiyet eşitsizliği önlenmeden şiddetin de ortadan kalkmayacağı açıktır” dedi

    Erzurum Barosu Avukatlarından Melih Kök açıklamanın devamında şu cümleleri kullandı:

    “Kadınları toplumsal hayatın dışına iten ayrımcı ve cinsiyetçi politikalardan vazgeçilerek, kadını sadece ailenin bir parçası olarak gören, özgür birey olduğunu kabul etmeyen politik ve kültürel anlayış değiştirilmeli, kadınlara siyasal, sosyal ve ekonomik alanda yer açacak toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları samimiyetle uygulanmaya geçilmelidir. Hak savunucu olarak bizler kadının İnsan Hakları mücadelemizi dünden daha büyük bir inançla ve dayanışmayla sürdürmeye kararlıyız. Bizler, Türkiye Kadın Hukuku Komisyonu ( TÜBAKKOM ) üyeleri olarak; Cumhuriyet Devrimleri sonucunda ve mücadelelerimizle elde edilen kadın hak ve kazanımlarından geriye götürmeye yönelik her türlü zihniyetin, söylemin, girişimin karşısında olacağımızı, kadına karşı ayrımcılığın ortadan kalktığı, kadının eşit ve özgür bir birey olarak var olduğu, kadının insan haklarının ihlal edilmediği, barışın ve özgürlüğün var olduğu bir Türkiye ve Dünya için; kadın haklarının teminatı olan Atatürk Devrimlerine ve Laik Cumhuriyeti’mize bağlılıkla, mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğimizi kamuoyuyla saygılarımızla paylaşıyoruz.”

    Basın açıklamasına Baro Başkanı Talat Göğebakan, Yönetim Kurulu Üyeleri, Kadın Hakları Komisyon Başkanı İlknur Sarcan ve yönetimi katıldı.

  • UCİM Genel Başkan Danışmanı Av. Aydoğan: “Minik Leyla’yı öldürenlerin yakalanmasına ramak kaldı”

    UCİM Genel Başkan Danışmanı Av. Aydoğan: “Minik Leyla’yı öldürenlerin yakalanmasına ramak kaldı”

    Ağrı’da geçen yıl Ramazan Bayramı’nda gittiği dedesinin köyünde kaybolan ve 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in ölümüyle ilgili tutuklu yargılanan amcası Mehmet Ali Aydemir, “mevcut delil durumu, tutuklulukta geçen süre, dosyanın gelmiş olduğu aşama” sebebiyle tahliye edildi. Tahliye kararı üzerine açıklama yapan UCİM Genel Başkan Danışmanı ve Erzurum İl Temsilcisi Avukat Ayşegül Aydoğan, “Dışarıda elini kolunu sallayarak gezen suçluların yakalanmasına ramak kaldı” dedi.

    UCİM ailesi olarak tahliye kararına şaşırdıklarını ifade eden Av. Aydoğan, “Üzüldük ve şok olduk. Sakin davranmamız gerektiğini düşünerek hukuk komisyonumuz eşliğinde dosyayı inceledik. Mehmet Ali Aydemir dosyada somut bir delil olmadığı için Türk Ceza Kanunu’nun gereğince tutukluluk halinin son verilmesine karar verildi” diye konuştu.

    “Amcanın tahliyesi gerçek suçlulara yaklaştığımızı gösteriyor”

    Mehmet Ali Aydemir’in tahliyesinin kötü bir şey gibi gözükse de gerçek suçlulara yaklaştıklarını kaydeden Av. Aydoğan, “Mahkeme heyetinin yaptığı delil inceleme sonucunda 21 Şubat’taki davada muhtemelen dışarıda elini kolunu sallayarak gezen suçluların yakalanmasına ramak kaldığını gösteriyor. Anne, Ağrı’nın bölgesel yapısı gereğince aşiretlerdeki ’kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışı sebebiyle anne korkuyor ve susuyor. Anneyi korumak zorundayız, onun bir anne olduğunu da unutmamak zorundayız. Kendisi derin acılar çekti biz onun yanında olmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Anne sussa dahi biz UCİM olarak konuşmaya devam edeceğiz. 21 Şubat’ta her ne kadar müdahillik talebimiz mahkeme tarafından reddedilmiş olsa da Ağrı’daki gönüllü avukatlarımız eşliğinde Ağrı Barosu’nun müdahillik talebi de kabul edildiği için orada olacağız. UCİM Genel Başkanı Saadet Özkan, Genel Başkan Yardımcısı Yücel Ceylan başta olmak üzere Erzurum, Ağrı, Van Baro başkanları ve programı uygun olursa Türkiye Barolar Birliği Metin Feyzioğlu ve çevre illerdeki tüm UCİM gönüllüleriyle orada daha kalabalık şekilde olacağız. Mahkeme heyeti çok güzel titizlikle çalışıyor, 21 Şubat’ta sanıkların en ağır şeklide cezalandırılacağı bir karar duruşması bekliyoruz” açıklamalarında bulundu.

    Ne olmuştu?

    Ağrı merkezde oturan Nihat ve Şükran Aydemir çifti, çocukları ile birlikte akrabalarıyla bayramlaşmak için Ağrı’ya 15 kilometre uzaklıkta bulunan Bezirgan köyüne gitmişti. Köyde akrabaları ile bayramlaşan Leyla, evin önünde amcası ile oynadıktan sonra kaybolmuştu. Durumun jandarmaya bildirilmesinin ardından jandarma ve AFAD ekipleri 18 gündür bölgede arama faaliyetlerinin sonucunda köye 1 kilometre uzaklıktaki dere kenarında Leyla Aydemir’in cansız bedenine ulaşılmıştı.

    Anne şikayetçi oldu, baba olmadı

    Ağrı’da kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in birinci duruşmasında ifade veren anne Şükran Aydemir, şikayetçi oldu. Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada anne Şükran Aydemir şikayetçi oldu. Aydemir ifadesinde, “Kızımı aç bıraktılar susuz bıraktılar kızıma zulüm yaptılar Allah’a ve devletime güvenip susma hakkımı kullanmak istiyorum. Yapanlardan şikayetçiyim” dedi.

    Baba Nihat Aydemir ise sanıklardan şikayetçi olmadığını belirterek, “Bayram namazı mezarlığa gittim. Leyla’nın elinde bir poşet vardı onla birlikte eve bıraktım. Ben başka bir köye gittim. Geldiğimde Yusuf taziye evinin bahçesinde oturuyordu. Ben eşime hazırlanın gidelim dedim. Keşke o köye hiç gitmeseydim. Leyla’yı bulamadık. Sonra her kafadan bir ses çıktı. Leyla orada burada dediler her yere baktık hiçbir yerde yok. Benim şüphelendiğim kişiler Ali K. ve Mehmet K.” ifadelerini verdi.

    Suçlamaları kabul etmeyip, şahit olarak baba Nihat Aydemir’i gösteren Mehmet Ali Aydemir, ifadesinde şunları söylemişti:

    “Benim bu suçla alakam yok en büyük şahidim babası Nihat Aydemir. Beni hamura babası gönderdi. İmamı getir dedi. Musa Aydemir ile hamura gittim. Hamur girişinde kimlik tespiti yapıldı. Benim gittiğim güzergah ile ablamın evinin alakası yok. Ben eniştemi yoldan aldım. Benim çocuğu ablamın evine götürdüm diye atılan iftiralar gerçek değildir. Saadet ablayla ilişkim olduğunu bu yüzden sustuğunu söylüyorlar. Hepsi benim nasıl abimse Saadet benim ablam. Çocuk kaybolduğu zaman biz çay içiyorduk. Ben 4 yıldır köyde anons yapan kişiyim. Okul aile birliği başkanlığı yaptım çocuğum olmadığı halde. Anons yüzünden bile suçladılar.”

    17 ay sonra tahliye edildi

    Dün yapılan tutukluluk değerlendirmesinde mahkeme heyeti, Mehmet Ali Aydemir’in ’mevcut delil durumu, tutuklulukta geçen süre, dosyanın gelmiş olduğu aşama’yı gerekçe göstererek tahliyesine karar verdi. Tutuklandığı günden beri Elazığ’daki yüksek güvenlikli cezaevinde tek kişilik hücrede kalan Mehmet Ali Aydemir, mahkeme kararıyla serbest bırakıldı. Mehmet Ali Aydemir tahliye sonrası bugün sabah köyüne döndü. Dosyanın tek tutuklu sanığı ise Yusuf Aydemir kaldı.