Etiket: Aslı

  • OYAK’ın Kurumsal İletişim Müdürü Aslı Evren Eskibatman oldu

    OYAK Grubu, kurumsal iletişiminin başına Aslı Evren Eskibatman’ın getirildiğini duyurdu.

    OYAK Grubu, kurumsal iletişiminin başına Aslı Evren Eskibatman’ı getirdiğini açıkladı. Açıklamaya göre, Eskibatman yeni görevinde OYAK ve grup şirketlerinin iletişimini yönetecek.

    Aslı Evren Eskibatman kimdir?

    Son üç yıldır Vestel Şirketler Grubu Kurumsal İletişim Müdürü görevini yürüten Aslı Evren Eskibatman, Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nden mezun olduktan sonra International Data Group Türkiye bünyesindeki Computerworld’de gazetecilik hayatına başladı. Informationweek’in Ankara temsilciliği sonrasında 6 yıl Interpromedya Ankara Bölge Müdürlüğü ve BT Haber Ankara temsilciliği görevini yürüttü. Eskibatman, 2004 yılından beri birçok markanın kurumsal iletişimini yürüttü.

  • Aslı Baş davasında yalancı tanık iddiası

    2010 yılında Bodrum Yalıkavak Mahallesi’nde iş adamı Ahmet Bayer’in villasında ölen eski mankenler kraliçesi Aslı Baş’ın ölümüyle ilgili Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinde duruşma yine ertelendi. Duruşmada yalan ifade verdikleri ileri sürülen 2 tanığın tekrar dinlenmesi istendi.

    Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuksuz yargılanan iş adamı Ahmet Bayer ile oğulları Volkan ve Hakan Bayer, Aslı Baş’ın babası Mehmet Yavuz Baş ve avukatlar katıldı.

    Ölen mankenler kraliçesi Aslı Baş’ın ailesinin avukatı Fahri Safa Küpçü, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamada, dava sürecinde tanık olarak dinlenen ve dosyaya giren iki kişinin bulunduğunu belirtti. Küpçü, “Bunların tanıklıklarının şüpheli olduğu ve bu sebeple ve kendileri ile ilgili yalan tanıklıktan davaya dahil edilmeleri gerektiğini söylüyorduk. İlk etapta bu talebimiz reddedilmişti. Bu iki kişi ile ilgili Bodrum’da bir soruşturma başlatılmıştı. Yalancı tanıklık dolayısı ile dava açıldı. Yeterli şüphe var ki dava açıldı. O dava Yargıtay kararı doğrultusunda bu dosya ile birleştirildi. Tanıklar Beyhan ve Melis Strassner, yurt dışında yaşıyor. Bunların da kesin ifadelerinin alınması gerekiyor. Bizim de avukat olarak onlara soru sorma hakkımız var artık. Birtakım gerçekleri çarpıtmış olabilirler. Bundan sonra tekrar duruşma kaldığı yerden devam edecek” dedi.

    Ölen manken Aslı Baş’ın babası Mehmet Yavuz Baş ise 6 yıldır mücadele verdiklerini belirtirken, “Bodrum jandarma komutanın 4 yıl boyunca tapeleri ve delilleri sakladı. Müşavir katillere sahip çıkıyor. Bir müsteşar Savcıya ‘namussuz’ diyor. Biz burada 6 sene bu mağduriyeti yaşıyoruz. İhsan Kalkavan’ın olayda konuşmaları tapelerde mevcut. Bu tapelerin içeriği bunların ne şekilde konuştuğu belli. Orada adı geçen imam veya hoca Zeki isimli kişinin ‘güvenilir hakim ve avukat bulun hakimler ile diyaloğa girsin’ diye tapelerde var” dedi.

    Mahkeme çıkışında gazetecilere açıklama yapan ve tutuksuz yargılanan iş adamı Ahmet Bayer ise adaletin tecelli edeceğine inandıklarını belirterek, “Yargılama devam ediyor. Bu konuda bütün deliller toplandı. Adli Tıp genel kurulunda da rapor geldi. Aslı Baş’ın öldürülmüş olması ile ilgili tek bir delil yok. İntihar etmiş olabileceği ile ilgili Adli Tıp’tan bir sürü deliler var. Takdir mahkemenindir” şeklinde konuştu.

    Bayer, yalancı şahitlik yaptıkları ileri sürülen iki kişi ile ilgili olarak da şunları kaydetti:

    “Dosya buraya gönderilmiş. Bu da enteresan. Çünkü daha önce de görgü tanıklarından birisi ile ilgili yalan beyandan dava açılmıştı. Bu davada kendisi beraat etti. Yargıtay bu kararı ana mahkeme bitmeden veremez. Ana mahkemeyi beklemeniz lazım”

  • Aslı Baş Cinayetinde ‘Paralel Yapı’ İddiası

    Bodrum Yalıkavak’ta 21 Temmuz 2010 tarihinde işadamı Ahmet Bayer’in villasında ölü bulunan mankenler kraliçesi Aslı Baş’ın Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki 26. Duruşması yapıldı. Duruşma’ya tutuksuz yargılanan işadamı Ahmet Bayer, oğulları ve Volkan ve Hakan Bayer, Aslı Baş’ın babası Mehmet Yavuz katıldı.

    Duruşma öncesi açıklama yapan Manken Aslı Baş’ın Babası Mehmet Yavuz Baş, dava sürecinde işin içine paralel yapının müdahil olduğunu ve delilleri karattıklarını ileri sürdü. Baba Baş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektubunda, “21 Temmuz 2010 tarihinde Bodrum Yalıkavak’ta kızım Aslı Baş öldürüldü. Öldürenler ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanmak üzere Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesi savcılığının açtığı davada bizler sadece hukuk mücadelesi değil, paralel yapı ve İhsan Kalkavan davamızı 17 ay savsaklatan ve delillerin karartılmasını sağlayan savcı Ramazan Oruç davamıza delil olabilecek ses tapelerini 4,5 yıl saklayan Bodrum Jandarma Komutanı, mevcut delilleri değerlendiren savcıya namussuz diyen TBMM Başkanlık Müşaviri Rüçhan Akıncıoğlu gibi paralel yapı mensupları hakim ve savcıya rüşvet ve imtiyaz sağlayan yargıyı etkilemeye çalışanlarla mücadele ediyoruz. Mağduriyetimi takdirlerinize arz eder, sizden başka sığınacağımız kimsemiz yok. Allah başımızdan eksik etmesin” dedi.

    Aslı Baş’ın ailesinin Avukat İbrahim Ataş, Bodrum 4. Ve 6. Asliye Ceza Mahkemesine delilerini karartılması ve yalan beyanda bulunmaktan suç duyurusunda bulunduklarını söylerken, Bodrum ve Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyaların birleştirilmesi taleplerinin mahkemece kabul edilmediğini söyledi. Avukat Ataş, “Bu celsede Bodrum’da 6. ve 4. Asliye Ceza Mahkemesine iki dava açmıştık. Davanın içeriğinde sanık taraflarının tanıklarının yalan beyanda bulunmaktan dolayı yaptıkları eylem ile ilgili suç duyurusunda bulunduk. Bodrum’da 4. Asliye Ceza’da Cumhuriyet Savcısı yeterli şüphenin oluşması nedeniyle kamu davası açılmasına karar verdi. 6. Asliye Ceza Mahkemesine yaptığımız suç duyurusu da suç delillerinin karartılmasına yönelikti. Bundan da Savcılık yeterli delilin olması nedeniyle kamu davası açılmasına karar verdi. Bodrum’daki iki dosyanın Muğla’daki Ağır Ceza dosyaları ile birleştirilmesini talep ettik. Mahkeme bunu kabul etmedi. Ama Bodrum’daki mahkeme dosyaların birleştirilmesi noktasında Yargıtay’a gönderdi dosyayı” dedi.

    Mahkeme çıkışında gazetecilere açıklama yapan Aslı Baş ailesinin avukatı Fahri Safa Küpçü, Polisten 155’e yapılan arama kaydını istediklerini, fakat kaydın olmadığı söylendiğini belirterek, “Polis 155 bizde kaydı yok diyor. Problem şu. Sabit olan bir şey var o da NTS (Numara Taşınabilirliği Bilgi Sistemi) kaydı var. NTS kaydında bu numara 155’i aramış. O arayan kişi de tanık olarak dinlendi ve ‘Evet ben 155’i aradım’ dedi. Aradan 5 yıllık bir süreç geçti ve net olarak ne söylediğini hatırlayamıyor. Biz ses kayıtlarının içeriğinin getirilmesini istiyoruz. Hayati önem taşıyabilir. Çünkü 112 kaydı da çok önemsiz gibiydi. Çünkü Aslı Baş için atladı dedikleri, merdivenden düştü diye ifade kullandılar. Yani yargılamanın sürecini ciddi şekilde değiştirdi” dedi.

    Duruşması öncesinde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Muğla Adliyesi önünde kadın cinayetlerini protesto etti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına açıklama yapan Dilara Karakoç, Aslı Baş için adalet sağlanana dek davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

    Duruşma ileri bir tarihe erteledi.

  • 16 Yaşındaki Aslı 1 Aydır Kayıp

    Adana’da, 16 yaşındaki Aslı Demir’den bir aydır haber alınamıyor. Kızının başına bir şey gelmesinden korkan anne ise “Ne olur kızım evine dön” diye gözyaşı döktü.

    Adıyaman’a akrabalarının yanına giden Aslı Demir ve annesi Aysel Demir, burada bir süre kaldıktan sonra trenle tekrar Adana’ya döndü. İstasyonda indikten sonra durağa geldiklerinde, Aslı Demir annesi Aysel Demir’e “Sen belediye otobüsü ile eve geç. Ben dolmuşa binip geleceğim” dedi. Anne Aysel Demir, belediye otobüsü ile Seyhan ilçesinin Dumlupınar mahallesindeki evine geldi. Ancak Aslı Demir’den bir daha haber alamadı. Emniyete ve savcılığa başvuran gözü yaşlı anne, bir aydır kızının dönmesini bekliyor.

    Aslı Demir’in daha önce de iki kez evden kaçtığını ve polisler tarafından getirildiğini söyleyen anne Demir, son dönemlerde genç kızların başına gelen olayların aklına geldiğini ve kızı için endişe duyduğunu belirtti.

    “AKRABALARA EVE DÖNERSEM CEZAEVİNE GİRERİM DEMİŞ”

    Aysel Demir, eşinin 2007 yılında uçak kazasında yaşamını yitirdiğini belirterek, “Kızımın kimliği bende bulunuyor. Telefonuna da cevap vermiyor. Sosyal paylaşım sitesinde görüştüğü akrabalarımıza bir daha eve dönmeyeceğini ve dönmesi durumunda cezaevine girmesinden korktuğunu söylemiş. Kızım adli kontrol ve denetimli serbestlik uygulamasından dolayı karakola imza atıyordu. Sorununun ne olduğunu ve neden evden kaçtığını anlamış değilim. Evde ağabeylerinin bir baskısı yok. Bir sevdiği olsa ona da razıyız ve evlendirirdik. Ama bununla ilgili bir duyum da almadık” diye konuştu.

    Kızına çağrıda bulunan anne Demir, “Ne olur kızım evine dön. Sen daha çok küçüksün. En azından nerede olduğunu bize söyle. Başına kötü bir şey gelmesinden çok korkuyorum” ifadelerini kullandı.

  • Iuc Başkanı Azizoğlu: “Asli Uygarlık İslam Ve Anadolu Medeniyetidir”

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, “Asli uygarlık İslam ve Anadolu medeniyetidir” dedi.

    Türkmeneli Televizyonu’nda yayınlanan “Coğrafyamıza Akademik Bakış” programına bu hafta eski Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat İnanç’ı konuk eden IUC Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Türkiye ve bu coğrafyada yaşanan kaos ve sebepleri, demokrasi, halk ve toplum katmanlarını ilgilendiren konularda analizlerde bulundu. Türkiye’de ilgi alanımızda olan aile kavramı, ahlaki değerler, Anadolu medeniyeti ve kültürünün son yüzyılda Batı kültürü, değer ve kavramlarına karşı hızla asimilasyona uğradığını belirten Azizoğlu, “Bizi biz yapan bu ulvi yaşamsal değerlerimizden uzaklaşıp hızla başka bir yapıya bürünüyoruz” dedi.

    Özellikle yüzyıl önce Batı toplumlarının yapay olarak sınırlarını çizdiği coğrafyamızda istek, amaç, arzu ve projelerine göre dizayn ettikleri tüm İslam coğrafyasındaki halk ve toplumları suni demokrasi aldatmacası ile kendi stratejik, ekonomik, politik, diplomatik kazanımlarına göre ulusları, devletleri baskıcı rejimlerle Batı’ya doğru yönlendirdiklerini kaydeden Azizoğlu, “Bu yapay sınırlar, suni rejimler toplumların hızlı değişim ve dönüşümüne de sebebiyet verdi. Özellikle ahlaki değerler, inançlar, kültürler, kavramlar gibi İslam medeniyetinin en önemli unsurları hızla asimilasyona uğramış oldu. Biz, biz olmaktan çıkarak farklı bireyler, toplumlar, uluslar olmaya başladık” dedi.

    Son yıllarda hızını gittikçe artıran yeni bir dizayn projesinin bu coğrafyada hayata geçirildiğini ifade eden Azizoğlu, “Yine yapay sınırlar çizilmeye çalışılıyor. Coğrafyamızda yaratılan kaoslar, iç savaşlar, nifak tohumları, yine Müslümanları birbirine düşman, kardeşi kardeşe kırdırtan, aynı coğrafyada yaşamaya mecbur, mahkûm olduğumuzu unutan toplumlar haline getirildik. Birlikte yaşama kültürünü unuttuk, hoşgörüyü unuttuk, sevgiyi unuttuk, kardeşçe yaşamayı unuttuk. En önemlisi de bu kirli savaşlarda hep kaybedenin bu coğrafyadaki tüm toplumlar, uluslar, bireyler olduğunu algılayamaz hale geldik. Tüm bu değerlendirmeler ve bakış açısıyla baktığımızda kültürde, inançta, ahlaki değerlerde ve ulvi medeniyetimizin hızla asimile edildiğinin de bilincini kaybettik. Çünkü o kadar çok farklı şeylerle meşgulüz ki, o kadar farklı şeylerle meşgul ediliyoruz ki ve biz hızla elimizden, benliğimizden, ruhumuzdan kayıp giden değerlerimizin, inançlarımızın, kültürümüzün kayboluşunu algılayamaz hale geldik” dedi.

    Anadolu kültürü, değerleri, kavramları, inançlarının yüzyıllar boyunca tüm İslam coğrafyasına, hatta Batı toplumlarına da öncü ve rehber olmuş medeniyet, kültür, inanç, değer ve kavramlar olmasına rağmen bizlerin biz olmaktan çıkarak Batı toplumlarının kötü kopyası olmaya başladığını kaydeden Azizoğlu, şunları söyledi:

    “Onlar gibi giyinen, onlar gibi düşünen, onlar gibi konuşan ve bunu da çok büyük bir marifet sanan, sanki akıl tutulması yaşayan birey ve toplumlar olduk. Eğitim sistemimizi, toplumsal yaşantımız, kültürel yaşantımız, bütün değerlerimize baktığımızda dünyanın, gezegenimizin, insanlarımızın ihtiyacı olan bu ulvi değerleri hızla yitirmeye başladık. Acı ve üzücü olan da bu kayboluşun farkında bile değiliz, bunu sanki bir akıl tutulması gibi görüyorum. Toplumların yaşadığı bu hızlı değişim ve dönüşüm bireyleri de farklılaştırdı. Baktığınız zaman fizyolojik ya da biyolojik olarak insan tanımlamasını yaptığımız bireylerin vicdan, iman, merhamet, insaf gibi değerleri yitirmiş olarak karşımıza geldiğinde o zaman insanlığın özellikle bizim de yaşadığımız coğrafya ve bizim ülkemizin de Anadolu medeniyetindeki bireylerin de fizyolojik, biyolojik yapılarının yanında farklı bir yapıyla karşımıza çıkıyorlar.”

    Azizoğlu, “Bir birey elinde silah insanları öldürebiliyor ya da farklı bir birey aile kavramı, anne, baba, kardeş, namus, ahlak hiçbir değerin öneminin kalmadığını savunuyor. Ya da başka bir birey acımak, merhamet, yardım, katkı sunmak, insanları, insanlığı, doğayı, hayvanları sevmek değerini tamamen yitirmiş bir birey olarak karşınıza çıkıyor. Ve biz bunu normal bir insan fizyolojisinde veya biyolojisinde nasıl tanımlayabiliriz? Hadi fizyoloji ya da biyolojide tanımlayabiliriz de insani vasıflarda nasıl değerlendirebiliriz? İşte tüm bunlara baktığımız zaman kültürün, inancın, ahlakın, onurun insanlık ailesi için ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Yani birey eğer birey insan odaklı bir yaşamı seçmiş ise içinde sevginin, merhametin, insani paylaşımın, dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun her türlü insanı rengini gözetmeksizin, ırkını gözetmeksizin, dinini gözetmeksizin sevmeyi başarıyorsa işte o zaman insanlık ailesini oluşturmuş oluruz” dedi.

    Azizoğlu, şunları söyledi:

    “Maalesef medeniyetin, uygarlığın, çağdaşlığın çıkış noktası diye bize tanımlanan Batı toplumlarında bu erozyon, baya yok oluş başlayarak bütün dünyaya yayılıyor. Bireyin bencilliği, bireyin insan sevgisizliği, bireyin tüm yaşamını ben odaklı bir merkez haline getirerek toplumsal bir yaşantının da bu hale getirilmesi, devletlerin de sadece kendi çıkarlarının olduğu, dostu olmadığı bir yapıya döndüğü gezegenimizde yaşamımız işte bu insan odaklı yaşamı yani kültürü, değeri, kavramı, inancı, ahlakı yaşamayı da yok etti. Asimile olmaya başladık, biz de Batı toplumlarının değer ve kavramlarına hızla ilerliyoruz. Biz, biz olmaktan çıkmak üzereyiz.”