Etiket: Asırlık

  • Yarım Asırlık Berberin Yarım Asırlık Müşterisi

    Eskişehir’in tarihi Odunpazarı bölgesindeki en eski berberi olan Şirin Berber, yarım asrı aşkın süredir faaliyetini aynı isimle, aynı yerde sürdürürken, Eskişehirli eski Yeşilçam öktörlerinden Erdoğan Çakıcı da bu tarihi mekanın müşterileri arasında bulunuyor.

    Şirin Berber, onlarca yıldır bugüne kadar hiç yerinden taşınmadan müşterilerine hizmetini sürdürüyor. Bu tarihi berber, 1968 yılında aynı yerde çırak olarak işe başlayan ve yıllar sonra usta olan Musatafa Karabulut tarafından işletiliyor. Şirin Berber’in en eski müşterilerinden birisi de Eskişehir’in en eski Yeşilçam aktörlerinden Erdoğan Çakıcı. Erdoğan Çakıcı, neredeyse 50 yıla yakın bu dükkana geldiğini ve yerinin hiç değişmediğini, aynı sevgi, aynı güleryüz ve aynı cana yakınlıkla hijyenin hepsinin bir arada olduğunu söyledi.

    Berber Mustafa Karabulut da, Erdoğan Çakıcı’yı çıraklık yıllarından tanıdığını belirtti. Kendisinin 64, Erdoğan Çakıcı’nın 80 yaşında olduğunu anlatan Çakıcı, uzun yıllar ayrı yerde çalışmanın, onlarca yıl aynı müşterilere hizmet vermenin büyük keyif olduğunu söyledi.

  • Beş Asırlık Dut Ağacı Dimdik Ayakta

    Gaziantep’te, yaklaşık altı metre kalınlığındaki beş asırlık dut ağacı görenleri şaşırtıyor.

    Gaziantep’in Uğurca mahallesinde yaklaşık 500 yıllık olduğu tahmin edilen dut ağacı, duyanların ilgisini görüyor. Yaklaşık 6 metre kalınlığındaki dut ağacının yarım asırdır gövdesi ikiye ayrılmış şekilde bulunduğu belirtildi. Görenleri şaşırtan dut ağacı duyanların ilgisini görüyor. Mahalleye dışarıdan gelen her misafir ağacın önünde fotoğraf çekiliyor.

    YILDIRIM GÖVDEYİ İKİYE AYIRDI

    Hüseyin Coşkun, 1956 yılında mahalleden ayrıldığını ama ilişkisini hiç kesmediğini belirterek bu ağacın gövdesinin ikiye ayrılmasının yaklaşık 50 yıl önce düşen yıldırımdan kaynaklandığını söyledi.

    Coşkun, burada akrabaları ve dostları olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Bu ağacın tahmini 500-600 yıllık olduğu söyleniyor. Bir araştırıma yapıldı. Kesin olmamakla beraber ama 500 yıllık bir ağaç olduğu söylenmektedir. Bu ağaç, bir yıldırım düşmesinden dolayı böyle ikiye ayrıldığı belirtiliyor. 51 senesinden itibaren hatırlıyorum bu ağacı, o zaman daha ikiye ayrılmamıştı ama çok kalın bir kökü vardı.”

    Uğurca mahallesinde yaşayan Süleyman Demir ise babasının 110 yaşında vefat ettiğini belirterek “Babamın bile bu ağacın kaç yıllık olduğu hakkında bilgisi yoktu. Kimse tam olarak yaşını bilmiyor ama 500-600 yıllık olduğu söyleniyor. Benim yaşım 53, kendimi bildim bileli böyle ikiye ayrılmış durumda” diye konuştu.

    Mevsim nedeniyle yaprakları dökülen ağacın her yıl meyve verdiği belirtildi.

  • Samsunlu Esnafların 1 Asırlık 5.50 Metrelik Pide Geleneği

    Samsunlu esnaflar, dedelerinden kalma 5.50 metre uzunluğundaki Samsun pidesiyle kahvaltı yapma geleneğini yaklaşık 100 yıldır sürdürüyor.

    Pidesiyle meşhur olan Samsun’da Subaşı mevkisi esnafı, gün ağarırken 5.50 metre uzunluğundaki Samsun pidesiyle kahvaltı yapıyor. 1 asırdır devam eden geleneğe her hafta bir esnaf ev sahipliği yapıyor. Subaşı esnafı, bu sabah İbrahim Eğribel’in dükkanında bir araya geldi. Sabah fırına malzemeleri veren Eğribel, 5.50 metre uzunluğundaki karışık pideyi yaptırdı. 35 yıldır Subaşı mevkiinde esnaflık yapan İbrahim Eğribel, bu geleneği çocuklarının da devam ettirmesini istediğini belirtti. Eğribel, “Dededen ve babadan gelen bu pide geleneği günümüze kadar devam etmektedir. Pidemizin boyu 5.50 metredir. Bundan sonra da inşallah bizim çocuklarımız bu geleneğimizi devam ettirirler” dedi.

    5.50 metre uzunluğundaki pide için 23 adet ekmek hamuru, 1 kilo 500 gram tel kaşar, 1 kilo 800 gram pastırma, 1 kilo 800 gram kavurma, 25 adet yumurta ve ev yapımı tereyağı kullanıldı.

  • Yarım Asırlık Aşk, 70’inde İkinci Hayat

    İzmir’de, 68 yaşındaki Hüseyin Sargılı, aynı yaştaki 51 yıllık karısı Mühide Sargılı’ya böbreğini verdi, ona yeni bir hayatın kapılarını açtı.

    Hüseyin Sargılı, 51 yıl önce “İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta” sözünü verdiği eşi Mühide Sargılı’ya nakil için ihtiyacı olan böbreği hiç düşünmeden verdi. Hüseyin Sargılı, eşine ikinci hayatın kapılarını açarken, “Karımla yarım asırdır birlikteyiz. Onsuz bir hayatı ben ne yapayım? Allah iki böbrek vermiş, birini verdim. Kalan ömrümüzü beraber geçireceğiz. En büyük mutluluk bu” dedi.

    Fethiye’de yaşayan dört çocuk, altı torun iki de torun çocuğu sahibi 68 yaşındaki Mühide Sargılı, 1994 yılında halsizlik, bitkinlik, ateş gibi şikayetle başvurduğu Antalya Devlet Hastanesinde böbreklerinin küçük olduğunu öğrendi. Böbrek yetmezliği riski olduğu söylenen Mühide Sargılı, 2006 yılının mayıs ayında diyalize girmeye başladı. Sargılı, bu zorlu süreçten bıkıp usandı, kendince inandığı doğal yönteme başvurup diyalizi bıraktı. Ancak bu sürecin sonu pahalıya patladı, Antalya’da gittiği hastanede acil hemodiyaliz ve nakil kararı alındı. Eşinin diyalize bağlanmasına gönlü razı olmayan Hüseyin Sargılı, “Benim bir böbreğim değil sana canım feda olsun” diyerek, rotayı İzmir’e çevirdi ve çift nakil için İzmir Kent Hastanesine geldi.

    Yapılan tetkik sonucunda Hüseyin Sargılı’nın karısına uygun donör olduğu belirlendi. Geçen 10 Kasım’da evliliklerinde yarım asrı geride bırakan çift, aynı anda ameliyat masasına yattı. Nakil, Opr. Dr. Işık Özgü başkanlığındaki Opr. Dr. Uğur Saraçoğlu, nefroloji uzmanı Dr. Ebru Sevinç Ok ve koordinatör hemşire Havva Kara’dan oluşan ekip tarafından başarıyla gerçekleştirildi.

    HAYAT ARKADAŞINDAN HAYAT

    Sargılı çifti, kısa bir süre sonra el ele geldikleri İzmir Kent Hastanesinden yine el ele taburcu oldu. Rutin kontrol için hastaneye gelen Mühide Sargılı, “Hayat arkadaşım bana ikinci bir hayat verdi. Bir daha diyalize girmeye katlanamazdım. Eşime ve doktorlarıma teşekkür ediyorum” diye konuştu. 7 Mart 1964 tarihinde nikah masasında “İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta birlikte olma” sözü verdiği 51 yıllık eşine hiç düşünmeden ihtiyacı olan böbreği veren Hüseyin Sargılı ise şunları söyledi: “Çocuklarımız, gelinlerimiz, torunlarımız, iki de torun çocuğumuzla geniş ve mutlu bir aileyiz. Mühide Hanım benim 50 yıllık hayat arkadaşım. Onun tekrar diyalize başlamasına, makineye mahkum yaşamasına gönlüm razı olmadı. ‘Uygunsa ben böbreğimi vereceğim’ dedim. Uygun çıktı, nakil gerçekleşti. Allah iki böbrek vermiş, ben de birini karıma verdim. Onsuz bir hayatı ben ne yapayım? Bundan sonra kalan ömrümüzü birlikte sağlıklı ve mutlu geçireceğiz. Şimdi de yiyip içip, gezip tozuyoruz. Her şey yolunda, doktorlarımıza teşekkür ediyoruz.”

    “HER 70 YAŞINDAKİ AYNI OLMUYOR”

    İzmir Kent Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Ebru Sevinç Ok, 68 yaşındaki Sargılı çiftinin ilerlemiş yaşlarında nakil olmalarıyla ilgili şöyle konuştu: “Vericiler için genel yaş sınırı yok. Daha çok kişinin genel durumu önemli. Her 70 yaşında olan aynı olmuyor. Kişinin bilinen majör bir sağlık problemi ağır kalp, akciğer hastalığı ya da kanser gibi hayatını tehlikeye sokacak hastalığı yoksa yaş vericiler için tek başına engel değil. Bu vericinin bilinen hiçbir hastalığı yoktu. Alıcının diyaliz hastası olması dışında hiçbir sistemik hastalığı yoktu. O da yaşına göre oldukça iyi durumdaydı. Alıcının annesi 100 yaşına kadar yaşamış, sağlıklı bir aile yapısı var. 70 yaşındaki bir böbreği 20 yaşındaki bir hastaya başka seçeneği yoksa takarsınız ama ömrü yetmeyecektir, alıcının ömründen daha kısa olacaktır o böbreğin ömrü. Ama burada yaşları ortak. Benzer yaştaki böbrekleri almak aslında böbrek başarısını artıran bir şey, böbreğin yaşları benzer olunca vücutta kalma süresi de uzun oluyor.”

  • (Özel Haber) Asırlık Meslek Çırak Bulamıyor

    Her geçen gün sayıları azalan yorgan ustaları, mesleği devam ettirecek çırak bulamıyor. İstanbul Yorgancı ve Hallaç Esnafı Sanatkarları Odası Başkanı Nazmi İnce, yorgancılığın tamamen Türkiye’ye özgün bir sanat olduğunu belirterek, “İstanbul’da 50 yaşının altında 1 çırak gördüm” dedi.

    Doğanın en güzel çiçeklerini motiflere dönüştürüp yorgana ilmek ilmek işleyen yorgan ustalarının sayısı, makineyle seri üretimin başlamasının ardından gittikçe azalmaya devam ediyor. Türk kültürüne has motiflerin yer aldığı geleneksel yorganlar artık eskisi gibi ilgiyi görmüyor. Usta çırak ilişkisiyle devam ettirilen mesleği gelecek nesillere taşıyacak çırak dahi bulunamıyor.

    Yorgancılık mesleğinin en revaçta olduğu dönem olan Osmanlı İmparatorluğu zamanında yorgancılar, 3’üncü Murat’ın şehzadelerine yaptığı sünnet düğününde de sultanın önünde yapılan resmi geçide hak kazanabilen sanatkarlar içerisindeydi. Evliya Çelebi’nin ünlü “Seyahatname”sinde yalnızca Kapalıçarşı’da 105 adet yorgancı dükkanı bulunuyordu. Kapalıçarşı’da bulunan Yorgancılar Kapısı hala yerini korurken, mesleği temsilen sadece “İstanbul Yorgancı ve Hallaç Esnafı Sanatkarları Odası” bulunuyor.

    “ODAYA KAYITLI 400 ESNAF BULUNUYOR”

    Bir yorgan ustasının yaptığı yorganlar 200 ile bin TL arasında satışa sunulurken, İstanbul Yorgancı ve Hallaç Esnafı Sanatkarları Odası’na kayıtlı olarak 400 yorgancı esnafı bulunuyor. Odaya kayıtsız olarak da 400 esnafın İstanbul’da mesleği sürdürdüğü biliniyor.

    “İSTANBUL’DA 50 YAŞININ ALTINDA BİR ÇIRAK GÖRDÜM”

    45 yıldır yorgancılık yapan İstanbul Yorgancı ve Hallaç Esnafı Sanatkarları Odası Başkanı Nazmi İnce, “Bu sanata yıllarını vermiş bir usta olarak çırak bulamıyoruz. Esnafımızı dolaşıyorum şuanda en büyük sıkıntımız çırak yok. Gençlerimizin okumasına karşı değiliz ama el becerisi ve sanata sevgisi olanların mutlaka bu sanatları da yapması gerekir. Altyapı olarak öncelikle çıraklık okulu açılması gerekiyor. Bugün gördüğünüz gibi altyapısı olmayan futbol takımı küme düşüyor. Biz 1970 yıllarında bir dükkanda 2 çırak çalışıyorduk. Esnafı dolaştığımda gördüğüm çırakların yaş ortalaması elli. Yaş ortalaması ellinin altında 1 çırak gördüm koskoca İstanbul’da. Son zamanlarda caddelerin pahalı olması bizim esnafımızı ara sokaklara taşırmıştır. Kira bedellerinin yüksek olması bizim sanatımızı etkiledi. Tamamen Türkiye’ye özgün bir sanattır” dedi.

    “ANGELA MERKEL’E BİLE YORGAN GÖNDERDİK”

    American New York Üniversitesi’nden bir heyetin İstanbul’a gelip yorgancılık mesleğinin araştırdığını ifade eden İnce, “American New York Üniversitesi’nden gelen heyet yorgancılık müzesi düşünüyorlar. Ben bu müzenin İstanbul’da olmasını isterim.  Almanya Başbakanı Angela Merkel’e bile yorgan gönderdik. Ben Cumhurbaşkanımızın kızından birçok ünlü kişiye yorgan gönderdim. Korsan yorgandan kesinlikle uzak durmalıyız. Çocuklarımızın bezini alırken bile organik olsun diyoruz. Ama ondan önce yorganı yastığı mutlaka organik olmalı. Ahilik ahlakı ile bu yola çıktık. Bir usta ve oda başkanı olarak kararlıyım. Kesinlikle sanat ölmez buna katılmıyorum. İnsanlar yaşadığı müddetçe bir düğmeyi bir tesisatı yapacak ustaya ve sanatkarlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum” şeklinde ifadeler kullandı.