Etiket: Arz

  • AOSB Başkanı Sütcü: “Teşvikler arz ve talebe göre verilmeli”

    Adana Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sütcü, sanayi yatırımlarında teşviklerin, arz ve talebe göre verilmesi gerektiğini söyledi. Sütcü, “Memleketimize döviz kazandıracak ya da ithal ettiğimiz ürünleri üretecek sektörlerin teşvik edilmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum” dedi.

    AOSB Başkanı Bekir Sütcü, Sami Altınkaya’nın moderatörlüğünü üstlendiği “QNB Finansbank KOBİ ve Tarım Bankacılığı KOBİ Buluşmaları” toplantısında, AOSB’nin büyümesi, gelişmesi ve yeni yatırımlar konusunda açıklamalarda bulundu. AOSB’de kapasite oranının yüzde 80’e ulaştığını belirten Başkan Sütcü, son üç yılın rekorunu kırdıklarını söyledi.

    Başkan Sütcü, AOSB’de enerji ve suyun tek sayaçtan alınarak, 450-500 firmaya dağıtımının yapıldığını belirterek, “2017 yılının 9. ayına kadar olan tüketim rakamlarımız ile 2016 yılının ilk 9 ayının tüketim rakamlarını karşılaştırdığımızda kullanım oranlarının arttığını görmekteyiz. Bu, sanayi bölgemizde üretim hızının artarak devam ettiğinin göstergesidir. Organize Sanayi Bölgemizde tekstil ağırlıklı sanayicilerimiz var. Tekstildeki ihracat artışının da bunda etkisi var elbette. Yeni tesisler son derece az ancak, mevcut fabrikalarımızdaki kapasite artışı, enerji tüketim oranlarımıza olumlu yansıyor” dedi.

    “İhracatımız artacak”

    Ekonomideki olumlu gelişmelerin sanayi üretimini ve ihracatı doğrudan etkilediğini dile getiren Başkan Sütcü, şunları söyledi:

    “Merkez Bankası geçen hafta çok güzel bir karar aldı. İhracat için kullanılan kredilerde dövizi 3.7’ye sabitledi. Ben buradan Ekonomi Bakanımız başta olmak üzere, bürokratlarına, Eximbank ve tüm emeği geçen yetkilere teşekkür ediyorum. Bu çok büyük bir olay. Yaklaşık olarak 6 milyar dolarlık kaynak sağlandı. Sağlanan bu kaynağın ihracatımızı büyük ölçüde arttıracağını düşünüyorum. Bunun yanı sıra, Devletimizin 23 ili cazibe merkezi haline getirecek yatırım ve iyileştirme çalışmaları var ancak, henüz sonuçlanmadı. Bunların da bir an önce gerçekleştirilmesini bekliyoruz.”

    Bekir Sütcü, sanayiciler olarak katma değeri yüksek ürünler üretmek istediklerini de dile getirerek, “Önemli olan soru, biz Türkiye’de ne yapmaya çalışıyoruz. Ortalama 1 dolar, 1,2 dolar, 1,3 dolar olan kilogram fiyatlarını nasıl 2 dolara ya da, 4 dolara çıkartabiliriz? 1,2 dolardan, 4’e çıkmaz ama biz 2’ye de razıyız. Önemli olan bu noktada aşama sağlamak” diye konuştu.

    Teşvik hesapları iyi yapılmalı

    Uygulanan teşvik politikalarına da değinen Başkan Sütcü, “Bizim yatırımlarımız daha fazla hızlanacak ancak, Adana, Mersin, Gaziantep’te yatırım yapacak insanlar teşvik uygulamalarını bekliyor. Ben burada yine hükümet yetkililerimizden, Kalkınma Bakanlığımızdan, bu işte karar verici olanlardan özellikle rica ediyorum. Doğu ve Güneydoğu’da uygulanan teşviklerle gerçekleştirilecek yatırımlardan ülkemiz ne kadar kazanacak? İstihdamı, ekonomiyi ve ihracatı arttıracak mı? 10 yıl sonrasını da düşünerek bunların hesabı yapılmalı” ifadelerini kullandı.

    AOSB Başkanı Sütcü, teşvikin arz ve talebe göre verilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Memleketimize döviz kazandıracak ya da ithal ettiğimiz ürünleri üretecek sektörlerin teşvik edilmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.

    Devlet destekliyor, sanayici üretiyor

    Başkan Sütcü, sanayi bölgelerinde 500 kadar firmaları olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

    “Sanayicilerimizin bazıları bizzat bana gelerek kredi garanti fonundan faydalandıkları için üretimlerini sürdürebildiklerini söylüyor. Bölgemizde kapasite kullanım oranlarını artması da buna işarettir. Ülkemizin kalkınıp, gelişmesi için sanayicilerimiz de duyarlı olduğu için kapasite kullanımları artıyor. Madem devlet bize bu kadar destek veriyor, omuz veriyor bizde bunu daha ilerilere taşımak durumundayız. 2016’nın sonlarına baktığımız zaman ‘yüzde 2’lerde bile büyüme olmuyor’ diyorlardı ne oldu da Türkiye yüzde 5-6’lara kadar büyüdü. Hatta çift haneli rakamlara ulaşacak diyoruz. Bununla ilgili alt yapı lazım.”

    AOSB yatırım için hazır

    Konuşmasının sonunda AOSB’nin yatırımcılar açısından avantajlarına da değinen Başkan Sütcü, “Adana Organize Sanayi Bölgesi’nde altyapı ile alakalı eksiğiniz yok. 1 milyon metrekarelik bir genişleme alanımız var. Mevcutta ise yeni yatırımlar için 500 dönüm yerimiz var. Metrekaresini 150 TL’den satışa sunuyoruz. Yatırımcılarımıza yüzde 10 peşinatla 1 yıl vade imkanı tanıyoruz. Tamamen elektronik ortamda kurumsal ve profesyonel hizmet veren bölge müdürlüğümüz oluşmuş durumda. Her şeyimizle hazırız. OSB’ler arasında Türkiye’de ilk 5’teyiz. Her bakımdan hazırız ve tek amacımız memleketimizin istihdamına ve ekonomisine katkı sağlamaktır” dedi.

    ADASO Başkanı Kıvanç, ATO Başkanı Menevşe, ATB Başkanı Bilgiç ve AOSB Yönetim Kurulu Başkanı Sütcü’nün genel

    Toplantıya, ADASO Başkanı Zeki Kıvanç, Adana Ticaret Odası (ATO) Başkanı Atilla Menevşe, Adana Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Şahin Bilgiç ve QNB Finansbank Finansal Kurumlar Genel Müdür Yardımcısı Erkin Aydın, AOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ömer Kaya, AOSB Bölge Müdürü Mustafa Keskin ve sanayi bölgesinde faaliyet yürüten sanayiciler katıldı.

  • Ali Serim: “Halka arz teşvik edilmeli”

    Fin-As Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Ali Serim yakın geleceği aydınlatan önemli ekonomik gelişmelerin yaşandığını söyledi. Serim, halka arzların teşvik edilmesi gerektiğini belirtti.

    Fin-As Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Ali Serim, Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan olayları değerlendirdi. “Türk şirketlerine yabancılardan ilgi bütün olumsuzluklara rağmen devam ediyor. Yakın geleceği aydınlatan önemli gelişmeler yaşanıyor” diyen Serim, “Mayıs ayında ilk sinyal Turkcell’in hissedarı Telia’nın elimdeki 500 milyon dolarlık hisseyi uluslararası kurumsal yatırımcılara satmasıyla geldi. Bunu Global Yatırım Holding’in Global Liman için Londra’da yaptığı başarılı halka arz takip etti. Son olarak Haziran’ın başında Mavi Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin paylarının başarılı bir şekilde halka arz edilmesiyle Borsa İstanbul’da uzun bir aranın ardından büyük bir halka arz görmemize olanak sağladı” şeklinde konuştu.

    Aynı zamanda strateji ve finans uzmanı olan Ali Serim, söz konusu bu arzın dağılımında yüzde 7.2 oranında yurtiçi bireysel yatırımcı, yüzde 18,9 oranında kurumsal yurtiçi yatırımcı ve yurtdışında ise kurumsal yatırımcının yüzde 73,9 oranında pay sağlandığının belirtildiğini hatırlatarak, son olarak da geçtiğimiz hafta Borsa İstanbul endeksinde rekorlar kırıldığını da sözlerine ekledi.

    Ali Serim açıklamasına şu şekilde devam etti: “Dünyanın büyük borsalarıyla mukayese edildiğinde Borsa İstanbul’un hala büyük bir potansiyele sahip olduğunu görüyoruz. Borsa dendiğinde birçok insanın ilk aklına gelen dünyanın en büyük menkul kıymetler borsası olan New York Borsasını (NYSE) ele aldığımızda büyüklüğün ne demek olduğunu rahatça anlayabiliriz. Yaklaşık 2400 firmanın işlem gördüğü borsanın değeri 20 trilyon dolar. İlk 20 Borsa içerisinde yerimizi alamadık halbuki dünyanın en büyük 20 ekonomisi içindeki yerimizi alalı uzun bir zaman oldu. Dünyanın en büyük 20 borsasını incelediğinizde en köklüsünün 11. Yüzyılda kurulan Frankfurt borsası olduğu, en fazla işlem gören şirket sayısının sahibinin 5750 şirket ile Bombay Borsası olduğunu görüyoruz”.

    “Borsa İstanbul’un derinleşmesi için doğru bir strateji gerekiyor”

    Borsa İstanbul verilerinden derlenen bilgilere göre, 30 Aralık 2016 sonu itibarıyla Borsa İstanbul’daki şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 616 milyar dolar olduğunu belirten Ali Serim, “Dönemin dolar kuru bazında bakıldığında yaklaşık 190 milyar dolar seviyesinde. Nerede yanlış yaptığımızı, borsamızı en büyük 20 borsa arasına sokacak yatırımcı ilgisini bugüne kadar çekememenin sebeplerini geniş kapsamlı toplantılarla masaya yatırmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum zira Borsa İstanbul’un derinleşmesi için doğru stratejiyi hala belirleyemedik. Halbuki dünya borsa tarihinde önemli bir yerimiz var. Çavdarhisar ilçesinde bulunan dünyanın ilk borsası Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü dönemde ‘macellum’ denilen gıda fiyatlarını dengede tutmak için bir ticari platform olarak kullanılmıştır. Borsa tarihi Anadolu topraklarında macellum ile başlıyor. Yani dünyanın ilk borsası 301 yılında İmparator Dioeletianus tarafından topraklarımızda kurulmuştur” dedi.

    “Borsa İstanbul’un dünya borsa tarihinde bir yeri var”

    Ali Serim, Türklerde borsacılığın Osmanlı döneminde başlandığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Yüzyılda Avrupa ile ticari ilişkileri olan Türk ve azınlık elit tabakası borsa ile ilgilenmiştir. O dönemde Türkiye’de hisse senedi ve tahvil ihraç edecek şirketler yoktu. Bu nedenle piyasa ve borsa önce yurt dışındaki kuruluşların ihraç ettiği menkul kıymetlerle çeşitli işlemlere öncülük edilmiştir. Bu da bir ayağı dışarıda olan banker ve iş adamlarıyla yeni tesis edilen telgraf hatları ve özellikle de o günkü Osmanlı parasının dönüştürülebilir altın para olması sayesindedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda menkul kıymetlerin ticaret niteliği taşıyan işlemleri ilk olarak Tanzimat Dönemi sonrası görülmeye başlamıştır. İlk olarak Galata Bankerleri 1864 yılında bir dernek kurmuşlardır. Ardından Havyar Han’da, sonra Komisyon Han’da faaliyet göstermişlerdir. Alacaklı yabancı devletlerin de teşviki ile 1866 yılı kararnamesiyle İstanbul’da ilk resmi borsa olan Fransız borsa sistemine yakın ‘Dersaadet Tahvilat Borsası’ açılmıştır. Cumhuriyet dönemi 1. Dünya Savaşı’nın tahribatını taşıyan bir dönemdir. 1929 yılında borsanın tekrar canlanması için 1447 sayılı kanun ve bu kanuna istinaden çıkarılan nizamname ile ‘İstanbul Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası’ kurulmuştur. İlk Cumhuriyet borsası olan İstanbul Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası bir bakıma Osmanlı Borsası’nın devamı sayılmaktadır. 1981 yılında ise Sermaye Piyasası Kanunu’nun çıkarılması ile birlikte başlayan yeni faaliyetler döneminde menkul kıymetler borsasının yeniden işlerlik kazanabilmesi adına çeşitli tedbirler alınmıştır. Bu tedbirlerin en önemlisi ise 1447 sayılı eski Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Kanunu’nun yerini almak üzere 6 Ekim 1983 tarihinde çıkarılan 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Kanun Hükmünde Kararname ve Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışmaları Hakkında Yönetmeliktir. 31 Ekim 1985 tarihinde genel kurulda ise İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yönetmeliği kabul edilmiş ve borsa 26 Aralık 1985 tarihinde açılarak 2 Ocak 1986 tarihinde ilk seansını gerçekleştirmiştir. Tüm bu tarihi örnekleri vermemin sebebi ‘Borsa’ konusuna ülkemizin ne derece aşina olduğunun altını çizmektir. Özellikle coğrafyamızda bizim kadar Borsa ile içine bir toplum bulunmamaktadır”.

    “Halka arz teşvik edilmeli”

    Serim son olarak şunları kaydetti: “Halka Arz seferberliği ilan edilen 2012 yılında 5 milyar lira civarında yeni halka arz gerçekleştirilirken, borsada işlem gören hisselerin bedelli sermaye artırımları tutarı da 6 milyar 500 milyon lira civarında olmuştur. İlk defa borsaya merhaba diyen şirketlerden ziyade, eskiler halka arz seferberliği yapmışlardır. Çok ses getiren bir kampanyaya ve uygun ortama rağmen halka arz rakamları bedelli sermaye artırımlarının altında kalmıştır. İlk 6 ayda yabancı yatırımcılar 5 milyar 700 milyon dolarla son 4 yılın en fazla DİBS ve hisse alımını yaparken bunun 3 milyar 500 milyon doları referandum sonrası geldi. Demek ki ciddi bir ilgi var. Bu ilgiyi arttırmak ve ülkemize en büyük faydayı sağlamanın yollarına odaklanılması lazım. Her kuvvetli şirketimizin halka arzı için hem şirketleri hem yatırımcıları teşvik eden yeni mekanizmalara ihtiyaç var. Tabi ki yatırımcıları koruyacak önemli değişikliklere de”.

  • SETBİR Başkanı Tezel: “Et fiyatının asıl belirleyicisi arz talep dengesidir”

    Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tezel, Dünya Süt Günü ve Ramazan Ayı öncesi önemli açıklamalarda bulundu. Et ve süt üretimi ve fiyatlarına değinen Tezel, yeterli hayvan kaynağına sahip olmanın önemini vurguladı. Tezel, tüm hayvansal protein ürünlerinin KDV’sini sıfırlanması gerektiğini de belirtti.

    21 Mayıs’ın Dünya Süt Günü olduğunu belirten Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tezel, önümüzdeki seneden itibaren Çin’in takvimi ile uyumlu bir hale getirilerek 1 Haziran’da olacağını belirtti. Tezel, SETBİR üyelerinin arasında et ve süt sanayi firmaları, hayvan yetiştiricileri, sektör tedarikçileri ile yem üreticileri yer aldığını şirket olarak 56, bu şirketlerden de şahıs olarak 92 üyelerinin var olduğunu belirterek “SETBİR üyesi şirketler günde 22 bin ton süt işliyor. Yılda 7,5 milyon tona denk gelen bu üretim miktarı, kayıtlı süt pazarının yüzde 80’ine, Türkiye’de bir yılda üretilen toplam süt miktarı olan 19 milyon tonun ise yüzde 40’ına karşılık geliyor. SETBİR üyesi şirketler, 500 bin adet büyükbaş, 100 bin adet küçükbaş çiftlik kapasitesine sahip. Yıllık ciro toplamı yaklaşık 20 milyar TL olan üyelerimiz, 83 bin kişiyi istihdam ediyor ve 500 bin üreticiyle iş yapıyor” dedi.

    “400-500 bin hayvan, açığı kapatır piyasayı rahatlatır”

    Et üretimi ve fiyatlarıyla ilgili Tarık Tezel, “Türkiye’de yılda 1 milyon 173 bin ton kırmızı et üretiliyor. Bunun 1 milyon 60 bin tonu sığır, 113 bin 500 tonu koyun-keçi, kalanı manda eti. İhtiyacımız olan et ise 1 milyon 350 bin. Bu açık 400-500 bin hayvan ile kapatılıp piyasa rahatlatılabilir. Et fiyatını asıl belirleyen ana unsur tüm ürünlerde olduğu gibi arz talep. Talebin yüksek olması fiyatı doğal olarak yükseltir. Dünyada yılda toplam (domuz eti hariç) kırmızı et üretimi 83 milyon ton. Bunun 9 milyon tonu AB ülkelerinde, 1 milyon 173 bin tonu da Türkiye’de üretiliyor. Yani dünyadaki toplam (domuz hariç) kırmızı et üretiminin yüzde 1,5’i Türkiye’de gerçekleşiyor. AB’deki üretim ile kıyaslandığında ise bizim üretimimizin, onların üretiminin yüzde 14’ü seviyesinde olduğunu görüyoruz. Kişi başına yıllık (domuz eti hariç) kırmızı et tüketimi ABD’de 36 kilo, AB’de 18 kilo. Türkiye’de yılda kişi başına 15 kilo kırmızı et tüketiliyor. Dünya ortalaması ise 11 kilo. Uzmanlara göre, yetişkin bir birey günde 70 gram kırmızı et tüketmeli. Bu hesapla 80 milyonluk nüfusumuza göre yılda ortalama kişi başı 25 kilo kırmızı et tüketmemiz gerekiyor. Eğer TÜİK verilerine göre 54 milyon kişi olan çalışabilir nüfusumuzu dikkate alırsak yılda kişi başına tüketmemiz gereken kırmızı et miktarı 17,5 kilo oluyor” ifadelerini kullandı.

    “Gelişmiş ülkelerde kişi başı tüketilen süt ürününün yarısından azını tüketiyoruz”

    Süt üretimi ile ilgili Tezel, “Ülkemizde yılda 19 milyon ton çiğ süt üretiliyor. Bu sütün 17 milyon tonu inek, geri kalanın büyük bölümü koyun-keçi sütü. Bir miktar da manda sütü üretiliyor. 17 milyon ton inek sütünü 5,5 milyon sağmal hayvandan elde ediyoruz. Sağmal koyun varlığımız ise 15 milyon baş. 4,5 milyon baş da sağmal keçimiz var. Bu sütün yılda 9,2 milyon tonu, yani yüzde 48’i, aralarında SETBİR üyesi firmaların da bulunduğu Türkiye süt sanayii tarafından işleniyor. Buradan yılda 1,5 milyon ton içme sütü, 58 bin ton tereyağ, 650 bin ton peynir, 1,2 milyon ton yoğurt, 684 bin ton ayran ve 124 bin ton süt tozu üretiliyor. Süt ürünleri ihracatımız ise 176 bin ton mertebesinde. Geçen yıl 323 milyon dolar değerinde süt tozu, peyniraltı suyu tozu ve peynir çeşitleri ihraç ettik. Türkiye yıllık 19 milyon tonluk çiğ süt üretimi ile dünyanın 8. büyük üreticisi. Dünyada üretilen yıllık 800 milyon ton çiğ sütün yüzde 2,3’ü Türkiye’nin. AB 165 milyon ton, ABD 97 milyon ton, Rusya 31 milyon ton, Çin 40 milyon ton, Brezilya 27 milyon ton, Yeni Zelanda 21 milyon ton çiğ süt üretiyor. Türkiye’de üretilen süt miktarı, AB’de bir yılda üretilen 165 milyon ton sütün de yüzde 11’ine karşılık geliyor. Bu oranla Almanya ve Fransa’nın ardından, üyesi olmasak da AB’de üçüncü büyük süt üreticisiyiz. Fakat gelişmiş ülkelerde kişi başına yıllık süt ve eşdeğeri süt ürünü tüketimi 300 litre. Bu miktar Türkiye’de ise 140 litre” dedi.

    Üretim kapasitemiz bugünkü tüketimin çok üzerinde

    Süt ve kırmızı et sektörlerinde üretim kapasitesinin, bugünkünün çok üzerinde bir tüketimi karşılayabilecek seviyede olduğunu belirten Tarık Tezel, “Gerek SETBİR üyeleri olarak bizler, gerekse süt ve kırmızı et sektörlerinin diğer paydaşları, halkımızın en kaliteli ve en hesaplı süt ve kırmızı et ürünlerine ulaşması, hayvansal proteinin en sağlıklı ürünlerini tüketmesi için canla başla çalışıyoruz. Ancak tüketim miktarlarımız yeterli değil. Halbuki süt ve kırmızı et sektörlerimizde üretim kapasitemiz, bugünkünün çok üzerinde bir tüketimi karşılayabilecek seviyede. Bunun için yeterli kaynak, teknoloji ve bilgi birikimimiz de var. Hedefimiz sütte, gelişmiş ülkelerin kişi başı yıllık süt ve eşdeğeri süt ürünü tüketim miktarı olan 300 litreye, ette de yine gelişmiş ülkelerin kişi başı yıllık kırmızı et tüketimi miktarı olan 21 kiloya ulaşmak. Bu hedeflere ulaşmak için yeterli hayvan kaynağına sahip olabilmeliyiz. Ancak bugün Türkiye’de sütte ve kırmızı ette yeterli hayvanımız yok. Her yıl ortalama 50 bin baş süt sığırı, 50 bin baş ile 500 bin baş arasında değişen miktarlarda da besi sığırı ithal ediyoruz. Eğer kendi hayvan kaynağımızı geliştiremezsek bu ithalat yarın da devam edecek. Dolayısıyla her halükarda, bugün 80 milyon olan, 2023’te 84 milyon, 2050’de 93 milyon olması öngörülen nüfusumuzun süt ve kırmızı et kaynaklı hayvansal protein ihtiyacını karşılayabilmek için hayvan sayımızı artırmak, bunun için de hayvancılığa yatırım yapmak şart. Bu yatırım, nüfusumuzu yeterli miktarda hayvansal proteinle beslemekle kalmayacak, bu sayede gelişecek sağlıklı nesiller daha az hastaneye, daha az huzurevine ihtiyaç duyacak, hayvansal proteinle büyüyen nesiller daha çok keşfe ve icada imza atacak. Bu hayvansal proteinin kaynağı olan hayvanların yerinde beslenmesi ile köyden kente göç önlenecek, köylülükten çiftçiliğe geçilirken kent dışı hayatta da refah artarak kırsal kalkınma gerçekleşecek. Kentte de kırsalda da daha sağlıklı, daha verimli, daha mutlu ve refah içinde bir toplum olmanın yolu açılacak. Bu bir hayal değil. Türkiye hayvancılıkta net ihracatçı, piyasa yapıcısı, yılda 50 milyar dolar gelir elde eden, 1 milyar dolar ihracat yapan, istikrarlı, verimli, rekabetçi bir ülke olabilir ise bunu başarabilir. Bu potansiyel ülkemizde mevcuttur” ifadelerini kullandı.

    Yapılması gerekenler

    Kaliteli ve hesaplı hayvansal protein kaynağı ile beslenme ve bunun sürdürebilmesi için yapılaması gereken dört şeyin olduğunu vurgulayan Tezel, “Kayıtdışını ortadan kaldırmalıyız. Fiyat istikrarını sağlamalıyız. Arz-talep dengesini sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmalıyız. Süt ve et ürünlerine yönelik bilgi kirliliğini gidermeliyiz” dedi.

    “Tüm hayvansal protein ürünlerinin KDV’sini sıfırlanmalı”

    Tezel sözlerine şöyle devam etti: “Kayıt dışılığın üç ayağı var. İlki mali kayıt dışılık ki bu vergi kaybına yol açıyor. İkincisi, kayıt dışı üretim ki bu üretim izlenemiyor, denetlenemiyor, ürünün hangi koşullarda üretildiği, insan sağlığı için tehlike oluşturup oluşturmadığı bilinemiyor. Üçüncüsü ise kayıt dışı faaliyet, hayvan yetiştiricisini de kayıt dışına itiyor bu durumda gerçek hayvan sayılarımızı bilemiyor, hayvan kaynağımızı izleyemiyoruz. Bu kadar vahim sonuçlara yol açan kayıtdışı ile mücadele edebilmek için öncelikle tüm hayvansal protein ürünlerinin KDV’sini sıfırlayarak sosyal bir beslenme anlayışına geçmemiz gerekiyor. KDV sıfırlandığında, ürünün fiyatı aynı oranda ucuzlayacak. Ucuz ürün, tüketimi artıracak. Artan tüketim, kayıt içi ticareti büyütecek. KDV sıfırlandığında, kayıtdışına çıkmak artık bir avantaj sağlamayacağından, kayıtdışı çalışan da kayıt içine girecek. Kayıt içine girenden kurumlar vergisi ile gelir vergisi alma imkanı doğacak. Böylelikle sıfırlanmış KDV, vergi gelirinin de artmasını sağlayacak. Aynı olumlu etki, süt ve et üreticisinin kayıt dışından uzaklaşmasında, hayvan varlığımızın izlenebilirliğinin artmasında da kendini gösterecek.

    Fiyat istikrarı

    Fiyat istikrarı, sektörlerimizin istikrar içinde büyümesi, hayvansal protein tüketiminin artırılması, dünya ile rekabet edebilir seviyeye gelebilmek için gerekli. Bu istikrara ulaşabilmek için ise daha yüksek düzeyde bir verimlilik programı yapmamız gerekiyor. Dünya pazarlarında rekabetçi bir Türkiye için de iç piyasada da tedarik zincirinin tüm halkalarında fiyat istikrarını sağlamak önemli.

    Arz-Talep dengesi

    Arz-talep dengesini sürdürülebilir bir yapıya kavuşturabilmenin yolu, dünya pazarlarında rekabetçi olmaktan geçiyor. Böylelikle yurtiçinde üretim istikrarını ve verimliliğini her zaman garanti altına alabiliriz. Dolayısıyla sektör, ihracat ve depolama desteği ile teşvik edilir, Türk ürünlerinin marka değeri yurtdışında artırılırsa, hem iç piyasada istikrar sağlanır hem de kapımızın eşiğindeki yeni Gümrük Birliği düzenlemesine hazırlanmış oluruz.

    Bilgi kirliliği

    Üstesinden gelmemiz gereken en zorlu sorun bilgi kirliliği. Sektörlerimizin bir tane patronu var. O da her sabah okula gitmeden önce sütümüzü, akşam eve gelince etimizi tüketen bu memleketin çocukları. Ancak son yıllarda popülizm uğruna korku tacirliği yapılarak, bu çocukların annelerinin akıllarına şüphe tohumları ekiliyor. Bir gün et karalanıyor diğer gün süt. Türkiye’nin bugününü besleyen, geleceğinin güvencesi olan sektörlerimiz, uluslararası normlar ve kalite kriterlerine göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasa ve yönetmelikleri uyarınca, bilimsel ve teknolojik gelişmenin ışığında üretim yapıyor. Ama üzülerek görüyoruz ki, iki asır önce Louis Pasteur tarafından keşfedilen, zararlı bakterileri yok edip sütü daha sağlıklı, dayanıklı ve uzun ömürlü kılan “pastörizasyon” yöntemini reddeden bir anlayış, tüketicimizin kafasını karıştırıp, dünyada yer edinmeye çalışan sektörlerimizi karalıyor. Bu yapılan yasaları hiçe saymak, bilimi reddetmek, sağlığa sırt çevirmek, halkımızı kandırmak ve gelecek nesillerin köküne dinamit koymaktır. İnanıyorum ki artık sessiz kalmamak, sektörün tüm meslek örgütleri, sivil toplum, gerçek bilim insanları ve basın mensupları ile birlikte bu karalama kampanyasına bir son vermek gerekiyor. Bu vesileyle Tarım-Gıda ve Sağlık Bakanlıklarımızı da beslenme kültürümüze, halkımızın sağlığına, gıda güvenliğine sahip çıkmaya davet ediyorum”.

    Romanya’dan ithal edilen ve hastalık nedeniyle öldüğü belirtilen hayvanlar ile ilgili Tezel, Bakanlık’tan açıklama beklenmeli ifadelerini kullandı. Tezel, kapalı yoğurt ve sütün sağlık yönünden eleştirilmesini de bilimsel bulmadığı belirtti.

  • Arz fazlası inşaata rağmen fiyatların düşmemesi iyiye alamet değil

    Eskişehir’de yaklaşık 8 bin civarında bir konut alıcı beklerken, bu kadar arz fazlasına karşın satış fiyatlarının düşmemesinin çok rastlanır bir durum olmadığı, bunun da inşaat sektöründe gizli bir kriz kabul edildiği belirtildi.

    Sektörün içinde bulunduğu durum ve sorunlarla ilgili bilgi veren TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Erkul, konunun ayrı ayrı başlıklar altında analiz edilmesi gerektiğini anlattı. Erkul, inşaat sektörü ve sorunlarının, hepsi de birbiriyle içi içe girmiş ve bağımsız düşünülemeyecek birçok olguyu bünyesinde toplayan bir hizmet ve yatırım sektörü olduğunu belirtti. Geçtiğimiz 2016 yılını irdelerken, konuya iki açıdan yaklaşmakta yarar olduğunu anlatan Erkul, “Birincisi konut yapımı bazlı bir bakış açısından; kısaca yap – sat diye nitelendirilen bu sektörde kriz 2014’den bu yana ivme kazanarak artmaktadır. Arz talep dengelerine bakılmaksızın rant amaçlı konut inşaatı aşırı bir konut stoku ortaya çıkarmıştır. Eskişehir deki tercihler 2000’li yılların ortalarından bu yana 1+1 şeklinde “apart” adı verilen konut tipi olmaktaydı. Ancak son 1- 2 yıldır 6306 Sayılı Yasanın müteahhitlere getirdiği KDV, harç muafiyeti gibi bazı avantajlar nedeniyle “Riskli Bina”ların yenilenmesiyle çok katlı konut yapımını arttırmıştır. Eskişehir de yaklaşık 8 bin civarında bir konutun alıcı beklediği tahmin edilmektedir. Fakat bu kadar arz fazlasına karşın satış fiyatlarında düşme olmaması çok rastlanır bir durum değildir. Üretilen bu konutların pazarlama ve satış oranlarının ne olduğu hakkında bizim ihtisas alanımıza girmediği için çok net bir şey söylemek mümkün değil. Bu kadar çok konutun alıcı beklemesi inşaat sektöründe gizli bir krizin olduğunun belirtisidir. Çünkü piyasada nakit para dönmemekte, çok ileri tarihlere senet ve çekler, takas karşılığı satışlar belirleyici olmaktadır sektörde. Bu da 2016 yılında konut sektöründe ve etkileşim içinde olduğu yan sektörlerde sıkıntılı bir yıl geçtiğinin göstergesidir. Eskişehir’de ne yazık ki bir Yapı Stok Envanteri bulunmadığından 2015 ve 2016 yıllarında ne kadar konut üretildiğinin bilinmesi net olarak mümkün değildir. Bunun bir başka nedeni de, belediyelerden yapım ruhsatı alınan binaların aynı yıl içerisinde başlamaması veya biten binaların oturma izninin alınmamasıdır” diye belirtti.

    “2017 yılı içinde inşaat sektöründe çok hareketlenme olmayacak”

    Bülent Erkul, sektöre ikinci bir bakış açısının ise; kamu yatırımlarının inşaat sektörüne yansıması olduğunu anlattı. Kente yapılan büyük ölçekli kamu inşaat yatırımlarının piyasaya olumlu yansıması yok denecek kadar az olduğunu vurgulayan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Erkul, şunları söyledi;

    “Çünkü bu yatırımların yüklenicileri Eskişehir firmaları olmadığından girdilerinin ve işçiliklerinin çok büyük bir bölümünü dışarıdan temin etmekte ve kent ekonomisini inşaat sektörü açısından canlandırabilecek bir hareketlilik arz etmemektedir. Elbette ki inşaat sektöründe yaşanan krizi ülke ekonomisinden ve siyasal konjoktüründen bağımsız düşünmemiz de mümkün değildir. Birikimi olanların yatırım yerine sıcak paraya yönelmesi de sektördeki sıkıntının büyümesine neden olmaktadır. Kısacası, anlatmaya çalıştığımız nedenlere sihirli bir dokunuş olmadığı sürece 2017 yılı içinde inşaat sektöründe çok hareketlenme olmayacağını söyleyebiliriz.”

  • Borsada 6 ay aradan sonra arz gongu, Global Tower için çalacak.

    Turkcell iştiraklerinden Global Tower halka arzında son viraja girildi. Şirket, ödenmiş sermayesinin yüzde 21,7’sini halka arz edecek.

    En son Mayıs ayında arz için gong törenine ev sahipliği yapan Borsa İstanbul (BİST) yeni bir halka arza daha hazırlanıyor. Borsa İstanbul’da işlem görmek için yola çıkmış olan Turkcell iştiraklerinden Global Tower’ın halka arzında son viraja girildi. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), şirketin sunduğu izahnameyi 14 Ekim 2016 tarihinde onayladı. Onaylanan izahnameye göre Global Tower yüzde 21,7’sini halka açacak. Global Tower’ın halka arz fiyatı pay başına 3,82 TL ile 4,46 TL aralığında olacak.

    Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça, Türkiye’nin ekonomisinin özellikle yurtdışından gelen suni sebeplere dayalı baskılarla zora sokulmaya çalışıldığı bu dönemde Global Tower şirketinin halka arzının çok önemli ve değerli olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Hain darbe girişiminde, kurşunun üzerine yürüyen, tankın karşısına dikilip demokrasisine sahip çıkan halkımız, sonrasında da elindeki dövizini bozdurarak ekonomiye destek vermiştir. Böyle bir konjonktürde şirketlerin de üzerlerine düşeni yapmaları gerekir, Global Tower’ın Borsa İstanbul’da işlem görmesi halkımıza ve ekonomimize moral olacaktır. Bu teşebbüsümüzün yatırımcılarımızın ilgisine mazhar olacağına olan inancımız tamdır. Diğer şirketlerin de bizi örnek alarak planlarını ertelememelerini temenni ederim”.

    Global Tower’ın hisselerin yüzde 70’inin yurt dışı kurumsal yatırımcılara arz edilecek olmasının da ayrıca Türkiye ekonomisine güvenin önemli bir göstergesi olduğuna da dikkat çeken Akça, “Halka arz büyüklüğü ek satış dahil 329,8-385,1 milyon TL aralığında olacak. Yaklaşık 1,4 milyar lira piyasa değeri olan şirketimiz Türkiye, Ukrayna, Belarus ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 10 bine yakın kule portföyü işletmektedir” dedi.

    Yapılan açıklamada; Global Tower’ın yurt içinde halka arzına İş Yatırım liderliğinde 23 aracı kurumdan oluşan konsorsiyum, yurt dışında ise Citigroup Global Markets Limited aracılık ediyor. Global Tower halka arzının tamamı ortak satışı yoluyla gerçekleşecek olup, arz sonrası halka açıklık oranının yüzde 21,7 olması bekleniyor. Ek satış hakkının kullanılması halinde ise bu oran yüzde 25’e çıkabilecek. Halka arz edilecek payların yüzde 70’i yurtdışı kurumsal yatırımcılara ayrılırken, yüzde 30’luk bölüm yurtiçi yatırımcılara ayrıldı. Toplam arzın yüzde 10’u yurtiçi bireysel yatırımcılara, yüzde 20’si yurtiçi kurumsal yatırımcılara yapılacak.