Etiket: Arttırıyor

  • Kalpte ritim bozukluğu inme riskini arttırıyor

    Kalpte ritim bozukluğu inme riskini arttırıyor

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kenan Durna, kalp hastalıklarından sonra ikinci ölüm nedeni olarak gösterilen inmenin(felç), yaş ilerledikçe (özellikle 60-65 yaşlarından sonra) daha sık görüldüğünü söyledi.

    İnmeye yol açan nedenlerin başında kalpte en sık görülen ritim bozuklukları arasında yer alan “atriyal fibrilasyon”un geldiğini belirten Medicana Samsun Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Kenan Durna, kalp sağlığı ve inme ilişkisi hakkında bilgi verdi.

    Aritmiye bağlı inme daha tehlikeli olabildiğini belirten Durna, “Atriyal fibrilasyon (AF) yani anormal kalp ritmi ya da aritmi altta kalp kapak hastalıkları gibi başka bir kalp hastalığı yatmasa bile inme riskini 4-5 kat artırmaktadır. Tüm inmelerin yaklaşık üçte birinin aritmiye bağlı geliştiği görülmektedir. Ayrıca aritmiye bağlı inme daha ağır bir seyir göstermekte ve daha ölümcül olmaktadır. Aritmide yaş ile birlikte inme sıklığı artış göstermektedir. Yaş dışında birçok etken aritmi ile birlikte inme geçirme riskini yükseltir. Örneğin aritmi ile birlikte diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği, daha önceden inme, geçici iskemik atak veya başka bir damar hastalığı geçirmiş olma öyküsü, kadın cinsiyet gibi durumlar bu riski artıran en önemli risk faktörleridir” dedi.

    Aritmiye bağlı inmeden korunma yöntemleri hakkında bilgi veren Durna, “Aritmiye bağlı inmelerin önlenmesinde günümüzdeki en etkin yaklaşım oral antikoagülan (OAK) yani kan sulandırıcı ilaç kullanımıdır. Günümüzde koruyucu tedavi gereksinimi olan hastaları bulup seçme yerine gerçekten düşük riskli olup tedavi gerektirmeyen hastaları bulmak yaklaşım olarak ön plana geçmiştir. Buna göre 65 yaşın altında, yalnızca aritmisi olan yani başka risk faktörü olmayan hastalarda tedaviye gerek kalmamaktadır. Pratik olarak diğer tüm hastalarda OAK tedavisine başvurmak gerekmektedir” diye konuştu.

    Dr. Öğr. Üyesi Kenan Durna aritmide inmeden korunmada ilaç kullanımı hakkında şu bilgileri verdi:

    “Günümüzde aritmide aspirin ile etkili inme korumasına dair kanıtlar zayıftır. Tek başına kullanıldığında sanki aspirin daha az kanama riski taşır gibi yanlış bir kanı vardır. Ancak aspirinin özellikle yaşlı hastalarımızda neredeyse oral antikoagülanlara benzer bir kafa içi kanama riski taşıyabildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle aspirin aritmiye bağlı inme korumasında yalnızca kan sulandırıcı ilaçların kullanımını reddeden hastalarla sınırlı tutulmalıdır. İlaçlı koruma kararı verilirken kan sulandırıcı ilaç tedavisinin yüksek ölüm ve kısıtlılık riski nedeniyle en korkulan komplikasyonu olan beyin kanamasını da içeren ağır kanama riski, inme tehlikesine karşı göz önünde bulundurulmalıdır. İlaçlı koruma başlatılmadan bir kanama riski değerlendirmesi yapılmalıdır. Kontrol altında olmayan hipertansiyon, anormal böbrek/karaciğer fonksiyonu, kanama öyküsü veya eğilimi, eş zamanlı ilaç/alkol kullanımı bu risklere örnek olarak verilebilir. Amaç koruyucu ilacı verebilmek için değiştirilebilir kanama risklerini ortadan kaldırmaya çabalamaktır. Kan sulandırıcı ilaç tedavisinin yararlarının potansiyel zararlarından fazla olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Tedaviye karar verirken hekim ve hasta için önemli olan davranış, kanama riskinden korkulmasından çok inmeden korunmak olmalıdır.”

  • Teknolojide lösemi sağ kalım oranını arttırıyor

    Teknolojide lösemi sağ kalım oranını arttırıyor

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Çocuk Hematolojisi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Garipardıç, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’nda hastalığın en çok 2 ile 5 yaş arasındaki erkek çocuklarda sıklıkla görüldüğüne dikkat çekerek, tedavi yaklaşımlarının ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde sağ kalım oranları ve hastanın yaşam kalitesi arttığını ifade etti.

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Çocuk Hematolojisi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Garipardıç, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası hakkında ‘’Çocukluk Çağında Lösemi’’ hastalığına dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak için bilgilendirmelerde bulundu. Akut lenfoblastik lösemi çocukluk çağında ilk defa 1827 yılında, ateş, halsizlik ve yaygın kemik ağrısı şikayeti olan bir hastada tanımlandığının altını çizen Mesut Garipardıç, “Virhow isimli bir araştırmacı tarafından ise 1847’de bu hastalığa ‘’Beyaz Kan ‘’ manasına gelen Lösemi adı verilmiştir. 1891 yılı sonrasında ise Ehrlich isimli araştırmacı tarafından, boyama yöntemleri ile lösemik hücreler boyanmış bu şekilde lösemi alt tipleri anlaşılmaya başlanmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise lösemi, akut veya kronik, lenfoid veya myloid olarak sınıflanmıştır. Çocuklardaki lösemi biyolojisinin detaylı anlaşılması sonucunda, hastalık, klinik, genetik ve immünolojik olarak farklı alt hastalık gruplarını tanımlayan geniş bir terimdir. Bu sayede aynı hastalığın farklı risk gruplarına göre farklı tedavi seçenekleri de gelişmektedir” dedi.

    2-5 yaş arasındaki erkek çocuklarda sıklıkla görülmektedir

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Çocuk Hematolojisi Uzmanı Doç. Dr. Garipardıç, Lösemilerin en sık görülen biçiminin akut lenfoblastik lösemi olduğunu ve bu rahatsızlığın ise 15 yaşından küçük çocuklarda yüz binde 3 veya 4 oranına sahip olduğunu kaydetti. Löseminin en fazla çocukluk döneminde görüldüğünü belirten Doç. Dr. Garipardıç, bu hastalığın en fazla 2 ile 5 yaş arasında görüldüğünü ve en fazla erkeklerde meydana geldiğini sözlerine ekledi.

    Lösemi niye oluşmaktadır?

    Löseminin oluşmasına neden olan faktörlerin tam olarak bilinemediğine fakat genetik ve çevresel faktörlerin etkisinin bilindiğine değinen Garipardıç, Down Sendromu, Bloom Sendromu, Nörofibromatozis tip 1 ve Ataksi- Telenjiektazi hastalarında lösemi sıklığının arttığını belirtti. Lösemide en çok hücre çoğalmasından sorumlu genlerin etkilendiğine vurgu yapan Garipardıç, bu sebeple olgunlaşmamış öncül hücreler kontrolsüz olarak çoğalması sebebiyle lösemiye neden olduğunun altını çizerek, ‘’Yeni doğan döneminde bebeklerin topuk kanlarından yapılan tarama kartlarında lösemiye spesifik füzyon gen sekanslarının bulunması ve tek yumurta ikizlerinde yüksek oranda birlikte lösemi ortaya çıkması, lösemi oluşumunda genetik faktörün etkisini desteklemektedir. Lösemide klinik bulgular, lösemik hücrelerin neden olduğu kemik iliği yetersizliğinin derecesine ve kemik iliği dışı organların etkilenme derecesine göre değişir. Tanı konulduğunda, hastalığın ilk belirti ve bulguları başlayalı genellikle birkaç gün veya birkaç hafta olmuştur. İlk şikayetler genellikle non spesifiktir, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, kemik ağrısı veya iştahsızlık ilk belirtilerdir. Hastalarda spesifik solukluk, kanama ve ateş gibi infeksiyon bulguları, lösemik hücrelerin kemik iliği işgal etmesi sonucu oluşur ve bu durum kan yapımını engeller. Hastanın hikayesi ve klinik bulguları ile lösemiden şüphelenildiğinde kan sayımının ve özellikle periferik kan yaymasının değerlendirilmesi ile çoğu vakada hızlı tanı konulur. Bunun yanında bu bulguların normal olması lösemiyi dışlamaz ve lösemi şüphesi varsa zaman kaybetmeden kemik iliği aspirasyonu incelemesi gerçekleştirilmelidir. Lösemi başka hastalıklarla karıştırılabilir, bu hastalık romatizmaya bezediği için yanlışlıkla steroidlerle tedavi edilmiştir. Löseminin ayırıcı tanısında, infeksiyonlar, nöroblastom gibi kemik iliğini tutan çocukluk çağı maligniteleri, kollajen vasküler hastalıklar, ITP ve aplastik anemi gibi diğer hematolojik hastalıklar yer almaktadır” ifadelerini kullandı.

    Tedavisi nasıldır?

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Çocuk Hematolojisi Uzmanı Doç. Dr. Garipardıç Lösemi tedavisinin günümüzde oldukça başarılı yapıldığını kaydetti. Lösemi tanısı konulduktan sonra, hastalığın risk grubuna göre oluşturulmuş ulusal ve uluslararası protokollere göre tedavisinin yapıldığını aktaran Garipardıç, “Tedavide risk grubuna göre çoklu laçlar içeren kemoterapi bazı hastalarda MSS’ne yönelik radyoterapi önerilmektedir. Bunlara ek olarak ise, gerektiğinde kırmızı kan (Eritrosit) ve trombosit desteği, antibiyotikler enteral ve parenteral beslenme ürünleri, ağız ve cilt bakımı gibi destek tedavileri yapılmaktadır. Ayrıca aile içi veya aile dışından uygun vericiden kök hücre tedavisi yapılabilmektedir. Bu sayede tedavi yaklaşımları ve teknolojideki ilerlemeler sağ kalım oranları ve hastanın yaşam kalitesi artırmaktadır” diye konuştu.

  • ’’Sosyalleşmenin azalması yaşlı bireylerde depresyon ve kaygı riskini arttırıyor’’

    ’’Sosyalleşmenin azalması yaşlı bireylerde depresyon ve kaygı riskini arttırıyor’’

    Koronavirüs salgınındaki korunma tedbirleri nedeniyle hastaneye gidemeyen alzheimer hastaları zorlu bir süreçten geçiyor. Salgının olumsuz etkilerine karşı yaşayacakları kayıpların azaltılması için tedavilerin kesintiye uğramaması önemli. Hastalara bu zorlu süreçte çevrimiçi yöntemlerle uygulanan egzersiz, dil ve konuşma terapileri ile destek olunuyor.

    Pandemi sürecinde alzheimer hastalarına hizmet veren merkezlerin salgın nedeniyle hizmetlerine ara vermesi ve hastanelere başvurma konusundaki çekinceler hastaların genel sağlığıyla ilgili endişelere neden oldu. 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla çağın hastalığına bir kez daha dikkat çeken Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Nilgün Çınar, salgına karşı alınan önlemlerin Alzheimer hastalarında davranışsal problemleri artırabileceği, dikkat ve hafıza gibi becerilerinin beklenenden daha erken kaybına neden olabileceğini dikkat çekti.

    Sosyalleşmenin azalmasının yaşlı bireylerde depresyon ve kaygı riskini artırdığını da vurgulayan Prof. Dr. Çınar, pandemi döneminde internetten online olarak hastalara bilişsel eğitim, fiziksel egzersiz, dil ve konuşma terapisi programlarının uygulanmasına önem verdiklerini söyledi.

    Online alzheımer tedavisi

    Prof. Dr. Çınar bilişsel fonksiyonların korunması ve geliştirilmesinde bilgisayar temelli programlar kullandıklarını, bilişsel becerilere yönelik oyunlar içeren ve bu becerilerin takibini mümkün kılan internet üzerinden ulaşılabilen egzersiz programlarıyla hastaları takip ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Çınar, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bilgisayar temelli tedavi sisteminin bilişsel becerilere yönelik oyunların yanında bir diğer bileşeni ise video temelli fiziksel egzersizlerdir. Bu sayede sistem hem direkt olarak dikkat, hafıza, işlem ve problem çözme becerisi gerektiren oyunlarla, hem de dolaylı olarak fiziksel egzersizlerin beyin sağlığı üzerine pozitif etkileri ile kullanıcıların bilişsel düzeylerinin korunmasını ve geliştirilmesini hedefliyoruz. Uygulamayla kullanıcıların bilişsel düzeylerini takip edebiliyoruz. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde polikliniklerimizde yürütülen projelerde bilgisayar temelli bilişsel becerilere yönelik oyunlar ve fiziksel egzersizler içeren programlar uygulanarak unutkanlık şikayeti olan ancak demans veya benzeri herhangi bir tanı konulmamış, hafif bilişsel hasarlı bireylere bilgisayar üzerinden bir rehabilitasyon sunulması da planlanıyor”.

    “Fizyoterapistler egzersiz yaptırıyor’’

    Alzheimer hastalığından korunmada değiştirilebilir risk faktörlerine yönelik girişimlerin başında fiziksel aktivitenin artırılması geliyor. Yüksek fiziksel aktivite düzeyinin bilişsel düzeyin iyi olmasıyla ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Çınar, Alzheimer hastalığında korunmada ön planda olan fiziksel egzersiz programlarının online olarak fizyoterapistler yardımıyla uygulandığını vurguladı. Fiziksel egzersizler ile hafıza, dikkat gibi bilişsel fonksiyonlarındaki gerilemenin ev ortamlarında yapılan uygulama ile önlenmeye çalışıldığını kaydeden Prof. Dr. Çınar, telefon ve video konferans aracılığıyla düzenli olarak hastaların evlerine misafir olduklarını söyledi. Katılım ve memnuniyet oranı yüksek olan bu çalışma ile daha çok hastanın hayatına dokunulabileceği ve onlara gerekli sağlık hizmetlerinin ulaştırılabileceğine dikkat çekti.

    “Hedef yaşam kalitesini korumak’’

    Online dil ve konuşma terapisi seanslarının da çok önemli olduğunu, dil ve konuşma terapisti tarafından yürütülen uygulama ile iletişimin güçlü yanlarını, iletişimi etkileyen zorlukları belirlemek, dilbilimsel ilerlemeyi sağlamak, alternatif-destekleyici iletişim becerileri öğretmeyi amaçladıklarını açıklayan Prof. Dr. Çınar, bu sayede hastaların yaşam kalitesini olabildiğince uzun süre korumayı hedeflediklerini söyledi.

    Prof. Dr. Çınar, sözlerini şöyle tamamladı: “Hasta yakınları ve hastalar ile yapılan ilk değerlendirmede hastanın yaşadığı dil ve iletişim sorunları ve ailelerin terapiden beklentileri belirleniyor. Aileden alınan bilgiler ve hastanın iletişimsel özellikleri çerçevesinde bireye özgü online terapiler planlanıyor. Terapiler sayesinde günlük yaşama katılımı artan hastaların yaşam kalitesi olumlu şekilde etkileniyor. Daha önce hatırlayamadığı bir kelimeyi sohbet içinde kullanmak, hastalara ve hasta yakınlarına moral desteği sağlıyor ve hastalıkla savaşma gücü veriyor. Ayrıca, Alzheimer hastalarının yutmalarının değerlendirilmesi ve bakım verenlerin hastaların yaşayabileceği yutma problemleri konusunda farkındalıklarının arttırılması için bilgilendirme çalışmalarımız devam ediyor. Ailelerden aldığımız olumlu yorumlar çalışmalarımız için bizi motive etmeye devam ediyor”.

  • “Sosyal medya burun estetiği operasyonlarını arttırıyor”

    “Sosyal medya burun estetiği operasyonlarını arttırıyor”

    Sosyal medyada güzellik anlayışını değişmesiyle gençlerin burun estetiği kararında sosyal medya fenomenleri ile dizi oyuncularından etkilendiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Hayati Kale, son dönemde gençler arasında burun estetiği operasyonlarının yaygınlaştığına dikkat çekti.

    Son dönemde gençler arasında burun estetiği operasyonlarının yaygınlaştığına dikkat çeken Medicana Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıktarı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hayati Kale, sosyal medyanın güzellik anlayışını değiştirdiğini ve gençlerin burun estetiği kararında sosyal medya fenomenleri ile dizi oyuncularından etkilendiğini açıkladı.

    “Gençler artık kendilerini başkalarıyla kıyaslıyor”

    Burun estetiğinin (rinoplasti) yaygınlaşmasının sebebinin sosyal medyanın gençler arasında bu kadar aktif şekilde kullanılması olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kale, “Eskiden sosyal medya, akıllı telefonlar, kameralı telefonlar yokken kendimizi sadece sabah kalktığımızda aynada ve aile fotoğraflarında görebiliyorduk. Kendimizi başkasıyla kıyaslama şansımız da çok azdı. Yanımıza Brad Pitt’in fotoğrafını koymak ya da burnumuzu Tom Cruise’la kıyaslama şansımız yoktu. Günümüzde sosyal medya bu kadar aktif kullanılınca herkes kendi burnunun farkına varmaya başladı ve kendi burnunu diğer insanların ve sosyal medya fenomenlerinin burunlarla kıyaslamaya başladı. Burun estetiği yaptıran ve memnun olan hastaları gördükçe de gençlerde bir pozitif motivasyon oluşmaya başladı. Gençlerin ameliyat tercihlerinde bunlar son derece etkin oldu.” açıklamasında bulundu.

    “Dizi-film oyuncuları da sosyal medya kadar etkili”

    Bir oyuncunun yanaktan yağ aldırma ameliyatını (bişektomi), örnek vererek bu durumun özellikle gençler arasında çok konuşulduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Kale, “Dizilerin, filmlerin çok yaygınlaşması da buna neden oluyor. Çünkü dizilerde ve filmlerde insanlar, eski burunlarını gördükleri aktörleri, aktrisleri bir sonraki dizide ya da filmde yepyeni burunla görünce şaşırıyor. Mesela bir oyuncunun bişektomisi çok konuşuldu. Gençler sanatçıların öncesini ve sonrasını televizyondan takip ettikleri zaman, o ünlü isimlerde güzel duran şeyi kendilerinde de istiyorlar.” dedi.

    “20 dakikada burun estetiği mümkün değil”

    İnternette 20 dakikada burun estetiği vadeden reklamlara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Hayati Kale, “Biz ameliyatı genellikle 2-2.5 saat gibi bir sürede bitiriyoruz. O 20 dakikada yapılan işlemler başka işlemlerdir. İp-askı yöntemleri, dolguyla, botoksla burun şeklini değiştirme işlemleri 20 dakikada yapılabilir. Fakat hiçbir rinoplasti ameliyatı 20 dakikada bitmez. Sağlıklı bir ameliyat en az 1.5-2 saat sürer. Revizyon biraz daha uzun sürebilir. İkinci kez ameliyatlarda yapışıklıklar biraz daha fazla olduğu için 3-3.5 saat civarı sürebiliyor.” şeklinde konuştu.

    “Yeni tekniklerle burun estetiği daha kolay”

    Her geçen gün rinoplasti konusunda yeniliklerin yaşandığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kale, bu konuda şunları belirtti: “Yeni kullanılan tekniklerle, özellikle piezo’nun ortaya çıkmasından sonra morluk, şişlik, ağrı, ciddi anlamda azalmış oluyor. Bu yöntemler aynı zamanda hastaların iyileşmesini de etkileyen yöntemler olduğu için ameliyatlar eskisi kadar ağır geçmiyor. Ameliyattan 1 hafta sonra tamponlar çıkarılıyor. Dışarısındaki bantlar çıkarılıyor. Zaten artık tampon yerine silikon splintler kullanıyoruz. Hastanın burnunun son hali 6 ay sonra ortaya çıkıyor ama ortalama 20 gün veya 1 ay sonra son buruna yakın bir burun görüntüsü ortaya çıkmış oluyor.”

    Rinoplastide yaş sınırı nedir?

    17 yaş altındaki gençlere rinoplasti ameliyatını önermediğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hayati Kale: “Alt sınır erkeklerde 18, kadınlarda da 17 yaşından önce yapmayı tercih etmiyorum. Üst sınır ise kişiden kişiye değişir. İnsanların fiziki şartlarına göre, sosyokültürel seviyesine göre değişebilir. Üst tarafta çok fazla yaş sınırı yok. Ama ‘En yüksek kaç yaşında bir hastaya yaptınız?’ diye sorarsanız, 55 yaşının üzerinde rinoplasti yapmadım. Çok tercih etmiyorum. Yaş ilerledikçe burun içindeki kanama bozuklukları, iyileşme bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Çok erken yaşlarda yapmamanın sebebi de burnun şeklinin tam olarak oturmamış olması. Burun erken yaşlardan itibaren değişmeye devam ediyor bu da bir süre sonra yaptığınız burunda bozulmalara sebebiyet verebiliyor.” ifadelerini kullandı.

    Burun estetiğinin yan etkileri

    Burun estetiğinde; yüzde 5 ila yüzde 10 arasında burunda deliklerde asimetri, burun sırtında çökme, burunun şeklinin bozulması gibi komplikasyonlar ortaya çıkabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hayati Kale “Bu tip komplikasyonlar nadiren de olsa iyileşme problemi olan veya travmatik, sorunlu burnu olan hastalarda meydana gelebiliyor. Bunlar da revizyonla tekrar düzeltilebiliyor.”

  • SC Sarvın Türkiye de kaliteyi arttırıyor

    SC Sarvın Türkiye de kaliteyi arttırıyor

    Üniversite yıllarında part time olarak mağazalarda çalışırken ufak ufak fikirler sahibi olan girişimci Sezer Çınar birçok kişinin cesaret edemediği işleri yaparak Türkiye de en çok tercih edilen bir markanın sahibi oldu.

    Girişimci genç bu markanın nasıl olduğunu şöyle özetledi; “Geçim sıkıntımız olduğu için ek işlerde çalışıyordum, üniversitenin 2.yıl döneminde derslerimin iyi gitmediğini ve başaramayacağımı düşündüm ve bir yandan da ailemin geçim sıkıntısından dolayı onlara da boşa zorluk çıkarmak istemedim ve utana sıkıla aileme okulu bırakacağımı ve ticarete atılmak istediğimi açıkladım. Bu duruma ailem çok üzüldü fakat ben başaracağıma inandığım işi yapmak isteyerek direk okulumu bırakıp kurumsal firmalarda mağazada çalışmaya başladım. 3 ayda 1 firma değiştirip her firmadan bilgi ve deneyim kazandım en sonunda küçük bir dükkan buldum, çalışarak kazandığım tüm paramı buraya yatırdım ve hayaller başladı her geçen gün çevre edindim mutluluğum arttı satışlarım yükseldi. Bunun sonrasında her şey kurduğum sistem üzerine daha da iyiye gitmeye başladı. İnstagramdan reklam verip satış yapmaya başladım o gün hiç beklemediğim şekilde 20 kargo ile güne başladım. Şimdi ise yaklaşık olarak 50 ye yakın çalışanım mevcut ve 1500 ile 2000 arasında günlük kargo satışımız oluyor. Bir işi yapabileceğinizi inanıyorsanız asla pes etmeyin.”