Etiket: Artıyor

  • Eski Okullarda Kalite Artıyor

    Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde hayırsever işadamı Aykut Kaplanbaşoğlu tarafından Mithatpaşa Ortaokulu’na yaptırılan konferans salonu hizmete açıldı.

    Büyükşehir Belediyesi, bu dönem ise eğitim kurumlarında tam bir yenileme hamlesi başlattı. Şehir merkezinde 50 – 60 yıl önce yapılan ve günümüzde artık ihtiyacı karşılamakta zorlanan okulların yenilenmesi için yoğun bir çalışma başlatan Büyükşehir Belediyesi, Mithatpaşa Ortaokulu’na konferans salonu kazandırılmasına da öncülük etti. Yeterli sosyal donatı alanı bulunmayan okula konferans salonu kazandırılması yönünde gelen talepler üzerine harekete geçen Büyükşehir Belediyesi, bu konuda da hayırsever işadamı Aykut Kaplanbaşoğlu’nu devreye soktu. İşadamı Kaplanbaşoğlu tarafından yaptırılan ve torunu şehit Ufuk Kaplanbaşoğlu’nun adını taşıyan konferans salonu, düzenlenen törenle hizmete açıldı.

    Konuşmasına geleceği inşa edecek olan yeni nesilleri yetiştiren öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü kutlayarak başlayan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, en büyük sanatkarların öğretmenler olduğunu, çünkü onların eserinin insan olduğunu vurguladı. Ülke geleceğine yön verecek olan gençlerin daha eğitimli, donanımlı, birikimli, sağlıklı, sporcu ve idealist bireyler olması için eğitim yatırımlarına büyük önem verdiklerinin altınızı çizen Başkan Altepe, “Merkezi hükümetimizin de yaptığı yatırımlarla ülke olarak eğitim seviyemiz Orta 2’ler seviyesine çıktı. Ancak gelişmiş ülkelerde ortalama Lise 2 düzeyinde. Bizim de kısa zamanda bu seviyelere ulaşmamız gerekli. Bunun için eskiden savurma harcamaları bütçede ilk sırada yer alırken, günümüzde ilk sırada eğitim var. Biz de Valilik, işadamlarımız, Büyükşehir Belediyemiz ve ilçe belediyelerimizle birlikte eğitim alanında önemli çalışmalar yapıyoruz. Yeni yapılan mahallelerde son derece modern okullar varken, merkezdeki okullar eski ve ihtiyacı karşılayamaz hale geldi. Bu okulların yenilenmesi için çalışmalarımızı başlattık. Bu okullardan da konferans salonu talebi geldi. Hayırsever işadamımız Aykut Kaplanbaşoğlu sağ olsun bizleri kırmadı güzel bir konferans salonunu okula kazandırdı. Kendisine buradan teşekkür ediyorum” dedi.

    AK Parti İl Başkanı Cemalettin Torun’un da katıldığı törende konuşan Okul Müdürü Haydar Akın da hem Başkan Altepe’ye hem de hayırsever işadamı Kaplanbaşoğlu’na okula katkıları nedeniyle teşekkür edip, günün anısına birer plaket verdi.

    Okula kazandırılan Ufuk Kaplanbaşoğlu konferans salonu, kesilen kurdelenin ardından hizmete açıldı.

  • Deri Kanserine Yakalananlar Artıyor

    Prof. Dr. Ufuk Bilkay, deri kanserine dikkat çekerek artık sıklıkla görülmeye başlandığını belirtti.

    Deri (cilt) kanserinin, insanda en sık görülen kanser türü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ufuk Bilkay, “ Deri, dış dünya ile ilişkimizi sağlayan, oldukça büyük alan kaplayan bir organdır. Bu geniş alanda zaman içinde çeşitli değişiklikler olması kaçınılmazdır. Bu değişikliklerin çoğu (benler, güneş lekeleri, iyi huylu tümörler vs.) iyi huyludur. Ancak bir kısmı da kötü huylu tümörler olabilir. Son yıllarda ozon tabakasındaki incelme nedeniyle kötü huylu tümörlerde önemli miktarda artış olmuştur. Ancak, cilt tümörlerinin büyük çoğunluğu tedavi edilebilir ve sağlık açısından bir daha sorun oluşturmaz.” dedi.

    Deri kanserinin nedenleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ufuk Bilkay, şöyle konuştu:

    “Güneşe uzun sure maruz kalmak, genetik yatkınlık, açık ten rengine sahip olmak, bazı kimyasal maddelere uzun sure maruz kalmak, vücuttaki benler ( nevus), uzun sure kapanmayan yaralar, deri kanseri (Cilt kanseri ) nin en sık nedenleri arasındadır. Cildimi güneşten korumalı mıyım? Yazın bronzlaşmak için güneş altında yatmak herkezin sevdiği bir aktivitedir, Ancak güneş ışınlarının ciltde yaptığı tahribat da büyüktür. Özellikle açık tenki kişiler güneşten kaçınmalıdır. Cilt tümörlerinin bilinen en önemli etkeni güneş ışınlarıdır. Bunun dışında, güneş ışınları cildin erken yaşlanmasına da sebep olurlar. Güneşe çıkacağınız zaman koruyucu kremler kullanmanız şarttır. İyi huylu bir lekeyle kötü huylu bir tümörü nasıl ayırabilirim? Siz ayıramazsınız. Bazen bu işin uzmanları bile ayırmakta zorlanır ve ciltten bir parça alıp laboratuarda inceleme gereği duyabilirler. Ancak sizin yapabileceğiniz, değişiklik gösteren bir leke olduğunda veya 3-4 hafta içinde iyileşmeyen kabuklu, kanamalı bir yara olduğunda doktora başvurmaktır. Vücuttaki lekeler ve renkli (pigmentli ) oluşumlar çoğunlukla tehlikesizdir. Bazen de yaşa bağlı veya güneşe bağlı lekeler görülebilir. Ancak mevcut benlerde veya yeni çıkanlarda bazı değişmeler fark ederseniz doktorunuza başvurun. Bu değişmeler şunlardır: benin son birkaç ay içinde büyüme göstermesi; sınırlarının düzensiz, asimetrik bir hal alması; renk değişikliği olması.”

    Şüpheli bir leke görüldüğünde nasıl bir yol uygulanması hususunda Prof. Dr. Ufuk Bilkay, “Tümör olabileceği şüphesi olan bir leke görülürse kesin tanı koymanın tek yolu patolojik inceleme yapmaktır. Eğer leke, tamamen çıkarıldığında geride kalan alan sorunsuz onarılabilecek kadar küçükse (ki genelde öyledir), o zaman tamamını çıkartıp patolojik incelemeye göndermek en iyisidir. Böylece hem dokuyu inceleyen patolog daha iyi bir tanı koyma şansını yakalar, hem de çoğu durum için, tanı ve tedavi tek seferde gerçekleşmiş olur. Daha büyük lekeler için sadece bir parça alıp incelemeye gönderilir. Gelen rapora göre tedavi yolu izlenir. Çevremden bana “bıçak vurdurma, bıçak vurulursa yayılır diyorlar”. Bu ne derece doğru? Bu tamamen yanlış bir inanıştan kaynaklanmaktadır. Eğer kötü huylu bir tümörse ve dokunulmazsa kesinlikle yayılacaktır. Ama ameliyat olursanız tedavi olma şansınız da yüksektir. Bazen, konunun uzmanı olmayan hekimlerce iyi huylu olduğu düşünülerek cilt tümörlerine müdahale edilmekte ve çıkartılan doku incelemeye gönderilmemektedir. Adı konmayan bu doku eğer yetersiz çıkarılmışsa tekrar eder ve yayılır. Bu da halk arasında yaygın olan “bıçak vuruldu, yayıldı” inanışına sebep olmuştur. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Böyle bir ihtimal tümörün cinsine de bağlıdır, ama tekrar ortaya çıkma şansı vardır. Cilt tümörlerinin çoğu güneşin de etkisine bağlı olarak özellikle açık renk tenli kişilerde ortaya çıkar. Bu sebeple cilt tümörü çıkarılan hastaların bir kısmında aynı etkiler altında kalan diğer bölgelerde de yeni tümörler çıkabilir. Dolayısıyla cilt tümörü nedeniyle ameliyat olan kişilerin hem tümörün tekrar ortaya çıkması, hem de yeni tümör oluşumu açısından takipte tutulması gerekir.” diye konuştu.

  • (Tekrar) Sonbaharda Bitki Çaylarına Rağbet Artıyor

    Kütahya’da sonbahar mevsimiyle birlikte bitki çaylarına rağbet giderek artmaya başladı.

    Kış günlerinde siyah çay veya kahve yerine bitki çayları içilmesini öneren Uzman Diyetisyen Işın Sayın, “Sıcak içecek, aslında bir ihtiyaç kış günleri. Ancak çok fazla çay ve kahve tüketilmesi doğru değil. Her zaman tükettiğimiz çayı ve kahveyi biraz azaltarak, yerine bitki çaylarını koyabiliriz. Böylelikle çok daha yararlı bir şey yapmış olacağız. Yani demli çayın ve kahvenin kemik sağlığına birtakım sakıncaları var. Kansızlığa neden olabiliyor. Çok miktarda tüketildiğinde vücuttan vitaminlerin ve minerallerin atılmasına yol açabiliyor” diye konuştu.

    Bitki çaylarını sınıflandırarak özellikle zayıflama çaylarının kullanılmamasını tavsiye eden Işın Sayın, “Vücuda yararlı olan ve hiçbir yararı olmayan bitki çayları var. Bir de sakıncaları olan bitki çayları var. Bunların içerisinde özellikle zayıflama çayı adı altında satılanları doğru bulmuyoruz. Çünkü bunların bir kısmi idrar sökücü, yani vücudumuza aldığımız, ihtiyaç duyduğumuz suyu, suda eriyen vitaminleri ve mineralleri çok miktarda atıyor. Bir de bağırsak sökücü bitki çayları var. Bunlar da yine bağırsakların iç yüzeyine zarar veriyor. Böylelikle vitamin ve mineral emiliminden sorumlu yüzey hasar gördüğü için birçok hastalıkla karşılaşabiliyoruz. Bağırsaklarda kronik bir tembellik ortaya çıkabiliyor. O nedenle zayıflama çaylarını ve form çaylarını kullanılmamasını tavsiye ediyoruz” dedi.

    Sağlık açısından mevsim sebzelerinin tüketilmesini öneren Sayın, “Sağlıklı beslendiğimizde bununla birlikte ara öğünlerde de bağışıklık sistemini güçlendiren bitki çayları tükettiğimizde bağışıklık sistemini desteklemiş oluyoruz. Sağlıklı beslenmenin formülü, mutlaka mevsim sebzelerinden geçiyor. Mevsim sebzelerine mümkün olduğu kadar her gün yer vermeye çalışmak gerekiyor. Bir öğün mutlaka kış ayı ise kış sebzeleri, yaz ayı ise yaz sebzelerini tüketmeye özen göstermeliyiz. Tok karnına tüketilen çiğ havuç, bağışıklık sistemini güçlendiren A vitaminini çok miktarda içeriyor. Tok karnına yemeklerden sonra kişi, başı bir iki adet çiğ havuç tüketilmesini önerebiliriz” şeklinde konuştu.

    Bitki çaylarının bilinçli tüketilmesi ve aşırı kullanılmaması gerektiğini belirten Sayın, bu çaylarında idrar sökücü ve bağırsak sökücü olmayanların daha güvenli olduğunu söyledi. Siyah çay ve kahvenin vücuttaki mineralleri alarak bağışıklı sistemine zarar verdiğini belirten Sayın, “Siyah çay ve kahve, aslında bir kültür bir alışkanlıktır. Kahvedeki kafeinin siyah çaydaki tekinlerin kansızlık ve kemik erimesine yol açtığı bir gerçek, çok fazla tüketildiğinde. Örneğin günde beş, altı tane siyah çay ve fazlası ya da günde iki kahve ve fazlası bu riskleri arttırmaktadır. Birde vücudumuza sağlıklı besinlerle aldığımız vitaminler var. Bunların bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi beklentisi içerisindeyiz. Fakat idrar sökücü olduğu için siyah çay ve kafein vücuttaki vitaminleri idrar yoluyla uzaklaştırdığı için bağışıklık sistemi adına çok fazla doğru şey yapmış olmuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Bitki çaylarına karıştırılan balın ilerde şeker hastalığını tetikleyebileceğini kaydeden Sayın, “Balın hakikisine ulaşmak bir kere çok zordur. Doğru bala ulaşsak bile gerçekten vücuda yararlılık sağlayacak kadar bal yememiz için yüz grama ulaşmamız gerekiyor. Dolayısıyla yüz gram baldan elde etmeye çalıştığımız vitamin ve mineralleri, farklı yiyecek ve içeceklerden de elde edebiliriz. O kadar balın vücuda gerçekten sakıncası var. İlerde şeker hastalığı riskini arttırabilir. İnsülin direnciniz varsa tetikleyebilir. Şiddetli açlıklara yola açabilir. Buda karbonhidrat eşiği, şeker eşiği dediğimiz bağımlılık seviyesini yavaş yavaş yükseltiyor ve daha fazla tatlılara eğilim duymaya başlıyoruz. Bu da ilerde şeker hastalığı riskini doğuruyor” uyarısında bulundu.

  • Dünyada Ve Türkiye’de Kısırlık Artıyor

    Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, üreme sağlığının bugün bütün dünya ve Türkiye’de önemli bir sorun haline geldiğini kaydederek, “Geçmiş yıllara göre yaşam tarzımızda değişen birçok olumsuzluk üreme sağlığını da olumsuz etkiliyor” dedi. Tıraş, Türkiye’de bu olumsuzluktan etkilenen bölgelerin başında ise Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesinin geldiğini söyledi.

    Erkek ile ilgili gelişim gösteren infertilite (kısırlık) sorunlarında, en yaygın faktörlerden birisinin spermde meydana gelen bozukluklar olduğunu belirten Prof.Dr.Tıraş, “Erkek ile ilgili gelişim gösteren kısırlıklarda, yaklaşık yüzde 75 civarında sperm sorunu teşhis edilmektedir” diye konuştu.

    Erkek kısırlığında gelişen tıp imkanlarının alternatif çözümler sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Bülent Tıraş, bu kapsamda geliştirilen mikro akışkanlı çip teknolojisi ile önemli oranda başarı sağlandığını bildirdi.

    Mikroçip teknolojisinin, kardın ve erkeğin embriyo oluşturan hücrelerinin doğada kat ettikleri yol ve davranış biçimlerini taklit eden ve orijinali gibi bir ortam sağlayan teknoloji olduğunu belirten Prof.Dr.Tıraş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mikroçip teknolojisinde asıl olan; erkeğin sınırlı sayıdaki spermlerinden en sağlıklı olanları seçip kadın yumurtası ile buluşturup embriyo oluşturmaktır. Bunun için, mikroçiplerdeki, gözle görülmeyecek biçimdeki küçük kanallar sadece sağlıklı spermlerin geçişine imkan verecek biçimde düzenlenmiştir. Bu kanalları geçen spermler ayıklanır ve en sağlıklıları, DNA’sı en düzgün olanları döllenmeyi sağlamak üzere anne adayına nakledilerek gebelik gerçekleşir.”

    ÜREME SAĞLIĞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    Başta kısırlık olmak üzere kadın ve erkeğin üreme sağlığını etkileyen nedenleri ortaya çıkartan faktörleri sıralayan Prof.Dr. Bülent Tıraş, “Dünyada olduğu gibi bizim toplumumuzda da giderek su kirliliği, hava kirliliğinin giderek arttığından söz ediliyor. Gıdalara karışan ya da karıştırılan çeşitli katkı maddeleri, gıdaların saklandığı pet şişeler, gelişen teknoloji ve bilişim gereçleriyle insanların daha çok radyoaktif etkilere maruz kalması gibi nedenlerin bu olumsuzluğu körüklediği artık dünyanın her yerinde bilim çevrelerince vurgulanıyor“ dedi.

    Evlenme yaşının giderek uzamasının, doğal olarak çocuk sahibi olma yaşını da ilerilere attığını anlatan Prof.Dr.Bülent Tıraş, “Kadınların en doğurgan olduğu yaşlar 24-35 arasıdır. 35 yaşından sonra ise doğurganlık ciddi oranlarda azalır. 40’lı yaşlara gelindiğinde ise gebe kalma şansı oldukça düşer. Bu bir yandan kısırlık sorununu tetiklediği ya da çocuk sahibi olmayı güçleştirdiği gibi öte yandan tüp bebek tedavisini zora sokan bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü tüp bebek tedavisi her yaşta uygulanabilen bir tedavi değildir” diye konuştu.

    KİMİ KARİYER, KİMİ ÇOCUK YAPMA PEŞİNDE

    Türkiye’de bir kesimdeki kadınların öğrenimlerini sürdürüp, iş yaşamlarında kariyer yapma telaşı içinde olduklarını ve bu kadınların çocuk sahibi olmayı ötelediğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Tıraş, “Kırsal kesimdeki diğer grup kadınlar ise erken evleniyor. Erken evlenince de erken yaşta çocuk sahibi olmak istiyorlar. Fakat bilgi ve deneyimlerimiz bize; Türkiye’de gerek erkekte, gerekse kadın kısırlığında ciddi artışlar olduğunu gösteriyor“ ifadelerini kullandı.

    Obezitenin de kısırlıkta başlıca nedenlerden birisi olduğunun altını çizen Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, “Türkiye’de insanlarımızın yüzde 25’i obez denilen gruba giriyorlar. Obezite üreme sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerden birisi. Kadınlarda yumurtlama yeteneğini ve düzenini bozduğu gibi erkeklerde sperm sayısının azaltıyor ve sperm kalitesi üzerinde olumsuz etki yapıyor. Bunlara alkol, sigara kullanımının çoğalması, toplumda artan cinsel özgürlüklerin aynı zamanda cinsel yolla bulaşan hastalıkları da yoğunlaştırması gibi faktörler de da eklenince özellikle kadınların tüplerinde sıkıntılara yol açıyor. Bu da kısırlığın bir başka etkeni olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

  • Diyabet Hızla Artıyor

    Medical Park Tarsus Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Ayşe Şahika Karagöz, diyabet hastalığının dünyada ve Türkiye’de hızla arttığını söyledi. Karagöz, “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), dünya genelinde 382 milyon yetişkin diyabet hastası olduğunu öngörmektedir. 2035 yılına kadar bu rakamın 592 milyona ulaşması beklenmektedir. Ülkemizde ise 7 milyonu aşkın diyabet hastası olduğu öngörülmektedir” dedi.

    Diyabet hastalığının sıklıkla obez (şişman), düzensiz beslenen, aktif hayattan sedanter hayata geçenlerde (şehirleşme), birinci derece akrabalarında diyabet olanlarda, kolesterol yüksekliği olanlarda, iri doğum öyküsü olan annelerde daha sık görüldüğünü belirten Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Karagöz, “Diyabet hastalığının ihmali kalp krizi, damar tıkanıklığı, ayak kesilmesi, körlük gibi hastalıklara neden olmaktadır. Sağlıklı bir yaşam süreciyle diyabetin yüzde 60-70 oranında azaltılabilmesi mümkündür” diye konuştu.

    ÖĞÜNLER ATLANMAMALI

    Diyetisyen Ayşe Şahika Karagöz, diyabet hastalarının beslenmesiyle ilgili olarak önerilerini de açıkladı. Karagöz şöyle devam etti: “Diyabetliler için, 3 ana, 3 ara öğün olmak koşuluyla beslenme programı yapılmalıdır. Öğünlerin arası 2,5-3 saati geçmemelidir. Özellikle uzun süreli açlık sonra gelen öğün ’kahvaltı’ atlanmamalıdır. Öğünlerde karbonhidrat-protein dengesi bir diyetisyen yardımıyla ayarlanmalıdır. Karbonhidrat kaynaklı beslenmekten kaçınılmalıdır. Ara öğünlerde meyve, leblebi, grisini gibi karbonhidrat kaynaklarının yanında süt, yoğurt, ayran gibi protein kaynaklarına yer verilmelidir. Günlük fiziksel aktivite alışkanlığı kazanılmalıdır.”

    Dyt. Karagöz’ün diyabetliler için örnek bir günlük diyet programı ise şöyle:

    SABAH

    Açık çay (şekersiz)

    1 adet haşlanmış yumurta

    1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir

    6-7 adet zeytin

    Söğüş sebze (yağsız)

    3 dilim kepekli ekmek

    ÖĞLE-AKŞAM

    1 kepçe çorba

    5 yemek kaşığı etli sebze yemeği

    1 kase yoğurt

    Salata (yağsız)

    2 dilim kepekli ekmek

    ARA

    1 değişim meyve+1 çay bardağı süt