Etiket: Artıyor

  • Baharda Alerjik Cilt Sorunlarını Artıyor

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, baharla birlikte alerjik cilt sorunlarının da arttığını söyledi.

    Dermatec Polikliniği Dermatoloji Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, “Cildimiz de tıpkı vücudumuz gibi hava değişimlerinden etkilenir. Bahar aylarında alerjik cilt hastalıklarına sıklıkla rastlanmaktadır.Bu sebeple alerjisi olanların bahar aylarında daha dikkatli olmalarında fayda var” dedi.

    Soğuk havaların gitmesi ve yerini güneşli ılıman havalara bırakması ile birlikte dermatolojik bazı hastalıkların görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, “Özellikle atopik bünyeli dediğimiz saman nezlesi, alerjik egzema ve astım gibi alerjik hastalıkların daha sık gözlendiği kişilerde, bahar aylarıyla beraber alerjik deri hastalılarına daha sık rastlanır.Bu hastalıkların hastalıkların başında kurdeşen (ürtiker) gelmektedir.Bahar aylarında polenlerin dağılması kurdeşen riskini yükseltir.Bu nedenle alerji ve atopi öyküsü olan kişiler bahar aylarında daha dikkatli olmalıdırlar” diye konuştu.

    Stres başta olmak üzere ev tozları, bazı gıdalar gibi faktörler alerjik hastalığı olan kişilerin hastalığının alevlenmesine neden olduğunu belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, “Bu faktörlerden kaçınmak alevlenmelerin olasılığını en aza indirir.Ayrıca bu aylarda halk arasında sivilce, akne, gülleme dediğimiz akne rosase, lupus eritematozus, seboreik egzema, uçuk gibi hastalığı olan kişiler daha dikkatli davranmalı ve güneşle temastan kaçınmalıdırlar. Bahar aylarında da cilt tipine uygun koruyucu krem kullanmak cilt sağlığı için önemlidir” şeklinde konuştu.

  • Çay Tadımcılarının Sayısı Her Yıl Artıyor

    Rize Ticaret Borsası tarafından hayata geçirilen “Çay Tadımcısı Yetiştirme Projesi” ile eğitimden geçen 95 kursiyer çay tadımcısı olmaya hak kazandı.

    Rize Ticaret Borsası tarafından Türkiye’de ilk kez 2010 yılında uygulamaya konulan ’Çay Tadımcılığı Eğitim Projesi’ ile Türkiye’deki çay tadımcılarının sayısı her geçen yıl artıyor. Aldıkları eğitim sonrası Çay Tadımcılığı Sertifikası alan çay tadımcıları bu şekilde sektörde çok kolay iş bulma imkanı elde ediyor.

    Hayatında hiç alkol, sigara kullanmamış, günde bir bardaktan fazla çay içmeyen kişilerden seçilen çay tadımcıları aldıkları eğitimlerin ardından çayın deminin rengi, deminin sertliği, deminin aromatik özellikleri ve kuru çayın görüntüsü gibi kriterlerin belirlenmesinde görev alıyor. Çay tadımcıları test ettikleri bir çay üzerinde değerlendirme yayabilmek için çayı tattıklarından iyi bir tat alma özelliğine de sahip olmaları gerekiyor. Çay tadımcılarının tattıkları çayları da bir sonraki tadımı olumsuz yönde etkileyeceği için yutmamaları gerekiyor.

    Rize Ticaret Borsası tarafından geliştirilen Avrupa Birliği Projesi ile iki hafta boyunca eğitim gören 95 çay tadımcısı adayı bugün eğitimlerini tamamlayarak çay tadımcısı olmaya haz kazandılar. Tadımcılar, eğitim programı kapsamında önceden özellikleri belirlenmiş çaylar üzerinde tadım yaparak bir de sınavdan geçtiler.

    Proje ile ilgili açıklama yapan Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan, hazırladıkları benzer projeler ile Türk çayının kalite parametrelerini en üst seviyelere çıkartıp dünyaya açılmayı hedeflediklerini söyledi. Erdoğan yaptığı açıklamada, “Rize Ticaret Borsası olarak bu projeleri desteklememizin altında bazı hedeflerimiz yatıyor. Üzerine tek kar yağan çay olan ve dünyanın en doğal çayı olma özelliği olan Türk çayının dünyaya açılması, kalite parametrelerinin daha da yükseltilmesi, üretimin ve tüketimin arttırılmasını hedefliyoruz. En baştaki hedefimiz ise dünyaya açılmaktır. Bu projeler ile kalite değerlerimizi yukarıya taşıyarak hedeflerimize ulaşma yolunda elimizi güçlendirmek istiyoruz. Çay tadımcılığı projelerinin ilkini 2010 yılında gerçekleştirmiştik. Eğitimden geçen 50 arkadaşımızı 36’sı sektörde istihdam edildi. Bu proje ile birlikte bir sonraki projelerinde ön adımını hazırlamış olduk” şeklinde konuştu.

  • AB’ye İnat Lahmacundaki Sağlık Ve Besin Değeri Artıyor

    Gastronomi dalında UNESCO’nun, Yaratıcı Şehirler Ağında yer alan Gaziantep’in mutfak kültürünün vazgeçilmez unsurlarının başında gelen lahmacunda, AB standartlarına inat sağlık ve besin değeri artıyor.

    Et, sebze, baharat ve ekmekten oluşan lahmacun, lezzetinin yanı sıra AB’ye uyum yasaları kapsamında besin değerinin daha da artması nedeniyle severek tüketiliyor. Lezzeti ile sık sık tüketilen lahmacun, dünyadaki fast food yiyecekler arasında en sağlıklısı olarak görülüyor. Dünyanın farklı ülkelerinde de Türk pizzası, Türklerin fast foodu olarak da adlandırılan lahmacunun, Gaziantep mutfağında ise ayrı önemi bulunuyor. Ünlü yemek ustaları, lahmacunun Gaziantep için gastronomi alanında en büyük silah olduğunu değerlendiriyor.

    Gaziantep mutfağını başarılı bir şekilde temsil eden Yemişhan Kebap ve Lahmacun’un şefleri Cevdet İnce ve Elif İlçin, lahmacunun gastronomi alanındaki en güçlü silahlardan birisi olduğunu söyledi. Gaziantep mutfak kültürünün vazgeçilmez unsurlarından biri olan lahmacunun aynı zamanda gastronominin jokeri olduğunu da ifade eden Yemişhan Şefi Cevdet İnce, “Bir çok ülkede Türk pizzası olarak bilinen lahmacun çok sağlıklı bir yemektir” dedi.

    Tarihi bir mekana sahip olan Yemişhan’da, lahmacunun ve yöresel yemeklerin bütün çeşitlerini sunduklarını belirten Elif İlçin, iyi bir lahmacun için, lahmacun harcının özenle seçilmiş et, taze sebze ve baharatlarla standartlarına uygun bir şekilde hazırlanması ve fırında lahmacunu pişiren ustaların maharetli olması gerektiğini de sözlerine ekledi. Şefleri Cevdet İnce ve Elif İlçin, Türk mutfak kültüründe lahmacunun önemli bir yer tuttuğunu ve özellikle Gaziantep ve bölgede gerek restoranlarda gerekse evlerde lahmacun yemenin önemli bir kültür olduğunu ifade ederek, “Gaziantep zengin mutfağı ile tüm dünyada tanınan bir şehir. Bu mutfak kültürünün en önemli unsurlarından biri de lahmacundur. Yemişhan Kebap ve Lahmacun olarak, tarihi mekanımız ve lezzetli yöresel yemeklerimizle gastronomi turizminin gelişmesine hizmet ediyoruz” diye konuştu.

    SAĞLIK İÇİN DE LAHMACUN

    Lahmacunun sağlıklı beslenmede önemli rol oynadığını belirten şefler, TSE’nin belirlediği standartlardan sonra bir lahmacunun yüzde 30’unun kırmızı et, yüzde 70’inin de sebzeden oluştuğunu hatırlattı. Şef İnce, “Binlerce yıllık bilgi ve kültür birikiminin ürünü olan lahmacuna TSE’nin bir standart getirmesi elbette lahmacun severlerin bu yemeği Türkiye’nin her yerinde aynı standartta yemesini sağladı. Gaziantep lahmacunun başkentidir. Biz Yemişhan olarak, konuklarımıza lahmacun ve yöresel kebapların tüm çeşitlerini sunmaktayız” dedi.

    HER DAMAK TADINA UYGUN LAHMACUN

    Gaziantep genelinde soğanlı ve sebzeli lahmacunun sevilerek tüketildiğini ifade eden Şef Cevdet İnce, lahmacun diyeti başta olmak üzere tavuklu, pastırmalı, mantarlı gibi bir çok çeşidin üretildiğini sözlerine ekledi. İnce, en yaygın olarak tercih edilenin ise Gaziantep lahmacunu olduğunu söyledi. Gaziantep lahmacununun ise soğanlı ve sebzeli olarak bilindiğini hatırlatan İnce, hamur üzerinde yer alan besin değeri yüksek lahmacun harcının ise sebzelerle ve etle elde edildiğine dikkat çekti. Şef Cevdet İnce, kullanılan baharatların da sağlık açısından önemli faydaları olan baharatlardan seçildiğini sözlerine ekledi.

    Restorasyonun ardından tarihi ismiyle hizmete giren Yemişhan Kebap ve Lahmacun evi, kent kültürü ve turizmi için de önemli önemli bir mekanda konuklarını ağırlarken lahmacun lezzet ve çeşitleriyle de müşterilerinin dikkat çekiyor.

  • Bahar Aylarında Ağrılar Da Artıyor!

    Fizyoterapist Gökhan Aygül, bahar aylarında ağrıların da arttığını söyledi.

    Bahar yorgunluğunun, hemen herkesin mevsim dönüşlerinde hissedebildiği bir takım ruhsal ve bedensel belirtilere verilen genel isim olarak ele alındığını belirten Fizyoterapist Gökhan Aygül, “Kış aylarında yavaşlamış olan metabolizmanın baharın gelmesiyle birlikte bu değişime ayak uyduramamasından kaynaklanır. Isınan havalar duygusal iniş çıkışlara, uykusuzluğa, iştahsızlığa, eklem ağrılarına ve yorgunluğa neden olur. Ayrıca düzensiz beslenme, yeterli vitamin almama, uyku düzensizliği, kansızlık, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri, tansiyon-kalp-enfeksiyon hastalıkları, sigaranın fazla kullanılması, depresif duygu durumları, adaptasyon ve dikkat süresinin kısalması bahar yorgunluğunun süresini uzatır” dedi.

    BAHAR AYLARINDA YORGUNLUK NEDEN ARTIYOR?

    Bahar aylarında neşeli ve enerjik olunmasının temel nedenlerinden birinin hormonlar olduğunu anlatan Fizyoterapist Gökhan Aygül, “Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanıyor. Örneğin kış mevsiminde karanlıkta daha fazla üretilen melatonin uyku hormonudur ve günler uzadıkça/aydınlandıkça melatonin üretimi azalma gösterir. Bu nedenle kış mevsiminden ilkbahara geçerken yaşanan uyku eksikliği yorgunluğa yol açar. ’Mutluluk hormonu’ olarak bilinen serotonin ise bu geçiş dönemindeki durumu beyin üzerinden dengeler. Akciğer, dalak, bağırsak ve merkezi sinir sisteminde üretilen bu hormon artan ışıkla beraber ancak yavaş yavaş kendini yeni duruma adapte edebilir ve harekete geçebilir. Fakat bu adaptasyon süreci 1-2 ay sürebilir. Aynı zamanda soğuk kış günlerini geride bırakıp havanın ısınması ile havadaki negatif yüklü iyonların artması insan biyoritmini olumsuz etkilemekte ve organizmanın birden ısınmanın sonucunda adaptasyonu sağlamak için adrenalin ve kortizol gibi bazı hormonların salınımı artmaktadır. Vücudun yeni çevresel değişikliklere alışması ve hormonal sistemin yeniden dengeye girmesi zaman alır. Bu durum çevreye uyum sağlamamızı zorlaştırarak dış etkenlerden daha çabuk etkilenmemize neden olur” diye konuştu.

    Kış mevsimindeki tüketilen yemeklerin ağırlığı ve hareketsizliğin de yorgun ve halsiz hissettirdiğini ifade eden Fizyoterapist Gökhan Aygül, “Bunların yanı sıra bahar aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor. Hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini de havadaki elektrik yükü değişimlerinden dolayı da olumsuz etkiliyor. Havadaki elektrik yükünün yoğunluğu, sinir gerginliğini ve stresi, dolayısıyla damarlardaki büzülmeyi arttırıyor. Damarlardaki büzülme midede gerçekleşirse ülsere bile neden olabiliyor, mide ve onikiparmak ülseri olanlarda hastalık tekrarlayabiliyor” dedi.

    Fizyoterapist Gökhan Aygül, bahar yorgunluğunun belirtilerini ise şöyle aktardı:

    “Çabuk yorulma, mutsuzluk, kas, eklem ağrıları, kramplar, uyku düzeninde değişiklikler, eskiden yaptığı şeyleri yapmada isteksizlik, kadınlarda adet düzensizliği, psikolojik bazı belirtiler”

    BAHAR AYLARINDA NEDEN DAHA FAZLA AĞRI HİSSEDERİZ?

    Kendisini yorgunluk, halsizlik, enerji düşüklüğüyle hissettiren bahar yorgunluğunun, kortizon türevi hormonların aşırı düzeyde salınmasıyla da baş, boyun, sırt ve bel bölgelerinde ağrılara neden olduğunu kaydeden Aygül, “İlkbaharda en sık görülen ağrı, baş bölgesinde migren ve gerilim tipi ağrılardır. Özellikle migren hastaları mevsim geçişlerinde sık sık nöbet geçirmektedir. Ayrıca halk arasında kulunç olarak önde gelen, sırt ve bel bölgesinde yoğunlaşan ağrılar bahar aylarında kürek kemiğinde, boyun ve bel bölgesinde bıçak saplanmasına benzer şekilde ortaya çıkmaktadır. Daha çok kaslardan kaynaklanan ağrılar nemden, rüzgardan, hava değişiminden en fazla etkilenen ağrılardır. Kış aylarında daha hareketsiz yaşarız. Baharla birlikte, kaslardaki aktif noktalar aktif hale geçer. Bu nedenle, genel olarak bahar aylarında halk arasında ’kas romatizması’ denilen ağrıları çekeriz. Gerilme, kasılma tarzındaki ağrılar hem ilkbaharda hem sonbaharda çok fazladır.”

    Fizyoterapist Gökhan Aygül, bahar ağrılarından kurtulmak için ise şu önerilerde bulundu: “Bahar ağrıları için gevşeme egzersizleri çok önemlidir. Kası çalıştırıp aynı zamanda gevşeme egzersizi yapmak aslında en doğru yöntemdir. Ancak, bu başlangıçta herkesin kendi kendine yapabileceği bir şey değil. Doğru egzersizler, bir hekimin ya da fizyoterapist eşliğinde öğrenilebilir. Bir grup hastada sorunlar ciddi boyuttadır. Onlar değil egzersiz yapmak, kıpırdayamayacak halde ağrı hisseder. Bu kişilerin ilaç tedavisi alması gerekebilir. Antidepresan ve kas gevşetici önerilebilir. Daha da yoğun ağrısı olanlara ise, kasların hassas noktalarını bulup lokal anestezi enjeksiyonu yapılır. Amaç, o kası gevşetmektir. Ardından egzersiz programı öğretilir.”

    BAHAR YORGUNLUĞU İÇİN TAZE SEBZE VE MEYVELER YENMELİ

    Bahar yorgunluğunu gidermek için besin ve vitamin destek ürünlerinin alımının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Aygül, “Paketli hazır gıdalar yerine taze sebze ve meyve tüketimine özen gösterilmelidir. Sadece bahar aylarında değil, kış aylarında da eksik olan vitaminlerin düzenli olarak alınması, bahar yorgunluğunu fazla hissetmeden o dönemin geçirilmesine yardımcı olur. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum ve çinko içeren besinler, yeterli düzeyde karbonhidrat alımı yorgunluktan korunmada önemli. Geceleri ağır ve yağlı yemek yememeye özen gösterilmelidir.

    VÜCUDUN SU DENGESİ ÖNEMSENMELİ

    Vücudun çok hafif düzeyde susuz kalması bile metabolizmayı yavaşlatır. Günde en az 8-10 bardak su içilmeli, kahve ve çay mümkün olduğunca az tüketilmeli.

    Yorgunlukla baş edebilmek için öncelikle enerjinin doğru kullanılmasının öğrenilmesi gerekir. İş yerinde çalışma ve dinlenme zamanları ayarlanmalıdır. Kısa ve sık dinlenme aralıkları yorgunluğun ortaya çıkmasını önler. Çalışırken vücut mekanikleri doğru kullanılırsa kas ağrıları engellenir. Çalışma ortamının iyi havalandığından da emin olunmalıdır. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlar vücutta ekstra bir stres yaratır.

    UYKU RİTMİNE DİKKAT EDİLMELİ

    Uyuma ve uyanma saatleri düzensiz kişilerde bahar yorgunluğu daha belirgin olur. Başlangıçta zor gelse de birkaç sabah erken uyanarak, uyku düzene sokulmaya çalışılmalıdır. Hafta sonu için planlar yapılarak motivasyon yükseltilebilir. Öğlen arası ya da zaman buldukça ofis ortamından çıkarak, temiz hava alınmaya da özen gösterilmelidir” dedi.

  • Tarım Sigortasına İlgi Her Geçen Gün Artıyor

    Çiftçilerin ürünlerini doğal afetlerden korumak ve emeklerinin karşılığını almak için hayata geçirilen tarım sigortalarına ilgi her geçen gün artıyor.

    Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesine bağlı Büyükkışla Mahallesi’nde ikamet eden çiftçi Yaşar Şenoğlu, tarım sigortasının bir çiftçi için olmazsa olmaz olduğunu belirterek, “Allah zarar ziyan vermesin. Sigortanın zararını da yararını da gördük. Eksper, istediğimiz şekilde zararı yazmıyor. Çok hasar var ama az yazıyor. Diğer konularda sigortadan memnunuz. Allah razı olsun devletimizden. Dolu, sel, don gibi riskler konusunda bizlere yardımcı oluyor. Zarar sonrasında paramızı da istediğimiz gün ve saatte ödüyor. Tek itirazımız ise hasarı az göstermeleridir. Sigortayı yaptırmamış olsak mağdur olacağız. Yaşanan doğal bir afette sıkıntı yaşayacağız. Sigorta yaptırmazsak tüm emeklerimiz boşa gidecek. Şereflikoçhisar’da genellikle sezon içinde ekinlerimiz doludan zarar görüyor. Bundan dolayı sigorta bizim için önemli. Kredi alırken de sigorta faizi konusunda devlet bizlere yardımcı oluyor. Bütün bu sunulan imkanlardan memnunuz” dedi.

    Yaşar Güney adlı çiftçi ise, sigortanın bütün çiftçiler için gerekli bir şey olduğunu söyledi. Meydana gelen doğal afetler sonucunda oluşan bir hasarda sigortanın zararı karşıladığını belirten Güney, “Yaptırmamız bizlerin menfaatine olan bir şey. Sigortayı yaptırdığımız zaman Tarım Kredi Kooperatifi’ndeki işleyen faizlerimiz yarı yarıya düşüyor. Zamanında ödeme yapılıyor ve yüzde 50’sini bizler, yüzde 50’sini de devlet ödüyor. Ayrıca işleyen faizimizden de düşüş oluyor. Bu verilen hizmetlerden dolayı memnunuz. Avantajı ise çok. Öncelikle kendimizi güvenceye alıyoruz. Genellikle Şereflikoçhisar bölgesinde dolu yağıyor ve ürünlerimiz zarar görüyor. 2010 yılında büyük hasar gördü ürünlerimiz ve ben yüzde 100 prim aldım. Geçen sene de vardı ancak 2010 yılına göre zararımız azdı. O zaman da zararım karşılandı. 7 senedir hiç aksatmadan sigorta yaptırıyorum. Kredi alırken de rahatlık oluyor. Tarım Kredi Kooperatifi, tohumu ve gübreyi karşılıyor. Bunların ben ekimini yapıyorum. Paramı aldığım zaman bunların ödemesini yapıyorum” diye konuştu.

    Çiftçilerden Cevdet Şenoğlu da, sigortanın oluşan doğal afet sonucu gelişen zararları karşılama adına çok önemli bir şey olduğunu kaydetti. İkinci bir zarara uğramaya karşı sigortanın çiftçiyi koruduğunu söyleyen Şenoğlu, “6 yıldır sigorta yaptırıyorum. Dolu, rüzgar, hortum gibi zararlardan korunmak için sigorta yaptırıyoruz. Bugüne kadar oluşan zararlarımın yüzde 29, yüzde 40 oranında karşılığını aldım. Aldığımız krediyi ödeyemediğimiz zaman da bizlere ekstra bir destek olmuş oluyor. Kredi alırken de faiz indiriminden yararlanıyoruz ve işimiz daha da kolaylaşıyor” dedi.

    Büyükkışla Tarım Kredi Kooperatifi Yetkili Ziraat Mühendisi Mustafa Özçelik, 2010 yılında Büyükkışla Mahallesi’nde meydana gelen dolu hasarından dolayı sigorta yaptırmayan üreticilerin de sigortaya yönelmeye başladığını belirterek, “Ayrıca bunda sigorta primlerinin yüzde 50’sini devletin karşılaması da bu bilincin daha da yayılmasını sağlamış. Yöremizdeki çiftçilerimizin sigortaya ilgileri yüksek. 2013 yılında 109 bin TL, 2014 yılında 159 bin TL, 2015 yılı itibariyle de 240 bin TL prim üretimiyle üreticiler bu doğan hasar ödemelerini aldıkça sigortaya karşı çiftçinin ilgisi de artmış oldu” açıklamasını yaptı.

    Çiftçinin tarım sigortası ile vermiş olduğu emeği teminat altına aldığını söyleyen Özçelik, şöyle devam etti:

    “Yöremizde ağırlıklı olarak kıraç ürün yetiştirme söz konusudur. Arpa, buğday ve kimyon ürünleri yetiştiriliyor. Öncelikle ürünlerini sigorta yaptırarak teminat altına almış oluyorlar. Hem de yapmış oldukları harcamaları geri almış oluyorlar. Böylelikle hem yıl kayıpları olmuyor hem de bir yıl sonrasına bu şekilde destek verilmiş oluyor.”