Etiket: Artışına

  • Kağıttaki fiyat artışına karşı yerli üretime teşvik

    Kağıt, etiket, ambalaj ve matbaacılık sektör temsilcileri kağıt fiyatlarındaki artış üzerine yerli üretimin artması için teşviklerin çoğaltılması gerektiğini söyledi.

    İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) işbirliği ile kağıt, etiket, ambalaj ve matbaacılık sektör temsilcilerinin katılımıyla ‘Son Ekonomik Gelişmeler Işığında Kağıt, Etiket, Ambalaj ve Matbaacılık Sektörünün Geleceği Paneli gerçekleştirildi.

    İZTO’da düzenlenen panelde konuşan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, küresel ekonomide esen sert rüzgarlardan tüm dünyanın nasibini aldığını ve döviz kurlarında yaşanan hızlı yükselişten en fazla etkilenen sektörlerden birinin kağıt, etiket, ambalaj ve matbaacılık sektörü olduğunu belirterek, “Bu sektörlerin üretim sürecinde diğer sektörlere nazaran daha çok ithal ürün kullanılıyor. Son 1 yılda sektörün en önemli hammaddesi selüloz fiyatlarında yüzde 80’in, kağıt fiyatlarında yüzde 100’ün üzerinde artış meydana geldi. Hükümetimiz reel sektörün bu süreci en az hasarla atlatabilmesi için gerekli tedbirleri en hızlı şekilde aldı. Türk lirasının değer kazanması ve yerli para ile ticaret konusunda önemli çalışmalar sürdürülüyor” diye konuştu.

    Kağıt, etiket, ambalaj ve matbaacılık sektörünün bir arada olacağı bir organize sanayi bölgesi kurulması gerektiğini belirten Mahmut Özgener, sektördeki sorunlarla ilgili görüş ve önerileri not alarak takipçisi olacaklarını söyledi.

    “Maliyetleri piyasa fiyatlarına yansıtmak mümkün değil”

    Ticaretin paydaşları olarak her zaman belirli konular üzerine istişarelerde bulunduklarını belirten İESOB Başkanı Zekeriya Mutlu ise şunları söyledi:

    “Türkiye’de ağustos ayının ilk yarısından itibaren alışılmışın dışında bir kur hareketliliği yaşanıyor. Bu seferki dalgalanmaların hızı ve boyutu yüksekti. Kağıt, etiket ve ambalaj sektörlerinde maliyetler ciddi yükseldi. Artan maliyetleri birebir piyasa fiyatlarına yansıtmak mümkün değildi. Ancak kar marjları nedeniyle işletmeler kepenk kapatma noktasına geldi. Gazete hamuru üreten fabrika kalmadı. Gazeteler ithal kağıt kullanmak zorunda kaldı. Bir süre önce 1 ton kağıt 450 dolara ithal edilirken bu rakam 800 dolara ulaştı. Ulusal gazetelerdeki ekler kaldırılarak sayfa sayıları azaltıldı. Yerel gazeteler pazar günleri çıkmama kararı aldı. Bazı gazeteler internette yayınladıkları haberlere abonelik uygulaması getirdi. Sektör çıkış yolu ararken ayakta kalamayanlar çekilmek zorunda kaldı. 11 yayınevi faaliyetine son verdi. Oysa yerli üretim büyümenin en güçlü silahıdır.”

    Üreticilere teşvik kararı

    EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da hükümetin açıkladığı enflasyonla mücadele kapsamında yapılan indirim çağrısı bizim için son derece önemli olduğunu dile getirerek, “Kağıtta ithalata bağımlıyız. Biz ilerde kağıt bulamaz hale gelmemek için devletin yatırım için teşvik kararı alması gerekir. Biz dünyanın en önemli demir çelik ihracatçısı bir ülke iken aynı zamanda dünyanın en büyük hurda ithalatçısı ülke konumundayız. Girdi tedarik zinciri diye Türkiye’nin en çok ihraç ettiği ürünler için desteklerin çoğalması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından kağıt, ambalaj ve matbaa sektörünün mevcut durumu, fiyatlandırma politikaları, finansman sorunları ile ilgili olarak meclis üyeleri öneri ve taleplerini iletti.

  • Bakan Sarıeroğlu: “2018’de çok güçlü istihdam artışına ulaşacağız”

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, 2018 yılında çok güçlü istihdam artışına ulaşacaklarına inandıklarını belirterek, “Bu konuda çalışmalarımızı, hazırlıklarımızı yapıyoruz” dedi.

    İŞKUR’un “İş Kulüpleri Projesi” kapsamında Çukurova Üniversitesi’nde İŞKUR İş Kulübü açılış töreni gerçekleşti.

    Törenin açılış konuşmasını yapan İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya, kulübün çok farklı hizmetlere vesile olacağını ifade ederek, “Bakanımızın talimatlarıyla Adana’da 2018 yılı hedefimiz 32 bin 738 kişiyi istihdam etmek. Yapılan çalışmalar neticesinde Adana’da 7 bin 838 kadınımızı, 6 bin 616 gencimizi, 4 bin 14 üniversite mezunu arkadaşımızı ve yine önemsediğimiz 3 bin 133 uzun süre iş hayatında olmayanlar istihdam sağlayarak işe yerleştirmek” şeklinde konuştu.

    Adana Valisi Mahmut Demirtaş ise istihdamın olduğu her yerde aş ve iş, buna bağlı olarak huzur ve güven olduğunun altını çizerek, “Ortadoğu’da iç karışıklıklar ve uluslararası finansal krizlere rağmen hükümetimizin üretime, üreticiye ve çalışanlara yönelik aldığı devlet destekleri, teşvik paketleriyle, istihdam politikaları sayesinde Türkiye krizi fırsata dönüştürmeye başlamıştır. Adana genelinde iş gücü piyasasının avantajlı konumunda bulunan kadınlarımıza, engellilerimize, gençlerimize, uzun süreli işsizlere, madde bağımlılarına, sosyal yardımlardan yararlanan vatandaşlarımıza iş arama motivasyonu katacak yöntem desteği vereceğiz buradaki eğitimlerden iş arayanların eksikliklerini giderecek istihdam edilmelerinin önündeki engelleri kalkmasına yönelik adımlar atacağız” ifadelerini kullandı.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ise, 2018 yılında çok güçlü istihdam artışına ulaşacaklarına inandıklarını söyleyerek, “Bu konuda çalışmalarımızı hazırlıklarımızı yapıyoruz. İstihdamla ilgili önümüzdeki dönemlerde Adana’nın çok daha yüksek performanslara çıkmasıyla ilgili yol haritalarımız stratejilerimizi uygulayıp iş ve meslek danışmanlarımızla, paydaşlarımızla birlikte Adana’da çok güçlü bir istidam rüzgarı estireceğimize yürekten inanıyorum” diye konuştu.

    21. İş Kulübünün açılını gerçekleştirdiklerini söyleyen Bakan Sarıeroğlu, “Bugün üniversitede açtığımız iş kulübümüzün temel hedef kitlesi gençlerimiz olacak. Tüm gençlerimizden açacağımız bu iş kulübümüzden en yüksek seviyede faydalanmasını temenni ediyoruz. Son yaptığımız iş gücü piyasası analizlerine göre 2018 ve 2019 yılı içerisinde yüksek bir iş gücü ihtiyacıyla karşı karşıya” ifadelerini kullandı.

    Sarıeroğlu, İŞKUR’un 2002 yılında yaklaşık 24 bin kişinin işe yerleştirilmesini gerçekleştirmiş bir kurumken bugün 2017 yıl sonu verilerine göre son bir yılda 1 milyon 57 bin kişinin işe yerleştirilmesine aracılık etmiş bir kurum haline geldiğini belirtti.

    Mesleki eğitim kurslarını aktif iş gücü programlarıyla güncellediklerini kaydeden Bakan Sarıeroğlu şunları kaydetti:

    “İşbaşı eğitim programlarımızın süresi 3 aydı, sektör odaklı bakış açısını ortaya koyduk. Bilişim ve imalat sektörlerinde 6 aya çıkardık. Bilişimde geleceğin meslekleri dediğimizi kodlama, siber güvenlik ve bulut uzmanlığı gibi alanlarda da 9 aya çıkacak şekilde iş başı eğitim programlarının yapılmasına imkan sağladık. 18-25 yaş arası genç kardeşlerimiz için bu programlardan faydalandığı zaman 74 TL’ye çıkan seviyelerde cep harçlığı uygulamamıza başlayacağız. Kadınların iş gücü piyasasına girişleriyle ilgili önlerindeki engelleri mevzuat ve uygulamalar anlamında kaldırmış durumdayız. Ülkemiz ciddi bir değişim sürecinden geçiyor. Bunun katkıları ve etkileri de rakamlara nicel olarak yansımış durumda. Şu anda en çok iş gücü piyasası anlamında pozitif ilerleme sağlayan gurubumuz kadınlar. Kadın güçlü olursa ailenin, aile güçlü olursa Türkiye’nin güçlü olacağına inanıyoruz. Kadınların iş gücüne katılım oranını şu an yüzde 32 inşallah 2023’de yüzde 41’e çıkarma hedefimiz var.”

    Konuşmasının ardından Bakan Sarıeroğlu, Adana Valisi Mahmut Demirtaş, İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya, Çukurova üniversitesi Rektörü Mustafa Kibar ile beraber İŞKUR İş Kulübü’nün açılış kurdelesini kesti.

    Beraberindekilerle iş kulübünü gezen Sarıeroğlu, buradan hizmet alan öğrencilerle bir süre sohbet etti.

  • Memur-Sen’den gelir vergisi oran artışına tepki

    Memur-Sen Adana İl Başkanı Mehmet Sezer, gelir vergisinde yapılan oran artışına tepki gösterdi. Sezer, gelir vergisinde oranların değil matrahların artırılması gerektiğini söyledi.

    Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Adana Şubesi gelir vergilerinde yapılan değişikliklerle ilgili bir basın toplantısı düzenledi.

    Başkan Mehmet Sezer, salt ücret sendikacılığı yapmadıklarını belirterek, özellikle emek kavramını en geniş anlamda değerlendirip, sosyal maliyetin üzerinde durduklarını ve çözüm odaklı sendikacılık anlayışlarını da bu ilkenin belirlendiğini söyledi.

    Sezer, gelir vergisine ilişkin tarifelerin, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103. maddesinde yer aldığını ifade ederek, “Söz konusu maddede gelirin vergilendirilmesinde iki temel parametreye yer verilmiştir. Bunlardan ilki oran, ikincisi ise oranın uygulanacağı matrahtır. İçinde bulunduğumuz süreçte her iki parametre açısından ücretli çalışanlar aleyhine sonuçlar doğuracak gelişmeler söz konusudur. Teknik ayrıntıdan uzak durmaya özen göstermekle birlikte bir husus ifade etmeden gelir vergisinde matrah üzerinden oynanan oyunu anlatamayız, anlayamayız” dedi.

    Maliye Bakanlığı’nın gelir vergisine yönelik değişiklik çalışmalarında iki teknik bilgiyi de kamuoyuyla paylaşan Mehmet Sezer, “Bunlardan birincisi oranla ilgilidir ki yüzde 27 oranının uygulandığı üçüncü dilimde oran yüzde 11 arttırılmak istenmektedir. İkinci sorun geçmişten bugüne gittikçe derinleşen matrah sorunudur ve bu sorun oran artışına denk gelecek mağduriyetler üretmiştir ve eğer gereken müdahale yapılmazsa üretmeye de devam edecektir. Gelir vergisinde oranların uygulanmasına esas alınan matrahları artırırken cimri davranılmakta ve böylece kamu görevlilerinin gelir vergisi ödemelerinde cömert davranma dayatması yapılmaktadır. Matrahtaki bu oyunun üzerine de şimdi yüzde 27’lik oran yüzde 30 çıkarılmak suretiyle emek kesiminin vergi kaynaklı gelir kaybı artırılmak istenmektedir” diye konuştu.

    Başkan Sezer, gelir vergisi matrahlarının, her yıl “yeniden değerleme oranı” üzerinden artırıldığını hatırlatarak bu oranın temel parametresinin üretici fiyat endeksi olduğunu söyledi.

    Memur-Sen İl Başkanı Sezer, gelir vergisi matrahlarının belirlenmesine etki eden yeniden değerleme oranında, TÜFE değil ÜFE’nin esas alındığını kaydederek, “Gelirleri üretici fiyatlarına göre vergilendirilen fakat giderleri TÜFE’ye göre artan çalışan-ücretli kesim tablosu ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun özeti ise gelir vergisine esas matrahlarda cari enflasyondan daha düşük artış ve buna dayalı olarak da daha yüksek vergi ödeme yükümlülüğünün oluşmasıdır. Enflasyona bağlı olarak harcamaları artan, matrah artışındaki cimriliğe bağlı olarak gelirleri azaltılan ücretle çalışan kesimin, vergi yükünü yansıtma imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle, vergi kaynaklı gelir kaybını gidermek ve gelir vergisi noktasında adaleti tesis etmek, sosyal maliyeti minimize etmek için son derece önemlidir. Yapılacak ilk değişiklik ve mağduriyeti gidermeye dönük hamle, gelir vergisi matrahlarının, ÜFE’ye göre değil TÜFE esas alınarak belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılmasıdır. Özellikle, ücret kazancına dayalı olarak gelir vergisi mükellefi olan kişiler için uygulanması gereken endeks tüketici fiyat endeksi olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Başkan Sezer, kendi hesaplarını yaptıklarını ve Maliye Bakanlığı’nın matrah oyununu açık seçik ortaya koyduklarını iddia ederek, “2010 yılını baz alır ve o yıldan bugüne değin matrah artışları ÜFE’ye değil de TÜFE’ye dayalı olarak yapılsaydı 2010 yılında yüzde 15’lik oran için geçerli olan 8 bin 800 TL’lik matrah 13 bin TL değil 15 bin 62 TL olacaktı. Bunun doğal sonucu olarak da başta kamu görevlileri olmak üzere ücretli çalışanların yüzde 20’lik ikinci vergi dilimi üzerinden gelir vergisi ödeme yükümlülüğü yılın sonuna doğru gerçekleşecek ve yüzde 20 oranından gelir vergisi ödeyen kamu görevlisi sayısı daha az olacaktı. Somut rakamlarla ifade edersek; TÜFE’ye dayalı vergi matrahı artışı yapılmamasıyla ilk dilim için 2.62 TL tutarında düşük matrah belirlenmiş ve bunun sonucunda da ücretli çalışanlardan sadece ilk dilim açısından 103,10 TL fazla vergi tahsil edilmiştir” şeklinde konuştu.

    Toplantıya Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen yönetim kurulu üyeleri ile sendikaya bağlı kuruluşların temsilcileri ve basın mensupları katıldı.

  • Konutta fiyat artışına karşı yeni sistem

    ‘Elbirliği Sistemi’ ile faizsiz ev ve otomobil sahibi olma imkanı sunan Eminevim, konut fiyat artışına karşı korunmalar için değer artışlı çekiliş sistemini geliştirdi.

    Çeyrek asırdır faizsiz ve kendi belirledikleri ödeme ve taksit seçenekleriyle vatandaşlara ev sahibi olma imkanı sunan Eminevim, kolaylıklar içeren alternatif seçenekleri arasına bir yenisini daha ekledi. Konut fiyat artışlarına karşı koruma içeren sistemin ’değer artışlı çekiliş sistemi’ olduğunu belirten Emin Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Emin Üstün, 25 yıl boyunca faizsiz ve gelirlerine göre ödeme seçenekleriyle sektöre sağladıkları katkıya dikkat çekti.

    Başkan Üstün yeni geliştirdikleri sistemi ise şu sözler ile anlattı:

    ‘Değer artışlı çekiliş sisteminde müşterilerimizin katıldıkları organizasyonda zaman geçtikçe alım güçlerinin düşmemesi ve satın almayı planladıkları konutlardaki fiyat artışlarına karşı korunmaları kapsıyor.”

    Avantajları nedir?

    Emin Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Emin Üstün, daha önce hiçbir üründe olmayan zaman geçtikçe teslimat tutarının artmasının müşterilerin alım gücünü koruyacağını belirterek şunları söyledi:

    “Taksitlerini yükseltmek istemeyen ve organizasyon vadesi sonuna kadar beklemek isteyen müşterilerimize beklemeleri karşılığında daha yüksek bir teslimat almalarını sağlayacaktır. Sıfır peşinatla sisteme giren üyelerimize de beklemeden birinci ayda teslimat imkanı getirecektir. Ürün içeriği ve işleyişiyle müşteri memnuniyetini artıracaktır. Örnek verecek olursak; 100 bin TL kayıt tutarı için yüzde 10 peşinatla peşinat tutarı 10 bin TL olacaktır. 100 kişilik grupta açıldığını düşünürsek peşinat sonrası kalan 90 bin TL’nin teslim alana kadar olan taksitleri 90 bin /100 yani 900 TL olacaktır. Birinci teslim alan müşterimiz 100 bin TL teslimat alacaktır. İkinci teslim alan yüzüncü ayda 155 bin TL olacaktır. Teslim aldıktan sonra ödeyecekleri taksitlerle ilk müşterinin toplam geri ödemesi 142 bin 500 TL olacaktır. 42 bin 500 TL kısmı evini son teslim alacak müşteriye ilk müşterinin yapmış olduğu teslimat desteğidir. Teslim tarihine kadar belli bir oranda müşterinin teslimat desteği azalarak son teslim alan müşterinin toplam geri ödemesi 100 bin TL olacaktır. Bu örnekte teslim aralığı 1-100. aylar arasındadır. 100’üncü ayda alan müşterilerimiz de 155 bin TL teslimat alacaklardır. Bu müşterilerimizin de toplam geri ödemesi 100 bin TL olacaktır. Bu sistemimizle vatandaşlarımızın ev sahibi olmalarında elimizden gelen tüm gayreti göstermiş bulunmaktayız. Tek dileğimiz her zaman dediğimiz gibi evsiz vatandaşımızın kalmaması.”

  • Fındıkta verim artışına gidya formülü

    Ordu’da fındıkta verimliliği artırmaya yönelik yapılan çalışmalar kapsamında “Fındık Tarımında Yeni Bir Ürün: Gidya” konulu panel düzenlendi.

    Ordu Büyükşehir Belediyesi, Ordu Üniversitesi, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ile Ordu İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün düzenlediği panel, Ordu Üniversitesi Cumhuriyet yerleşkesinde bulunan Müzik ve Sahne Sanatları Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

    Panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Kadir Saltalı, “Gidya ve Tarımda Kullanımı”, Prof. Dr. Faruk Özkutlu, “Fındık Tarımında Beslenme Problemleri” ve Prof. Dr. Kürşat Korkmaz ise “Fındık Tarımında Gidya Uygulamaları” konusunda katılımcılara bilgi verdi.

    “Gidya doğal kireçtir”

    Gidyanın tarımda kullanımı ile ilgili bilgiler veren Panel Başkanı Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Saltalı, şöyle konuştu: ”Karadeniz Bölgesi’nde yağışın fazla olması nedeniyle topraktaki kireç, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi besin maddeleri yıkanıyor ve toprakta asitleşme görülüyor. Bu asitleşme, özellikle fosforun yarayışlı olmasını önemli ölçüde düşürürken, fındıkta verimi ve kaliteyi de olumsuz yönde etkiliyor. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nde genellikle toprakların ph değeri 5’in altında ve kireç içeriği düşüktür. Ordu ilimizde toprakların yüzde 83’ünün kireç içeriği yüzde 1’in altındadır. Toprakların PH değerini yükseltebilmek için 2-3 yılda bir yaklaşık 300 kg/da kireç (CaCO3) uygulanmaktadır. Uygulanan kireç, fosforu yüksek oranda tutarak bitkilerde fosfor noksanlığına neden olmaktadır. Gidya kireçle karşılaştırıldığında, gerek organik madde içeriği gerekse maliyet açısından değerlendirildiğinde Karadeniz Bölgesi için oldukça faydalı olabilecek bir üründür.”

    “Toprağın PH’sını yükseltiyor”

    Gidya uygulamalarının fındık verimi ve toprak özellikleri üzerine etkisinden bahseden Prof. Dr. Kürşat Korkmaz, şu bilgileri verdi: “Ülkemiz için fındık tarımsal açıdan stratejik bir üründür. Ülkemizde fındık verimi son beş yılda yüzde 40 oranında azalmıştır. Verimi azaltan faktörlerden birisi doğru ve dengeli bir gübreleme programının yapılamamasıdır. Gidya uygulamasıyla toprağın örtücü yani yarayışsız hale getirici etkileri baskılanabiliyor. Fındık yetiştiriciliğinde gidya, toprağın pH’sını düzenler, besin elementi ve fosfor yarayışlılığını artırır, bitkilerin kök gelişimini, toprağın su tutma kapasitesini artırır. Tarım kirecinin tonu 250-300 TL ve kireç üretimi için kullanılan enerji maliyetleri ve kullanım oranı da dikkate alındığında gidyanın yüksek organik madde içeriği ile fiyat avantajı nedeniyle rahatlıkla asit topraklarda kullanılabileceği çevre ve insan sağlığı açısından da değerlendirildiğinde oldukça yararlı olacağı düşünülmektedir. Azotlu gübrelerin önemli bir çevre kirletici olarak değerlendirildiği günümüzde gidya, bölgemizde fındık tarımının yanı sıra çay ve kivi tarımında da kullanılabilecek organik bir kaynaktır.”