Etiket: Artırılmalı

  • KGTÜ: “Şeker pancarı ve pancar şekeri üretimi artırılmalı”

    Türkiye’nin ilk ve tek ihtisas üniversitesi olan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi (KGTÜ), şeker fabrikalarının özelleştirilmesi kararıyla gündeme gelen pancar şekeri ve nişasta bazlı şekerle ilgili bir rapor hazırladı.

    Bilimsel verilere dayandırılarak oluşturulan raporda, “Ülkemizde nişasta bazlı şeker tüketiminin azaltılması gereğinin, vatandaşlarımızın sağlığının korunması adına stratejik önemde olduğu ortaya çıkmaktadır” denildi.

    “Kamuoyu çalışma raporları ile bilgilendirilecek”

    Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi kararının ardından gündeme gelen pancar şekeri ve nişasta bazlı şeker kullanımına ilişkin Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi tarafından hazırlanan bilgilendirme raporunu, Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mikdat Çakır açıkladı. Tartışmaların sağlıklı bir zeminde yapılmasını sağlamak için farklı alanlardaki uzmanlar ile tarım ve gıda konusunda kamuoyunu aydınlatıcı çalışma raporları hazırladıklarını belirten Çakır, “Güncelliğinden dolayı ilk bilgilendirme raporu, pancar şekeri ve nişasta bazlı şekere yönelik hazırlandı. Böylece “Türkiye Şeker Politikası” hakkında kamuoyunda yapılan tartışmalara sağlıklı bilgi dokümanı sağlanmış olunacak. Üniversitemiz bilim heyeti bundan böyle bu tür çalışma raporları ile kamuoyu ve ilgilileri daha sık bilgilendirecektir” dedi.

    “ABD’de mısırdan elde edilen fruktoz şurubu tüketimi azaldı”

    Mısırdan elde edilen şeker konusu gündeme gelince bu ürünü en çok üreten ve tüketen ülke olan ABD’deki uygulamaların dikkat çektiğini ifade eden Dr. Mikdat Çakır, “ABD Tarım Bakanlığı ve Kongre Raporlarına göre, ABD gıda sanayii şeker tüketimi geleneksel olarak mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker ağırlıklı ve öncelikli bir seyir izlerken, son yıllarda sağlık riskleri nedeniyle bu şeker türünün üretiminin gerilediği belirtilmiştir. ABD Tarım Bakanlığı kamuoyuna açıkladığı raporda; 2000-2016 yılları arasında toplam şeker üretimi içinde pancar şekeri üretiminin yüzde 24 arttığı, mısırdan elde edilen fruktoz şurubu tüketiminin ise yüzde 35 azaldığını belirtmiştir. Yine aynı rapor bu azalışın ’sağlık kaygısı’ nedeniyle olduğunu vurgulamıştır” diye konuştu.

    “Vatandaşlarımızın sağlığının korunması adına önemli”

    Dr. Mikdat Çakır açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “ABD Tarım Bakanlığı, gelecek 10 yıllık planlamalarında; ABD’de mısır nişasta bazlı şeker tüketiminin azalmaya devam edeceği ve şeker pancarı ve şeker kamışından elde edilen şeker tüketiminin yüzde 21 oranında artacağı raporlanmıştır. ABD’de nişasta bazlı şeker tüketiminde yaşanan gelişmeler değerlendirildiğinde; ülkemizde de nişasta bazlı şeker tüketiminin azaltılması gereğinin vatandaşlarımızın sağlığının korunması adına stratejik önemde olduğu ortaya çıkmaktadır. Sağlıkla ilgili bir diğer sorun da, son derece zehirli bir kimyasal olan civanın nişasta bazlı fruktoz şurubu ürünlerinde tespit edildiği meselesidir. ABD Tarım ve Ticaret Politikaları Enstitüsü’nün 2009 yılı raporuna göre civanın nişasta bazlı şeker içeren gıdalarda tespit edilmesidir. Bunun nişasta bazlı şeker üretiminde kullanılan kostik soda üretiminde civa kullanılmasından kaynaklandığı, bundan dolayı mısırdan elde edilen fruktoz şurubunun sağlığı tehdit ettiği vurgulanmıştır. Üniversitemiz bilim heyeti tarafından hazırlanan raporlar, üniversitemiz web sitesinde yayınlanmaktadır.”

  • Memur-Sen İl Temsilcisi Kalkan: “Gelir vergisinde oran değil matrahlar artırılmalı”

    Memur Sen Kayseri İl Temsilcisi Aydın Kalkan; “Gelir vergisine ilişkin düzenlemede oranların artırılması yönünde ortaya konan iradenin geri çekilmesi ve gelir vergisine esas matrahların özellikle yüzde 15’lik dilim açısından geçmiş dönem kayıplarını da telafi edecek şekilde yükseltilmesi gerekmektedir” dedi.

    Sendika binasında basın toplantısı düzenleyen Kalkan gelir vergisi ile ilgili kısa bilgiler vererek, “Bilindiği üzere gelirini ücretle elde eden çalışanların kazançlarının vergilendirilmesinde ölçüt olarak kullanılan tarifeler, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103. maddesinde yer almaktadır. Maddede yer alan tarife tutarları ise her yıl güncellenmektedir. Ücret gelirinin vergilendirilmesinde iki temel parametre olduğu görülmektedir. Birincisi oran, ikincisi ise oranın uygulanacağı matrahtır. İçinde bulunduğumuz süreçte her iki parametre açısından ücretli çalışanlar aleyhine sonuçlar doğuracak gelişmeler söz konusudur. Bunlardan birincisi oranla ilgilidir ki; yüzde 27 oranının uygulandığı ikinci dilimde oran yüzde 30’a çıkarılmak istenmektedir. İkinci sorun geçmişten bugüne gittikçe derinleşen matrah sorunudur ve bu sorun oran artışına denk gelecek mağduriyetler üretmiştir ve eğer gereken müdahale yapılmazsa üretmeye de devam edecektir” dedi.

    Ücret kazancına dayalı olarak gelir vergisi mükellefi olan kişiler için uygulanması gereken endeks, tüketici fiyat endeksi olması gerektiğini vurgulayan Kalkan, “Verginin hesaplanmasına esas matrah, her yıl güncellenmektedir. Bu güncelleme Vergi Usul Kanunu’nun 298’inci maddesine göre hesaplanan ’Yeniden Değerleme Oranı’ üzerinden yapılmaktadır. Yeniden Değerleme Oranı, ticari kazanç erbabının kazançlarının vergilendirilmesinde amortismana tabi olan kıymetlerin yıllar itibari ile kıymetlerini belirlemek için Maliye Bakanlığı’nca kulanılan bir katsayıdır. Yeniden Değerleme Oranı’nın, hesaplanıp belirlenmesine ilişkin ayrıntılı bir açıklamaya girmeksizin, temel parametresinin üretici fiyat endeksi olduğunu belirtmekle yetinelim. Esasen gelir vergisi matrahlarının belirlenmesine ilişkin sıkıntı ya da bizim ifademizle matrah oyunu da burada başlamaktadır. Gelir vergisi matrahlarının belirlenmesine etki eden yeniden değerleme oranında, TÜFE (bir anlamda tüketici enflasyonu) değil ÜFE (üretici kesimin enflasyonu) esas alınmakta bu yolla, gelirleri üretici fiyatlarına göre vergilendirilen fakat giderleri TÜFE’ye göre artan çalışan-ücretli kesim tablosu ortaya çıkmaktadır. Bu tablonun özeti ise gelir vergisine esas matrahlarda cari enflasyondan daha düşük artış ve buna dayalı olarak da daha yüksek vergi ödeme yükümlülüğünün oluşmasıdır. Bu anlamda, gelir vergisi noktasında yapılacak ilk değişiklik ve mağduriyeti gidermeye dönük hamle, gelir vergisi matrahlarının, ÜFE’ye göre değil TÜFE esas alınarak belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılmasıdır. Özellikle, ücret kazancına dayalı olarak gelir vergisi mükellefi olan kişiler için uygulanması gereken endeks tüketici fiyat endeksi olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Düzenlemenin sadece memurlar için geçerli olmadığını, neredeyse asgari ücret ile çalışan herkesi kapsadığını sözlerine ekleyen Kalkan, “Matrah oyununu ve matrahların TÜFE üzerinden güncellenmesi teklifimizi somutlaştırmak amacıyla; yıllık gelir vergisi tarifelerini güncellenme olayını belirli bir endekse tabi tutarak hesaplamak ve ortaya çıkan sonucu değerlendirmek yararlı olacaktır. Örneğin; 2010 yılını temel baz yıl olarak alırsak; yüzde 15 oranının uygulandığı vergi diliminde matrah 2010 yılında 8 bin 800 TL idi. O tarihten bu güne yeniden değerleme oranı esas alınsaydı 2017 yılında yüzde 15’lik vergi dilimi matrahı 14 bin 132 TL olacaktı. Oysaki 2017 yılı yüzde 15’e tekabül eden vergi dilimi matrahı 13 bin TL’dir. Aynı dönemde yeniden değerleme oranı ÜFE yerine TÜFE üzerinden belirlenseydi 2017 yılında yüzde 15’lik dilimde uygulanacak matrah 15 bin 62 TL olacaktı. Peki, yüzde 15’lik vergi diliminin 13 bin TL yerine 14 bin 132 olsa ne olacaktı? Gelir vergisi artan oranlı olarak uygulandığından 13 bin TL den sonraki her kazanç için alınan yüzde 20’lik oran, eğer yıllık güncelleme yeniden değerleme oranına göre yapılmış olsa 14 bin 132 olacak ve ücretli çalışan da 1 bin 132 TL için yüzde 5 az vergi ödemiş olacaktı. Kısaca, devlet geliri 2017 yılı içerisinde 14 bin 132 TL olan herkesten 56 bin 60 TL fazla vergi almış oldu. Aynı hesaplama bir de tüketici fiyat endeksine tabi olarak yapılırsa; (15 bin 62 – 13 bin =2 bin 62 TL) vergi dilimi 2 bin 62 TL daha az hesaplanmış ve sonucunda da devlet ücretli çalışandan aynı hesap ile 103 bin 10 TL fazla vergi tahsil etmiştir. Sadece alınan bu fazla vergi ya da aleyhe düzenleme, sadece memur için mi geçerlidir? Tabi ki hayır, yıllık kazancı 15.000 TL olan her bir çalışanı kapsamaktadır. Yani neredeyse asgari ücret ile çalışan herkesi kapsamaktadır. Toplamda 3 milyon memur olduğu düşünülürse meselenin ciddiyeti anlaşılır” şeklinde konuştu.

    “Gelir vergisi matrahının tespitinde statüler arası farklılıklarla vergi adaletsizliği zirve yapıyor” diyen Kalkan sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Kamu görevlisi noktasında ortak sıfata sahip olmalarına karşın farklı statülerde istihdam edilen kamu görevlilerinin varlığı, gelir vergisi uygulamasında da farklılıklara yol açmaktadır. Aynı unvan altında ama farklı statülerde çalışan kamu görevlileri arasında, gelir vergisi matrahı ve dolayısıyla ödedikleri gelir vergisi tutarı yönüyle küçümsenmeyecek farklılıklar bulunmaktadır. 657 sayılı Kanuna tabi mühendis ile 399 sayılı KHK’ye tabi olarak KİT’lerde görev yapan mühendisin ’eşit işe eşit ücret’ anlayışıyla gelirleri eşitlenmeye çalışılırken ’aynı unvana ya da eşit gelire eşit vergi’ yaklaşımının ortaya konmasından ısrarla kaçınılmaktadır. Herhangi bir kamu iktisadi teşekkülünde 399 sayılı KHK hükümlerine tabi bir mühendisin Ocak ayı vergiye tabi matrahı; 4 bin 246,68 TL iken 657 sayılı Kanuna tabi olarak çalışan mühendisin ise 1 bin 282,26 TL’dir. Aralık ayında ise KİT personeli olan mühendisin kümülatif vergi matrahı 46 bin 713,48 TL, dolayısıyla yıl bazında kendi kazancından kesilen vergi tutarı 8 bin 472,46 TL’dir. Ayrıca gelir vergisi oranında yüzde 27’lik olan oranın yüzde 30 olarak uygulanması durumunda da 399 sayılı KHK kapsamında çalışan mühendis için ayrıca 501,40 TL ek vergi yükü gelmektedir. Aynı hesaplama 657 sayılı Kanuna tabi olan aynı şartlarda sahip mühendis için yapılsa aylık vergiye tabi matrahı bin 282,26 yıllık matrahı ise 15 bin 919,46 TL olacaktır. 2017 yılı içerisinde ödediği gelir vergisi ise bin 903,90 TL olacaktır. Aynı hesaplama büro memuru için yapılacak olsa; KİT personeli olan memurun aylık gelir vergisi matrahı, 3 bin 116,64 ve yıllık matrahı ise 34 bin 283,04 TL, 657 sayılı Kanuna tabi olan memurun ise aylık gelir vergisi matrahı bin 302,35 TL yıllık ise 16 bin 168,92 TL’dir. Yıl boyunca ödenen gelir vergisi ise sırasıyla, 3 bin 991,50 ve bin 953,78 TL’dir. KİT personeli olan memur vergi matrahına kazançlarının çoğunun dahil edilmesi nedeni ile ayrıca yüzde 27’lik dilimden vergilendirilmeye de başlanmıştır. Yeni düzenleme ile ayrıca 2017 yılı verileri esas alındığında 30 bin TL’nin üzerindeki kazancı için ekstra yüzde 3 vergi daha ödeyecektir.”

    Gelir vergisinde yeniden değerleme oranında ÜFE yerine TÜFE’nin esas alındığı sistemin hayata geçirilmesi tekliflerini karşılayacak düzenlemeler gerçekleştirilmesi gerektiğini kaydeden Memur-Sen İl Temsilcisi Aydın Kalkan sözlerini şöyle noktaladı; “Bu örneklerden hareketle şunu ifade etmek gerekiyor; aynı unvanla farklı statülerde kamuda görev yapan ve kamu hizmeti sunan kamu görevlileri arasında vergi kaynaklı farklılığın, bir tarafın aleyhine gelir kaybının oluşturulmasının hukuki açıdan dayanağını bulmak ve üretmek de imkansızdır. Sosyal güvenlik hakkı yönüyle aynı ölçütlere, emekli maaşı ve ikramiyesi açısından yanı oran ve tutarlara, ek ödeme noktasında birbirlerine eşitlenmeye çalışılan bu kamu görevlilerinin konu vergi olduğunda farklı matrahlara tabi tutulması kesin bir adaletsizliktir. Bu adaletsizliğin de bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Yöntemi çok basittir. Gelir vergisi matrahına dahil edilecek gelir kalemleri boyutuyla, KİT personelinin 657 sayılı Kanuna tabi kamu görevlileriyle aynı duruma getirilmeleri gerekmektedir. Daha açık bir ifadeyle, gelir vergisi matrahında KİT personelinin matrahı, 657 sayılı Kanuna tabi personelin tabi olduğu tutara göre belirlenmelidir. Tıpkı, ek ödemede olduğu gibi, tıpkı emekli maaşı ve ikramiyesinde olduğu gibi. Bu noktada, gelir vergisine ilişkin mevcut adaletsizliklerin giderilmesi yönünde adım atılmasını beklerken, aksi yönde bir irade ile yüzde 27’lik oranın yüzde 30’a yükseltilmesi yönünde düzenleme yapılması; adaletsizliğin sona ermesine değil derinleştirilmesine çaba sarf edildiği kanaati uyandırmaktadır. Bu çerçeve, gelir vergisine ilişkin düzenlemede oranların artırılması yönünde ortaya konan iradenin geri çekilmesi ve gelir vergisine esas matrahların özellikle yüzde 15’lik dilim açısından geçmiş dönem kayıplarını da telafi edecek şekilde yükseltilmesi gerekmektedir. Bu yöntemle, gelir vergisinin, kamu görevlileri başta olmak üzere emekleriyle gelir elde edenler açısından ’gelir azaltıcı’ vasfı önemli oranda sona erecektir. ’Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır’ sloganının yanına ’vergide adalet esastır’ afişinin eklenmesi için içinde bulunduğumuz süreç iyi değerlendirilmeli; yüzde 27’lik oranın 3 puan artışla yüzde 30’a çıkarılması yanlışından vazgeçilmeli ve gelir vergisinde yeniden değerleme oranın da ÜFE yerine TÜFE’nin esas alındığı sistem hayata geçirilmeli tekliflerimizi karşılayacak düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.”

  • Onur Başaran: “Kırsala teşvik artırılmalı”

    Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2015 yılından beri uygulanmakta olan velilere yönelik özel okul teşviki konusunda özel okul kurucusu Onur Başaran, taşradaki bölgelere teşvikin büyük şehirlere oranla artırılması gerektiğine değindi.

    Yaklaşan 2017 – 2018 eğitim öğretim dönemi öncesi, öğretim kurumu kayıtlarında son günler yaşanmakta, geçmişte eğitimde büyük bir öneme sahip olan dershanelerin yeni eğitim politikalarıyla artık ülkede faaliyet göstermesinin yasaklanmasıyla özel okullar büyük önem kazanmış durumda. Bu önemin farkında olan Millî Eğitim Bakanlığı ise imkânı olmayan velileri, özel okula kayıt yönünde desteklemekte. Kırıkkale’de yeni kurulan Başaran Koleji’nin kurucusu Onur Başaran, hem süren bu teşvikler hem de özel okul kayıtın da velilerin dikkat etmeleri konusunda açıklamalarda bulundu.

    “Teşviklerin velilere çok faydası var”

    Teşviklerin veliler için çok faydalı olduğuna değinen Başaran, “Tabii kurumlara da yine aynı şekilde, kurumlara buna göre teşvik kontenjanı verildiği için kontenjana göre ilgiyi ya da yoğunluğu artırabiliyor. Burada büyük şehirlerden ziyade kırsala yönelik bu teşvik oranı artarsa ilgi daha da özel okullara fazla olur. Çünkü büyükşehirlerde İstanbul’da olsun Ankara’da, İzmir’de velilerin çoğu bunu karşılayabilecek durumda fakat kırsalda bazı veliler için teşvik önemli bir hal alıyor. Bunun için kırsala oranlar biraz daha farklı olursa bu malum yatırım teşvikleri vesaire bölge planlamaları oluyor, bu teşvikler önemli şehrin gelişmesi açısından. Bu özel okul teşviklerinde veliye verilen teşviklerde de aynı şekilde olursa hiç yoktan ilgi biraz daha fazla olur. Bu teşvikler devam etmeli çünkü bu dönüşüm süreci olsun, dershanelerin dönüşüm süreci olsun ve ardından gelen politikalarla şu an özel okullara bir ilgi var. Özel okullara bir talepte var. Kırsalda da bu aynı şekilde de olmaya başladı fakat işte hiç yoktan teşvik olanağı kırsal bölgelerde de artarsa bu talep daha da fazlalaşır. Hem velilerin yükünü almış olur hem de özel okullara ilgi daha da artmış olur.” dedi.

    “Veliler okulları iyi araştırmalı”

    Özel okul seçiminde velilerin okulları iyi araştırmaları gerektiğini belirten Onur Başaran, “Bazı okullarda disiplin faktörü, sınav başarısı daha öne çıkar, bazı okullarda yabancı dil eğitimi daha öne çıkabilir, bazı okulların fiziki yapısı, kültürel etkinlikleri yine aynı şekilde daha fazla olabilir. Burada bunların iyi araştırılması gerekiyor, yani velinin ve çocuğun talebi nedir ve devamında sınav başarısı mıdır, bunlardan hangisi veya bunlardan hepsi bir okulda var mı sorularına yanıt almalıdır. Öğretmen kadrosu nedir, okulun disiplin anlayışı nedir, bu yine dediğim gibi illere ve çevreye göre farklılık gösterebilir. Velinin burada beklentisi çok önemli yani özel okuldan ne bekliyor. Bunu önce kendisi iyi belirleyip araştırmasını ona göre yapmalı, burada bence en önemli faktör, öğretmen karosudur. Veli öğretmen kadrosunu bilmeyebilir ama hiç yoktan tüm özel okullar bunu internet sitesinde olsun ya da görüşmeye geldiklerinde verir. Özellikle ilkokul ve ortaokulda öğretmenin çocuğun gelişiminde önemi çok fazla, çocuk onu rol model alıyor. Eğer lisede veli sınav başarısı bekliyorsa öğretmenin bilgi düzeyi, bilgi birikimi, sorulan sorulara cevap verebiliyor mu ya da ders programlaması, okulun sınav hazırlığı, ekstra programları yani Milli Eğitim’in yaptığı dışında ekstra programları nedir, yabancı dil eğitimi nedir, bunlar önemli, dediğim gibi burada velinin beklentisi daha fazla oluyor ve beklentisi daha fazla hangi yönde, ona göre ilindeki okulları araştırıp bir seçim yapabilirler” şeklinde konuştu.

  • Sözütek: “Kayıt dışı ekonomiyle mücadele artırılmalı”

    Adana Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (Adana ESOB) Başkanı Nihat Sözütek, yapılan denetimlere rağmen Adana’da kayıt dışı ekonominin önüne geçilemediğini söyledi.

    Sözütek yaptığı açıklamada, Adana’da kayıt dışı ekonomi diye adlandırılan devlete ve birliğe kayıt yaptırmadan faaliyet gösteren yüzlerce esnaf bulunduğunu belirterek, “Biz onlarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Valilik bize yardım ediyor. Ancak bunun bir türlü önüne geçemiyoruz. Denetimlerin mutlaka artırılması gerekiyor” dedi.

    “Hem esnaf hem devlet kazanır”

    Kayıt dışının sadece bir alanda olmadığını belirten Sözütek, “Korsan taksi, korsan servis, korsan döviz büroları bile var. Şu an Adana’da kayıt dışı olmayan esnaf türü yok. Ataların bir sözü var ’üzüm üzüme baka baka kararır’ diye. Bizim esnaf da korsan iş yerlerine bakarak kayıt dışına yöneliyor. Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınsa hem devlet, hem esnaf hem de Adana kazanacak” diye konuştu.

    En az vergi veren esnafın devlete yılda 2 bin lira ödediğini ancak kayıt dışı çalışanın 5 kuruş bile vergi vermediğini ifade eden Sözütek, kayıt dışının önüne denetimler artırılarak geçilebileceğini söyledi.

    “Suriyeliler de kayıt dışını artırdı”

    Nihat Sözütek, Adana ve çevre illere Suriye’deki savaştan kaçarak gelen sığınmacıların da kayıt dışı iş yeri açtığını ve haksız rekabete neden olduğunu vurgulayarak, “Mersin’de Suriyeliler ekmek fabrikası açmış. Bütün bu bölgeye ekmek dağıtıyor. Bizim Adana’da bir sürü Suriyeli iş yeri var. Bunlar burada para kazanıyor ama vergi vermiyor. Öbür tarafta Türk esnaf vergi vererek bununla rekabet etmeye çalışıyor. En azından bu Suriyeliler iş yeri açıyorsa bir Türk esnafın üzerine açsın vergi versin” dedi.

  • Vali Karaloğlu: “Fay Hattının Yerini Değiştiremeyiz. Toplumun Afet Bilinci Artırılmalı”

    Bursa’nın birinci derece deprem kuşağında yer aldığına dikkat çeken Vali Münir Karaloğlu, halkın afet bilincinin artırılması gerektiğini söyledi.

    Vali Münir Karaloğlu, 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla Vali Yardımcısı Emir Osman Bulgurlu, AFAD İl Müdürü İbrahim Tarı ve gönüllülerden oluşan heyeti kabul etti. Karaloğlu, “Acil müdahaleye ihtiyaç duyacağımız sürprizleri hayat boyunca yaşayacağız. Bunu değiştiremeyeceksek yapacağımız tek bir şey var; afete ve krize karşı toplumu dirençli hale getirmek, toplumu hazırlamaktır” dedi.

    Herhangi bir acil müdahaleye ihtiyaç duyulacak durum ortaya çıktığında toplumu yönetebilecek, çekip çevirecek, gerektiğinde müdahale edebilecek insan sayısını artırmak gerektiğini ifade eden Karaloğlu, “Toplumdaki bilinci ne kadar yükseltirsek zararı da o kadar asgariye indirmiş oluruz. Fay hattını kaldırma şansımız yok, fay hattını bileceğiz. Biz fay hattına göre tedbir alacağız. Onun için özellikle gönüllü kuruluşlar çok önemli. Sadece yaptıkları müdahale açısından değil, her birisinin sosyal bir çevresi var. O çevreyle beraber bu işe katılıyorlar. Toplumda afet bilincinin oluşmasında çok ciddi katkıda bulunuyorlar. Onun için her şeyden önce gönüllülerimizi kutluyorum. Bursa’da çok ciddi acil müdahale ekibi gönüllülerimiz var. Bunun gelişmesini de arzu ediyoruz. Marmara bölgesi 1. derece deprem bölgesi. Sadece deprem olarak bakmamamız lazım. Her gün bir krizle, insani krizle karşı karşıyayız. Savaşlar, göçler, doğal afetler hepsi bunun içerisinde. Toplumu daha dirençli, daha bilinçli hale getirmek için bu hafta bizim için bir fırsat. Katkı veren ve katılan bütün gönüllü kuruluşlarımızı, İl Afet Acil Durum Müdürlüğümüze teşekkür ediyorum. Bursa belki yakın bir zamanda bir özel sivil toplum kuruluşunun arama kurtarma merkezi olan ilk il olacak. Afet durumunda koordinasyon çok önemli. Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti Bursa Şubesi de sivil toplumun koordine edilmesinde önemli bir rol üstlenecektir” ifadelerini kullandı.

    Karaloğlu’na deprem çantası hediye eden AFAD İl Müdürü İbrahim Tarı, kamuoyunda afet bilincini arttırmak istediklerini belirtti.

    Tarı, “Bu hafta içerisinde okullarda eğitim ve tatbikatlar yapıyoruz. Bu yıl önceliğimiz özel eğitim okullarında eğitim gören çocuklarımıza aileleri ile birlikte bir bilinç kazandırmak. Rüveyde Dörtçelik Özel Eğitim Okulu’nda üç haftalık bir çalışmamız oldu. Aileler, okul çalışanları ve gönüllülerimizle birlikte yavrularımıza eğitim verdik. Bunun yanında diğer okullarımızda afet bilinci eğitimi vermekte ve deprem tatbikatları yapmaktayız” şeklinde konuştu.