Etiket: araştırma

  • 5. Sakarya Eğitim Araştırmaları Kongresinde Araştırma Sonucu Açıklandı

    Sakarya’da güncel olaylara ilişkin görüşlerinin incelendiği bir araştırmaya göre katılımcı öğretmenlerin yüzde 97’sinin gündemi yakından izlediği ortaya çıktı. SAÜ Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Doç.Dr. Halil İbrahim Sağlam, sonucun olumlu olduğunu dile getirdi.

    İletişim araçlarının arttığı günümüzde güncel olayların takibi önemli bir hal aldı. Özellikle eğitim sisteminde öğrencilerin problem çözme becerilerini edinebilmeleri açısından öğretmenlerin bu özelliklerinin gelişmiş olması gerekiyor. Konu ile ilgili geçtiğimiz günlerde V. Sakarya Eğitim Araştırmaları Kongresinde önemli bir araştırma sonucu açıklandı. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Eğitim Bilimleri Enstitüsü tarafından düzenlenen kongrede açıklanan “Öğretmenlerin Güncel Olaylara İlişkin Görüşlerinin İncelenmesi” adlı araştırmada Sakarya’yı sevindiren sonuçlar ortaya çıktı.

    YÜZDE 97 ORAN

    SAÜ Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Halil İbrahim Sağlam ve Sınıf Öğretmenliği Programı Yüksek Lisans Öğrencisi Rabia Eda Bozkan tarafından gerçekleştirilen araştırma sonucunda Sakarya’da öğretmenlerin yüzde 97’sinin güncel olayları takip ettiği sonucuna ulaşıldı. Sakarya’da 30 öğretmenin görüşleri alınarak yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 33’ünün internetten, yüzde 14’ünün televizyondan; yüzde 33’ünün internet ve televizyondan yüzde 14’ünün internet, televizyon ve gazeteden yüzde 3’ünün televizyon, gazete ve dergiden yararlanarak güncel olayları takip ettikleri belirtildi. Yine katılımcıların yakından izledikleri konular ise ülkenin ve dünyanın ana gündemleri olurken, bunları eğitim izledi.

    “ÖĞRETMEN REHBERDİR”

    Araştırma sonuçlarını değerlendiren SAÜ Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Doç.Dr. Halil İbrahim Sağlam önemli açıklamalar yaptı. Eğitim-öğretimde en önemli ilkelerden birinin yaşama yakınlık olduğuna vurgu yapan Sağlam, “Günümüzde eğitimin amacı öğrenciye yalnızca bilgiyi yüklemek değildir. Ona öğrenmeyi öğretmektir. Öğrencinin içinde yaşadığı çevrenin ve toplumun sorunlarını bilmesi, çözümler üretmesi sağlamaktır. Küreselleşen dünyayı anlamasıdır. Bunun için en önemli görev öğretmene düşmektedir. Öğretmen rehberdir. Öğretmenin bu rehberliği yapabilmesi için gündemden haberdar olması, ülkede ve dünya da olup-biten hakkında bilgisi olması gerekir. Bunu derslerine yansıtması gerekir” dedi.

    “SONUÇLAR ÖNEMLİ”

    Araştırmada öğretmenlerin yüksek oranda güncel olayları takip ettiğinin ortaya çıkmasının olumlu bir sonuç olduğunu bildiren Sağlam, “Katılımcılar gündemi izliyor. Bu olumlu. Öğretmenlerin güncel olayları ders işlenişinde kullanmasının öğrencilerin farklı bilgiler kazanmalarına, toplumsal ve kültürel hayata adapte olmalarına destek olacak niteliktedir. Bunu başka araştırmalar ortaya koymuştur. Bu açıdan da bu sonuç önemli. Ayrıca öğretmenlerin güncel olayları izlerken farklı iletişim araçlarını kullanmaları da bir başka olumlu sonuçtur. Bu onların olaylara farklı bakış açılarından ve tarafsız bakmaya çalıştığı şeklinde yorumlanabilir. Bu tür araştırmalarımız devam edecek. Enstitümüz bünyesinde yapılan sempozyum ve kongrelerde buna benzer bir çok çalışma ortaya konmaktadır. Bu da bizim açımızdan sevindiricidir. Bu kapsamda araştırmada emeği geçen Sayın Rabia Eda Bozkan ile tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” diye konuştu.

  • Halit Aydın Bilim Ve Araştırma Ödülleri Sahiplerini Buldu

    İstanbul Aydın Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (TARMER) tarafından düzenlenen ’Halit Aydın Bilim ve Araştırma Ödülleri Eser Yarışması’ sonuçlandı.

    Türkiye’de özgün ve bilimsel çalışmaların gelişimine katkı sağlamak ve akademik çalışmaları teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışmanın konusu “Çok Kültürlülük ve Küreselleşme Tartışmaları Bağlamında Türkiye’nin Sosyo-Kültürel Değişim Süreci” olarak belirlenmişti. TARMER Başkanlığında toplanan değerlendirme jürisi, yarışmada dereceye giren eserleri belirledi. Değerlendirme sonrası, Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Zamantılı Nayır, “Türkiye’nin Göçmen Girişimcileri: Geliş Nedenleri, Kuruluş Öyküleri ve Değerleri” isimli eseriyle birinciliği elde etti. Yrd. Doç. Dr. Şerife Önder ve Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Önder’in kaleme aldığı “Küreselleşme ve Refah Devleti Uygulamalarının Çok Kültürlülük Politikalarına Etkileri Havuzlanmış Veri Tekniği ile Bir Uygulama” isimli eseri ise jüri özel ödülünü aldı.

    “İNSAN OLMAK DİĞER BÜTÜN OLGULARIN ÖNÜNE GEÇER”

    Halit Aydın’ın oğlu İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın böyle bir yarışmayla birlikte babalarının izinden gittiklerini belirterek gençlere de tavsiyelerde bulundu. Dr. Mustafa Aydın, “Her ne kadar globalleşen dünyaya bilim ve teknoloji bakımından ayak uydurmaya çalışsak da ilim ve eğitim aşığı olan babamın da dediği gibi önce insana önem vermeliyiz. İnsan olmak diğer unsurların her zaman önüne geçmiştir. Her zaman ilime önem veren ve ille de eğitim diyen babamız hayatı boyunca öğrencilerini evlatlarıyla bir tutmuştur. Bu yüzden bizler de hayırlı evlat kavramı içerisinde sadece babamızın hayattayken istediklerini yaparak değil vefatının sonrasında da sanki hala hayattaymış gibi ’Acaba babam olsa ne yapardı?’ düşüncesiyle ilerledik. Bu doğrultuda da çalışmalarımızı ve eğitime olan katkılarımızı sürdürdük” dedi.

    Açılış konuşmasında İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli de böyle bir etkinlikten dolayı üniversite olarak çok memnun olduklarını ve etkinliği sürekli hale getirmeyi planladıklarını dile getirdi. Prof. Dr. Yadigar İzmirli, “Adı kampüsümüzde yaşayan ve umarım yüzyıllar boyu yaşayacak olan, alim ve arif, adı gibi aydın, gerek mülki erkan gerekse bölge halkı üzerinde etkisi dirayeti ile Karadeniz Bölge Müftüsü olarak anılan, merhum Halit Aydın hocamız adına düzenlediğimiz Bilim ve Araştırma Ödülleri eser yarışmasıyla bir araya geldik. Bilim, teknik, sanat, edebiyat ve düşünce geleneğine sahip her ülkede bu çalışmaları ödüllendiren muhtelif sistemler mevcuttur. Ancak bunlardan kurumsal desteği bulanlar, sürekliliği olanlar diğer bir ifade ile kurumsal bir yapıya kavuşanlar etkin bir role sahiptir. Biz de İstanbul Aydın Üniversitesi olarak düzenlediğimiz Halit Aydın Bilim ve Araştırma Ödülleri’ni kurumsal bir yapıda sürekli kılmak üzere yola çıktık” şeklinde konuştu.

    “GÖÇMENLER KENDİ İŞLERİNİN PATRONU OLMAK İSTİYORLAR”

    “Türkiye’nin Göçmen Girişimcileri: Geliş Nedenleri, Kuruluş Öyküleri ve Değerleri” adlı eseriyle birinciliği hak eden Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi Almanca İşletme Bölümünde Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Zamantılı Nayır da girişimcilik konusunda birçok çalışması olduğuna değinerek, “Birçok alt başlık olarak ele aldığım girişimciliğin yanı sıra göçmen girişimciliği de ilgimi çekmeye başladı. Türkiye’de daha önce araştırılmamış bir konu olan göçmen girişimcilerin aynı zamanda gün geçtikçe de arttığını fark ettim. Ülkelerinden farklı sebeplerle gelen göçmenler yine farklı sebeplerle Türkiye’de kalmaya devam ediyorlar ve kendi ekonomik özgürlükleri için kendi işyerlerini ve şirketlerini açıyor. Yaptıkları işlerde de gayet başarılı bir iş hayatları oluyor. Bu konuların daha ayrıntılı olarak ele alınmasını gerektiğini düşündüm. Çünkü batı ülkeleri bu tip göç çalışmalarına çok önem veriyor. Bu yüzden gelişmiş ülkelerde göçmen olgusu gayet iyi tanımlanmış fakat bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde göçmenlerin nasıl geliştiğini, ülkeye katkısının ne olduğunu gibi benzer konular bilinmiyor. Örneğin, göçmenler neden girişimci oluyor diye baktığımızda da önümüze iki cevap geliyor; devlet kurumlarında çalışamayacak olmaları ve kendi işinin patronu olma istekleri. Genellikle ’mecbur girişimci olacaklar’ düşüncesinin aksine bu durumun böyle olmadığını araştırmalarımız sonucunda gördük. Birçoğunun özellikle Türk vatandaşlığı aldıktan sonra büyük kurumlarda çalıştığını fakat içlerinden gelen girişimcilik ruhlarından dolayı kendi işlerini kurduklarını gördük. Bu doğrulta da yeni veriler elde etmek üzere çalışmalarımıza devam edeceğiz. Çünkü gerçekten toplum olarak bu konuya önem vermemiz ve üzerinde durmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    HALİT AYDIN KİMDİR?

    9 Şubat 1928 H. Hafız İsmail Efendi’nin ilk oğlu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğretimini eş zamanlı olarak babası ve hocası hafız İsmail Hakkı Aydın’ın dini ve akli ilimlerin yanında, Arapça ve Farsça yabancı dil öğrenimini tamamlayarak icazet aldı. Babasının talimatıyla çeşitli din eğitimi hizmetlerinde bulundu. Daha sonra Yüksek Kıraat ve Talim eğitimini Şeyh-ul Kurra Trabzonlu Hafız Haydar Özak’tan tamamladı. 15 Mayıs 1940 tarihinde hafızlığını ikmal ederek diplomasını aldı. Daha sonra Ragıp İmamoğlu ve Trabzon Müftüsü Salih İmamoğlu’ndan Arap Edebiyatı ve Fars Edebiyatı, Hasan Çavuşoğlu’ndan 1952’de askerlik görevini Erzincan’da tamamladıktan sonra 1954’de Adana Saimbeyli ilçesine müftü olarak tayin edildi. Daha sonra sırasıyla 1955 yılında Trabzon Tonya Müftülüğü’ne, 1957 yılında Akçaabat Müftülüğü’ne, 1961 yılında ise Maçka Müftülüğü’ne atandı. 1938-1988 yılları arası beş yıllık Sürmene Müftülüğü dönemi hariç 15 Temmuz 2005 yılında emekli oluncaya kadar Maçka Müftüsü olarak görev yapmıştır. Bir üniversite kuracak kadar bilim adamı yetiştiren Müftü Halit Aydın 19 Kasım 2005 tarihinde vefat etmiştir.

  • Akdeniz Kültürlerini Araştırma Ve Kongre Merkezi İnşaatı Devam Ediyor

    Mersin Üniversitesi (MEÜ) bünyesinde Tıp Fakültesi Hastanesi’nin yan tarafına yapılan Akdeniz Kültürlerini Araştırma ve Kongre Merkezi’nin inşaatı devam ediyor.

    MEÜ’den yapılan yazılı açıklamaya göre, MEÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Çamsarı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Kaya, Mersin Üniversitesi Akdeniz Kültürlerini Araştırma ve Kongre Merkezi inşaatını gezerek incelemelerde bulundu ve bilgi aldı.

    Bölgenin bir kültürler mozaiği olmasına ve coğrafi özelliklerine atfen mimari tasarımı gemi şeklinde yapılan merkez, kültürel ve sosyal faaliyetlerin, konferansların, konserlerin, toplantıların, panellerin, araştırma çalışmalarının ve çeşitli eğitim etkinliklerinin yapılacağı bir yer olarak planlanıyor. Yapının hemen bitişiğindeki Tıp Fakültesi başta olmak üzere tüm fakültelerin yararlanacağı merkez ayrıca kamu ve özel sektöre de hizmet verecek.

  • Başkanlık Sistemi Referandumu Araştırma Sonuçları Açıklandı

    Metropol Araştırma Şirketi kurucusu Özer Sancar, bu pazar başkanlık sistemi ile ilgili referandum yapılsa ve kararsızlar oransal olarak dağıtılsa evet diyenlerin oranının yüzde 45,5, hayır diyenlerin oranının ise yüzde 55,5 olduğunu söyledi.

    CHP İzmir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Cumhuriyet, Barış ve Demokrasi İçin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” konulu panele Metropol Araştırma Şirketi kurucusu Özer Sancar, eski İnsan Hakları Mahkemesi Yargıcı ve eski CHP Milletvekili Rıza Türmen ile Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhan Şenatalar konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü CHP AB Temsilcisi Kader Sevinç üstlendi. Panelde Nisan 2016 döneminde başkanlık sistemi ile ilgili yaptıkları araştırmaları paylaşan Metropol Araştırma Şirketi kurucusu Özer Sancar, “Bu pazar başkanlık sistemi ile ilgili referandum yapılsa ve kararsızlar oransal olarak dağıtılırsa evet diyenlerin oranı yüzde 45,5, hayır diyenlerin oranı ise yüzde 55,5” dedi.

    YÜZDE 74 BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN HABERDAR

    2012 yılından bu yana başkanlık sistemi ile ilgili 14 araştırma yaptıklarını kaydeden Sancar, nisan ayında yaptıkları araştırmalarda halkın yüzde 74’ünün başkanlık sisteminden haberdar, yüzde 21’inin ise haberdar olmadığının görüldüğünü belirtti. Sancar’ın verdiği araştırma sonuçlarına göre başkanlık sistemi ile ilgili en fazla bilgi sahibi olan kitle yüzde 82 ile CHP’li seçmenlerden oluşuyor. Bunu yüzde 81 ile HDP’li seçmen takip ederken yüzde 77 ile AK Partili seçmeni en son sırada MHP’li seçmen takip ediyor. Sancar, AK Partili seçmenin 5’te 1’inin başkanlık sisteminden halen haberdar olmadığını kaydederek, “Başkanlık sisteminden en az haberdar olan kitle MHP. AKP’den ve MHP’den başkanlık sisteminden haberdar olmayan kitlenin bilgilendirilmesi, başkanlık sisteminin kabul veya reddedilmesi ilgili hayati öneme sahiptir” açıklamasında bulundu.

    Başkanlık sistemiyle ilgili olarak evet ve hayır diyenler arasındaki farkın düşük ve kritik olduğu kanaatinde olduğunu ifade eden Sancar, “2012 yılında başkanlık sistemi için evet yüzde 43, hayır yüzde 38. Bundan sonra başkanlık sistemine karşı duruş 56’ya çıkmış. Ocak 2016’dan itibaren yüzde düzenli ve azar azar azalma gösteriyor. Başkanlığa taraftar olanlar son 4 araştırmada ciddi değişiklik göstermemesine rağmen hayır diyenlerde anlamlı sayılabilecek bir düşüş var” diye konuştu.

    DOKUNULMAZLIĞIN KALDIRILMASI ARAŞTIRMASI

    Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin yapılan araştırmalara da değinen Sancar şöyle konuştu:

    “Dokunulmazlığın kaldırılmasıyla bir alan açılmak isteniyor. HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla AKP 15-20 milletvekili fazla alabilir. Güneydoğu’da yaşanan olaylar, Kilis’teki olaylar ve dokunulmazlık olayına bakıldığında iktidarın yakın gelecekte 2016’da baskın seçime gideceği şeklindedir. Kişisel kanaatim dokunulmazlığın sahneye getirilmesi olayını iktidarın referandumu sağlayacağı mekanizmanın sonucu olarak görüyorum. Halkımızın yüzde 45’i dokunulmazlıkların kaldırılması için evet derken, yüzde 41’i kaldırılmasına karşı çıkıyor. CHP seçmeninin yüzde 26’sı bu sahnede yer alıyor. Muhalefet partilerine mesajım var; suç işleyenin dokunulmazlığı kaldırılmalı ama suç işlediğinde yapılmalı.”

    Referanduma katılım konusundaki araştırmaları açıklarken CHP’li seçmene seslenen Sancar, “CHP’li seçmenler temmuz-ağustos aylarında güneşi terk edip sandığa gelmezler” derken, HDP’lilerin yüzde 15’inin bu pazar referandum olsa sandığa gitmeyeceğinin görüldüğünü kaydetti. Sancar, başkanlık sistemini destekleyenlerin en önemli üç faktörünün başkanlık sisteminin mevcut sisteme göre daha iyi olduğunun düşünülmesi, ülkenin daha iyi yönetileceğine inanılması ve Recep Tayyip Erdoğan’ın desteklenmesi nedeniyle olduğunu, bu üç faktörün toplamının yüzde 60’ı bulduğunu ifade etti. Araştırmalara göre başkanlık sistemine karşı olanlarda ise yüzde 25’lik bir kesim diktatörlüğe yol açacağını düşünüyor, yüzde 9,7 demokrasiye zarar vereceğine inanıyor ve yüzde 9,2’lik kesim ise parlamenter sistemi yeterli buluyor. Araştırmalara göre AK Parti seçmeninin yüzde 80,4’ü başkanlık sistemine evet derken, yüzde 8,3’ü hayır; CHP seçmeninin yüzde 3,6’sı evet ve yüzde 93,9’u hayır; MHP seçmeninin yüzde 7,6’sı evet ve yüzde 78,2’si hayır; HDP seçmeninin yüzde 4’ü evet ve yüzde 87’si hayır diyor.

    “GAFLET VE DALALET İÇİNDE SÖYLEDİ”

    Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren CHP İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel ise, “Yeni anayasa lafını çok duyar olduk. Fiili başkanlık sistemini başlatan Cumhurbaşkanı yasal alt yapısını gerçekleştirmek için yeni bir anayasa istiyor. Biz de önümüzdeki süreçte belki referandumlarda tüm yurt sathında bununla yüzleşeceğiz. Bu yüzden hazır olmamız gerekiyor. Hemen her gün yeni bir şeyle karşılaşıyoruz. Meclis Başkanı, yasama organının başkanı çıkıyor yeni bir anayasanın nasıl olması gerektiğinin işaretlerini veriyor. ‘Sınıflarda kız-erkek öğrencileri ayıracaklar’ derken, Meclis eski Başkanı Sadık Yakut çıktı ‘kız-erkek öğrencileri sınıflarda ayırmak gerekiyor’ dedi. Şimdi Meclis Başkanı ‘dindar anayasa yapmalı’ dedi. Kindar-dindar gençliği duyduk ama dindar anayasayı ilk kez duyduk. Laiklik din ve vicdan özgürlüğünün teminatıdır. Herkesin inancını özgürce yaşamasını sağlayacak sistemdir. Gaflet, dalalet, hatta hıyanet içinde kalktı böyle bir şey söyledi. Bizim çok donanımlı, bilinçli olmamız, bunları iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Onun için buradayız” dedi.

    “PARLAMENTER SİSTEMİN DEMOKRASİYE YOL AÇMA OLASILIĞI ÜÇ KAT DAHA YÜKSEK”

    Panelde konuşan eski İnsan Hakları Mahkemesi Yargıcı ve eski CHP Milletvekili Rıza Türmen ise, başkanlık sistemi ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Türmen, “Başkanlık sistemi ile ilgili Türkiye’de bilgi kirliliği var. Başkanlık sistemi, yürütme gücünün halkın seçtiği başkana ait olan sistemdir. Araştırmalar gösterir ki parlamenter sistemin demokrasiye yol açma olasılığı başkanlık sistemine göre 3 kat daha yüksektir. 53 ülkede yapılan bir araştırmaya göre 53 ülkede başkanlık sistemini uygulayan 25 ülkeden sadece yüzde 5’si demokratik kalmış. Buna karşılık parlamenter sistemi uygulayan 28 ülkeden 17’si demokratik olarak kalmış. Bu araştırma daha sonra daha ayrıntılı şekilde tekrarlanmış. O zaman da aynı sonuç çıkmış. Ekonomist dergisinin 2013 yılında yaptığı Demokrasi Endeksi araştırmasında tam demokrasi olan 25 ülkeden 3’ü başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Otoriter rejim diye nitelendirilen kategoride 52 ülkenin 22’si başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ile yönetiliyor” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’DE PAYLAŞMACI DEMOKRASİYE İHTİYAÇ VAR”

    “Başkanlık sisteminde kazanan her şeyi alıyor, kaybeden her şeyi kaybediyor” diyen Türmen, başkanlık sisteminin kutuplaştırmayı artıran, uzlaşıcı bir rejimi zorlaştıran bir faktör olduğunu savundu. Türmen, şöyle devam etti:

    “Başkanlık sisteminin katılığı var. Başkan belirli süre için seçiliyor. Başarısız olsa dahi, halk desteğini kaybetse dahi o süre içinde devam ediyor. Ta ki süresi bitene kadar. Bu katılık iyi de kötü de olabilir. Halk desteğini kaybetmiş bir başkan görevine devam edebiliyor ya da başarılı bir başkan görevi bittiğinde devam edemiyor. Başkanlık, paylaşmacı demokrasiyi teşvik etmez, tam tersi çoğulcu demokrasiyi teşvik ediyor. Türkiye gibi kutuplaşmış ülkelerde paylaşmacı demokrasiye ihtiyaç vardır.”

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRATİKLEŞMESİNİN YAPISAL SORUNLARI VAR”

    Başkanlık sisteminin Amerika’da başarılı olmasının sebeplerini de sıralayan Türmen, Amerika’da iki parti olduğunu ve bu iki partinin arasında ideolojik farlılıkların fazla olmadığını kaydetti. Amerika’nın kendi geliştirdiği bir demokrasi kültürü olduğunu kaydeden Türmen, şunları söyledi:

    “Türkiye’de demokratikleşmesinin yapısal sorunları var. Çok merkezi bir devlet yapısı var. Türkiye siyasetinde otoriter eğilimleri çok görüyorsunuz. Kutuplaştırma eğilimi var. AKP olunca bunlar kat be kat böyle oluyor. Bugün bütün kurumlar yürütmeye bağlı. Yargı da buna dahil. Buna karşılık istihbarat güçlendirildi. Güçler ayrılığı yok. Güçler birliğinden söz edebiliriz. Hukuk devleti Türkiye’de bugün çok zayıfladı. Türk siyasetin içinde taşıdığı yapısal sorunlar Başkanlığa elverişli değil.”

    “BÜYÜK, MEŞAKKATLİ VE ZOR BİR İŞ”

    Türk siyasetinin 1876’dan bu yana her zaman parlamenter sistemle geliştiğini, Türkiye’deki başkanlık sisteminde sadece etkilenecek olanın başkanlık olmayacağını ifade eden Türmen, “Bütün kurumları yeniden dizayn etmeniz gerekecek. Büyük, meşakkatli ve zor bir iştir. Bütün demokratik geleneklerinizi olduğu gibi değiştirmek zor bir iştir. Neden bu kadar büyük bir zorluğa gireceğiz ayrı bir soru” diye konuştu.

    “İYİ BİR BAŞKANLIK DAHİ TÜRKİYE’NİN YAPISINA UYGUN DEĞİL”

    İyi bir başkanlık sisteminin dahi Türkiye’nin demokratik gelişmesine, geçmişine ve Türk siyasetinin yapısına uygun olmadığını savunan Türmen, “Amerika’daki başarılı başkanlık sistemi modeli getirsek bile Türk siyasetinin yapısı başkanlık sisteminden tek adam yönetimi doğuracaktır. Bir de AKP’nin getirdiği başkanlık sistemi ise bir hükümet değişikliği değildir. Biz rejim değişikliğidir. Başkanlık sistemi çok katı bir güçler ayrılığı öngörmekteyken, AKP’nin önerdiği sistem, kuvvetler birliği sistemi getirmektedir. Burada ideolojik bir şey var. Tek tipçi bir Sünni İslamcı bir otoriteyi kabul ettirmek gibi bir amaç güdülmektedir. AKP’nin getirdiği öneri çoğulculuğa izin vermeyen, tek tipçi Türkiye, Sünni İslamcı rejim giydiren bir öneridir. Altında yatan temel ideolojiyi görebilmek lazım. Bu sistemde başkan aslında bir monarktır. Hem hükümetin, hem partinin, hem de bütün halkı kucaklayacak bir devlet başkanıdır” dedi.

    “ABESLE İŞTİGAL TARTIŞMA”

    Başkanlık sistemi tartışmalarını 2016 Türkiyesi’nde yapmanın abesle iştigal olduğunu ancak yapmaktan kaçılamayacağını belirten Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhan Şenatalar da, şunları söyledi:

    “Bu tartışmayı mecburen yapacağız. Çok donanımlı olarak yarın sahaya inmemiz gerekecek. Bir siyasi sistemde güç ne kadar merkezileşiyorsa demokrasiden o kadar uzaklaşırsınız. Güç yozlaştırır. Getirilen sistem Türkiye’de siyasi iktidarın paylaşılmasını getiriyorsa o zaman ciddiye alınır ama iktidarın yoğunlaşmasını getiriyorsa karşı çıkmak zorunludur. Yalan yanlış iddialarla karşılaşıyoruz. Eğitim, sağlık göstergeleri yukarıda olan ülkelere baktığınızda istisnai olarak başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeler var. Bizim AKP’liler en başarılı olan Amerika’daki sistemi beğenmiyorlar.”

    “AKLINA ŞAŞARIM”

    Brezilya, Arjantin, Meksika ve Şili gibi başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeleri sıralayan Şenatalar, “Bu ülkelerde ‘Başkanlık sistemi oldu diye demokrasi geldi’ diyen varsa aklına şaşarım. Başkanlık sistemi aslında kendi varlığını daha güçlendirmek için bir takım liderler için uygun bir sistemdir” dedi.

    Şenatalar, laiklik tartışmalarına ilişkin de şu ifadeleri kullandı:

    “Meclis’in başına gelmiş bizler için talihsizlik olan şahıs ‘Anayasa laiklik olmamalı’ dedi. Dine dayalı bir madde olmasının gerekli olduğunu söyledi. Yalan yanlış gerekçe ile dünyada üç tane anayasada laiklik varmış, öbürlerinde yokmuş; Türkiye, Fransa ve İrlanda. Yunanistan ve Danimarka anayasasında din yazar. Bu arkadaş laikliğin yazdığı anayasalar Türkiye, İrlanda ve Fransa demiş. Halbuki İrlanda anayasasında da din var. Dışındakilerde din yazmamış ama din ve vicdan özgürü yazmış ve ‘devlet dinler arası ayrım yapmaz’ demiş. Adına laiklik demiş olması gerekmiyor. İrlanda anayasası ‘dini eğitim verilen okullara giden çocuklar zorunlu din dersi almak zorunda değildir’ demiştir. AKP’nin projesi otoriterlik artı dinileştirilen bir toplum projesidir.”

  • “Dişe Diş Araştırma Günü” Etkinliği

    Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi geleneksel hale getirdiği ‘Dişe Diş Araştırma Günü’ etkinliğinin 2.’sini düzenledi.

    ÇÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. H. Oğuz Yoldaş, Adana Diş Hekimleri Odası Başkanı Dt. Fatih Güler ile Yönetim Kurulu Üyeleri Dr. Dt İzzettin Çamurdan ve Dt. Nevin Kilecioğlu’nun yanı sıra akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı etkinlikte Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri bir yıl boyunca diş hekimliği alanında yaptıkları araştırma ve inceleme konularını sundu.

    Etkinliğin açılış konuşmasını yapan ÇÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. H. Oğuz Yoldaş, 20 öğrencinin 6 proje ile katıldığı, ‘Dişe Diş Araştırma Günü’ etkinliklerini gelenekselleştirmek istediklerini söyledi.

    Adana Diş Hekimleri Odası Başkanı Dt. Fatih Güler ise yaptığı konuşmada, Teknolojinin bu kadar hızlı geliştiği bir ortamda mezuniyet sonrası sürekli diş hekimliği eğitiminin zorunlu hale getirilmesi gerekir. Biz bunu Adana Diş Hekimleri Odası olarak her gittiğimiz yerde söylüyoruz. Projelerinizin bulunduğu kitapçıklara baktım. Gerçekten beklemediğim güzellikte. Başarılı buldum. Çok memnun oldum. Hepinizi kutluyor ve başarılarınızın devamını diliyorum” dedi.

    Dekan Yardımcısı Prof. Dr. H. Oğuz Yoldaş, Doç. Dr. Aslıhan Uzel ve Doç. Dr. Emre Benlidayı’nın jüri olarak birinci seçtiği iki projenin belirlemesinin ardından Dt. Fatih Güler’in maddi desteği zarf içerisinde birinci seçilen proje sahipleri Sultan Yıldız, Reyhan Ece Yalçınkaya ve Ali Cem Ulubey’e diğer birinci seçilen proje sahipleri Sevilay Buğlu, Berna Tuna, Gamze Işık, H. Kübra Tansu, Eda Özdemir ve Nazmiye Bilir’e Prof. Dr. H. Oğuz Yoldaş takdim etti.