Etiket: Araştırıldı

  • Korona virüs salgınının mevsimlik gezici tarım işçileri ve onların çocuklarının fındık hasadına katılımına olası etkileri araştırıldı

    Korona virüs salgınının mevsimlik gezici tarım işçileri ve onların çocuklarının fındık hasadına katılımına olası etkileri araştırıldı

    Ferrero Fındık’ın desteğiyle Kalkınma Atölyesi Kooperatifi tarafından yapılan çalışma ile ‘Koronavirüs Salgınının Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri ve Onların Çocuklarının Fındık Hasadına Katılımına Olası Etkileri ve Önlemler’ hakkında yapılan çalışma sonrası bir rapor yayınlandı. Raporda Korona virüs sürecinde mevsimlik tarım işçileri ile ilgili alınması gereken önlemler de ortaya konuldu.

    Raporda, 2019 yılı sonunda Çin’de ortaya çıkan ve sonrasında hızla dünyaya yayılan Covid-19 salgınının 2020 Mart ayı itibariyle Türkiye’yi de etkilediği ve salgınla mücadele kapsamında alınan tedbirler birçok sektörde çalışmaların ve üretimin durmasına veya yavaşlamasına yol açtığı hatırlatıldı.

    Tarımsal üretimin bu sektörlerin başında geldiği belirtilen raporda “Türkiye’de genellikle mart ayı sonundan kasım ayı sonuna kadar, 10 ay gibi geniş bir zamana yayılan tarımsal üretimin farklı ürünlerinde mevsimlik gezici olarak yüz binlerce işçinin çalıştığı düşünülmektedir. Salgını önlemeye yönelik tedbir kararları özellikle mevsimlik gezici tarım işçileri ve onların çocuklarının istihdam edildiği ürünleri ve farklı coğrafyalardaki üretim süreçlerini etkilemeye başlamıştır. Korona virüs Salgınının Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri ve Onların Çocuklarının Fındık Hasadına Katılımına Olası Etkileri ve Önlemler Hızlı Araştırması’nın temel amacı; küresel düzeyde hissedilen Covid-19 salgını kapsamında toplumsal yapı içerisinde en kırılgan ve görünmez topluluklardan biri olan mevsimlik gezici tarım işçileri ve çocuklarının maruz kaldıkları/kalabilecekleri olası riskleri ortaya koymak, mevsimlik göç süreçlerini nasıl etkileyeceğini belirlemek ve özellikle 2020 Ağustos ayında fındık hasadına katılacak mevsimlik gezici tarım işçileri üzerinden bu risklerin en aza indirilebilmesi için yerel, bölgesel ve ulusal öneriler geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Ayrıca bu amaç kapsamında, salgın sürecinin fındık hasadına olabilecek etkilerinin anlaşılmasına da çalışılmıştır. Araştırma dört temel araç üzerinden gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, masaüstü taraması (desk review) kapsamında dünyada ve Türkiye’de salgının tarımsal üretime ve gıda tedarik zincirine etkileri konusundaki haber ve tartışmalar takip edilmiş; 3 Nisan 2020 tarihli İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü genelgesinden itibaren Türkiye’de bu kapsamda alınan önlemler ve 2020 Nisan-Mayıs aylarında çay ve fındık üretimi yapılan illerde gerçekleştirilen toplantılarda bu önlemlere dair alınan komisyon kararları incelenerek süreç analizi gerçekleştirilmiştir” denildi.

    Sürecin takibini kolaylaştırmak ve alınan kararların farklı yörelerdeki uygulamalarını teyit edebilmek üzere farklı aktör ve kurum temsilcilerinden oluşan 95 kişilik WhatsApp grubu kurulduğu belirtilen raporda, farklı yerellerde alınan önlemlerin işlerliğine ve ortaya çıkan sorunlara dair önemli ve anlık bir bilgi akışı sağlandığı kaydedildi.

    Çay hasadında yaşanan gelişmeler dikkate alındı

    Fındık üreticileri ve bu üretimin farklı aşamalarından sorumlu olan kurum temsilcilerinin 2020 Nisan ayı sonu itibariyle çay hasadında yaşanan gelişmeleri yakından takip edildiği belirtilen raporda, “Görülmüş ve salgının fındık hasadına olası etkilerine karşı çözüm önerileri üzerinde düşünüldüğü anlaşılmıştır. Ayrıca not etmek gerekir ki, bu çözüm önerilerinin önemli bir kısmı, fındık üretimi ve bu üretimin en önemli halkası olan mevsimlik gezici tarım işçileri, aileleri ve çocuklarına dair yıllardır dile getirilen sorunlarla ilgilidir. Sözgelimi, temiz ve sürekli suya erişim, konaklama alanlarında banyo ve sıcak suya erişim, tuvalet, ulaşım maliyetleri ve çocuk işçiliğinin önlenebilmesi için gerekli olan donatılar, bu özel dönemde salgınla mücadele kapsamında daha önemli ve dolayısıyla daha görünür olmakla birlikte, sadece salgınla ilgili ihtiyaçlar olarak görülemez. Bu nedenle yapılan tüm görüşmelerde salgınla mücadele kapsamında bu alanlarda atılması gereken adımların, fındık üretim alanlarında yıllardır beklenen iyileşmeler konusunda da bir zemin olabileceği yaygın olarak farklı aktörler tarafından ifade edilmiştir. Araştırma kapsamında işaret edilen sorunların takibi ve çözümlere dair önerilerin kalıcı iyileşmeler olarak sonuç verebilmesi için sektöre dair düzenli veri toplanması gereklidir. Öncelikle, Covid-19 salgınına karşı alınan tedbirler, özellikle seyahat kısıtları ve ulaşımda seyrekleştirmeyle ilgili kurallar görüşülen herkes tarafından bilinmekle birlikte nasıl uygulanacağı konusunda belirsizlikler olduğu görülmüştür. Bu kuralların uygulanması halinde ihtiyaç duyulan işgücünün temini konusunda kimi güçlükler oluşacağı, ulaşım maliyetlerinin kaçınılmaz olarak artacağı ama kimin tarafından karşılanacağının bilinmediği belirtilmiştir. Buna karşın bu yıl fındık alım fiyatlarının yüksek olacağı beklentisi ile tedbir uygulamalarının maliyetlere yansımasının önemli bir engel teşkil etmeyebileceğine dair yaygın bir görüş de bulunmaktadır” ifadelerine yer verildi.

    Fındık toplamada imece usulüne dönülebilir

    Raporda, fındık toplamada aynı çayda hasadından olduğu gibi imece usulüne de dönülebileceği vurgulanarak “Mevsimlik gezici tarım işçilerinin fındık hasadı sürecine kısmen ya da tamamen katılamaması durumunda, Düzce ve Sakarya illerinde fındık üretimin yarı yarıya azalacağı söylenirken, diğer iller için geleneksel imece usulüne dönülebileceği, ‘gurbetçi üreticilerin’ aileleriyle birlikte bahçeye gireceği, artan işsizlik nedeniyle mahalli işgücü arzının artacağı ve fındık satış fiyatlarının yükseleceğine dair beklentiden dolayı kimsenin fındığını bahçede bırakmayacağı belirtilmiştir. Kısaca fındığın dalda kalmayacağına dair yaygın bir inanç bulunmaktadır. Görüşme yapılan fındık bahçe sahipleri ve farklı kurumlardan temsilciler Covid-19 salgınına karşı alınan tedbirlerin uygulanması aşamasında karşılaşılabilecek güçlükleri, bir yanıyla da, tarım aracıları ve temsil ettikleri işçilerin kayıt altına alınması, fındık hasadında ihtiyaç duyulan ve bölgelere göre farklılık gösterdiği gibi yıllara göre de dalgalanan işgücü ihtiyacının belirlenebilmesi, üretim maliyetlerinin yeniden düşünülmesi, mekanizasyon ve file/tül kullanımı gibi yeni tekniklerin yaygınlaşması, bu yaygınlaşmanın gerektirdiği kimi yatırımların ve fındık bahçe düzenlemelerinin düşünülmesi, fındık üretimi açısından önemli görülen farklı aktörler arasında koordinasyonun sağlanması için girişimlerde bulunulması gibi birbirinden farklı, fakat birbirini destekler alanlarda adımlar atılması yönünde bir fırsat olarak görmektedir. Diğer yandan, Covid-19 salgınına karşı alınan tedbirlerin bitkisel üretime ve bu alanda çalışan mevsimlik gezici tarım işçileri ve çocuklarına olası etkilerinin kontrol edilebilmesi için, tarımsal üretim alanında merkezi karar alma mekanizmaları ile farklı illerdeki üretim süreçlerinin gerektireceği özgün ihtiyaçları tespit ederek çözüm üretecek yerel kurumların eşgüdümünün sağlanması gereklidir. Bu yapı; fındık üretiminin gerçekleştirilmesinde önemli role sahip tarım aracıları, bahçe sahipleri, büyük firmalar, muhtarlar ve bu alanda çalışan meslek örgütleri ile sivil toplum kuruluşları gibi farklı aktörlerin verimli bir iletişim içinde olmasının zeminini sağlayacaktır” denildi.

    Covid-19 salgın nedeniyle maliyetler yükselebilir

    Covid-19 salgınına karşı alınan tedbirlerin uygulanmasının kaçınılmaz olarak maliyetleri yükselteceği ve buna karşı ailelerin de değişen koşullarla başa çıkma stratejisi olarak çocuk emeği kullanımına yönelebileceği kaygısına vurgu yapılan raporda şu ifadelere yer verildi:

    “Bu kaygı sadece fındık üretimi alanında değil, küresel ölçekte bir gündem oluşturmaktadır. Fakat diğer yandan yapılan araştırmalar gelirdeki beklenmedik değişimlerin çocuk işçiliğine olası etkisinin işgücü tipi, üretim biçimi ve bölgesel-kültürel farklara göre değişiklik gösterebileceği ve evrensel bir genelleme yapılamayacağını söylenmektedir. Araştırma kapsamında görüşülen kurum temsilcileri de bu konuda farklı görüşler bildirmiştir. Öncelikle, ailelerin çocuklarıyla seyahat etmelerinin bir tercih değil zorunluluk olduğu belirtilmiş, çocukların işçi olarak kullanılmasının fındık bahçe sahibi açısından zaten verimsiz olacağını, ama işçilerin bahçelere yakın konakladığı durumlarda bu alanda tam anlamıyla denetim sağlanmasının da kolay olmayacağı ifade edilmiştir. Eğer konaklama alanlarında seçenek oluşturulmazsa çocukların tam bir işçi olarak olmasa da su taşımak gibi basit işler için bahçelere gireceği düşünülmektedir. Maliyet artışları nedeniyle olmasa da eğer beklenen işgücü sağlanamaz ve ürün rekoltesi de yüksek olur ise mevsimlik gezici tarım işçilerinin ailecek çalışabileceği ayrıca belirtilmiştir. Diğer yandan, bahçe sahipleri açısından da kendi çocuklarının bahçeye girmesinin önemsendiği, üretime dair bilgi ve deneyimin ancak bu yolla kazanılabildiği söylenmiştir. Diğer yandan, salgının nüksetmesi ya da olası görülen bir ikinci dalga durumunda tüm bu tedbirlerin tekrar uygulanmaya başlanacağı en yetkili makamlar tarafından ifade edilmiştir. Dolayısıyla hızlı araştırma kapsamında bu gündeme dair toplanan verilerin, salgın koşullarından bağımsız olarak da önem taşımakta olduğu düşünülebilir.”

    Covid-19 salgını sürecinde fındık hasadına katılacak mevsimlik gezici tarım işçilerine dair öneriler

    Sağlık Bakanlığı’nın normalleşme süreci için belirlediği tedbirler kapsamında ilgili bakanlıkların kendilerini ilgilendiren işkollarına dair 13 rehber olmasına karşın tarımsal üretim konusunda çalışanlara dair henüz bir rehber yayınlanmadığı kaydedilen raporda alınması gereken tedbirler şu şekilde sıralandı:

    “2020 Nisan ve Mayıs aylarında salgına karşı alınması istenen önlemler, gerçekte mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma ve konaklama alanlarına dair yıllardır dile getirilen ihtiyaçlarla örtüşmektedir. Konaklama ve yaşam alanlarının iyileştirilmesi görüşmelerde mevsimlik gezici tarım işçilerinin barınma ihtiyacını karşılamak üzere çoğunlukla fındık bahçelerinde bulunan konut, baraka veya müştemilatların kullanıldığı görülmüştür. Bu seçenek dışında geçici çadır alanları ve belirli ilçelerde METİP alanları barınma ihtiyacının karşılanması için kullanılmaktadır. Bu çerçevede özellikle firmaların sosyal çalışmalar kapsamında elde ettiği veriler ve bilgiler gözden geçirilerek öncelikli sorunları olan yöreler, bahçeler belirlenebilir ve ilk etapta buralarda işçiler için alternatif barınma imkânlarının sağlanması için çaba sarf edilebilir. Bunun için atıl durumdaki kamu binaları değerlendirilmelidir. Her durumda tarım aracıları ve fındık bahçe sahipleri kişisel mesafe kuralının nasıl sağlanacağı konusunda bilgilendirilmelidir. Bu çerçevede yüz yüze bilgilendirme kadar afişler, posterler ve broşürler gibi bilgi verici materyaller hazırlanabilir ve yaygın dağıtımı gerçekleştirilebilir. Bu konuda ilgili kamu desteğinin sağlanması için hazırlıklar yapılabilir. Fındık hasadı öncesi konaklama amaçlı alanlar ziyaret edilmeli ve ihtiyaç duyulabilecek hizmet ve malzemelerin tespiti yapılmalıdır. Özellikle fındık bahçelerinde bulunan konut, baraka veya müştemilatlarda konaklama durumlarında sosyal mesafenin sağlanabilmesi için Kızılay, AFAD, firmalar ve sivil toplum kuruluşları tarafından ücretsiz ilave çadır desteği sağlanmalıdır. Fındık hasat dönemi boyunca düzenli denetimler gerçekleştirilerek önlemlerin nasıl uygulandığı izlenmelidir. Firmaların sosyal çalışmacıları bu konuda öncü rol oynayabilir. Aynı zamanda il/ilçe düzeyinde gerek kamunun gerekse özel sektörün dahil olabileceği mobil ekipler süreçte görev alabilir. Konaklama alanlarında kalacak mevsimlik gezici tarım işçilerinin sayısı, yaş aralıkları, 65 yaş ve üzeri kişiler ile kronik rahatsızlığı olanlar, gebe kadınlar belirlenerek kayıt altına alınmalıdır. Bu veriler haritaya işlenmeli, ilçe mülki idare amirine verilmeli ve her ilçe bu kapsamda acil bir planlama yapmalıdır. Mevsimlik gezici tarım işçileri konusunda en önemli ihtiyaçların başında temiz, yeterli ve sürekli su temini gelmektedir. Salgın döneminde bu ihtiyaç özel bir önem kazanmıştır. Özellikle yerel yönetimlerin desteğiyle bu ihtiyaç acil olarak karşılanmalıdır. Konaklama alanında ihtiyaç duyulabilecek katı-sıvı sabun, kolonya, tuvalet kâğıdı, hijyenik ped, çocuk bezi gibi hijyen malzemeleri desteği sağlanmalıdır. El yıkamanın önemi bu süreçte sıklıkla vurgulanmıştır. Hem bahçelere hem de konaklama alanlarına el yıkamaya olanak tanıyan musluklu bidonlar konulabilir. Aynı zamanda bu bidonlar işçilerin görsel materyalle bilgilendirilmesi için de kullanılabilir. Fındık tarımında bahçelerde bulunan konut, baraka veya müştemilatlarda kullanılan elektrik ve su giderleri bahçe sahipleri tarafından karşılanmaktadır. Bu giderler METİP alanları dışında geçici çadır yerleşim alanlarında kalan tüm mevsimlik gezici tarım işçileri için de karşılanmalıdır. Sağlıklı beslenmenin salgınla mücadele konusunda önemli olduğu vurgulanmaktadır. Ailelere hijyenik olarak yemek hazırlayabilecekleri sağlıklı alan ve araçlar ile gıda desteği sağlanmalıdır. Ayrıca yemek hazırlamak amacıyla ailelere pişirme üniteleri temin edilmelidir. Yaz aylarına denk gelen hasat döneminde çalışma saatleri sonrası kişisel bakım ve temizliğin sağlanabilmesi için banyo, sıcak suya erişim ve tuvalet altyapıları kurulmalı, düzenli dezenfekte edilmeli ve bu alanlarda ihtiyaç duyulan malzemeler temin edilmelidir.

    Konaklama alanlarında çöplerin toplanması, çevre ilaçlamasının düzenli olarak yapılması sağlanmalıdır. Konaklama alanlarında Covid-19 salgınına ilişkin bilgilendirme panoları bulunmalı ve gerekli durumlarda danışılacak kurumların iletişim bilgileri yer almalıdır. Konaklama alanlarında ya da yakınlarında çocukların ihtiyaç duyabileceği hizmetler ve alanlar düzenlenmelidir. Yapılan görüşmelerde kimi kurum temsilcileri salgın nedeniyle yaşanabilecek maliyet artışlarına karşın bir dengeleme stratejisi olarak çocuk işçiliğinin artabileceğini belirtmiştir. Böylesi bir gelişmeye karşı konaklama alanlarında çocuk işçiliğine karşı bilgilendirmeler yapılmalı ve denetimi sağlanmalıdır. Çocuk işçiliğinin takip edilmesi bu yıl için özel bir önem kazanmıştır. Konaklama alanları düzenli olarak ziyaret edilmeli ve sağlık kontrolleri yapılmalıdır. Bunun yanı sıra fındık bahçe sahipleri edinebilecekleri basit bir ateş ölçme cihazı ile işçi ekip başları aracılığıyla günlük olarak ateş ölçümü yapabilirler. Bu nedenle hem bahçe sahiplerinin hem de işçi ekip başlarının hastalığın belirtileri ile ilgili bilgilendirilmeleri önemlidir. Olası bulaşma durumlarına karşın yerleşim yerleri ve konaklama alanlarına yakın acil karantina alanları oluşturulmalıdır. Geçici çadır yerleşiminde Covid-19 vakası saptanması durumunda yerleşimin acilen karantinaya alınmasını sağlayabilecek altyapılar kurulmalı, gerekli sağlık ve gıda desteği verilmelidir.”

    Raporda mevsimlik gezici tarım işçileri ve ailelerinin maliyet artışlarından olumsuz etkilenmemesi için bir dizi mali ve ayni destek sağlanması düşünülmesi ve bu kapsamda salgın süresince, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mevsimlik gezici tarım işçisi aileler için, geçici koruma altında bulunan Suriyeliler için tanımlanan Kızılay Kart uygulamasına benzer bir destek sistemi düşünülebileceği vurgulandı.

  • Türkiye’de kişi başına düşen sağlık harcaması araştırıldı

    Türkiye’de kişi başına düşen sağlık harcaması, son 10 yılda yüzde 53 artmasına rağmen milli gelire oranı yüzde 4,2’ye geriledi. Sağlık harcamalarının yüzde 78’i kamu kaynaklarıyla, kalanı ise cepten yapılıyor.

    Her yıl Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayınlanan sağlık istatistikleri raporunu inceleyen online sigortası satış platformu Koalay.com, Türkiye’deki sağlık harcamalarına ilişkin verileri derledi. Rapora göre; 2007 yılında 4 bin 431 TL olan yıllık kişi başı toplam sağlık harcaması, 10 yılda yüzde 53 artarak 6 bin 811 TL’ye ulaştı. Bu artışa rağmen Türkiye, sağlık harcamalarında 36 OECD ülkesi arasında Meksika ve Letonya’nın önünde sondan üçüncü, sağlık harcamalarının milli gelire oranında ise yüzde 4,2 ile sondan ikinci sırada yer aldı. OECD ülkelerinin ortalama sağlık harcamaları ise yıllık 22 bin 800 TL düzeyinde seyrediyor.

    Harcamaların yüzde 22’si cepten

    İncelemeye göre, 36 OECD ülkesinde saglık harcamalarının ortalama yüzde 70’i kamu tarafından finanse ediliyor. Isveç, Norveç, Danimarka, Belçika ve Japonya yüzde 84’ü aşan oranlarıyla kamu sağlık harcamalarının en yüksek olduğu ülkeler. Meksika, Sili ve Amerika Birlesik Devletleri’ndeki tüm saglık harcamalarının yüzde 50’sini, Isviçre’de ise yüzde 30’dan daha az bir kısmını kamu harcamaları oluşturuyor. Türkiye’de ise kişi başı yıllık sağlık harcamalarının yüzde 78’i kamu kaynaklarından sağlanırken, yüzde 22’si hane halkı tarafından cepten yapılıyor.

    Sağlık harcamaları için cebimizden bin 477 TL ödedik

    Vatandaşların doğrudan kendi bütçelerinden yaptıkları ödemelerin, OECD ülkeleri genelinde tüm sağlık harcamalarının beşte birine denk geldiğini belirten Koalay.com Türkiye CEO’su Bradley Du Chenne, “Türkiye’de geçen yıl genel saglık sigortası kapsamı dısında kalan sağlık hizmetleri için yıllık kişi başı ortalama bin 477 TL’yi cebimizden ödedik. Oysa tamamlayıcı saglık sigortası sayesinde ekstra sağlık harcamalarını yüzde 70 oranında azaltmak mümkün” dedi.

    Tamamlayıcı saglık sigortasının, genel saglık sigortasının kapsamında olmayan anlaşmalı özel hastanelerdeki doktor muayeneleri, cerrahi ve dahili yatışlar ile fizik tedavi giderlerini karşıladığını belirten Du Chenne, sözlerine şöyle tamamladı: “Yıllık olarak yaptırılan tamamlayıcı sağlık sigortası ayda ortalama 35 TL’ye denk gelen fiyatlarla yüksek sağlık harcamalarını teminat altına alabiliyor.”.

  • Vatandaşların ABD krizine bakışı araştırıldı

    İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri ’döviz/dolar krizi üzerine vatandaş algısı-tutum ve davranışlarının analitik boyutta incelenmesi’ konulu araştırma yayımladı. Araştırmaya göre; Türk halkı Cumhurbaşkanımızın kriz yönetimi ve krize karşı aldığı önlemleri destekliyor. Halkın büyük çoğunluğu (yüzde 76,3) “Dolarım olsa bugün bozdurup TL’ye çeviririm” fikrine katılım gösteriyor.

    İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri ’döviz/dolar krizi üzerine vatandaş algısı-tutum ve davranışlarının analitik boyutta incelenmesi’ konulu araştırma yayımladı. 14 Ağustos-15 Ağustos 2018 tarihleri arasında 12 ilde 15-74 yaş aralığında yer alan tüm sosyo-ekonomik gruplardaki toplam 245 birey üzerinde gerçekleştirilen araştırmaya göre; toplumdaki her dört kişiden 3 tanesi bir krizin siyasi bir kriz olarak algılanırken, toplumun tüm kesimlerinde dolar bozdurmak ve Türk Lirasına geçme konusunda tam bir mutabakat olduğu tespit edildi. Türkiye’nin ve ekonominin geleceğine ilişkin güçlü bir iyimserliğin olduğu saptanırken, krizin ortaya çıkarabileceği güçlükler konusunda toplumun tüm kesimlerin fedakarlık yapmaya hazır olduğu analiz edildi. Ayrıca; vatandaşların kriz sonrasında karşılaşacağı zorluklar arasında, en önemli zorluğun ’hayat pahalılığı’ olacağı tahmin ederken, bununla mücadele için gerekenleri yapmaya ve gereken özveride bulunmaya hazır olduğunu kaydedildi.

    Araştırma kapsamında, Türk halkının yüzde 25’i bu krizi ekonomik olarak değerlendirirken %75’i ise siyasi olarak görüyor. Hatta ekonomik kriz olarak gören bu grubun içindeki her 10 kişiden 4’ü bunu bir ekonomik kriz olmanın ötesinde, sadece bir döviz krizi olarak algılıyorlar. Büyükşehirler ve Türkiye geneline göre karşılaştırıldığında, İzmir ili, sorunu biraz daha fazla ekonomik ele alırken İstanbul, daha döviz odaklı değerlendiriyorlar. Vatandaşlar, yaş ilerledikçe sorun daha siyasi bağlamda algılarken, özellikle gençler ve yaşlılar sorunu daha dolar ve döviz boyutunda yorumluyorlar.

    Aynı şekilde, eğitim ve sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bireyler, meseleyi ekonomi-politik özelliğe sahip bir sorun olarak tanımlarken, meseleyi kesinlikle dolar ya da döviz kapsamlı değerlendirilmedikleri bildirildi. Eğitim ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük vatandaşlar ise sorunu daha ziyade ekonomik kapsamda gördüğü açıklandı.

    Araştırma kapsamında görüşülen 18 yaş üzeri vatandaşların yüzde 13,4’ü, döviz ile aktif ilişkili iş hayatına sahip. Kısmen döviz ilişkili iş hayatı olanlarla beraber bu oran, yüzde 22,4 düzeyine yükseliyor. Dolar bozdurma konusunda ülke genelinde bir mütabakat gözlenirken, “Dolarım olsa bugün bozdurup TL’ye çeviririm” fikrine halkın yüzde 76,3’ü katılım gösteriyor. Görüşmecilerin kendilerini yakın hissettiği siyasi eğilimler bazında bu krizin sonrasında gelecek yük algısı ve bunun için hazır olunan fedakarlık derecesi/düzeyi arasında anlamlı bir ilişki söz konusu olduğu kaydedilirken, genel olarak incelendiğinde, araştırmaya katılan vatandaşların yüzde 78’i bu krizin ciddi ekonomik yüklerinin olacağı, yüzde 82,4 katılımla da “Ülkem için bu fedakarlığı yapmaya hazırım” ifadesi ile karşılaşıldığı bildirildi.

    Ayrıca; alt gelir grubunda yer alan vatandaşlar yüzde 20 düzeyinde bir farkla karşılayabileceğinden daha fazla bir yükle karşı karşıya kalacağını düşünürken, orta altı ve orta gelir gruplarında ise beklenen yükün karşılanabilecek düzeyde olacağını ya da bunun için gereken fedakarlığı yapabileceğine (yapabilecek düzeyde olduğuna) inanıyor. Üst gelir grubu ise beklenen yükün fazla olacağını ve fakat, bundan daha fazla bir fedakarlık düzeyine hazır olduğunu ifade ediyor.

    Görüşme yapılan vatandaşların sadece yüzde 20’sinde (yüzde 19,6) Türkiye’nin geleceğine ilişkin bir güven algı sorununun söz konusu olduğu açıklanan raporun öne çıkan başlıkları şöyle sıralandı:

    Geleceğe güven kadınlara göre erkeklerde ve ileri yaşlara göre gençlerde daha yüksek. Geleceğe güven konusunda belirsizlik duygusu, beklenildiği üzere, sosyo-ekonomik gelişmişlik ve eğitim düzeyi ile pozitif ilişkili. Basit bir ifadeyle gelir ve eğitim düzeyi azaldıkça, geleceğe güven konusunda belirsizlik de azalıyor.

    “Cumhurbaşkanının koşulsuz destekliyorum” diyen kitle yüzde 53,5 iken “Bu konudaki duruşunu destekliyorum” diyen kitle yüzde 64,5 ile bu oranın yüzde 20,56 üzerine çıkmış durumda. Bu oran Ankara ve İstanbul da daha da artarken, İzmir de alınan destek yüzde 46,7 düzeylerinde ve her zaman desteklerim diyenlerin 2,3 puan üstüne çıkmış durumda.

    Bu krize karşı muhalefetin tutumunu desteklemeyenlerin oranı yüzde 60,8, kararsızlar yüzde 24,9 ve destekleyenler ise yüzde 14,3.

    Araştırma kapsamında krizin arkasında herhangi bir ülke ya da ülkelerin olup olamayacağı sorgulanmıştır. Katılımcıların yüzde 15,9’u bunun bir dahili kriz olduğunu ve arkasında herhangi bir ülkenin olmadığını belirmiştir. Bu krizin arkasında bir ya da daha fazla ülke olabileceğini belirtenlerin oranı yüzde 84,1’dir. Bu kitle tarafından etken ülke algısı grafik 4 üzerinde yer almaktadır. Görüleceği gibi ilk 3 ülke olarak ABD (yüzde 55,43), İsrail (yüzde 19,46) ve yüzde 12,26 ile İngiltere ifade edilmektedir.

  • Türkiye’deki Fidanların Üretim Maliyeti Araştırıldı

    Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Orman Fakültesi Ormancılık Ekonomisi Ana Bilim Dalı Öğretim Öyesi Prof. Dr. Özden Görücü, her bir fidanın devlete maliyetinin 50 kuruş olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Görücü, fidan üretimi maliyet araştırmalarını Afyonkarahisar Orman Fidanlık Müdürlüğünde yaptıklarını belirterek, “Afyonkarahisar fidan üretimi bakımından çok önemli bir yere sahip. Bu ilimizde çok fazla fidan üretilmekte ve üretilen fidanlar çevre illere satılmaktadır. Ve Afyonkarahisar’da yıllık 3 milyon fidan üretimi yapılıyor” dedi.

    Türkiye geneli yıllık 10 milyar üzerinde fidan üretiminin yapıldığını belirten Görücü, “Meşe, iğde, badem, ceviz, karaçam, kestane gibi türler üzerinde fidan maliyetini araştırdık. Özellikle tohum maliyeti ve arazi kirası araştırıldı. Sulama giderleri, bakım giderleri, mekanizasyon giderleri gibi giderleri hesaba katarak fidanlarımızın maliyetlerini bulduk. Her bir fidanın devlete 50 kuruşa maloluyor” diye konuştu.

    Sertifikalı ve kaliteli üretimle hem yurt içi hem de yurt dışına satma gibi unsurları ele alarak bir fidan piyasası oluşturulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Görücü, şunları kaydetti:

    “Şuanda Türkiye’de fidan borsası yok. Bu borsa konusunda çalışmalar devam ediyor. Üretilen fidanların planlı olarak dikilmesi ve özel şirketlere dağıtımı planlandı. Özel sektörde bu fidan üretimi kar amacı güdülüyor ama gelecekte fidan borsasını tam olarak çalıştırmaya başladığımızda bu fidanlarımızın kaça mal olduğunu bilmek zorundayız. Onun için bu çalışmamızı tamamladık. Burada üretilen fidanların bir kısmı devlet arazilerinde değerlendiriliyor diğer kısmı ise halka veriliyor”.

  • Türkiye’deki Ormanların Ekonomik Değeri Araştırıldı

    Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Orman Fakültesi Ormancılık Ekonomisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özden Görücü, Türkiye’deki ormanların en az 5 milyar liralık karbon bağlama değerine sahip olduğunu söyledi.

    Türkiye’deki ağaçların karbon değerini araştırarak bir ilke imza atan Prof. Dr. Görücü, çalışmalarının 2 yıl sürdüğünü ve örnek olarak Kahramanmaraş Orman Bölge Müdürlüğü’nün alanlarında incelemelerde bulunduklarını söyledi. Prof. Dr. Görücü, Türkiye’deki ormanların en az 5 milyar liralık karbon bağlama değerine sahip olduğunu vurguladı.

    Araştırmalarında ağaçların kızılçam, kayın, sedir, meşe türleri üzerinde yoğunlaştıklarını belirten Prof. Dr. Görücü, “Ağaçların ne kadar bir ekonomik değere sahip olduğunu hesapladık. Ve karbon değerlerinin uluslararası piyasalardaki değerini hesapladık. Baktığımız zaman Kahramanmaraş ormanları yaklaşık olarak 26 bin ton karbon tutuyor. Bunun değeri ise 2 milyon dolar” dedi.

    1 AĞACIN KARBON DEĞERİ 5-125 DOLAR ARASINDA

    1 ağacın değerinin uluslararası piyasalarda 5 dolar ile 125 dolar arasında değiştiğini de belirten Prof. Dr. Görücü, “Biz bu çalışmamızda karbonun ton başına düşen değerini ortalama 35 dolar olarak aldık. Çünkü karbonun çok pahalı tutulması bizim açımızdan önemli değil. Biz daha ucuza karbonu tutabiliriz. Bizim ormancılığımız teknik ve gelişmiş bir ormancılık. Tabi ağaç servetinin hesaplanması ve kuru madde değerinin bulunmasından sonra ormanların yaşamı boyunca tutmuş olduğu karbonu bulmuş olduk. Örneğin kızılçam ormanlarında tutulan bu karbonun yıllık toplam değeri bin 299 ton. Bunun dünya piyasalarındaki fiyatına baktığımızda 669 bin 277 dolarlık bir karbon tutuyor. Sedir ormanlarına baktığımızda toplamda 3 bin 786 ton karbon bağlıyor. Bunların dünya piyasalarındaki değeri 72 bin dolar. Karaçama baktığımızda bin 330 ton ve dünya piyasalarındaki değeri 958 bin dolar civarında. Tabi bu çalışma bir öğrencimizin yüksek lisans tezidir. Bu çalışmada şehirdeki ormanları ele aldık. Ve bağlı bulundukları karbonu araştırdık. Bu çalışmanın yürütülmesiyle ilgili karbon ayak izi ve piyasaları, zorunlu karbon piyasaları da göz ününe alındı. Ormanın değeri sadece odun değildir. Tüm gelişen piyasalarda karbon piyasalarında ülkeler artık kendi karbon yataklarının özellikle orman alanlarının kaç ton karbon tuttuğunu hesaplıyor ve bunu tüm dünyaya deklare ediyor” diye konuştu.

    KARBONDİOKSİT BAĞLAMA POTANSİYELİ 60 MİLYON TON

    Ağaçların çok yönlü bir değeri olduğuna da dikkat çeken Görücü, şunları kaydetti:

    “Orman değerlerimizi dünya piyasalarına açmamız lazım. Çünkü bizden çok daha ağır sanayileşen ülkeler dünyaya karbondioksit salıyorlar. Bu değer giderek yükseliyor. 60 milyon ton civarında bir karbondioksit bağlama potansiyelimiz var. Tabi ormanların yanı sıra meralarında bağladığı karbon var. 5 milyar bir karbon bağlama geliri buradan elde etmek mümkün. Ormancılığın sadece elde ettiği gelir 3 milyar civarındadır. Tabi ormancılığa yönelik çalışmaların arttırılması gerekiyor. Elimizdeki değerleri fark etmemiz gerekiyor. Ülkemizde karbon borsası yok. Ama kurulma çalışmaları var. Bununla ilgili sürekli toplantılar yapıyoruz. Önümüzdeki 3 yıl içerisinde bunların açılması mümkün. Ve bunların açılmasıyla birlikte yeni istihdam alanları açılacak. İşsizliğin önlenmesi yönünde ciddi adım atılacaktır.”