Etiket: Annenin

  • Antalya’da bir annenin çaresizliği

    Antalya’da motosikletten düşmesi sonucu geçirdiği kafa travmasının ardından 6 aydır yatağa bağımlı olarak yaşayan 20 yaşındaki Doğukan Erçağ Kuşlar’ın hastanedeki tedavisi tamamlandı. 20 bin TL’lik ventilatör cihazı alınması ve tedavisine evde devam edilmesi gereken gence bakamayacağını söyleyen ve eşinden ayrı olan anne Tügel Kurabay, yetkililerden yardım istedi.

    Antalya’da su tesisatçılığı yapan 20 yaşındaki Doğukan Erçağ Kuşlar, geçtiğimiz 3 Haziran tarihinde Eski Sanayi Sitesi kavşağında motosikletiyle kaza yaptı. Kafasını kaldırıma çarpan Çağlar’ın beyninde ödem oluştu ve yatağa bağımlı hale geldi. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çeşitli servislerle birlikte 6 aydır tedavisine devam edilen Çağlar’ı annesi bir gün olsun yalnız bırakmadı. Her gün ziyaret saatinde oğlunun yanına gelen anne Tügel Kurabay, Çağlar’ın sağlığına kavuşması için dua etti. Trakostomi açılıp, ventilatöre bağımlı, bilinci kapalı şekilde yatağa bağımlı olan Doğukan Erçağ Kuşlar’ın evde bakım hastası olduğu için tedavisine evde devam edilmesi için aile ile görüşüldü. Ancak aile maddi imkansızlıklar nedeniyle anne Tügel Kurabay’ın hastaneye bir cevap veremediği ve kendisine uzatılacak bir yardım elini beklediği belirtildi.

    “Oğlumun bilinci kapalı”

    Bir şirkette işçi olarak çalışan 2 çocuk annesi Tügel Kurabay, 20 yaşındaki oğlunun 6 ay önce Eski Sanayi Sitesi kavşağında tek taraflı geçirdiği motosiklet kazasının ardından yatağa bağımlı kaldığını söyledi.

    Oğlunun bilinci kapalı şekilde yoğun bakımda tedavisine devam edildiğini aktaran anne Kurabay, “Doktorlar enfeksiyonu düştüğü an hastanede fazla tutamayacaklarını söylüyorlar. Almamızı istiyorlar. Bu süreçte bize ventilatör cihazı tedarik etmemiz söylendi. Cihaz devlet tarafından karşılanıyor ama şu an kurumun elinde olmadığı için makineyi bulamıyoruz. Bu cihazı temin edebilmek içinde 18 bin TL’ye ihtiyacımız var. Şu an cihazı alamıyoruz. Enfeksiyonu var oğlumun” dedi.

    “Evde hayati tehlikesi olur”

    Eşinden ayrı ve bakmak zorunda olduğu bir çocuğu daha olduğunu dile getiren Kurabay, “Oğlumu hastaneden eve alıp getirirsem daha kötü olur. Evde bakacak durumun yok zaten. Eve götürdüğün an çocuğumun hayati tehlikesi var. O makine için güç kaynağı istiyorlar. Elektrik kesilince ne yapacağım. Çaresiz kaldım. Ne yapacağımı bilemiyorum. Doğukan’ı çıkarırlarsa ben eve götürürsem bu kez diğer çocuğuma bakamayacağım. İşten ayrılmak zorunda kalacağım. Ailemi ayakta tutabilmem için çalışmam gerekiyor” diye konuştu.

    “İmkanım yok”

    Devletin özel reanimasyon bölümlerine oğlunu yerleştirebileceğini aktaran Kurabay, “İmkanım yok. Olsa kendim bakarım. Ben 6 aydır her gün hastaneye gidip geliyorum. İş yerindeki müdürlerim ve arkadaşlarım bana yardımcı oluyor. 15 dakika görebiliyorum. Oğluma dokunuyorum, biraz konuşup çıkıyorum. Oğlumu görmezsem içim rahat etmiyor” dedi.

    Hastanenin de bugüne kadar imkan sağladığını dile getiren Kurabay, bundan sonraki sürecin kendileri için çok zor olduğunu sözlerine ekledi.

    Hastaneden açıklama

    Hastaneden yapılan açıklamada ise, “Hastada araç dışı trafik kazası nedeniyle beyin ödemi oluşmuş, yatağa bağımlı trakostomi açılmış, ventilatöre bağlı bilinç kapalı evde bakım hastasıdır. Hastanede 131. günü ve bir bakım merkezi ya da evde bakılması için aile ile görüşüldü. Ancak maddi olanaklar nedeniyle henüz bir karar verilememiştir” denildi.

  • Oğlunun kazada öldüğü yola ilk kez gelen annenin acı feryadı

    Antalya’da 24 yaşındaki oğlunu kazada kaybeden annenin yaklaşık 5 ay sonra geldiği olay yerinde feryatları yürekleri dağladı. Oğluna çarpan araç sürücüsünün serbest bırakılmasına tepkili olan anne, elinde oğlunun resmi ve gömleğiyle kazanın gerçekleştiği yola yaklaşamadı. Gözyaşları içerisinde yolun yakınındaki parka oturan anne oğlunun hayattayken sadece bir kez giydiği gömleği gömleği koklayarak, “Her gün bu gömlekle uyuyorum ve kokluyorum. Kuzumun kokusunu arıyorum” dedi.

    Edinilen bilgiye göre, geçtiğimiz 8 Temmuz akşamı saat 21.00 sıralarında 24 yaşındaki aşçı Engin Ustali ile arkadaşı, Muratpaşa ilçesi Zerdalilik Mahallesi Cebesoy Caddesi’nde otobüsten inip Lara’ya gitmek için yolun karşısına doğru yürümeye başladı. İddiaya göre yolun ortasına gelen iki arkadaşa H.H. yönetimindeki 07 SZ 801 plakalı otomobil çarptı. Çevredekilerin haber vermesi ile kaza yerine gelen sağlık ekipleri Ustali ve yanındaki arkadaşını ilk önce özel bir hastaneye kaldırdı.

    Ustali, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yoğun bakıma alındı. Kafatasında, yüzünde, kol ve ayaklarında çatlaklar bulunan Engin Ustali, yoğun bakım ünitesindeki 4 günlük yaşam savaşını kaybetti.

    Anne olay yerine gelemedi

    Anne Nuray Ustali ise oğlunun hayatını kaybettiği olay bölgesine yaklaşık 5 ay sonra ilk kez geldi. Kazanın gerçekleştiği yola yaklaşamayan anne, yakın bölgedeki bir parkta uzun süre gözyaşı döktü. Oğlunun resmine ve hayattayken sadece bir kez giydiği gömleğe sarılan acılı anne, kaza sonrası karşı tarafın baş sağlığına gelmediğine sitem etti. Anne Ustali ayrıca, kazada karşı tarafın serbest bırakılmasına ve uzun süredir iddianame hazırlanmayıp kazayla ilgili davanın başlamamasına tepki gösterdi. “4 buçuk aydır mezarlığa gidiyorum” diyen anne Ustali, “Çocuğumla konuşuyorum. Ben ilaçlarla ayakta kalıyorum. Ben adalet istiyorum. Başsağlığı bile dilemediler. Yavrumu kaybettiler. Kaybettim fidanımı. Melekti benim oğlum. Anneye babaya düşkün evlattı. Çok iyi çocuktu. Benim günüm yok, her gün oğlumun yanındayım” diyerek feryat etti.

    “O otobüse binemiyorum”

    4 buçuk aydır mahkemenin görülmediğini ileri süren anne Ustali, oğlunun kaza öncesi bindiği otobüs ve güzergahına binemediğini dile getirdi. Ustali, “Ben ilk kez bugün geldim. Gelemiyordum, otobüse bindiğimde bu taraftan geçemiyordum. Onun bindiği CV 17 otobüsüne binemiyorum. Buraya gelemiyorum. Benim kuzumdu, yavrumdu benim o. ‘Annem’ derdi bana. Engin’im, yavrum. Benim içim yanıyor. Ben gömleğini kokluyorum. Her gün bu gömlekle uyuyorum. O bir kere giydi ben bununla uyuyorum. Kuzumun kokusunu arıyorum” ifadelerini kullandı.

    “’İddianame hazırlanmasını bekliyoruz’ deniliyor”

    Engin Ustali’ye çarpan sürücünün ilk andan beri serbest olduğunu kaydeden ağabey Emin Ustali ise kazanın üzerinden 138 gün geçtiğini belirtti. Hala kazayla ilgili iddianamenin düzenlenerek yargı karşısına çıkarılmadığını dile getiren Ustali şöyle konuştu:

    “Her bireyin başına gelebilecek bir olay. Herkese adil işleyen olay bize niye işlemedi. Delilleri kendi mücadelemle topladım. Ben kendim çözümleyerek seslere ulaştım. Olayı gören şahıs olayı anlatıyor. Büyük bir delil. Aracın camı patlamış. Aracın dosyada fotoğrafı yok. Hastanede garip olaylar oldu. Şüpheli şahıslar geldi. Feryat figan şeyler dediler. Onları araştırınca kızı ve eşi olduğunu öğrendim. Karakolda beyefendiye köfte servisi yapılmış. İkramlar olmuş. Ben sıradan vatandaş adalet anlayışını bu kişiye de uygulanmasını istiyorum. Ben adalet istiyorum. Bizden sonra olaylar oldu. Ölümlü kazalar oldu, 2. duruşmalar görülmeye başlandı. Bizde yargılama aşamasına geçilmiyor. Herhangi bir şey söylenmiyor. ‘İddianame hazırlanmasını bekliyoruz’ deniliyor.”

    “Kan izleri hala duruyor”

    Kan izlerinin hala olay yerinde durduğunu dile getiren Ustali, “Asfaltın orada. Kolunda kopma derecesinde yaralanmalar oldu. Litrelerce kan olduğunu söylediler. Büyük bir parçası ileriye düşmüş. Şiddetli bir çarpma var” ifadesini kullandı.

    Güvenlik kamerasına yansıdı

    Öte yandan kazanın hemen ardından yaşananlar, halk otobüsünün güvenlik kameralarına kısa süre de olsa yansıdı. Kaza sonrası vatandaşların yola koştuğu görülürken, hayatını kaybeden Engin Ustali ile arkadaşının yolda yatar vaziyette olduğu ve vatandaşların yardım etmeye çalıştığı gözlendi.

  • 2 kızını kazada kaybeden annenin mahkemedeki sözleri yürek sızlattı

    Mersin’de 6 yaşındaki Ekin ve 9 yaşındaki Evrim Çakmakçı kardeşlerin ölümü, teyzeleri İlknur Emine Yalçın’ın yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazasına ilişkin davanın ilk duruşması görüldü.

    Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davaya tutuklu yargılanan araç sürücüsü Ramazan Topal (69) ve avukatları ile kazada hayatını kaybeden Ekin ve Evrim Çakmakçı’nın yakınları ve avukatları katıldı. Mahkemede savunma yapan sanık Ramazan Topal, “Bu olay aileden sonra en çok beni üzdü. Allah yavrularımızın mekanlarını cennet eylesin. 69 yaşındayım. Bu yaşıma kadar hiçbir suça bulaşmadım. Olay, beni ve ailemi çok üzdü” dedi.

    “Bölgede ışıklandırma yok, karşıdan gelen aracın farı gözümü aldı”

    Duruşmadaki ifadesinde, olay günü ailesiyle yaylaya gitmek üzere yola çıktıklarını aktaran Topal, “Annem, eşim, kızım ve torunum arabamıza binmiş, yaylaya gidiyorduk. Kazanın gerçekleştiği yerde insanların 2’şer 3’er kişilik halde karşıya yürüdüğünü gördüm. O bölgede ışıklandırma yok. Keskin bir viraj var. Bende refleksten dolayı virajı içten aldım. O sırada karşıdan gelen aracın ışığı gözümü aldı. Kızım, ’baba dikkat’ dedi. Fakat ben ses geldikten sonra sağa çekip durdum. Yaralıların yanına gittim. ’Ambulans çağırın’ diye bağırdım. Arabada 5 kişi olduğumuz için ve yükümüzde olduğu için suratli değildim. Ortalama 45-50 kilometre hızla ilerliyordum. Ben bölge ışıklandırma olmaması ve yaya geçidinin o bölgede olmaması gerekçesiyle karayollarından şikayetçiyim” diye konuştu.

    “Siz hiç 2 evladınızı birden kaybettiniz mi?”

    Sanıktan şikayetçi olduğunu belirten anne Özlem Çakmakçı’nın sözleri ise yürekleri sızlattı. Çakmakçı, “Siz hiç 2 evladınızı birden kaybettiniz mi hakim bey? Benim hayatım kaydı. Geceleri üstünü örtmeye kıyamadığım yavrularım yok artık. Ben yaşamıyorum sadece nefes alıyorum. Şikayetçiyim” ifadelerini kullandı. Kaza günü küçük kızların yanında olan ve kazada ağır yaralanan teyzeleri İlknur Yalçın, “Ben olayda yaralandığım için travma yaşadım ve olayı unuttum. Ancak bana anlatılanlar kadarıyla aracın çok hızlı geldiğini biliyorum. Biz yaya geçidini kullanarak karşıya geçecektik. Canımdan çok sevdiklerimin canına kıydı. Şikayetçiyim” şeklinde konuştu.

    Baba Ali Çakmakçı da sanığın ifadelerini samimi bulmadığını belirterek, “Yolda eğer bir kusur var ise sizin de hızınızı ona göre ayarlamanız gerekir. Ben bunu direk cinayet olarak görüyorum” diye konuştu.

    “Olayda kasıt yoktur”

    Sanığın avukatı, “Bu olayların tekrarlanmaması için bizim gerçeği görmemiz lazım. Bu olayda kasıt yoktur. Kaza yerinde yaya yolu yok, aydınlatma yok, tehlikeli eğim ve tehlikeli viraj var. Bölgede hız sınırı 110 kilometre. Sırf bir yaya geçidi var diye orası yaya geçidi olmaz. Konumu çok sakıncalı bir yerde. Zaten incelediğimizde projede de yok, sonradan yapılmış. ’Tek başına şoför suçludur’ dersek, gelecek yıllarda meydana gelecek kazalardan da sorumlu oluruz. Bu sebepten dolayı sanığın delilleri karatma ihtimali olmadığı için tahliyesini talep ediyoruz” dedi.

    Çakmakçı ailesinin avukatları ise olayın çok vahim bir olay olduğunu belirterek, “Sanık olayda ne frene basmış, ne korna çalmış ne de manevra yapmıştır. Bu sebeplerden dolayı biz keşif ve hız tespiti istiyoruz. Tutukluluk halinin de devamını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Mahkeme heyeti, keşif yapılması, hız tespiti ve usul tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumuna incelemeye gönderilmesi, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 31 Ocak tarihine erteledi.

    “Trafik cinayetleri artık kimsenin kaderi olmasın”

    Mahkeme çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulunan anne Çakmakçı, “Çok üzgünüm. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bir trafik kazası demiyorum, bu bir trafik cinayeti. Trafik kurallarına uymayan birileri yüzünden çocuklarımı kaybettim. Yani bu acının tarifi yok. Sesimizi herkesin duymasını istiyorum ve adalet istiyorum. Herkesin bu acıyı anlamasını istiyorum. Ben 2 çocuğumu bir gecede kaybettim. Trafik cinayetleri artık kimsenin kaderi olmasın” dedi. Baba Çakmakçı ise şu ifadeleri kullandı: “Bu olay tamamen bir trafik cinayetidir. Başka çocukların ölmemesi için mütalaaya uygun bir kararın çıkacağına inanıyorum.”

    Olay anı

    Mersin’in Merkez Toroslar ilçesi Gözne Yolu Sarnıç mevkiinde kuzenleri Emine Yalçın ile birlikte otomobilden inen Evrim (9) ve Ekin Çakmakçı (6) adlı kız kardeşler, karşıya geçmek için yola çıktıkları sırada, süratle gelen Ramazan Topal yönetimindeki otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetmiş, kazada Emine Yalçın da ağır yaralanmıştı.

  • Annenin tabut başında yürek burkan feryadı: “Gitme oğlum”

    Tekirdağ’da görev yaparken evinde geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hayatını kaybeden Jandarma Uzman Çavuş Mustafa Hoş, memleketi Mersin’in Tarsus ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı.

    Tekirdağ İl Jandarma Komutanlığına bağlı, Hayrabolu İlçe Jandarma Komutanlığında görevli Jandarma Uzman Çavuş Mustafa Hoş, ilçeye bağlı İlyas Mahallesi’nde geçirdiği rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti.

    Uzman Çavuş Hoş’un cenazesi yapılan otopsi işlemlerinin ardından defnedilmek üzere memleketi Mersin’in Tarsus ilçesinde gönderildi.

    Uzman Çavuş Hoş için Tarsus Ulu Cami’de öğle namazının arından cenaze töreni düzenlendi. Cenaze töreninde Hoş’un annesi Rukiye Hoş (52), baba Yaşar Duran (55), ağabeyi Yusuf ve kız kardeşi Fatma Hoş, sinir krizleri geçirdi.

    Törende anne Rukiye Hoş, oğlunun tabutu başında, ‘gitme oğlum’ diyerek gözyaşları döktü. Hoş’un kız kardeşinin ve ağabeyinin al bayrağa sarılı tabutu öpmeleri törene katılan herkesi duygulandırdı. Aileyi törene katılan Tarsus Kaymakamı Yüksel Ünal, Belediye Başkanı Şevket Can ve diğer protokol üyeleri teskin etmeye çalıştı.

    Uzman Çavuş Mustafa Hoş, kılınan cenaze namazının ardından Tarsus Şehir Mezarlığında gözyaşları arasında toprağa verildi.

  • Kılıçdaroğlu: “Ben şehidin, annenin, babanın hakkını savunuyorum”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Tunceli’de donarak şehit olan askerlerle ilgili, “Ben şehidin, annenin, babanın hakkını savunuyorum. Erdoğan sen şehadetten ne anlarsın diyor. Ben çok şey anlarım” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Tunceli’de donarak şehit olan askerlerle ilgili konuşan Kılıçdaroğlu, “Tunceli’nin Nazimiye ilçesinde iki askerimiz donarak şehit oldu. Şehidin babası ile konuştuğumda şu bilgiyi aldım; hiç kimse aramamış. Mezarlıklar müdürü arıyor ‘oğlunuz şehit oldu donarak öldü dolayısıyla mezarını hazırladık’ diye. İçimde derin bir vicdan acısı hissettim nasıl olur da böyle bir şey olur diye. Dumlupınar’da yaptığım konuşmada 21. yüzyıldayız nasıl olur da iki askerimiz donarak şehit olur. Bunun hesabını birilerinin vermesi lazım dedim. Ben şehidin, annenin, babanın hakkını savunuyorum” ifadelerini kullandı.

    Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Erdoğan ’sen şehadetten ne anlarsın?’ diyor. Ben çok şey anlarım. Bu ülke için hayatını verenlerin hangi koşullarda askerlik yaptıklarını çok iyi bilirim ben. Senin gitmediğin yerlere gittim ben. Eksi 35, eksi 40 derecede nöbet bekleyen askerlerimizle beraber oldum ben. Afrin’e gidenlerle beraber oldum ben. Senin bilmediğin bir şeyi daha yaptım, bu ülkenin kahraman ordusunun rütbesini benim oğlum giydi, ya senin oğlun ne yaptı?”

    “CHP olarak tek adam rejimine karşıyız”

    CHP olarak tek adam rejimine karşı çıktıklarını anlatan Kılıçdaroğlu, “Hakimiyet bila kaydü şart milletindir der ama ikinci bir kuralı daha vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk der ki, ‘özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Hiçbir ülkenin egemenliğini kabul etmem. Özgürlük ve bağımsızlık bu milletin karakterinde tarihinde vardır. Hiçbir zaman bu millet birilerinin boyunduruğunu kabul etmemiştir’ diyor” açıklamasında bulundu.

    Atatürk’ün ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ sözüyle barışın ne kadar önemli olduğunu anlattığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Biz Cumhuriyet Bayramını, 23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı kutlarken bütün bunları bilmek zorundayız. Bu ülkenin temelinde harcında acı vardır gözyaşı vardır. Şehitlerimizin kanları vardır. Onların bize bıraktıkları Türkiye Cumhuriyeti mirasını yüceltmek hepimizin ortak görevidir, namus borcudur. Bunu yapmak zorundayız” dedi.

    “Atatürkçülük üretim demektir, güç demektir”

    “Atatürkçülük üretim demektir, güç demektir” diyen Kılıçdaroğlu, “Kimsenin önünde boyun eğmemek demektir. Kimseye gidip bana borç para verir misin diye yalvarıp yakarmamak demektir Atatürkçülük” dedi.

    Churchill’in “Atatürk gibi bir deha 100 yılda bir gelir ama bu kez Türklere nasip oldu” sözünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, “100 yılda bir gelen bir devrimcidir. Yokluklar içinde Cumhuriyet kuruldu. Ama kimseye gidip el avuç açılmadı. Kimseye yalvarıp yakarılmadı. Cumhuriyeti kuranların yaptığı bir şey vardı. Asla ve asla elleri harama uzanmadı. Her kuruşun hesabını verdiler. Biz de çocuklarımıza onurlu Türkiye Cumhuriyeti Devleti emanet etmek zorundayız” dedi.