Etiket: anlamıyla

  • Prof. Dr. Budak: “Yeni döneme tam anlamıyla hazırız”

    Prof. Dr. Budak: “Yeni döneme tam anlamıyla hazırız”

    Ege Üniversitesinde, EgeDers’in yeni özelliklerinin tanıtımı ve eğitimi yapıldı. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Yeni döneme tam anlamıyla hazırız” dedi.

    Ege Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından EgeDers’in yeni özelliklerinin tanıtımı ve kullanımına ilişkin öğretim elemanlarına yönelik çevrimiçi eğitim gerçekleştirildi. Eğitimde konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Sürekli iyileştirme çalışmalarımız sonucunda bugün EGEDERS, üniversitemizin 60 yılı aşkın bilgi ve tecrübesinin günümüz teknolojisinden yararlanarak ülkemizin her köşesine iletilmesini sağlıyor. Birimlerimizin gayret ve destekleriyle hayata geçirdiğimiz çalışmalarımız sonucunda, yeni döneme tam anlamıyla hazırız” diye konuştu.

    Korona virüs (Covid-19) salgınının eğitim-öğretim anlayışını ve yöntemlerini kökünden değiştirdiğini belirten Rektör Budak, “Bu süreçte, çağın koşullarını doğru okumanın ve bu koşullara yanıt veren eylem planlarına sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu anladık. Ege Üniversitesi olarak, çağın koşullarına ayak uydurmada gösterdiğimiz üstün gayreti, bu koşulları doğru yönlendirme konusunda da sergiliyoruz. ‘Doğru ve güvenilir’ bilginin ulaşılır kılınması noktasında sorumluluklarımızın arttığının bilincindeyiz. Bu dönem, hepimiz için fedakârlık zamanı. Sürecin doğru yönetilmesinde, çok ciddi görevlerimiz var. Bu bilinçle, geleceğimiz olan gençlerimizin kaliteli yetişmesi, ihtiyaçları olan tüm eğitim materyallerine ulaşabilmesi için tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz” dedi.

    Ege Üniversitesindeki dijital dönüşümün olumlu etkilerinden bahseden Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz, son iki yılda atmış olduğumuz adımlar sayesinde, salgın sürecinin oluşturduğu koşullara çok hızlı bir şekilde entegre oldu. Salgından iki yıl önce kurulan Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi ve merkez altında yapılanan Dijital Materyal Havuzu EgeDers platformu, salgın sürecini hazırlıklı olarak karşılamamızı sağladı. Üç gün gibi kısa bir sürede yapılanan EgeDers alt yapısıyla uzaktan eğitime başladık. EgeDers kapsamında, 67 bin öğrenci ve öğretim elemanıyla, 13 bin’i aşkın ders senkron ve asenkron olarak yürütüldü” diye konuştu.

    “Küresel boyutta tecrübelerimizi paylaşıyoruz”

    Uzaktan eğitimde elde edilen verimi sürdürmek amacıyla yaz dönemi boyunca birtakım hazırlıklar gerçekleştirdiklerini söyleyen Rektör Budak, “Yabancı öğretim elemanlarının katıldığı konferanslar aracılığıyla küresel boyutta tecrübe paylaşımında bulunduk. Salgın döneminde uzaktan eğitim tecrübeleri paylaşımı çalıştayında, katılımcı diğer üniversiteler ile deneyimlerimizi paylaştık. Üniversitemiz, bu tür bir çalıştayı ülkemizde düzenleyen ilk üniversite olarak uzaktan eğitimde de öncü rolünü göstermiş oldu. Uzaktan eğitimde kaliteyi artırmak amacıyla hayata geçirdiğimiz bir diğer uygulama, anket çalışmaları oldu. Anketler ile öğretim elemanları ve öğrencilerimizin öğretim sürecine ilişkin görüşlerini öğrendik. Yeni EgeDers ve Egeders canlı yapılanmasında bu görüşleri temel aldık. Güncellenen EgeDers ile 2020-2021 Güz dönemi dersleri ve öğretim elemanları sisteme eklendi. Böylece akademik dönem açılmadan öğretim elemanlarına, öğretim materyallerini eklemek için gerekli imkânlar sağlandı. Önümüzdeki dönemde derslerimiz senkron olarak yapılacak şekilde planlanmış olup, EgeDers Canlı haftanın 7 günü ve 8:00-23:00 saatleri arası açık olacak şekilde yapılandırıldı. Ayrıca EgeDers’in haftanın 7 günü, 24 saat materyallerin ve öğretimsel etkinliklerin paylaşımına imkan vermesi için gerekli işlemler tamamlandı” dedi.

    “Öğretim elemanlarına yönelik eğitimler de verildi”

    Prof. Dr. Budak, “Üniversitemizde yaşanan bu değişime öğretim elemanlarımızın da uyum sağlamasını kolaylaştırmak amacıyla, çeşitli eğitimler düzenlendi. Öğretim Teknolojileri Koordinatörlüğü ve Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezimiz; öğretim elemanlarına materyal tasarımı, etik ve telif hakları, motivasyon ve yeni teknolojilerin kullanımına yönelik eğitimler verdi. Yine Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezimiz ile Sürekli Eğitim Merkezimiz; ‘Uzaktan Eğitim Eğitici Eğitimi’ sertifika programını düzenledi. Sürekli iyileştirme çalışmalarımız sonucunda bugün EgeDers, üniversitemizin 60 yılı aşkın bilgi ve tecrübesinin günümüz teknolojisinden yararlanarak ülkemizin her köşesine iletilmesini sağlıyor. Birimlerimizin gayret ve destekleriyle hayata geçirdiğimiz çalışmalarımız sonucunda, yeni döneme tam anlamıyla hazırız. Uzaktan eğitimde elde ettiğimiz bu başarılı tablo için tüm akademik ve idari personelimizi kutluyorum” diye konuştu.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “İnsanların umut bağladığı uluslararası sistem kelimenin tam anlamıyla çatırdıyor”

    4. Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesinin akşam yemeğinde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Birleşmiş Milletlerin olmak üzere dünyada amacı insanlığın güvenliği ve refahını sağlamak olan pek çok kurum bu doğrultuda imzalanmış belgeleri var. Üzüntüyle belirtiyorum ki ne bu kurumlar ne de bu belgeler öngörüldüğü gibi çalışmıyor. Milyarlarca insanların umut bağladığı uluslararası sistem kelimenin tam anlamıyla çatırdıyor” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Isparta’da gerçekleştirdiği bir dizi programın ardından akşam saatlerinde 4. Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesinin akşam yemeğine katılmak için İstanbul’a geldi.

    Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen yemek programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Esasında adalete vurgu yapar bu söz, Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusuna atfedilen. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ ifadesidir. Sadece ülkemizin ve bölgemizi değil, dünyanın her yerinde derin izler bırakmış olan Mevlana’nın adalet konusunda önemli sözleri var. Mevlana hazretleri hukuku adalet denizinde bir katre olarak görür. Mevlana’ya göre, ‘hakimler tanrının ölçüsü ve terazisi gibi hareket etmektir’ der. Mevlana’ya göre, ‘Adalet demek her şeyin yerli yerinde olması demektir’. Bu yaklaşımı da ayakkabının ayakta, külahın başta olmasıyla örneklendirir. Bunun yeri değişir ayakkabı başa çıkar, külah ayağa inerse adalet terazisi bozulur. Sadece ülkemizde değil, doğu felsefesinde adalet vardır. Batı’da büyük devrimlere baktığımız zaman hepsinin temelinde adalet arayışının yattığını görürüz. Bir ülkenin gelişmişliğinin veya geri kalmışlığının en önemli ölçülerinden biri hukuk sistemlerini çalışıp çalışmadığı, yani adalet mekanizması işleyip işlemediğidir. Peki, ilk insandan bu güne kadar adalet, hukuk, kanun bu kadar önemli, öyleyse niye hala bunca zülüm, haksızlık ve gözyaşı vardır. İnsanlık daha dün Bosna’da çok daha yakın zamanda Suriye’de on binlerin, yüzbinlerin, milyonların katledilmesine engel olamıyorsa yeryüzünde nasıl adaletten bahsedebiliriz. Batı toplumlarının çöpe atarak israf ettiği yiyecekler, Afrika’daki bütün açları doyuracak boyuta ulaşmışsa burada hangi adaletten söz edilebilir. Sadece kendi güvenlikleri ve refahları için mazlumlara ve mağdurlara kapılarını kapatan ülkelerin gelişmiş sıfatını taşıdıkları dünyada hangimiz kendimizi adalet dairesi içerisinde hissedebiliriz. İnsanların toplulukların devletlerin, uluslararası kuruluşların kendi aralarında sürekli bir adalet tartışması yaşanıyorsa hep birlikte durup düşünmeliyiz” dedi.

    “İnsanların umut bağladığı uluslararası sistem kelimenin tam anlamıyla çatırdıyor”

    Birleşmiş Milletlerle ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birleşmiş Milletlerin olmak üzere dünyada amacı insanlığın güvenliği ve refahını sağlamak olan pek çok kurum bu doğrultan da imzalanmış belgeler var. Üzüntüyle belirtiyorum ki ne bu kurumlar ne de bu belgeler öngörüldüğü gibi çalışmıyor. Milyarlarca insanların umut bağladığı uluslararası sistem kelimenin tam anlamıyla çatırdıyor. En kötü düzen düzensizlikten iyidir, sözü kötü düzenin sürmesine değil, tam tersine bir an önce ıslahının gerekliliğine izah eder. Biliyorsunuz, Türkiye olarak her fırsatta Birleşmiş Milletlerde, özelliklede Güvenlik Konseyinde reforma ihtiyaç duyulduğunu söylüyoruz” diye konuştu.

    “Dünya 5’ten büyüktür çağrımızın temelinde adalet talebi vardır”

    Dünyada adalet düzeninden bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya 5’ten büyüktür diye formüle ettiğimiz bu çağrımızın temelinde adalet talebi vardır. Dünyadaki 193 ülkenin kaderinin sadece 5 ülkeye hatta ve hatta 1 ülkeye bağlı olması en büyük adaletsizliktir. Bunun için biz sistemin yeniden kurulmasını istiyoruz. Buranın tamamen reforme edilmesinin gereğini inandığımız söylüyoruz. Dünyadaki kıta, inanç, kültür dağılımını gözeten adil bir yapı tesis edilmeden Birleşmiş Milletlerin ve güvenlik konseyinin insanlığın geleceğinde varlığını sürdürmesi mümkün değildir” dedi.

    “Sığınmacılara ev sahipliği yaparak uluslararası toplumun hem yükünü taşıyor, hem de onurunu kurtarıyoruz”

    Türkiye’nin sığınmacılara ev sahipliği yaptığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye çoğunluğu Suriye’den olmak üzere Afganistan, Afrika’dan gelen sığınmacıya ev sahipliği yaparak uluslararası toplumun hem yükünü taşıyor, hem onurunu kurtarıyoruz. Üstelik bunu uluslararası toplumdan ve kuruluştan kayda değer bir yardım almadan yapıyoruz. Şuan itibariyle 33 milyar dolar biz sadece Suriye’den gelen mülteciler için harcama yaptık. İdlib’te sağladığımız istikrar ile insanları ölümden sefaletten kurtardık. Türkiye olarak Suriye’de huzuru tesis ettiğimiz her yerde ilk olarak güvenlik ve adalet sistemini işler hale getirmeye çalışıyoruz. Bunu başarmadan diğer hususlarda başarılı olamayacağımızı biliyoruz. Bölgede hala Türkiye’nin insani duruşunun karşısına terör örgütleriyle iş birliği yapan ülkeler bulunuyor. Terör örgütleri insanların can ve mal güvenliğine tehdit oluşturuyor. Biz temsil ettiğimiz tarihin ve medeniyetin gereğini olarak adalet çizgisinden ayrılmadan bölgedeki kardeşlerimiz için en iyisini yapmak için mücadele veriyoruz. Demokrasi, özgürlük ve hukuk devleti ilkesine sahip çıkma kararlılığının 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminde canıyla ortaya koymuş bir ülke olarak bu konuda çok rahatız. Türkiye yaşadığı sıkıntılara rağmen bölgenin istikrar ve güven abidesi konumunda bir ülkedir. Bunun için çevresinde gördüğü haksızlıklara karşı çıkabiliyor ve sözümüzü yüksek sesle ifade edebiliyoruz. Türkiye’nin küresel meselelere adalet merkezli yaklaşımını en iyi sizler bilirsiniz” diye konuştu.

    “Yargı bağımsızlığını yaşayarak öğrendim”

    Yargı bağımsızlığını yaşayarak öğrendiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüksek mahkemeler zirvesinde üzerinde en çok durulacak hususlardan bir tanesi de hiç şüphesiz yargı bağımsızlığıdır. Karşınızda okul kitaplarında yer alan şiiri okuduğu için hapse mahkum edilmiş ve demir parmaklıklar arkasına girmiş birisi olarak duruyorum. Yargı bağımsızlığının önemini bizzat yaşayarak öğrendim. Ülkeyi yönetmek üstlendiğimizde milletimize sağlık, eğitim, adalet ve güvenlik temelleri üzerinde söz verdik. Göreve gelir gelmez adalet teşkilatının fiziki alt yapasının gelişmesi ve insan kaynağının artırılması ve mevzuatını yenilenmesine kadar bir dizi reformu hareket geçirdik. Darbe girişiminde bulunan bir çetenin yargı içindeki mensuplarını tasfiye ederek bu konudaki en büyük sorunumuzu çözdük. Bugün hakim savcı sayımı 17 binin üzerine çıktı ve sayımız yetersiz olduğunu biliyoruz. Yüksek nitelikli personel alımı ve eğitimi ile sayıyı artırıyoruz. Adliyelerde ve bakanlıktaki yardımcı sayısını 61 binden 140 bine çıkartarak burada önemli bir mesafe kaydettik. Hükümete gelene kadar Türkiye’de adliyeler çoğunlukla hükümet binalarının alt katlarında çok kötü şartlara sahip yerlerde faaliyet yürütüyordu. Biz kalitenin fiziki iyileşmeyi de gerektiği anlayışıyla ülke çapında mimarisi ve diğer alt yapısıyla çok ileri standartlara sahip 245 adalet sarayı inşa edip hizmete sunduk. Adalet sisteminin adli tıp sistemini yaygınlaştırdık ve modernleştirdik. Temel kanunların tamamını günün şartlarına göre yeniledik” şeklinde konuştu.

  • Emine Erdoğan:”Türkiye’nin insani yardım vizyonu kredilere değil, tam anlamıyla insani yardıma dayanmaktadır. Türkiye’yi, insani yardım konusunda milli gelire oranla birinci yapan da bu hesapsız kitapsız cömertliktir”

    Birleşmiş Milletler (BM) 73. Genel Kurulu Görüşmelerine katılmak için New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik eden Emine Erdoğan, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfının (SETA) Washington DC şubesinin düzenlediği “Günümüzdeki İnsani Sınamalara Karşı Türkiye’nin Rolü” başlıklı paneline katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmaya “Somali’de, Yemen’de, Suriye’de, Gazze’de, Myanmar’da, baskı ve zulüm altında yaşayan tüm kardeşlerimi buradan selamlıyorum” dedi.

    Somali, Yemen, Suriye, Gazze ve Myanmar’da büyük acıların yaşandığına dikkat çeken Erdoğan, “Yapabildiğimiz, konuşmaktan, sebepleri kritik etmekten çok daha öte şeyler olmalı. İnsani yardım, bu anlamda insanlık vicdanının en anlamlı fiilidir.” ifadelerini kullandı.

    “Bir başka millet için harekete geçtiğimizde, bizden farklı olan ile üst bir kimlikte buluşuruz. Bu da empati yeteneğimizi geliştirir. Böylece, adil ve barışçıl bir dünyanın temellerini atmış oluruz. Mevlana’nın ifadesiyle, bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez” açıklamasında bulunan Erdoğan sözlerini şu şekilde sürdürdü;

    “Öylesine büyük adaletsizlikler var ki, bu sorunları hesaplarla değil, verdikçe çoğalan merhamet, sevgi ve vicdan duygusuyla çözebiliriz.

    İşte bu nedenle Türkiye’nin insani yardım vizyonu, kredilere değil, tam anlamıyla ‘insani yardım’a dayanmaktadır. Türkiye’yi, insani yardım konusunda milli gelire oranla birinci yapan da, bu hesapsız kitapsız cömertliktir.

    Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki bir şehrimiz bunun en çarpıcı örneğidir. Kilis’te, Suriyeli mülteci sayısı yerel nüfusu aşmıştır. Kilis bu yönüyle, bombalardan kaçan kadınlar ve çocuklar sözkonusu olduğunda, bütün hesapların bırakıldığı, merhametin heryeri kapladığı sembolik bir anlama bürünür. Ekmeğin, sofranın, evin, şehrin paylaşıldığı bir evrene dönüşür.

    Türk insanının, tarihten gelen vakıf geleneği ile güçlendirdiği bu paylaşımcı karakteri, Türkiye’yi uluslararası toplumun yükünü sırtlayan bir ülke haline getirmiştir.

    AFAD, Kızılay, TİKA gibi kurumlarımızın yanısıra sivil toplum kuruluşlarımızın katkılarıyla, Türkiye’nin yardım eli heryere ulaşmaktadır. 3.5 milyon Suriyeli mülteciyi misafir etmek yanında Afrika’da, Gazze’de, Myanmar’da hep Türkiye vardır.

    2010’da Pakistan’a, 2011’de Somali’ye, 2012’de Myanmar’a gidip, yaşanan insani dramları yerinde görmüş biri olarak, uluslararası toplumun sınıfta kaldığını ifade etmek isterim. Keza, 2017’de Arakanlı Müslümanlara yapılan zulüm, içimizi titretmiş, fakat tüm dünya konuya gereken önemi göstermemiştir.

    Son Myanmar ziyaretimde gördüklerim, masum çocukların çaresizlikleri değil, dünyanın merhametsizlikten can çekişmesi halidir. Orada konuşup dertleştiğim kadınlar, dünyayı bekleyen gerçek tehlikenin vicdan yoksunluğu olduğunu göstermiştir.

    Böyle bir vasatta insani yardımlar, insanlık kandilini yeniden tutuşturma anlamı taşır.

    Türkiye, kimi afetlerde ev sahibi ülkeden daha önce afetzedelere ulaşabilen, dinamik ve esnek bir insani yardım yapılanmasına sahiptir. Dünyada afetlere müdahale noktasında en ileri ülke olduğumuzu söyleyebilirim.

    2010 yılında Pakistan’da yaşanan sel felaketi sonrası Türkiye’nin, ilk yardım eli uzatan ülke olması, bunun ilk akla gelen örneğidir. Keza, Myanmar’da 2012 ve 2017 yıllarında sıcak biçimde yaşanan insani dramlar en çok Türkiye’de yankı bulmuştur. Devlet ve millet olarak yaptığımız seferberlikler, uluslararası toplumu harekete geçirmiş, dünya bu soykırıma nihayet kulak vermiştir.

    Bu noktada önemli bir noktaya işaret etmek isterim. İnsani yardım politikaları, yardım alanın bağımlılığını artıracak şekilde olmamalıdır. Bizim insani yardımdan anladığımız, yardım kolileri ve sırada bekleyen muhtaçlar değildir. Acil durumlarda afetzedelere yapılan katkının ötesinde krizlerin önlenmesi, kalkınma destekleriyle bağımlılıkların azaltılmasıdır. Bu anlamda insani yardım anlayışının, kalkınma merkezli çalışmalar içermesi son derece önemlidir.

    Suriye’de kanayan yaraya yaptığımız pansuman, Suriyeli mültecilere barınma yeri sağlamaktan ötedir. Yarıdan fazlasını kadınların ve çocukların oluşturduğu kamplarda kadınların meslek edinip hayata tutunmasını önemsiyoruz. Kuaförlükten bilgisayar becerilerine pekçok alanda mesleki kurslar veriyoruz. Gelişim ve hobi kurslarıyla, savaşlarda zarar görmüş kadınları hem rehabilite ediyor, hem de kendilerini keşfetmelerini sağlıyoruz. Aynı şekilde çocukların eğitimden mahrum kalmaması kadar gençlerin üniversite eğitimlerine devam edebilmelerinin yollarını da açmaya çalışıyoruz.

    Keza, Afrika’ya yaptığımız insani yardımlar, kalkınma destekli yardımlardır. Yaygın ifadeyle, balık vermekten çok balık tutmayı öğretiyoruz. Afrika’nın kendi potansiyelini keşfetmesini sağlayacak eğitim ve ekipman desteği veriyoruz.

    Çeyrek asırdır, Bosna’dan Afganistan’a, Irak’tan Suriye’ye, Somali’den Gazze’ye, insanlığın vicdanını sarsan nice olaya şahit olduk. Binalarında mermi izleri hala duran şehirler gördük. Yerinden yurdundan edilmiş masum çocukların uykuya daldığı kampları ziyaret ettik. Yoksullukla savaşan sokaklardan geçtik. İçimiz acıdı, yüreğimiz yandı.

    Ama aynı mekanlar da, nerede bir çığlık olsa, sıcak yatağından kalkıp oraya koşan merhamet ve vicdan abidesi insanlar da gördük. Hayatını insani yardıma adamış nice güzel insan var dünyada. Her beş saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor ve her sabah güneş yeniden doğabiliyorsa, bu onların aydınlığıdır. Merhametin olduğu yerde en acı zehirler zararsız kalır. Merhamet, bütün kötülüklerin panzehiridir.

    İnsani yardım çabalarının bütün sessiz ve isimsiz kahramanlarını huzurlarınızda selamlıyorum. İyi ki varlar, iyi ki varsınız! Bu çatı altında buluşan bu topluluk da, varlığını insanlığa yardım fikriyle anlamlandıran güzel insanlardan oluşuyor. İnanıyorum ki, elele verir, merhameti, vicdanı çoğaltırsak, adaleti de tesis etmiş olacağız”

  • Özköylü: “Tam anlamıyla hazır olana kadar elde edeceğimiz her puan çok önemli”

    Denizlispor Teknik Direktörü Osman Özköylü, Hatayspor ile 0-0 berabere kaldıkları maçla ilgili olarak, “Her iki taraf 1 puan ile yetinmek zorunda kaldı. Puan puandır, özellikle bizim tam anlamıyla hazır olacağımız zamana kadar elde edeceğimiz her puan bizim için çok önemlidir. O yüzden ben aldığımız bir puan bizim adımıza olumlu olduğunu söyleyebilirim” dedi.

    Spor Toto 1. Lig’in üçüncü haftasında Denizlispor evinde Hatayspor ile karşı karşıya geldi. Mücadele 0-0 beraberlikle sona erdi. Karşılaşma sonrası maçı değerlendiren Özköylü, alınan 1 puanın harcanan emeğin karşılığını alma konusunda önemli olduğunu kaydetti. Maçın keyifli ve tempolu geçtiğini belirten Özköylü, “Gerçekten oyun içerisinde, oyun birçok bölümde gitti geldi. Rakip de bizim hatalarımızdan faydalanarak pozisyonlar buldu. Özellikle ilk yarı, karşı karşıya kaldıkları bir pozisyon, ikinci yarı olan bir pozisyon. Bizim de pozisyonlarımız var ama oyuna baktığımız zaman daha çok topa sahip olmaya çalışan, daha fazla tempo ortaya koymaya çalışan, topu üç bölgede tutmaya çalışan Denizlispor’du ama o sırada yaptığımız basit hatalar rakibin tam istediği oyunun ortaya çıkmasına sebep oldu. Çünkü onlar bizim hatalarımızı kollayarak hızlı hücumlarla etkili olmaya çalıştılar. Bunda da bazı pozisyonlarda gerçekten etkili de oldular. O noktalarda şanslı olduğumuz dakikalar vardı. Genelinde oyuncularımızın gayreti, çabası, oyun içerisinde kalma gayret, iyi geri dönüşlerde özellikle tempolu dönüşlerimiz bizim adımıza çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Adana Demirspor maçındaki yorgunluk, orada ortaya koyduğumuz performansın karşılığı. Çok büyük bir enerji tükettik, aşırı sıcaktan, aşırı nemden dolayı su kaybı yaşadık. Sabah çok erken kalkıp yolculuk yapmak zorunda kaldık, toparlanmayı sağlayamadık tam İstediğiniz şekilde. Yani o anlamda Adana Demirspor maçının etkileri biraz bu maçta görüldü diyebilirim” dedi.

    “Üçüncü bölgede kalma noktasında sıkıntılarımız var”

    Yeşil-siyahlı oyuncuların her şeye rağmen elinden gelen gayreti gösterdiklerini ifade eden Özköylü, takım olarak üçüncü bölgede sıkıntıları olduğunu belirterek, “Biraz üçüncü bölgede kalma noktasında sıkıntılarımız var, topu orada tutmamız mutlaka şart. Eğer orada topu tutamadığımız zaman oyun çok git gele dönüyor, bu sefer enerjimizi boşuna tüketiyoruz. Çünkü topu kazanmak için çok fazla koşmak zorunda kalıyoruz. O yüzden mutlaka topa sahip olan üçüncü bölgede topu tutan bir takım olmak durumundayız. Bunları yavaş yavaş geliştireceğiz, biz yeni bir takımız 13-14 tane yeni transfer yapılmış bir takımız, hala aramızda katılmayan yeni yeni girecek olan arkadaşlarımız var. Oyun sistemi yavaş yavaş oturmaya çalışıyor. Elimizde çok gayretli çok iyi niyetli takım için çok fedakarca mücadele eden bir oyuncu grubu var. Ben hepsine teşekkür ediyorum, gerçekten bugün iyi bir mücadele ortaya koydular. Rakibimizi de tebrik ediyorum, onlar da ligin yeni takımı olarak, ilk defa bu ligde oynayan bir takım olarak gerçekten çok güzel bir mücadele ortaya koydular. Sonucunda her iki taraf 1 puan ile yetinmek zorunda kaldı. Puan puandır, özellikle bizim tam anlamıyla hazır olacağımız zamana kadar elde edeceğimiz her puan bizim için çok önemlidir. O yüzden ben aldığımız bir puan bizim adımıza olumlu olduğunu söyleyebilirim. Tabii ki 3 puan olsa çok daha iyi olurdu ama 1 puan en azından moral anlamında, harcadığımız emeğin karşılığını almak anlamında bizim için iyi oldu diyebilirim” dedi.

  • TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop: “Bu sistem değişikliği Türkiye’de vesayetin tam anlamıyla tasfiyesini sağlayacak bir sistem değişikliği”

    TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, hükümet değişikliği sistemi ile hükümeti doğrudan milletin sandıkta kurmasına imkan verdiklerini belirterek, “Mesela 3 Kasım 2019 yazıyor anayasa değişikliğinde, o gün iki sandık kurulacak. Bir sandıkta meclis seçilecek, diğer sandıkta ise hükümet seçilecek.

    Beyoğlu Belediyesi tarafından ‘Sistem değişikliği ve Türkiye’nin İstikbali’ temasıyla ’Beyoğlu Sohbetleri’ isimli program düzenlendi. Pera Palace Hotel’de gerçekleştirilen programa TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, sanatçı Orhan Gencebay, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, İş adamı Serdar Bilgili, Doğuş Yayın Grubu Başkanı Erman Yerdelen ve iş ve sanat dünyasından çok sayıda davetli katıldı. Programda davetlilere hitap eden Şentop, referanduma götürülen anayasada değişiklik içeren maddeleri anlattı.

    “Bu sistem değişikliği Türkiye’de vesayetin tam anlamıyla tasfiyesini sağlayacak bir sistem değişikliği”

    Hükümet değişikliği sistemi ile hükümeti doğrudan milletin sandıkta kurmasına imkan verdiklerini ifade eden TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, “ Parlamento ayrı seçilecek. Mesela 3 Kasım 2019 yazıyor anayasa değişikliğinde, o gün iki sandık kurulacak. Bir sandıkta meclis seçilecek, diğer sandıkta ise hükümet seçilecek. Böylece parlamento içinde dengelerle ne kadar oynarsanız oynayın milletvekilleri o partiden istifa etsin öbürüne geçsin, hepsi bütün partileri dolaşsınlar, hükümet düşmüyor. Çünkü hükümet parlamentonun güvenoyuna bağlı değil. Gen soruya bağlı değil. Doğrudan sandıktan çıkıyor hükümet. Bu bakımdan bu sistem değişikliği Türkiye’de vesayetin tam anlamıyla tasfiyesini sağlayacak bir sistem değişikliği” şeklinde konuştu.

    “Bu hükümet sistemi değişikliği aracın sağ tarafındaki o mekanizmaların sökülmesidir”

    Mevcut anayasayı çift direksiyon ve mekanizmalı aday sürücü arabasına benzettiğini söyleyerek sözlerini sürdüren Şentop, ” Bu araçlar dışarıdan baktığınızda normal trafikteki araçlar gibidir. Fakat içerisinde detay var bu aracın. Sol tarafta sürücü oturur. Sağ tarafta da eğitmen oturur. Normal araçlardan bir farklılığı var. Sağ tarafta oturan eğitmenin de araca kumanda edebileceği mekanizmalar var, aracın ön tarafında. Freni var, gazı var. Belki direksiyona yön verme imkanı olan mekanizmalar var. Dışarıdan baktığında arabayı aday sürücü kullanıyor gibi görünüyor ama kritik noktalarda, kavşaklarda, hızlı gittiğinde veya yavaş gittiğinde sağdaki müdahale ediyor. Şimdi Türkiye’de ki sistem bu. Sol taraftaki aday sürücü siyasetçidir. Sağ taraftaki eğitmen ise bu bürokratik oligarşinin, vesayetin temsilcisidir. Biz durmadık, vesayetle mücadele ettik. Yaptığımız şey şu; sağdaki adamı öncelikle etkisizleştirdik sonra sağdaki adamı aşağıya attık. Arabanın sağ tarafını boşalttık. Sağ da vesayetçi yok. Fakat o ara.ta sağ tarafta oturanın kumanda edeceği mekanizmalar duruyor. Onun için sağ tarafa biri oturursa yine aracın idaresine müdahale edebilir. Nitekim 15 Temmuz’da yaşadığımız şey, boşalttığımız o yere birisinin oturmak istemesiydi. Kapıyı açmaya çalışıyordu, milletimizle beraber ona tekrar kapıyı kapattırdık, indirdik. Fakat o araca kumanda mekanizmaları sağ da durduğu sürece sağ tarafa birileri oturmaya heves edecektir. Oturan olursa da o da bu sefer araca hükmetme fırsatı bulacaktır. Bu hükümet sistemi değişikliği aracın sağ tarafındaki o mekanizmaların sökülmesidir. Aslında doğrusu yeni anayasadır. Yeni anayasa bu aracı bırakın, yerine normal trafikte seyreden aracımız olsun demektir ama bunu yapamadık. Bunun için belli bir sayısal çoğunluk gerekiyor. Bütün bu değişikliklerden farklı olan bu sefer biz, işte bu sağ taraftaki o mekanizmayı söküyoruz. Bu hükümet sistemi değişikliği budur” diye konuştu.

    “Yetkileri cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirdiğimiz için cumhurbaşkanına vermiş olduk”

    Eleştirilere yönelikte açıklamalarda bulunan Şentop, “ Sanki Türkiye’de hiçbir hükümet sistemi yok. Hiçbir düzenleme yok şuanda. Biz sıfırdan yeni bir sistem kuruyoruz. Ve, bir çok yetkiyi, olmayan yetkileri tamamen bunların hepsini cumhurbaşkanına veriyoruz gibi zannediliyor. Halbuki bugün Türkiye’nin bir sistemi var. Hükümet sistemi var. Bu sistemde bir başbakan var, bir cumhurbaşkanı var. Ve, yetkileri var bunların. Yeni bir hükümet sistemi öneriyoruz. O sistemden bu yetkileri cumhurbaşkanına veriyoruz. Yani eleştiriler bu yetkilerin hemen hemen tamamı. Birkaç istisna dışında. Bugünkü sistemde zaten cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında yazılı. Türk Silahlı Kuvvetleri kullanmaya karar verir diyor. Kullanılmasına karar verir diyoruz. Bu ifade aynen bugün anayasada var. 104’üncü madde de aynen yazıyor, zaten cumhurbaşkanında bu yetki var. Anayasa değişikliklerini gerek görürse referanduma sunar diyor. Zaten var. Yazıyor. Olağanüstü hal ilan eder diyor. Zaten var. Yani biz sıfırdan, bugün hiç olmayan bir yetkiyi ihdas edipte bu yetkiyi cumhurbaşkanına vermiş değiliz. Çift başlılık diyoruz ya, iki başlılık. Başbakan ve cumhurbaşkanından oluşuyor. İşte biz cumhurbaşkanına ait olan yetkileri ve başbakana ait olan yetkileri, başbakana ait olan yetki yok gibidir. Çünkü cumhurbaşkanının mutlaka imzası gerekiyor, sürecin tamamlanması için. Bu yetkileri cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirdiğimiz için cumhurbaşkanına vermiş olduk. Yani yürütmenin yetkisi ne yürütmede, yürütmenin kendi iç yapısında bir değişiklik var. Yoksa yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengeye müdahale etmiş, bunu değiştirmiş değiliz. Dolayısıyla bugün bu tartışmada Türkiye’de üst düzey kamu yöneticilerini atar diye bir yetki var. Nasıl olur hepsini atayacak diyorlar. Bugün onlar üçlü kararnameyle atanıyor; bakan, başbakan ve cumhurbaşkanının imzasıyla atanıyor zaten. Cumhurbaşkanı imzalamasa zaten atanamıyor. ” diye konuştu.

    “ Bugün dünyada 59 ülkede başkanlık sistemi var”

    Dünyada olmayan bir sistem getirmiş önermiş, getirmiş değiliz diyerek konuşmasını sürdüren Şentop, “ Bugün dünyada 59 ülkede başkanlık sistemi var. Yine veto etkisinden biz salt çoğunlukla kanunun geçmesini istiyoruz. ABD’de bu oran 3’te 2’dir. Birçok ülkede, başkanlık sisteminin uygulandığı ülkede, bir kanun geldikten sonra cumhurbaşkanı onu veto ederse bu kanunun nitelikli bir çoğunlukla geçmesi gerekiyor. Bu da 3’te 2’dir. Halbuki biz 3’te 2 demiyoruz. Salt çoğunluk önermişiz. Zaten bir parlamentoda salt çoğunluğa sahip değilse bir siyasi parti veya partiler onların parlamentoda iş yapabilme imkanı olmaz zaten çoğunluk yoksa elinizde. Dolayısıyla da dünya örnekleriyle de mukayese ettiğimizde bizim yaptığımız önerinin bu standartlara uygun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz”

    Anayasanın 104’üncü maddesinin cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini belirler diyerek sözlerine devam eden Şentop, “ Bu görev ve yetkileri televizyondan okuyor muhalefetten bir siyaseti. Cumhurbaşkanı bunu da yapacak, onu da yapacak diye sayıyor. Bazı uçuk uçuk örnekler veriyor. Halbuki anayasanın 104’üncü maddesi cumhurbaşkanının görev ve maddelerinin yazıldığı madde tek başına okunmaz. Bu maddede yazan görev ve yetkilerin her biri anayasanın başka maddelerinde kullanılmasının usul ve esasları gösterildiği yetkilerdir, görevlerdir. Az önce söyledim. Olağanüstü hal ilan eder diyor. Nasıl ilan edecek ? sabah kalkıyor olağanüstü hal ilan edeyim, akşam kaldırırız yine mi diyecek? Olağanüstü halin nasıl ilan edileceği, nasıl uygulanacağı anayasanın 119’uncu maddesinde zaten anlatılıyor. Anayasa değişikliğine gerek görürse referanduma sunar diyor. Nasıl sunacak ? anayasanın 17’inci maddesinde anayasa değişikliği nasıl yapılır, ne zaman hangi hallerde referanduma sunulur, ayrıca anlatılmış. Dolayısıyla cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinde yazılanlar sadece başlıklar. Onun detayları anayasanın ilgili maddelerinden ayrıntılı olarak yazılmıştır” dedi.

    “Aynı konuda bir kanun var bir de kararname varsa kanun uygulanır, kararname uygulanmaz, diyoruz”

    Cumhurbaşkanlığı kararnamesine yönelikte açıklamalarda bulunan Şentop, “ Cumhurbaşkanlığı kararnamesi diye bir hukuki düzenleme imkanı getiriyoruz. Peki bu kanun gücünde mi ? Değil. Bazı arkadaşlar bunu anlatırken cumhurbaşkanı kanun hükminde kararname çıkaracak diyorlar. Bu kanun hükmünde, kanun gücünde değil. Hatta öyle bir sınırlamış, düzenlemişiz ki; Bir, sadece yürütme yetkisinin kullanımıyla ilgili çıkarılabilir. İkincisi, temel haklarla ilgili. Siyasi haklar ve hürriyetlerle ilgili kararname çıkartılamaz. Üçüncüsü, anayasada kanunla düzenlenebilir diye bahsedilen hususlarda kararname çıkartılamaz. Anayasada 78 yerde bu konu kanunla düzenlendi. Bu konu kanunla düzenlenir, diyor. Buna rağmen anayasada gösterilmese bile meclis bir konuda kanun çıkarmışsa o konuda kararname çıkartılamaz, diyor. Konunla düzenlenen alanda kararname çıkartılamaz. Tersini de söylüyoruz. Bir konuda kararname çıkmışsa arkasından meclis bunu beğenmedi diyelim, bir kanun çıkardı aynı konuda. Kararname hükümsüz hale gelir, diyoruz. Bütün bunlara rağmen aynı konuda bir kanun var bir de kararname varsa kanun uygulanır, kararname uygulanmaz, diyoruz. Bu kadar açık, kanuna göre kanun altı bir norm olarak düzenlenmiş bir kararname yetkisi var, cumhurbaşkanına verdiğimiz. Ayrıca bu yetki tabi ki anayasa mahkemesinin de denetimine tabi” şeklinde konuştu.

    Cumhurbaşkanının yargıyla ilgili yetkilerine yönelik eleştirilere de cevap veren Şentop, “ Diyorlar ki, cumhurbaşkanı anayasa mahkemesinin üyelerinin 12’tanesini belirliyor, anayasa mahkemesinin son gününde yargılanacak cumhurbaşkanı, olur mu böyle şey diyorlar. Burada bazı temel bilgiler eksik söylendiği için iş karışıyor. Yani şöyle bir şey anlaşılıyor. Sanki cumhurbaşkanı seçildi, geldi. Anayasa mahkemesini sıfırlıyor. 12 tanesini kendisi seçiyor. 3 tanesini de meclis seçiyor. Böylece çoğunluğu elinde bulunduran, onun seçtiği üyelerin çoğunluğu elinde bulundurduğu mahkeme oluşturuyor. Öyle değil. Bir kere bugün 17 kişi var. Bunu 15’e indiriyoruz biz. 2 tane asker kökenli üyeyi çıkarttığımız için üye 15 olacak. Bunun üçünü meclis seçiyor, 12 tanesini cumhurbaşkanı seçiyor, doğru. Ama nasıl seçiyor cumhurbaşkanı. Bu 12 tanenin 3 tanesi Yargıtay’dan geliyor. Yargıtay kendi içinde seçim yapıyor, her boş koltuk için 3 tane aday belirliyor. Ve bu 2 aday içerisinden bir tanesini cumhurbaşkanı seçebiliyor. Yani 200 küsür Yargıtay üyesi içerisinden bile şu olsun falan diyemiyor. 3’ü Yargıtay’dan bu şekilde. 2’si Danıştay’dan bu şekilde geliyor. 3’ü yine YÖK’ten bu şekilde geliyor. Geri kalan 4 tanesi ise cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor. Üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından. Bu önemli bir parametre. Anayasa mahkemesi üyelerinin görev süresi 12 yıl. Cumhurbaşkanının görev süresi ise yıl. 2 dönem yapsın 10 yıl. Dolayısıyla cumhurbaşkanı anayasa mahkemesini sıfırlayıp da yeni üye atamıyor. Boşalma olursa üyeliklerde, birinin süresi dolarsa o zaman onun yerine atama yapıyor” diye konuştu.

    “Çok verimli bir akşam oldu”

    Programa ev sahipliği yapan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ise, “Ülkemiz önemli bir sürecin içerisinde. Yeni yönetim sistemini tartışıyor. Evet diyenler var, hayır diyenler var. Ama ne için evet veya hayır dediklerini insanların bilmeye ihtiyaçları var. Beyoğlu Belediyesi olarak biz Beyoğlu sohbetlerini bu işe tahsis ettik. 2 ay boyunca bu konunun yetkili uzmanlarını buradaki vatandaşımızla buluşturup, doğru ve sağlıklı karar vermeleri konusunda onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Çok verimli bir akşam oldu” dedi.