Etiket: “Anayasaya

  • Saadet Partisinden Başkanlık Sistemi Ve Yeni Anayasaya Destek

    Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve İzmir İl Başkanı Bayram Sakartepe, “Türkiye başkanlık sitemine geçmeli ve bu meclis yeni milli ve sivil bir anayasa yapmalıdır. Mevcut parlamentonun ülkemizi darbe anayasasından kurtarmasını bekliyor, bundan dolayı milletvekillerini alkışlamak istiyoruz” dedi.

    Saadet Partisinden başkanlık sistemi ve yeni anayasaya destek geldi. Başkanlık sisteminin Türkiye gündemine ilk kez milli görüş tarafından getirildiğini belirten Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve İzmir İl Başkanı Bayram Sakartepe, parti görüşü olarak başkanlık sistemini desteklediklerini açıkladı.

    Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve İzmir İl Başkanı Bayram Sakartepe, düzenlediği basın toplantısında ülke gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin içeride ve dışarıda büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ve uluslararası bazı güçlerin Türkiye’yi hedef seçtiğini kaydeden Bayram Sakartepe, böyle bir ortamda her zamankinden daha fazla milli birlik, bütünlük ve kardeşliğe ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

    “BİR KİŞİ ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLMESİ DOĞRU DEĞİL”

    İktidar partisi ile muhalefeti eleştiren Bayram Sakartepe, “Bu durum ülkemize, birliğimize zarar verecek noktaya gelmiş, kamplaşmalara yol açmıştır. Bugün ülke gündeminin önemli tartışma konularından olan, yeni anayasa ve başkanlık sistemi en başta gelen sorunlardır” dedi. Saadet Partisi olarak, yeni anayasa için, genel merkezde kendisinin de içinde bulunduğu bir Anayasa Çalışma Komisyonu oluşturulduğunu anlatan Sakartepe, başkanlık sisteminin de ülkemize ne getirip götürmesinden daha çok seçimlik malzeme yapılmasını, bir kişi veya parti üzerinden yürütülmesini doğru bulmadıklarını açıkladı.

    “MİLLİ MUTABAKAT KOMİSYONU KURULMALI”

    Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve İzmir İl Başkanı Bayram Sakartepe, yeni anayasa ile ilgili çalışmaların milli uzlaşı ile yürütülmesi gereğine dikkat çekti.

    Yeni anayasa ve başkanlık sistemi konusunda meclis dışındaki partilerle de konuşulmalı ve görüşleri alınması gerektiğini anlatan Sakartepe, şunları söyledi:

    “Başkanlık sistemi ve yeni anayasa çalışmalarında bir milli mutabakat komisyonu kurulmalıdır. Bütün bu çalışmalar milli mutabakat komisyonu ile birlikte ele alınmalı. Bu komisyon hem başkanlık sistemini hem de yeni anayasayı masaya yatırmalıdır.”

    “MEVCUT ANAYASA 21 DEFA DEĞİŞMİŞTİR”

    Mevcut anayasanın acilen değişmesi için birçok sebebin bulunduğuna vurgu yapan Sakartepe, “Mevcut anayasa darbe ürünü bir anayasadır. Darbecilerin yoğun baskısı altında kabul edildiği, milleti küçük gören vesayet anayasası olması, kabul edildiği günden bu yana 21 defa değiştirilerek yamalı bohçaya dönmesi ve milletimize dar geldiğinden dolayı yeni, milli ve sivil bir anayasa yapılması mecburiyeti vardır” diye konuştu.

    “İLK KEZ MİLLİ GÖRÜŞ GÜNDEME GETİRDİ”

    Türkiye’de başkanlık sistemini ilk kez gündeme getiren ve önerenin Milli Görüş olduğunu kaydeden SP GİK üyesi ve İzmir İl Başkanı Bayram Sakartepe, başkanlık sistemini parlamenter sistem açısından değerlendirdi. Sakartepe, şöyle konuştu:

    “Saadet Partisi olarak prensip itibariyle Başkanlık sistemine karşı değiliz. Türkiye’de başkanlık sistemini ilk kez milli görüş gündeme getirmiştir. Bugüne geldiğimiz de ise başkanlık sistemine karşı milletimizin kafasında birtakım sorular vardır. Milletimizin kafasındaki şüpheleri ve soruları da izale etmemiz gerekiyor. Halkımızın bazı konularda daha fazla aydınlatılmasına ihtiyaç vardır. Türkiye’deki en büyük yanlış başkanlık sistemi yerine başkan olacak şahısların konuşulmasıdır. Başkanlık sistemi bir parti, kişi veya lider üzerinden konuşulmamalıdır. Başkan olacak şahsı değil sistemi konuşmalıyız. Üniter yapımızı bozmayacak bir başkanlık sistemi istiyoruz. Şeffaf ve denetlenebilir bir sistem oluşturulmalı

    Başkanın parlamentoyu fesh etme yetkisi olmamalı. Başkanın kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisi olmasın.”

    Sakartepe, Türkiye’nin geleceği açısından sağlıklı ve sağduyulu bir şekilde her fikri olgunca tartışma kanaatinde olduklarını belirtti. Sakartepe, mevcut parlamentodan Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmasını beklediklerini, aksi takdirde SP’nin kısa sürede meclise girerek bunu gerçekleştireceklerini sözlerine ekledi.

  • AK Ocaklar Derneği’nden Başkanlık Sistemi Ve Yeni Anayasaya Destek

    AK Ocaklar Derneği (AKOD) Genel Başkanı Hakan Yiğit, “Ülkemiz için, kendimiz için ve çocuklarımızın geleceği için başkanlık sistemi ve anayasa değişikliğini destekliyoruz” dedi.

    AKOD Genel Başkanı Yiğit, başkanlık sistemi ve yeni anayasayla ilgili yaptığı açıklamada, “Ülkemiz için, kendimiz için ve çocuklarımızın geleceği için başkanlık sistemi ve anayasa değişikliğini destekliyoruz. Türkiye, 2023 yılına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de hayal ettiği kalkınmış, büyük ve güçlü ülke olarak girmek istiyorsa 1980 Anayasası ile ayaklarına vurulan prangadan kurtularak başkanlık sistemine geçmelidir” ifadelerini kullandı.

    “YENİ ANAYASAYA HAYIR DEMEK, ÇÖPLÜKTEKİ YERİNİ HAZIRLAMAKTIR”

    Yiğit, açıklamasında şunları kaydetti:

    “Ak Ocaklar Derneği adıyla daha iyi bir Türkiye için; vatan, millet bayrak, ezan sevdası ve sevgisiyle, bu topraklarda bin yıldır bizi biz yapan kardeşlik ruhuyla kısa sürede teşkilatlanarak, kısa sürede binlerce, yüz binlerce Anadolu insanının gönlünde taht kurduk. Biz milletin kendisiyiz, biz milli iradeyiz. Biz, kendi geleceğimiz ve çocuklarımızın geleceği için ülkemizin önünde hendek görevi gören, son kullanma tarihi çoktan geçmiş bu anayasanın mutlaka ve ivedilikle değişmesini istiyoruz. Siyasi partilerimiz yapılan tüm seçimlerde yeni anayasa sözü verdiler. Ancak bugüne kadar ipe un sermekten öteye bir şey yapmadılar. Yeter artık, Türk milleti darbe ürünü bu anayasayı hak etmiyor. O nedenle partilere çağrımız; bir an önce milletin iradesinin temsil edildiği Meclis’te bu değişikliği nihayete erdirmeleridir. Anayasa değişikliği yürüyüşünde hendek rolünü üstlenerek sürece engel olmaya çalışan partilerin sonu hüsrandır. Ya mevcut anayasa değişir, ya da buna engel olan partiler tarihin çöplüğünde yerini alırlar. Bunun başka yolu yoktur.”

    Var olan parlamenter sistemin ömrünü tamamladığını ve yönetemeyen bir demokrasinin hakim olduğunu kaydeden AKOD Genel Başkanı Yiğit, “Kişi başına düşen milli gelirleriyle, çalışanlarının emeklerinin karşılığını aldığı, ulaşımda, eğitimde, sağlıkta ve her alanda ülkemizle mukayese edilmeyecek kadar daha ileri düzeye ulaşmış Avrupa ülkeleri ve Amerika’da olduğu gibi başkanlık sistemine geçilmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi 2014 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız da halkoyu ile seçildiği için Türkiye zaten parlamenter sistemden çıkmış, fiilen başkanlık sisteme geçmiş durumdadır. Ancak sistem yeni, yasa eskidir. Bu çarpık durumu düzeltecek olan da yeni anayasa ve başkanlık sistemidir. Siyasetteki engin tecrübesi ve karizmatik liderliği, 2003 yılından itibaren uyguladığı politikalarla sadece ülkemizin değil tüm dünya mazlumlarının umudu haline gelen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’nin geleceği için şans olarak görüyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Sayın Cumhurbaşkanımız ile yol arkadaşlığı yapmaktan büyük gurur ve şeref duymaktayız” dedi.

    Ak Ocaklar olarak, Türkiye Anayasa Platformu tarafından organize edilen ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı ‘Anayasa İçin Hep Birlikte’ programına katıldıklarına değinen Yiğit, şöyle devam etti:

    “Bundan sonra da bu tür programlarda en geniş katılımla yer alacağız. Bununla da yetinmeyerek, genel merkez ve şubelerimizle ülke genelinde düzenleyeceğimiz çalıştay ve sempozyumlarla, konferanslarla başkanlık ve anayasa değişikliğini daima gündemde tutacağız. Ak Ocaklar, milli iradenin sesidir. Bu ses artık daha gür çıkacak.”

  • Eğitim-bir Sen Genel Başkan Vekili Selvi: “Yeni Anayasaya Ve Müfredat Değişikliğine Öncelik Verilmelidir”

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, “Yeni anayasaya ve müfredat değişikliğine öncelik verilmelidir” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, yaptığı yazılı açıklamada, 2015-2016 eğitim-öğretim yılının birinci kanaat döneminin angaryaya son verilerek nöbete ücret ödenmesi, sınav ücretlerindeki adaletsizliğin ortadan kaldırılması, cuma namazı konusunda yaşanan mağduriyetin giderilmesi gibi sorunların çözüme kavuşturulması dolayısıyla eğitim çalışanları açısından ümit verici gelişmelerin yaşandığını belirterek, “Ancak hala çözüm bekleyen birçok sorun bulunmaktadır. Eğitim, bütün bir milleti, ülkeyi ilgilendirmektedir. Eğitim sisteminin temel sorunlarına çözüm aramak ve bulmak konusunda çaba harcanmalı, sonuç alıcı adımlar atılmalı. Çünkü temel meseleler çözülmediği takdirde pansuman tedaviler mesabesinden öteye gitmeyen ve gitmeyecek olan önerilerin bizi asıl amaca götürmediği anlaşılmıştır. Baştan beri Milli Eğitim müfredatının geciktirilmemesi gereken bir mesele olarak milli ruh, kültür ve hayatımıza uygun düzenlenmesi gerektiğini söyledik, söylüyoruz. Fiziki imkânlar ve araçlar bakımından bariz iyileşmeler yaşanan eğitim sistemimiz, ruh ve felsefe olarak da milli dokumuza uygun bir mahiyete sahip olmalıdır. Vesayetçi, totaliter anlayışları muhafaza eden, değerlerimizle çatışan paradigmaların belirgin olduğu müfredat programları ile ideal birey ve nesil yetiştirmek zordur. Bugün yaşanan kimi sıkıntıların temelinde yatan sebebin başında da bu meselenin milli bünyemize uygun çözüme kavuşturulmaması gelmektedir. Yeni anayasa tartışmalarının belli bir olgunluk düzeyinde sürmesi, yarının hak ve özgürlüklere dayanarak güçlenen Türkiyesi adına bizi ümitlendirmektedir. Eş zamanlı olarak müfredat meselesinin de çözüme kavuşturulması, ümidimizi gerçekliğe dönüştürecektir. Bu nedenle, sadece temel eğitimde değil, yükseköğretim de dâhil, eğitim ve öğretimin her kademesinde demokrasilerde ve çoğulcu bir yapıda olmaması gereken ve gerçekte herhangi bir etki de oluşturmayan ideolojik endoktrinasyonun sona erdirilmesini amaçlayan, çoğulcu düşünmeyi ve farklılıklara saygıyı, empatiyi hedefleyen bir müfredat değişikliği zorunludur” dedi.

    Kılık ve kıyafet dayatma ve sendikal hak ihlallerinin sona erdirilmesi gerektiğini savunan Selvi, “Yıllardır kamusal alan yalanıyla kadınlara ve kız öğrencilere yönelik uygulanan kılık ve kıyafet dayatmaları, Eğitim-Bir-Sen’in çeşitli eylem ve etkinlikleri neticesinde kamuda çalışan kadınlara yönelik ‘başı açık’ dayatmasına son verilerek, kadının kamu hizmetine katılımında önemli bir eşik aşılmıştı” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik’te de yapılan değişiklikle öğrencilere kılık ve kıyafet dayatmasının kaldırılmasının son derece önemli bir adım olduğunu bildiren Selvi, bir yasağın daha tarihe karıştığını, kamu personelini ilgilendiren çerçeve yönetmelikte de acilen değişiklikler yapılarak, sivil itaatsizlik gerekçelerinden erkek kamu çalışanlarına da kılık ve kıyafet dayatmalarından vazgeçilmesi gerektiğini bildirdi. Selvi açıklamasında şunları kaydetti:

    “Öğretmen atamaları, ihtiyaç kalmayacak şekilde yapılmalıdır. Şubat ayında 30 bin öğretmen ataması yapılması beklenmektedir. Ara dönemde 30 bin öğretmen ataması azımsanacak bir rakam olmamakla birlikte öğretmen ihtiyacı dikkate alındığında bunun yeterli olmayacağı açıktır. Eğitim sistemindeki reformları kalıcı kılacak olan okullarda boş ders kalmaması ve sınıflarda sadece kadrolu öğretmenlerin olmasıdır. Bunun nedenle öğretmen ataması, imkânlar zorlanarak ihtiyaç kalmayacak şekilde yapılmalıdır. 2010 yılında yapılan 18. Milli Eğitim Şûrası’nda sendikamızın teklifleri doğrultusunda yeni eğitim sistemine geçiş, Milli Güvenlik Dersi’nin kaldırılması, Kur’an-ı Kerim, Siyer ve Temel Dini Bilgiler derslerinin müfredata girmesi gibi önemli kararlar alınmış ve kısa sürede yapılan düzenlemelerle hayata geçirilmişti. 19. Milli Eğitim Şûrası’nda alkollü içki ve kokteyl hazırlama dersinin kaldırılması, ilkokul 1, 2 ve 3. sınıflara da din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin konulması, ortaokulda hafızlık eğitimi alacak öğrenciler için ara verme süresinin 1 yıldan 2 yıla çıkarılması ve ara verilen sürelerde öğrencilere dışarıdan sınav hakkı verilmesi, değerler eğitimine öğretim programlarında etkin bir şekilde sarmallık anlayışla yer verilmesi, öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmesi, öğretmenlere 4 yıla bir yıpranma payı verilmesi, Osmanlı Türkçesinin Anadolu İmam Hatip Liseleri ve Sosyal Bilimler Liselerinde zorunlu, diğerler liselerde ise seçmeli ders olarak okutulması, ortaokullarda 5, 6 ve 7. sınıflarda birer saat rehberlik dersinin konulması gibi önemli kararlar alınmıştır. Bu ve diğer kararlar bir an evvel hayata geçirilmelidir. ‘Karma’ dayatmasından vazgeçilmelidir. Avrupa’da sorgulanan ve bilimsel araştırma sonuçlarıyla da yüzyılın pedagojik yanlışı olarak nitelendirilen karma eğitim mecburiyetine son verilmelidir. 1739 sayılı Temel Eğitim Kanunu’nda yer alan ’Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır’ ibaresi değiştirilmeli, karma eğitim dayatması yerine demokratik, veliye ve öğrenciye seçme hakkı tanıyan bir düzenleme yapılmalıdır. “

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde devam eden çatışmalar sebebiyle ara verilmek zorunda kalınan eğitim-öğretim faaliyetlerine bir an önce başlanması gerektiğini bildiren Selvi, “Güven ortamı tesis edilerek, öğretmenlerin görevlerinin başına dönmesi sağlanmalı, çatışmalar nedeniyle eğitim-öğretim hakkından mahrum kalan öğrenciler için telafi eğitimi verilmelidir. Özellikle 8 ve 12. sınıf öğrencilerine yönelik kapsamlı eğitimlere süre gözetilmeksizin derhal başlanmalıdır” dedi.

  • Myp’li Yılmaz: “Türkiye’de Yeni Bir Anayasaya İhtiyaç Vardır”

    Muhafazakar Yükseliş Partisi (MYP) Lideri Ahmet Reyiz Yılmaz, “Türkiye’de yeni bir anayasa ihtiyacı vardır. Fakat bu anayasa tartışmaları Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları gölgeleyecek zeminde olmamalıdır” dedi.

    Muhafazakar Yükseliş Partisi (MYP) Lideri Ahmet Reyiz Yılmaz, yazılı bir açıklama yaptı. Yılmaz yaptığı açıklamada, “Başkanlık sistemine geçiş, Anayasa değişikliği değil rejim değişikliğidir. Cumhurbaşkanlığının yetkileri genişletilebilir. Türkiye Başkanlık ve Yarı Başkanlığı da tartışabilir. Ama acele ile yapılacak bir iş değildir bu. Türkiye için en ideal sistem her zaman bölünmeye yönelik istek ve zeminini tetikleyecek yönetim anlayışından uzak durmaktır” dedi.

    Yılmaz, “Türkiye de yeni bir anayasa ihtiyacı vardır. Fakat bu anayasa tartışmaları Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları gölgeleyecek zeminde tartışılmamalıdır. Bu durum Türkiye’nin önündeki büyük meseleleri yönetme iradesini kırmaktadır. Anayasa mevcut durumda her zaman değişebilir. Anayasa değişimi ile rejim değişimi birbirine karıştırılmamalıdır. Zira Anayasa değişmesi için bu günkü meclis TBMM bu iş için vardır. Ama Hükumetin Anayasa değişikliği ile kastettiği, TBMM ile beraber mevcut parlamenter rejimin kendisini lağvedip yerine Başkanlık sistemi olan bir başka yönetim biçiminin getirilmesidir” ifadesini kullandı.

  • Ünal: “Anayasaya Bağlı Olarak Sistemin Değişmesi Gerekiyor”

    Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin şehirlerin gelişim yeteneğinin düzenlenememesi olduğunu belirterek, “Türkiye bir türlü çatışma ortamından çıkamıyor. Türkiye’nin köklü bir reforma ihtiyacı var. Bunun içinde ana kronik sorun anayasadır. Anayasanın değişmesi, anayasaya bağlı olarak da sistemin değişmesi gerekiyor” dedi.

    Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Salih Bezci, yönetim kurulu, meclis ve komite üyeleriyle birlikte Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’a ‘hayırlı olsun’ ziyaretinde bulundu. Ziyarette, Ankara Ticaret Odası hakkında bilgi alan Ünal, Bakanlık olarak iş aleminin yatırım ve üretimini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için işlerini kolaylaştırıcı bir yaklaşım sergileyeceklerini söyledi. Ünal, “Siyasetin görevi kolaylaştırmaktır, üzerimize düşeni yapmaya çalışırız” dedi.

    ATO Başkanı Bezci de, oda hakkında bilgi vererek, ATO’nun Ankara’ya kazandırdığı 3 bin 200 kişilik Congresium Fuar ve Kongre Merkezinin ardından uluslararası bir fuar merkezi yapmak üzere Ankara Büyükşehir Belediyesi ile birlikte çalışma yürüttüklerini söyledi. ATO bünyesinde Kongre ve Ziyaretçi Bürosu kurarak uluslararası ölçekte kongrelerin Başkent’te yapılmasına yönelik faaliyet yürüttüklerini kaydeden Bezci, Ankara Alışveriş Festivalinin ardından Ankara Marka Festivali adıyla ikinci bir festivali şehre kazandırdıklarını ifade etti.

    ATO’nun 150 bine yakın üyesinin inşaattan turizme varan geniş bir alanda faaliyet yürüttüğünü kaydeden Bezci, Antalya’da turizm yatırımı yapan firmaların çoğunun ATO üyesi olduğunu söyledi. Türkiye’de yapılan pek çok reforma rağmen yatırım yapmanın hâlâ güç olduğuna dikkat çeken Bezci, “Özellikle turizm yatırımları yaparken bir çok bürokratik engelle karşılaşıyoruz. Bir yatırım izni alabilmek için dokuz ayrı kurul ve kurumdan izin alınması gerekiyor. Yabancı yatırımcıyı ülkemize çekmek için bu izinlerin tek kalem olarak Turizm Bakanlığı’ndan yapılmasını öneriyoruz“ dedi.

    Yatırımcıların izin için çok fazla zaman kaybettiğini belirten Bezci, “Biz yatırım yapıp, istihdama katkı sağlayacak, turist getirip ekonomiye gelir sağlayacağız. Yatırımların kolaylaştırılmasını istiyoruz” diye konuştu.

    “ŞEHİR KAFASINA GÖRE BÜYÜYOR”

    Bakan Ünal, koruma kurulları konusunun Kültür ve Turizm Bakanlığının üzerinde çalıştığı konulardan biri olduğunu kaydetti. Bakan Ünal, koruma kurulu başkan ve müdürleriyle toplantı yaptığını ve vatandaşların bu kurullardan şikayetleri hakkında bilgi edindiğini belirterek “Şehirlerimizin bir kimliği olmadığı için, şehirlerimiz kanserli bir hücre gibi büyüyor. Yani şehir kafasına göre büyüyor” ifadelerini kullandı.

    Şehrin büyümesinin planlanması gerektiğini anlatan Ünal, şunları söyledi: “Kentin tarihi dokusunun, merkezinin korunması gerekiyor. Sanayi anlamında gelişecek bölgesinin tespit edilmesi, eğitim, kültür alanlarının tespit edilmesi ve buna göre bir kimliğine uygun bir planlama gerekiyor. Ve bu planlamanın ardından koruma kurullarına (sen şuraları koruyacaksın şu standartlarda koruyacaksın, şu kriterler çerçevesinde davranacaksın) demek gerekiyor.”

    Önümüzdeki süreçte kültürü şehir üzerinden planlayacaklarını anlatan Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yani Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, büyükşehir belediyeleri, ticaret odaları, bunlarla birlikte şehri planlayacağız. Kültürü çok soyut bir şekilde konuştuğunuz zaman plastik sanatlar, görsel sanatlar gibi bunların şehir yaşamındaki karşılığı nedir? Bunların şehirde yaşayan insanlara dokunma biçimi nedir? İnsanlar sanatla kültürle nerede buluşacak? Büyükşehir belediyesinin rolü ne olacak, ticaret odalarının rolü ne olacak ya da üniversitelerin rolü ne olacak? Biz biraz koordinatör bakanlık gibi davranmayı düşünüyoruz. O yüzden ticaret odalarıyla da işbirliğimiz olacak. Bu sizin için de bir sosyal sorumluluktur.”

    Ankara ve İstanbul’da bulunan Atatürk kültür merkezlerinin iyi durumda olmadığını kaydeden Bakan Ünal, Ankara’da Kültür Bakanlığının opera, bale, tiyatrosu olduğunu 4 bin 200 sanatçısı bulunduğunu ancak Kuğu Gölü Balesi gibi eserleri sergileyecek sahneye sahip olmadığını söyledi.

    Bu arada Yönetim Kurulu Üyesi Ferhat Ertürk de, Ankara’nın Altındağ bölgesindeki tarihi ve kültürel unsurlara dikkat çekti. Bunun üzerine, Ankara’nın da İstanbul’daki gibi ’sur içi bölgesinin olduğunu söyleyen Bakan Ünal, çok az kalıntının belli yerlerde kaldığını, sur içinde de çoğunlukla gecekonduların bulunduğunu belirterek “Büyükşehir Belediyesi buralarda ilgili kentsel dönüşüm düşünüyor. Biz, büyükşehirle beraber çalışıp sur içini yani tarihi Ankara’yı ortaya çıkarabiliriz” dedi.