Etiket: Ameliyatsız

  • Dolgu Enjeksiyonu İle 30 Dakikada Ameliyatsız Genç Görünüm

    Zamanın ciltte yaptığı en önemli değişikliklerden olan yüzde kırışıklıklar, yanaklarda, ağız etrafında, gözaltında sarkmalar ve dudaklarda incelmelere karşı uygulanan doku enjeksiyonun yüz dışında kaza veya başka sebeplerle vücutta oluşmuş doku kayıplarında ve çöküklüklerin tedavisinde de kullanıldığı bildirildi.

    Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Lütfiye Çoban, dolgu enjeksiyonu yönteminin estetik amaçla bu kırışıklık, sarkma ve eksilen hacmin düzeltilmesi için tercih edilen yöntemlerin başında geldiğini söyledi. Medikal estetik alanında son zamanlarda en çok başvurulan yöntemlerden birinin dolgu uygulaması olduğunu hatırlatan Uzm.Dr.Çoban, özellikle burun kanatlarından ağza doğru uzanan derin kırışıklık ve çökmelerin, ağız kenarındaki sarkmaların dolgu uygulamalarıyla başarılı bir şekilde düzeltildiğini kaydetti. Çoban, “İnce dudakların kalınlaştırılması, elmacık kemikleri ve çenenin belirginleştirilmesi ve hatta burun kontörünün düzeltilmesi, burun ucunun kaldırılması da dolgu uygulamaları ile mümkün olmaktadır. Mimikle ortaya çıkan kaş arası ve alın çizgileri giderilip, gözaltı çukurları doldurulduğu gibi yüz ve dekolteye genel nem kazandırmak amacıyla da dolgu uygulamaları yapılmaktadır” dedi.

    TAMAMEN DOĞAL

    Estetik amaçlı dolgu uygulamalarında kullanılan maddelerin hazır dolgu maddeleri veya kişinin yağ dokusu veya kıkırdak dokusundan elde edilen doğal maddeler olduğunun altını çizen Dr.Çoban, özellikle küçük alanlarda pratikliği nedeniyle hazır dolguların daha çok tercih edildiğini ifade etti. Bu dolgularda da güvenli olmaları nedeniyle sıklıkla hyaluronik asit içeren dolgular tercih edildiğini söyleyen Uzm.Dr.Çoban, “Hyaluronik asit deride doğal olarak bulunan ve deriye nem ve elastikiyet veren polisakkarit yapısında bir maddedir. Bu madde yaşla birlikte azalma göstermektedir. Hyaluronik asit kıvamlı yapısı nedeniyle ve su tutma kapasitesi nedeniyle enjekte edildiği bölgeye hacim vererek çökme, sarkma ve kırışıklık görünümünü düzeltir” diye konuştu.

    DAHA GENÇ GÖRÜNÜM İÇİN 30 DAKİKA

    Dolgu enjeksiyonun oldukça kısa sürede yapılan pratik bir uygulama olduğunu ifade eden Uzm.Dr. Lütfiye Çoban, şöyle dedi:

    “Lokal anestezik kremler veya lokal anestezik enjeksiyonlar ile sağlanan hafif bir anesteziden sonra yapılır. Yarım saat kadar süren bir uygulamadan hemen sonra etkisi ortaya çıkar. Kullanılan dolgu malzemesine ve kişinin yapısına bağlı olarak 6-18 ay içerisinde etkisi sonlanır. Özellikle yüzde yanakta veya iki kaş arasında derin çizgileri olan hastalarda botox ile birlikte uygulaması çok daha iyi sonuç vermektedir. Tüm estetik uygulamalarda amaç doğal görünümde bir sonuç elde etmek olmalıdır. Bunun için güvenilir ürünlerin tercih edilmesi, işlem öncesi hastanın yüzünün iyi değerlendirilmesi, estetik bir bakış açısıyla uygulamanın yapılması güzel, doğal ve başarılı bir sonuç elde edilmesini sağlar. Estetik dolgu uygulaması ancak bu konuda deneyimli estetik plastik cerrahlar ya da dermatologlar tarafından, klinik ortamında yapılabilen bir estetik müdahaledir. Alanında uzman hekim olmayan deneyimsiz kişilerce yapılması istenmeyen veya abartılı sonuçlar yaratabilmektedir.”

  • Kalbi Delik Down Sendromlu Hastaya Ameliyatsız Anjiyo Yapıldı

    Samsun’da kalbinde çift delik bulunan down sendromlu hasta, tek seansta ameliyatsız anjiyo yöntemiyle tedavi edildi.

    Kalbinde iki delik tespit edilen down sendromlu hasta Canan Sayan, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gördüğü ameliyatsız anjiyo tedavisiyle hayata tutundu. 22 yaşındaki Canan Sayan’ın nefes darlığı şikayetiyle kardiyoloji kliniğine başvuru yaptığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Yaman, tetkikler neticesinde hastanın kalbinde iki adet delik tespit ettiklerini söyledi. Kalp deliklerinin down sendromlu hastalarda daha riskli olduğunu ifade eden Yaman, hasta yakınlarının da onayı alındıktan sonra ameliyatsız anjiyo yöntemiyle deliklerin cihazla kapatılmasına karar verdiklerini belirtti.

    “TEDAVİ OLMAYAN HASTALARIN ÖLÜM RİSKİ VAR”

    Yaklaşık bir saatlik işlemden sonra hastanın iki kalp deliğinin aynı anda ameliyatsız anjiyo yöntemiyle kapatıldığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Yaman, “Down sendromlu hastaların yüzde 50 – 60’ında doğumsal kalp hastalığı bulunabiliyor. Tedavi yapılmaması durumunda bu hastaların hayatını kaybetme olasılığı yüksek. Down sendromlu olup bu yaşa kadar iki kalp deliğiyle yaşayan ve Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tek seansta tedavisi yapılan ilk hasta olan Canan’ı iki gün süren tedavi sonrası takipten sonra sağlıklı bir şekilde taburcu ettik. Kalp deliği olan hastalarda her zaman cerrahi tedavi yapılmıyor. Hastanın tetkik ve değerlendirmelerinden sonra tedavi süreçleri belirleniyor” dedi.

  • 750 Gram Bebeğin Kalbindeki Delik Ameliyatsız Yöntemle Kapatıldı

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Çocuk Kardiyologları başarılı bir operasyona imza atarak, 750 gram ağırlığındaki prematüre bebeğin kalbindeki deliği ameliyatsız olarak kasıktan girerek girişimsel yöntemle kapattı. Bugüne kadar 1 kilogramın altında 5 bebeğin girişimsel olarak kalbindeki deliği kapatan ERÜ çocuk kardiyologları, 750 gram ağırlığındaki bebeğe yaptıkları son operasyon ile dünyada en düşük ağırlıktaki bebeğe girişimsel kalp operasyonu yapma başarısı göstermiş oldu.

    Vaka ile ilgili bilgiler veren ERÜ Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Nazmi Narin, prematüre bebeklerdeki kalp deliklerinin kapatılmasında uyguladıkları girişimsel işlemlerdeki başarı ve tecrübeleri artırarak, diğer meslektaşlarına örnek teşkil etme amacında olduklarını söyledi.

    Prof. Dr. Narin, “19 Kasım 2015 tarihinde Hastanemiz Kadın Doğum Servisinde 25 haftalık prematüre olarak dünyaya gelen bebeğimiz solunum sıkıntısı nedeniyle kuvözde solunum cihazına bağlıydı. Kalbi çok yoruluyordu. Yaptığımız tetkikler sonucu bu bebeğimizin kalbindeki PDA denilen deliği girişimsel olarak kapatmaya karar verdik. Fakat bebeğin düşük doğum ağırlığına sahip olması, işlem sırasında oluşabilecek komplikasyonlar bir riskti. Fakat önceki vakalardan kazandığımız tecrübeler ile kasıktan girerek bu bebeğimizin kalbindeki PDA denilen deliği kapattık. Şuan bebeğimizin sağlık durumu gayet iyi. Solunumu, nabzı normal. Tam iyileşip kuvözden çıkması 1-2 ayı bulur” dedi.

    “DÜNYADA BU AĞIRLIKTA PREMATÜRE BEBEĞE YAPILMIŞ PDA YOK”

    Prof. Dr. Nazmi Narin, prematüre bebeklerde kalpte doğuştan oluşan fakat ileriki günlerde kapanmayan deliklerin tedavi edilmesinin iki yöntemle yapıldığı belirtirken, “Bu yöntemlerden biri cerrahi yani açık kalp ameliyatı, diğeri ise kasıktan girerek girişimsel olarak kalp deliğinin kapatılması. Girişimsel olanı zor fakat vakanın çabuk toparlanması için iyi bir yöntem. Ancak deneyimli merkezlerde yapılması gerekir. Biz Erciyes Üniversitesi Çocuk Kardiyoloji Bölümü olarak daha önce 1 kilogramın altında 5 prematüre bebeğin kalbindeki deliği kapatmıştık. Bu altıncı vakamız. Fakat bu vakanın bir özelliği 750 gram ağırlığındaki prematüre bebeğe uygulanmış olması. Türkiye’de bu ağırlıkta bebeğe yapılan PDA işlemi yok. Dünyada taradık bu ağırlıkta prematüre bebeğe yapılmış bir PDA işlemi yok. Dünyada en düşük ağırlıktaki prematüre bebeğe yapılan girişimsel operasyon diyebiliriz” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Kazım Üzüm ise dünyada bebeklerde kalp hastalığı görülme oranının yüzde 5 olduğunu, 10 prematür bebeğin 5-7’sinde ise PDA çıktığını bildirdi. Prof. Dr. Üzüm, “Prematüre bebeklerde oluşan PDA’ların zamanla kapanmayanları, ya ameliyat, ya da girişimsel işlemle kapatılıyor. Bizim işimiz zamanla kapanmayan prematür bebeklerin kalbindeki deliği tedavi etmek. Girişimsel yöntemle kapatmak. Bunda da ekip olarak oldukça başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz” dedi.

    Prof. Dr. Ali Baykan da, prematür bebeklerde doğuştan kalp deliklerinin kalıtsal olmadığını, altta yatan genetik faktörlerin bu rahatsızlık için etken olabileceğini ifade ederken, “Bu tür vakalarda eğer prematüre bebeklere gerekli tedavi yapılmazsa akciğerde tansiyon yükselir, solunum sıkıntısı artar. Ve bebek için hayati tehlike oluşur. Bu yüzden bu tür vakalarda ya açık kalp ameliyatı, ya da girişimsel yöntem şart” diye konuştu.

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Güneş ise girişimsel olarak kalp deliği kapatılan prematüre bebeklerin zamanla toparlandığını ve takiplerinin zamanında ve iyi yapılması durumunda, sağlığına daha çabuk kavuştuklarını kaydetti.

    Girişimsel yöntemle kalbindeki delik kapatılan 22 günlük prematüre bebeğin annesi Kader Hoşafçı ile babası Mevlüt Hoşafçı, çocuklarını sağlığına kavuşturmasından dolayı ERÜ Çocuk Kardiyoloji ekibi doktorlarına teşekkür etti.

  • Bel Fıtığında Ameliyatsız Tedavi Dönemi

    Opr. Dr. Cafer Abbasoğlu, bel fıtığı olan hastaların artık ameliyat olmadan lazer ışınları ile tedavisinin yapıldığını söyledi.

    Abbasoğlu, bel fıtığının omurlar arasındaki disk denilen yapının, zorlanma, ağır kaldırma gibi aktiviteler sonrasında etrafındaki liflerin yırtılarak sinir kanalına doğru çıkıntı yapması olduğunu belirterek, “Bel fıtığı, MR ile teşhis kesinleştirilmelidir. Bel fıtığının teşhisinde MR fıtığın hangi derecede ve hangi seviyede olduğunu gösterir. Belirtileri ise, bacağa doğru yayılım gösteren uyuşukluk, ağrı, hissizlik, bazen kısmi felç, idrar kaçırma ve büyük abdest çıkarmaktır. Bel fıtığı sinir köküne baskı yaparak, sinir kökünde iltihap ve ödem meydana getirir. Bacağa vuran ağrı ve uyuşmanın nedeni işte bu sinir kökü iltihabı ve ödemidir. Düşük enerjili lazer tedavisinde özellikle yeşil lazer tedavisinde kısa sürede ameliyatsız bıçaksız ve hastanelerde yatış olmadan bölgedeki ödemi çözerek kaslardaki gevşekliği sağlayarak hastanın şikayetleri büyük ölçüde giderilmektedir” dedi.

    Ameliyat gereken bir durum yoksa ilk yapılması gerekenin sinir kökü hasarı ve fıtığa bağlı ağrının giderilmesi olduğunu kaydeden Opr. Dr. Abbasoğlu şunları söyledi:

    “Bunun için, ağrı kesici, kas gevşetici ilaçlarla beraber sinir kökündeki ödemi ve iltihabı giderici ilaç tedavisi uygulanır. Akut dönem, bahsettiğimiz tedavilerle geçirildikten sonra bel fıtığına yönelik esas tedavi başlar. Fiziksel tedaviler ve rehabilitasyondur. Fiziksel tedavilerden elektrik, ağrının azaltılmasında; yüzeysel ve derin ısıtıcılar ile lazer, dokuların esnekliğinin tekrar kazanılmasında; traksiyon ise fıtığın geri itilmesinde etkilidir. Tedavi edici egzersizler adının verdiğimiz özel egzersizler, fizyoterapistler tarafından her hastaya özel olarak belirlenir. Bu egzersizler, bel çevresi kasları ve bağların yeniden şekillenmesini sağlayarak fıtığın tekrar çıkmasını önleyici etkiye sahiptir. Sırasıyla ilaç tedavisi,enjeksiyon tedavileri, korse, istirahat, belden iğne tedavileri, manuel terapi, fizik tedavi, egzersiz, cerrahi, düşük enerjili lazer tedavisi tedavi uygulanmaktadır. Hastaların geçmeyen ağrısı, şikayetleri uygulanan bütün tedavilere rağmen devam ediyorsa bizim kliniğimizde düşük enerjili lazer tedavisi en önemli alternatif tedavilerden biri sayılmaktadır.”

    DÜŞÜK ENERJİLİ LAZER TEDAVİSİNİN BEL FITIĞINDA ETKİLERİ

    Bel fıtığı hastalarında fıtık ve çevresinde kan damarları olmayan ve difüzyon ile beslenen diskin beslenme bozukluğu fıtık ve şikayetlere neden olduğunu aktaran Abbasoğlu, “Düşük enerjili lazer tedavisinde hekim fıtığın derecesine ve bölgesine göre düşük enerjili lazerlerin dalga boylarına ve güçlerini seçerek tedavi uygulamaktadır. Bu tedavide disk çevresinde ana amaç diskte kansızlığa bağlı meydana gelen harabiyet ve dejenerasyonlar çevredeki dokularda kanlanmayı perfüzyonu ve difüzyonu arttırarak kansız bölgelere kan vererek tedavi etmektedir. Böylelikle hastalıklı olan disk kanlanarak ve canlanarak fıtıklaşmayı azaltarak hastanın şikayetleri büyük ölçüde yok edilmektedir. Hastaya ameliyatsız ve konforlu bir yaşam sunulmaktadır. Böylelikle düşük enerjili lazer tedavisi fıtık olan bölgeye uygulandığı zaman seanslar şeklinde fıtığın çevresindeki kanlanmayı ve perfüzyonu arttırdığı için hastanın şikayetleri ve sorunları giderilmektedir” şeklinde konuştu.

  • Ameliyatsız Bölgesel Zayıflama

    Bölgesel yağlanmaların giderilmesinde, diyet egzersiz gibi yöntemler yetersiz kaldığında, ameliyatsız bölgesel zayıflama yöntemleri başarılı olabiliyor.

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Nazım Çerkeş, soğuğun, yağların erimesine yardımcı olduğunu belirterek, “Soğuk iklimlerde yaşayan insanların zayıf olduğunu görüyoruz. Bununla beraber çok dondurma yiyen çocukların yanaklarında yağ dokusunun azaldığı rastlantı sonucu fark edilmiş ve bunun üzerine başlayan araştırma-geliştirme çalışmaları sonucunda vücutta yağ hücrelerinin ısılarını birkaç derece düşürmek suretiyle yağ hücrelerinin canlılığını kaybettiği ve metabolizma aracılığı ile vücuttan atıldığı ispatlanmıştır” dedi.

    Vücuttaki bu prosesten yola çıkarak ameliyatsız bölgesel zayıflama yöntemlerinden biri olan soğuk lipoliz teknolojisi geliştirilmiştir diyen Çerkeş, “Bu teknolojisi ile özellikle karın, bel, basen, bacaklar, diz içleri, kollar, sırt hatta çene altında gıdı tabir edilen bölgelerde toplanan bölgesel yağların giderilmesi mümkün olmaktadır. Vücut yağlarının soğutularak eritilmesi uygulamalarında, hasta anestezi almadan, tek seansta kalıcı olarak bölgesel yağlarından kurtulmaktadır. Herhangi bir iyileşme süreci gerekmeden aynı gün işine ve sosyal hayatına geri dönebilmektedir. Uygulama yapıldıktan sonra etkisi 2-3 hafta içinde yavaş yavaş görülmekte ve nihai sonuç 3 ay gibi bir süre içinde elde edilmektedir” şeklinde konuştu.

    Lokal olarak toplanmış yağların giderilmesi için en etkili yöntemin liposuction yöntemi olduğunu vurgulayan Dr.Çerkeş, “Liposuction ameliyatında, cilt altına kanül adı verilen enjektöre benzeyen ince borularla girilmekte ve yağlar vakumlanarak alınmaktadır. Bu işlem karın, basen, bel, sırt, kollar, bacaklar, gıdı gibi tüm vücut bölgelerine uygulandığında genel anestezi altında yapılmakta ve operasyon ortalama 3-4 saat kadar sürmektedir” dedi. Daha küçük alanlarda yapılan ve daha az miktarda yağ alınacak durumlarda ise lokal anestezi altında uygulanabildiklerini sözlerine ekleyen Dr.Çerkeş, “Hastalar genellikle hastaneden aynı gün taburcu olmakta ya da istenirse 1 gece hastanede kalmaktadır. 1 hafta sonra normal yaşantılarına dönebilmektedir” dedi.

    Dr.Çerkeş, “Bölgesel incelme isteyen ancak cerrahi müdahale tercih etmeyen, anestezi almak istemeyen kişiler için günümüzde çok farklı çalışma prensipleri mevcuttur. Bunların birçoğu çok fazla etkili olmadığı gibi vücutta komplikasyonlara da yol açabilmektedir. Bu nedenle ameliyatsız bölgesel zayıflama cihazları ile uygulama yaptırmak isteyenlerin mutlaka cihazın Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından belgelendirilmiş olmasına dikkat etmelerini tavsiye ediyoruz” diye tavsiye de bulundu.