Etiket: Amaç

  • Başbakan Yardımcısı Akdoğan: “Amaç, Hayır Kazanmak İçin Parayı Kullanmaktır”

    Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Vakıf Katılım Bankası’nın yüzde 100 vakıf malı olduğunu belirterek, “Burada amaç para kazanmak için parayı kullanmak değil hayır kazanmak için parayı kullanmaktır” dedi.

    Vakıf Katılım Bankası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle hizmete açıldı. Haliç Kongre Merkezi’ndeki törene Erdoğan’ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş, eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, banka yetkilileri ve davetliler katıldı.

    “VAKIFLARIN MALLARINA VE AMAÇLARINA SAHİP ÇIKMAK İBADET MERTEBESİNDEDİR”

    Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan ve Vakıf Katılım’ın reklam filminin gösterildiği törende konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Vakıf Katılım alternatif finans alanında yeni bir ses ve yeni bir nefes olacak. Bankanın hayata geçmesinden dolayı mutluluk duruyorum. Vakıf gelirlerinin kuruluş amacına uygun bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. ‘Adaleti ve sosyal dayanışmayı tesis için’ kurulan vakıfların mallarına ve amaçlarına sahip çıkmak ibadet mertebesindedir. Bu görev insana büyük vebal yükledi. Vakıf geleneği Hazreti Peygamber’in meyve bahçesini bağışlayarak başladı. Vakıflar Genel Müdürlüğü Selçuklu ve Osmanlı’dan bugüne uzanan ve önemli bir değer olan vakıfların emanetçisi ve koruyucusudur. Yaklaşık 52 bin mazbut vakıf yönetiliyor” ifadelerini kullandı.

    “VAKIF KATILIM, YÜZDE 100 VAKIF MALIDIR”

    Vakıf mallarından elde edilen malların bankacılıkta değerlendirilmesi konusunda hep birtakım tartışmaların süregeldiğini kaydeden Akdoğan, “İşte bugün açılışını yaptığımız Vakıf Katılım ile bu alanda bir rahatlama sağlamış oluyoruz. Vakıf katılımın sermayesinin tamamı 4 önemli vakfımızın ve mazbut vakıflar adına Vakıflar Genel Müdürlüğü’müzün katılımıyla temin edilmiştir. Yani bu kurum yüzde 100 vakıf malıdır. Burada amaç para kazanmak için parayı kullanmak değil hayır kazanmak için parayı kullanmaktır. Vakıf kültürü ile katılım finans sistemini bir araya getiren Vakıf Katılım’ın ülkemiz ve milletimiz için son derece faydalı hizmetlere vesile olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.

  • Bu Okulda Sınav “Amaç” Değil, “Araç”

    Okul öncesi, ilkokul ve ortaokul düzeyinde eğitim veren TED İzmir Koleji, BTEC ve Cambridge dahil tüm sertifika programlarına sahip dil eğitimiyle dikkat çekiyor. İçinde kapalı yüzme havuzunu da bulunduran TED İzmir Koleji Kampüsü, bin 200 kis¸ilik nüfusun gereksinimleri kars¸ılayabilecek düzeyde, bir dizi yas¸am merkezini de içeriyor.

    İzmir’de 15 bin 573 metre karelik bir alana kurulu olan TED İzmir Koleji, okul öncesi, ilk ve ortaokul düzeyinde eğitim veriyor. Lise bölümünün 2016-2017 eğitim-öğretim yılında hazırlık seviyesinde açılacağı okul, öğrencilerine müzik kayıt stüdyosu, heykel-cam atölyesi, cam-seramik atölyesi, drama salonu, müzik prova odaları, robot tasarım stüdyosu gibi olanakları barındıran sanat, kültür ve hobi atölyeleri imkanları sunuyor.

    İçinde kapalı yüzme havuzunu da bulunduran TED İzmir Koleji Kampüsü, bin 200 kis¸ilik nüfusun gereksinimleri kars¸ılayabilecek düzeyde, bir dizi yas¸am merkezini de içeriyor. Yabancı dil eğitimine özel önem veren okulda, İngilizce eğitiminin yanında İspanyolca eğitimi de veriliyor. Mevcut eğitim sistemini uygulama odaklı, pratik ve canlı bir modern eğitim modeli ile destekleyerek öğrencilere mesleki beceri kazandırmayı amaçlayan uluslararası bir eğitim programı olan BTEC, ülkemizde sadece TED Okullarında uygulanıyor. TED İzmir Koleji, BTEC’in yanı sıra Cambridge eğitim programlarını uygulama ve değerlendirme yetkisine de sahip.

    DÜNYA STANDARTLARINDA DİL EĞİTİMİ

    Okulun, fiziki yapısı bakımından dünya standartlarına uygun olduğunu anlatan TED İzmir Koleji Kurucu Müdürü İrfan Urhan, “Okulumuzun en temel özelliği; dil, akademik ve kişisel gelişim eğitimlerini birlikte sentezleyebilen, hayat başarısını ortaya koyacak çocuklar ve gençler yetiştirebilecek olmasıdır” dedi. Sınavı amaç olarak değil araç olarak gördüklerini kaydeden Urhan, “Dil eğitiminde dünya standartlarında BTEC ve Cambridge dahil tüm sertifika programlarını ortaya koyabileceğimiz bir yapı oluşturduk. Bu okulu bitiren her öğrenci, en azından 2 yabancı dili çok iyi kullanabilecek, CV’lerini oluşturabilecek birçok etkinliği burada gerçekleştirecekler. Türkiye’ye ve dünyaya yararlı insanlar yetiştirmek en büyük hedeflerimizden birisi” diye konuştu.

    PDR BİRİMİ ÖĞRENCİ ODAKLI

    Okulda TED Okullarına özgü olan değerler eğitimi, mesleki rehberlik, koruyucu ve önleyici rehberlik gibi çalışmalar da öncesi, ilkokul ve ortaokulda psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) biriminden destek alınarak koordine ediliyor. Çalıışmalarını öğrenci merkezli yapılandırdıklarını söyleyen TED İzmir Koleji PDR Uzmanı Özlem Vardarlı, “Okulumuz PDR birimi burada öğrenim gören öğrencilerimizin karşılaştıkları güçlükleri, sorun haline gelmeden çözmelerine yardımcı olmayı, kendini tanıyan, uyum ve iletişim becerisine sahip, çevresine duyarlı, mutlu ve sağlıklı bireyler olmalarına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Çalışmalarımızda gizlilik, gönüllülük ve bireye saygı esastır. PDR birimimiz çağdaş rehberlik modellerinden de yararlanarak okulumuzun ve toplumumuzun gereklerini de dikkate alarak çalışmalarını planlıyor” dedi.

  • Bahçıvan: “İş Davalarında Amaç Adaleti Sağlamak Olmalı”

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Erdal Bahçıvan, meclis Ocak ayı toplantısında “İş davalarında amaç adaleti sağlamak olmalı” dedi.

    İstanbul Sanayi Odası (İSO), meclisi Ocak ayı olağan toplantısı, “Ekonomimiz ve Sanayimiz Açısından Yargı Sisteminin İyileştirilmesi ile Hızlı ve Etkin Bir Hukuk Sisteminin Önemi” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın konuk olarak katıldığı toplantının açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan Türkiye’nin kapsamlı bir reform dönemini başlattığı bu dönemde, aynı zamanda yargı sisteminin iyileştirilmesiyle hızlı ve etkin bir hukuk sisteminin kurulmasına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

    Çinli filozof Konfüçyüs’ün, “Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner” sözünü hatırlatan Bahçıvan, “Ülkemizin son yıllarda yaşadığı büyük toplumsal ve ekonomik değişim, yargı alanına yönelik bir reformu öncelikli ihtiyaç haline getirmiştir. Hükümetimiz tarafından açıklanan “Yargı Reformu Stratejisi” umut verici bir gelişme. Yargı Reformu Strateji Belgesi’ndeki beş temel hedef olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi, hesap verilebilirlik ve şeffaflığın artırılması, yargının daha hızlı ve verimli çalışmasının temini, insan odaklı sistemin geliştirilmesi ve özgürlükleri koruyan yaklaşımın hakim kılınması çok önemli” dedi.

    “İŞVEREN DAVALARDA HAKSIZ BULUNARAK ZARARA UĞRATILIYOR”

    İşçi-işveren ilişkileri ve çalışma hayatı ile ilgili hukuki sorunlarına değinen Bahçıvan, iş davalarının çoğunlukla işveren aleyhine sonuçlandığını, yargıçların, ’güçlü karşısında güçsüzün korunması’ ilkesinden yola çıkarak çalışanı koruma eğiliminde olduğunu dile getirdi. Gelinen noktada işverenlerin davalarda yüzde 99 haksız kabul edilerek zarara uğratıldığını, kanuni düzenlemelerin sadece işçi lehine esnetildiğini ve kamu vicdanının rahatsız edildiğini vurgulayan Bahçıvan, şunları söyledi: “Ülkemiz sanayinin dünya rekabeti içinde yerini alması için, işçinin de işverenin de eşit şartlar ve eşit haklar altında, amaç birliği içinde çalışması büyük bir önem taşımaktadır. Davalarda amaç popülist yaklaşımla tek tarafı korumak değil adaleti sağlamak olmalıdır. Çalışanların ücret alacakları ile kıdem ve ihbar tazminatlarına dair kanunda öngörülen zamanaşımı süreleri de çok uzun, bunun iki yıl ile kısıtlanması gerekmektedir. Yine son yıllarda iş davalarının sayısındaki artış, çalışma huzur ve barışını zedelerken işletmelerin verimliliğini olumsuz etkilemektedir. İş kanunu tasarısında, iş uyuşmazlıklarında dava açmadan önce ’arabulucuya’ başvurmanın zorunlu kılınması son derece olumlu bir gelişmedir. Ayrıca gelişmiş ülkelerdeki esnek çalışma modellerinin ülkemizde uygulanamaması önemli bir sorun. Mahkemeler, ‘alt işverenlik uygulamasına işverenin muvazaalı işlemidir’ anlayışıyla bakıyor. Tarafların iradesine uygun olarak kurulan belirli süreli iş sözleşmelerinin dahi geçersiz kabul edilmesi, yeni istihdam şekilleri yaratılmasını engellemektedir”.

    “HUKUKİ İNOVASYON OLAN ALTERNATİF YÖNTEMLER YAYGINLAŞMALI”

    Bahçıvan, tahkim, arabuluculuk, hakem-bilirkişilik gibi hukuki inovasyon olarak tanımlanabilecek alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyerek, “Hakem, Bilirkişi, Eksper Listeleri Yönetmeliği gereği Sanayi ve Ticaret Odaları kendi bilirkişi listelerini oluşturmaktadır. Bu sebeple Sanayi ve Ticaret Odaları, kurulması planlanan Bilirkişilik Kurulları’nda yer almalıdır” dedi.

    Bahçıvan’ın diğer konulara ilişkin önerilerini şu şekilde sıraladı:

    Belli bir meblağın altındaki ticari uyuşmazlıklarda tahkimin zorunlu tutulması sağlanmalıdır.

    Davaların uzun sürmesi sorunu karşısında, yasal altyapısı 2004 yılında oluşturulan İstinaf Mahkemeleri’nin, Temmuz 2016 itibariyle hayata geçirilecek olması umut vericidir.

    İhtisas Mahkemeleri, uzman hakimlerin davaları daha doğru ve bilirkişiye gitmeden en kısa sürede çözebileceği sistem olarak görülmeli ve uygulaması geliştirilerek yaygınlaştırılmalıdır.

    Türkiye’de iflas ertelemedeki süre kısıtının ortadan kaldırılması, AB uyum sürecinde uygulanan düzenlemeler dikkate alınarak kanunlaştırılması, şirket mağduriyetlerini ortadan kaldıracak önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede konunun uzmanı kayyum atamalarının yapılması, kötü niyetli eylemlerin önlenebilmesi amacıyla Odalar tarafından belirlenecek konunun uzmanı bilirkişilerin de yetkilendirilmesi gerekmektedir.

    Odalar tarafından seçilecek “Fahri Hakimlerin” atanması için gerekli düzenlemelerin yapılması elzemdir.

    Devlet, şirket gibi hareket ederek işlemlerde bulunmakta, borçlanmaktadır. Devlet mallarının haczedilememesi gibi kanundan doğan kısıtlar nedeniyle alacağını tahsil edemeyen işyerleri zor duruma düşmekte ve iflasa kadar gidebilmektedir. Devlet kurumlarının herhangi bir satın alma yapması halinde, ayrım yapılmaksızın devletin de özel sektöre benzer bir yaptırıma tabi tutulması gerekmektedir.

    İdari yargıda kararların geç alınması, yürütmenin durdurulması kararlarının geç verilmesi veya hiç verilmemesi nedeni ile telafi edilemez zararlar oluşmaktadır. Bu zararların önlenmesi amacıyla yürütmeyi durdurma talebinde bulunulduğu tarih itibariyle, hakimin kararını vereceği süre sonuna kadar yürütmeyi durdurma hükmü verilmiş gibi işlem yapılmasının sağlanması gerekmektedir.

    İcra takibine itiraz maddeleri yeniden düzenlenerek belgesiz ve mesnetsiz itirazın geçersiz olacağı eklenmelidir.

    İcra sisteminin özelleştirilmesi veya sistemin hızlı şekilde işlemesi için farklı çalışmalar ve çözüm önerileri üretilmelidir.