Etiket: Altı

  • Sürekli Ağlayan Altı Aylık Nebahat Yardım Bekliyor

    Konya’nın Ereğli ilçesinde epilepsi hastası olduğu söylenen ve sürekli ağlayan 6 aylık bir bebek, kendisine uzatılacak yardım elini bekliyor.

    Ereğli ilçesinde 7 aylıkken dünyaya gelen ve şuan 6 aylık olan Nebahat Gülsoy, sürekli ağlıyor. Henüz 3 aylıkken ağlamaya başlayan Nebahat bebeğe, tedavi için götürüldüğü doktor tarafından epilepsi teşhisi konuldu. Maddi imkansızlık nedeniyle ilçe dışına gidemeyen aile, yardım bekliyor.

    Nebahat bebeğin 3 aylık olduğunda rahatsızlığını fark ettiklerini söyleyen anne Cennet Gülsoy, “Bebeğim sürekli ağlıyor. Ağlarken kasılmalar var. Bebeğim belki beş aydır ellerini açamıyor. Bebeğimin bu rahatsızlığını üç aylık olduğunda fark ettik, bunun üzerine çocuğu Niğde’ye götürdük. Doktor bize ‘çocuğunuzun baş çevresi küçük’ dedi. Ben de çocuğumun 7 aylık olarak doğduğunu söyledim. Doktor kendisinin branşı olmadığı için bizi Konya’ya sevk etti. Konya’da ise bebeğime epilepsi hastalığı teşhisi konuldu” dedi.

    Bebeğinin ağladığı zaman gözlerinin kaydığını belirten anne Cennet Gülsoy da, maddi durumları el vermediği için çocuklarını tedavi ettiremediklerini söyledi.

    BİR TEK ONUN KUCAĞINDA SUSUYOR

    Minik Nebahat’i ağlarken susturabilen tek kişi ise babasının zihinsel engelli olan amcası Memduh Gülsoy (54). Çiftçilikle uğraşan Memduh Gülsoy, ağlamaya başlayan Nebahat bebeği kucağına alarak onunla oyun oynuyor. Nebahat bebeğin, bir tek büyük amcasının söylediği ninnilerle ve yaptığı taklitle susması dikkat çekiyor. Aile kızlarını susturamayınca çözümü Memduh Gülsoy’u çağırmakta buluyor.

    Ailenin durumu hakkında bilgi veren Ereğli Beyaz Melekler Onkoloji Hastalarına Destek Derneği Başkanı Zarif Gül Günay ise, aile için Kaymakamlığa başvurduklarını ve kaymakamlıktan az da olsa bir para çıktığını söyledi. Günay, bebeğin çok ağlamasının Memduh’u üzdüğünü belirterek “Biz yetkililerden gerekli desteğin yapılmasını ve minik bebeğimiz Nebahat’ın susmasını istiyoruz” diye konuştu.

  • Yer Altı Suları Ve Uludağ Meclis Gündeminde

    CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Bursa’nın yer altı su rezervlerinin ortaya çıkarılması için meclis araştırması istedi.

    Kayışoğlu, Bursa’nın yer altı zenginliklerinin son yıllarda tahrip edildiğini, özellikle ovada açılan kaçak kuyular vasıtasıyla aşırı su kullanımının yer altı rezervlerinin azalmasına sebep olduğunu, bunun da verimli araziler için ciddi tehditler oluşturduğunu söyledi. CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Bursa’nın su havzasını besleyen Uludağ’daki pınarların özel şirketlere devredilmesinin de yer altı sularını besleyen kaynakların elden çıkmasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek şöyle konuştu:

    “Bursa, yeşil ve suyun birlikte anıldığı bir şehirdir. Öyle ki gezginlerin Bursa’da ilgisini en çok çeken şey şehrin her yerinde gürül gürül akan suları ve sokak çeşmeleridir. Ünlü seyyah Evliya Çelebi, 1640 yılında Bursa’ya geldiğinde gördüğü bu manzarayı tek bir cümle ile özetliyor. ‘Velhasıl Bursa sudan ibarettir’ diyor. Ancak bugün Evliya Çelebi ve daha birçok gezgini kendisine hayran bırakan o billur sular Bursa’dan göç etmiş durumdadır. Bulunduğu sokaklara, caddelere renk veren sokak çeşmeleri ne yazık ki çarpık yapılaşmanın bir sonucu olarak birer birer yok edilmiştir. Su kullanımındaki yanlışlıklar ve küresel ısınma sebebiyle rezervlerin giderek azaldığı bir dönemde Bursa’nın susuz kalması mümkündür. Kaldı ki birkaç yıl evvel yaşanan kuraklık yüzünden Bursa’da da su sıkıntısı belirmiş, verimli ovasını besleyen yer altı suları içme suyu olarak tahmin edilenden de fazla kullanılmıştır.

    Bursa’nın su sorununu çözmek için kullanılan yeraltı suları şehirdeki irili ufaklı boyahanelerin de kaçak kullanımı sebebiyle verimli toprakları besleyemeyecek hale gelmiştir. Ayrıca Bursa’ya hayat veren ve bir su şehri görünümüne bürünmesine sebep olan 2543 metre yüksekliğiyle Türkiye’nin en önemli kış ve doğa sporları merkezi olan Uludağ’ın volkanik yapısı da dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Bugün Bursa’nın kaplıcalarını besleyen kaynaklar da Uludağ’dan ovaya inen, daha sonra Uludağ’ın derinliklerine geri dönüş yapan ‘50 yıllık’ sulardır. Zirvesinde Aynalıgöl, Karagöl ve Kilimgöl bulunan endemik bitkileriyle bir yeryüzü cenneti olan Bursa’nın hayat damarı Uludağ maalesef her geçen gün önemini yitirmekte, Bursa’yı besleyen ana damar olması sebebiyle bu özensizlik ileride büyük zararlara yol açma noktasına gelmektedir.”

    Kayışoğlu, Bursa’nın zenginliği olan değerlerin korunmasının önemine dikkat çekerek, Uludağ’ın ve Bursa Ovası’nın sahip olduğu doğal zenginliklerin korunması ve bu kaynakların gelecek kuşaklara aktarılabilmesi maksadıyla acil eylem planının oluşturulmasını istedi. Kayışoğlu, Uludağ’ın su kaynaklarının potansiyelinin belirlenmesi, özel şirketlere devredilen pınarların sözleşme şartlarına göre kullanılıp kullanılmadığının araştırılması ve Uludağ’ın eteklerinden Bursa Ovası’na süzülen kar ve yağmur sularının oluşturduğu yer altı sularının rezervlerinin ortaya çıkarılmasını talep etti. Kayışoğlu, açılan kaçak kuyuların tespiti ve ovaya verdiği zararların boyutlarının belirlenebilmesi, orman dokusu ve tabii endemik bitkileriyle dünyanın göz bebeği olan Uludağ’ın daha fonksiyonel bir pozisyona getirilmesi, Uludağ üzerinde yaşanan yetki kaosunun ortadan kaldırılabilmesi için anayasanın 98, TBMM iç tüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını istedi.

  • Sivilcelerden Kurtulmanın Altı Yolu

    Estetik Koçu Didem Özkan, sivilcelerden kurtulmanın yolunu anlatırken “Sivilce, dünyada en çok görülen hastalıklardan biridir. Sonradan kalıcı iz bırakabildiği için tedavi edilmesi oldukça önemlidir. Oluşan sivilce derin iz bıraktıktan sonra bunları gidermek çok zor ve oldukça maliyetlidir” dedi.

    Sivilcenin en çok yüz, sırt, göğüs ve omuzlarda görüldüğünü anlatan Estetik Koçu Didem Özkan, “Tedavi sonuçları hemen ortaya çıkmayan ve iyileşse bile tekrar eden bir hastalık olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle sabır ve iyi bir takip süreci gerektirir. Sivilce problemi olan kişiler düzenli takip edilmez ve tedavilerine devam etmezlerse iyileşmeyen bir rahatsızlık izlenimi verir. Oysa sivilce, tedavi edilebilen ve kontrol altında tutulabilen bir deri hastalığıdır” diye konuştu.

    Didem Özkan, sivilceden korunmak için birkaç detaya dikkat etmenin hayatımızı daha rahatlatacağını belirterek şu önerilerde bulundu:

    “Yağ bazlı ürün fazla tercih edilmemelidir. Özellikle kullanılan krem, losyon, güneş koruyucu ve benzeri ürünler de yağsız (oil-free) ibaresine dikkat etmek faydalı olacaktır. Parlak göz farları, allık ve pudra mika içermektedir. Mika, yapısı itibariyle cilde parlaklık verir. Aynı zamanda cildi tahriş eden ve gözenekleri tıkayan bir mineraldir. Mika içermeyen, parıltılı olmayan mat ürünler tercih etmek büyük fark oluşturacaktır. Kullanılıyor olsa bile, gece yatmadan önce mutlaka temizlenmelidir. Yoğun göz kremleri ve yağlı göz makyajı temizleyiciler de göz çevrelerinde ‘milia’ adı verilen yağ kistlerine sebep olur. Bu nedenle daha çok jel ve köpük form temizleyiciler ve su bazlı göz kremleri tercih edilmelidir.”

    Kullandığımız saç şekillendiricilerin yağ ve koruyucu madde içerdiğini anlatan Özkan, şunları söyledi: “Sivilce eğilimi olan kişiler, bu ürünleri dikkatli kullanmalıdır. Saç spreyi sıkarken cilt korunmalı, jöle ve jel şekillendiriciler kullanılırken de saç çizgisini geçmemek önemlidir. Zira bu durumda alında sivilcelenme şikayeti sıkça karşımıza çıkar. Dudak etrafında sivilcelenme şikayeti çok olanlar dudak parlatıcılardan ve parlak rujlardan uzak durmalı, daha çok mat ruj tercih etmelidir. Bir ürün ne kadar parlak olma özelliğine sahipse, o kadar çok gözenekleri tıkamaya yatkındır. Son olarak, egzersiz sırasında makyaj yapılmamalıdır. Saçlarda sprey, jöle, şekillendiriciler, ciltte ise, nemlendirici ürünler çok dikkatli kullanılmalıdır. Çünkü, bu ürünler terle birleştiğinde gözenekleri tıkayabilme riski fazladır. Egzersiz sonrasında, mutlaka duş alınıp gözeneklerin açık kalması sağlanmalıdır. Sivilce eğilimi olan kişilerde terlemek bile, başlı başına cildi tahriş etmeye ve sivilceye yol açabilir.”

  • Başiskele’de 50 Noktaya Yer Altı Çöp Koyteynerleri Konulacak

    Kocaeli’de yer altı çöp konteyner sistemini kendi imkanları ile hayata geçiren ve bunu günden güne yaygınlaştıran Başiskele Belediyesi bu yıl içerisinde 50 noktada daha çöpleri yeraltına almayı planlıyor.

    Çevreci, estetik ve modern bir şehir mobilyası görüntüsü yanında, rahat kullanım olanağı sağlayan, yer üstünde sadece çöp atma bacası görünen konteynerleri Başiskele Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü kendi atölyesinde üreterek montajını yapıyor. Toplu yaşam alanlarında uygulamaya başlanan çalışmada şu ana dek 2 bin 400 litre hacimli 62 noktaya 3 gözlü Yeraltı Çöp Konteyner sistemi monte edildi. Evsel atıklar için kullanılacak şekilde imal edilen ve ayak pedalı sayesinde el değmeden açılan kapaklar vatandaşlara sağlıklı bir ortam sağlıyor. Çöp kamyonlarında yer alan hidrolik yardımıyla yer altı çöp konteynerlerini yukarı çıkartan ekipler boşaltım işlemini de rahatlıkla gerçekleştiriyor.

    Bu sistemle çöpten kaynaklanan olumsuz etkiler ve görüntü kirliliğinin ortadan kalktığını belirten Başiskele Belediye Başkanı Hüseyin Ayaz Başiskele ’de artan düzenli yapılaşmayla birlikte 2016 yılı içinde 50 noktada daha çöp konteynerlerini yeraltına almayı planladıklarını söyledi.

  • Su Altı Mirasının Haritası Çıkarılıyor

    Türkiye karasularındaki su altı kültür mirasının ortaya çıkarılması amacıyla 2007 yılında başlayan proje kapsamında en önemli bulgu Marmaris Hisarönü Körfezinde fırtına nedeniyle battığı sanılan 4 bin yıllık Giritli bir ticaret gemisinin batığına ulaşıldı.

    Projeyi yürüten Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdurrahman Harun Özdaş, Türkiye’nin Sualtı Coğrafi Bilgi Sistemi’ni ortaya çıkarmak için çalışma yaptıklarını açıkladı. Özdaş, “Türkiye’nin Sualtı Mirası’nın Araştırılması Projesi, 2007 yılından bu yana yürüttüğümüz bir proje. Önce TÜBİTAK tarafından desteklendi. Ardından Kalkınma Bakanlığı’nın destekleri başladı. Geçtiğimiz yıl 70 bin lira bir ödenek gönderildi. 15 kişi ile yürüttüğümüz bir proje. Proje kapsamında Türkiye karasularında, özellikle dalınabilir derinliklerdeki batmış gemilerin bir envanter çalışmasını yapıyoruz. Bu çalışmalarda değişik yüzyıllara ait, yaklaşık 4 bin yıllık bir zaman dilimini içine alan bir dönemde suyun altına iz bırakan gemileri araştırıyoruz. Bu gemilerin hem kendi kalıntılarını, hem çapaladıkları yerleri, hem de onlardan düşen objelerden yola çıkarak bir harita çıkarıyoruz. Yaptığımız çalışma bu. Biz bunu Türkiye’nin Su Altı Coğrafi Bilgi Sistemi olarak tanımlıyoruz” dedi.

    TÜRK KARASULARINDAKİ EN ESKİ BATIK BULUNDU

    Yılda 1,5 aylık bir çalışma yaptıklarını belirten Doç. Dr. Özdaş, bugüne kadar yaptıkları çalışmalarda çok çeşitli bulgulara rastladıklarını belirterek, “Özellikle 2012 yılından bu yana Osmanlı dönemini de içine alan ayrı bir çalışma programımız var. 2014 yılında yaptığımız çalışmalarda bulduğumuz en önemli batığı Marmaris Hisarönü Körfezinde çıktı. Hisarönü’nde karşımıza çıkan batık 4 bin yıllık bir batık. Bu da bizim karasularımızda bulduğumuz en eski batıklardan birisi olduğunu göstermekte. Çalışmamızdaki incelemelerde bu batığın Girit’te yaşayan Minos uygarlığına ait bir ticari gemi olduğunu gösteriyor. Gemi, Girit, Rodos, Bozburun üzerinden Hisarönü Körfezine olan seyahati sırasında fırtınada batmış gibi görünmekte. Batıkta bulunan malzemeler sadece Minos Uygarlığı yani Girit’teki Knossos Sarayı kazılarında çıkan malzemelerin dışında Anadolu’da Beycesultan dediğimiz arkeolojik başka alanlarda rastladığımız objelerle yakınlık göstermektedir. Bu da bizim için bugüne kadar yaptığımız araştırmalarda bulduğumuz en önemli batık olarak yorumlamaktayız” dedi.

    BİLİMSEL VERİLER KAYDA GEÇİRİLİYOR

    Su altında yaptıkları çalışmalarda elde edilen verilerin kayda geçirildiğini belirten Özdaş, “Biz denizde alan çalışması yaparak suyun altında olanları tespit edip, kayda geçiriyoruz. Kazı yapılmadığı sürece bulunan objeleri bulunduğu yerde bırakıyoruz. Genel kanı da su altında bulunan batıkların yerinde korunmasıdır. Bizim çalışmamızın temel hedefi bilimsel verilere ulaşıp bunu bir haritaya işlemek” dedi.

    SUALTINDA 20’NİN ÜZERİNDE LİMAN BULUNDU

    Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi ve EBAMER Müdür Yardımcısı Doç. Dr. A. Harun Özdaş, çalışmalarda 100’ün üzerinde batık ve potansiyel alan tespit ettiklerini açıkladı. Özdaş, çalışmalarda 20’nin üzerinde sualtında kalmış liman ve mimari kalıntı ile yaklaşık 25 adet gemi demirleme alanı ve Tunç Çağından Osmanlı Dönemine kadar geniş bir zaman dilimine yayılan 400’ün üzerinde çapa kayıt altına alındığını açıkladı. Türkiye’nin Sualtı Kültür Mirası ve eski çağlarda batmış gemilerine ait kalıntılar, Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki Coğrafi Bilgi Sistemi’ne GIS uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nilhan Kızıldağ tarafından aktarıldı. Çalışmalarda amphora, lahit, tabak, kiremit, tuğla, değirmentaşı, sütun ve sütun başlıkları taşıyan gemilere ait kalıntılar bulundu.

    SAVAŞ GEMİLERİ DE KAYIT ALTINA ALINIYOR

    Ticaret gemilerinin yanı sıra, savaş gemileri de kayıt altına alındığını açıklayan Özdaş, “Konusunda uzman 15 kişiden oluşan ekibimizde araştırma başkanlığı tarafımdan yürütülmekte olup, sualtı arkeologlarının yanı sıra deniz jeofizikçileri ve deniz biyologları bulunmaktadır. Bu çalışmanın diğer bir çıktısını güneybatı Akdeniz ve Ege kıyılarındaki deniz seviyesi değişimlerinin belirlenmesi oluşturmaktadır. DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü, sualtı arkeolojisini de içinde bulunduran ve Piri Reis Araştırma Gemisi ile çok disiplinli çalışmalar yürüten bir kurum olup, bu proje kapsamında oluşturulan Coğrafi Bilgi Sistemi ile Ülkemizde bu alanda en zengin veri bankasına sahiptir” dedi.

    Elde edilen sonuçların, bölge tarihine önemli veriler sunacak nitelikte olduğu dikkat çekilirken, Marmaris Müzesi Müdürlüğü ile birlikte yürütülen kazı çalışmalarında ele geçen buluntuların konservasyon çalışmaları Bodrum Müzesi’nde devam ettiği ve 2016 yılında da kazı çalışmalarının süreceği açıklandı.