Etiket: alternatifler

  • Karaca’dan yeni yıl hediyeleri için alternatifler

    Karaca, yaklaşan yılbaşı öncesi ev tekstili, elektronik aletler ve mutfak gereçlerinden oluşan hediye alternatiflerini sundu.

    Yeni yılın başlamasına kısa süre kala Karaca; anneye, babaya, sevgiliye, arkadaşa, eşlere yeni yıl konseptine özel, kendi web sitesinde ve mağazalarında birbirinden şık, güzel ve etkili yeni yıl hediye önerilerini hazırladığını duyurdu. Sofra, mutfak, küçük ev aletleri, ev tekstili ve aksesuar kategorilerinde zengin ürün gamına sahip şirket, sevdiklere armağan edebilecek çeşit çeşit sofra hediyesi Karaca’nın internet sitesinde yayınlandı.

    Karaca, yılbaşı ile ilgili seçtiği hediyeler için; “2019 yılına sevgi, keyif ve mutluluk ile girmek isteyenler bu güzel anları sevdikleri ile paylaşmanın verdiği mutluluğu hissetmek ister. Alacakları yılbaşı hediyeleri ile bu keyifli anları özelleştirir. Yılbaşı için en keyifli ve eğlenceli hediyelerle kutlayacak çok şey var. Sevdiklerini sevindirmek isteyenler için web sitemizde özel ürünler hazırladık” açıklamasında bulundu.

  • “Alimlerimiz, bilim insanlarımız, tüketicilerimiz helal alternatifler oluşturmalıdır”

    Batı kaynaklı dev şirketlerin Musevileri ve vejetaryenleri düşündüğü kadar Müslümanları düşünmediğini dile getiren GİMDES Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, bunun en önemli sebebinin, “Müslüman tüketicilerin sessiz kalması, Müslüman alimlerin yüz yıldır zaruret kavramına sığınması, Müslüman bilim adamlarının helal alternatifler oluşturmaması” olarak ifade etti.

    Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, 20’nci asırda helal ve tayyib ürün arayışları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

    “Daha çok ilaç satmak için hastalıklar icat ettiler”

    Dev ilaç firmalarının 30 yıl önce planladıkları projelerden bahseden Büyüközer, “Projelerini 2000’li yıllarda gerçekleştirme imkânı buldular. Bu projelerinin en büyük tüketici pazar kitlesi ise Müslüman tüketicilerdir. Müslüman doktor ve eczacılarımız başta olmak üzere bilim adamlarının konuya acilen sahip çıkmaları gerekmektedir. Ne yapmalı? Nasıl helal ilaç bulmalı? Müslümanlar olarak düşünmek zorundayız” dedi.

    “Yurtdışında yaşayanlar helal ürün konusunda daha bilinçliler”

    Helal ve tayyib ürün arayışları, Müslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkelerden ziyade, Müslümanların azınlıkta bulunduğu ülkelerde etkin bir şekilde başladığını dile getiren Büyüközer, “Yurtdışında yaşayan kardeşlerimiz helal ürün konusunda daha bilinçlidirler. Az maliyetle daha çok para kazanma hırsı, üretimde domuz ürünlerini yaygın bir şekilde kullanma, ölü hayvanların her şeyini üretimde değerlendirme, gıda katkı maddelerinin alabildiğince yaygınlaşması, hormonlar ve genetiği değiştirilmiş organizmalar bu yaşam tarzıyla birlikte insanların hayatlarında normal bir şekilde yer etmeye başladı. İnsanların yeme/içme tarzları değişti, eski gelenekler unutturuldu, fast food ve abur cubur yeme şekilleri yaygınlaştı. Doğal hayat tarzından uzaklaşma sonucunda yaygın ve yeni hastalıklar, insanlığı yok etmeye başladı. Gerek Müslümanlar gerek diğer din mensupları, bu kötü gidişata karşı arayışlarını hızlandırarak, çözüm yolları bulmaya çalışmaktadırlar” ifadelerine yer verdi.

    “Helal standartları ilk olarak ABD’de ilan edildi”

    Büyüközer, “Bu gayrimüslim ülkelerde yaşayan Müslümanlar, kendilerine ve çocuklarıa helal yiyecek ve içecek bulmak için büyük gayret sarf etmek zorunda kalmışlardır. Müslümanlar bu arayışlarını sürdürürken, Yahudilerin uygulamakta oldukları Kosher sistemi onların da dikkatini çekmiştir. ABD’de önceleri Müslümanlar, çoğu helal diyetine uygun olmadığı halde bilgi yetersizliğinden Kosher damgalı yiyecekleri tercih etmişlerdi. Çünkü yiyecek ve içeceklerle ilgili geniş ve ikna edici bilgilere sahip değillerdi. İslamî çalışmalar daha sonra meyvesini vermeye başlamış, 1963 yılında Müslümanlar ABD’de ilk olarak helal standartları tespit ve ilan ederek bu alanda çalışmalar yapmak üzere faaliyete geçmişlerdir” şeklinde konuştu.

    “Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde ilgi arttı”

    Son dönemde helal gıda sertifikası alabilmek için başvuru yapan Alman firmalarının sayısının hızla arttığına dikkat çeken Büyüközer, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde de durumun farklı olmadığını söyleyerek, “Avrupa’da hızla artan Müslüman nüfusu, helal gıda sektörünün de büyümesine vesile oldu. Araştırma merkezlerinin verilerine göre, hâlihazırda Avrupa genelinde yaşayan Müslüman nüfus 50 milyona yaklaştı. Müslümanların nüfus artış hızı dikkate alındığında, bu rakamın 2023’de 58 milyona ulaşacağı tahmin edilebilir. Bu durum yerli-yabancı çok sayıda firmanın helal gıda sektörüne girmesine sebep oluyor. Bununla birlikte diğer bütün sektörlerde olduğu gibi helal gıda sektöründe yaşanan hızlı büyüme de beraberinde çeşitli sorunları getiriyor” dedi.

    “Helal sertifikalı ürünler tüm insanlık için elzemdir”

    Ham madde ve katkı maddelerinin gayrimüslim güçlere bağımlı olarak yürütülmesinden yakınan Büyüközer, “Modernite ile adeta yaşantımıza farkında olmadan adapte edilen jelatin, MSG, sodyum nitrit, aspartam, sistein vs. gibi yüzlerce zararlı ve haram olma riski olan katkı maddeleri başta olmak üzere tehlikeler içeren gıda üretim sisteminin tek alternatifi helal ve tayyib olma özelliklerini barındıran helal sertifikalı ürünlerin tüm insanlık için, gerekli olduğuna inandığımız, tek çözümdür. Uzmanlar, genel kanaatin aksine helal ürünlerin sadece içecek ve gıda maddeleriyle sınırlı olmadığını, artık tüketicilerin daha da bilinçlenerek ikram sektörü, sağlık ve ilaç endüstrileri, kozmetik, finans ve bankacılık sektörlerinde de helal hizmet aradıklarını ifade ediyor” ifadelerine yer verdi.

    “İfrat ve tefritten kaçınmalıyız”

    Büyüközer son olarak, “Yiyip içtiklerimizden giydiklerimize kadar sahip olduğumuz her şeyde hassasiyet göstermek elimizdedir. Bu mühim mevzuda ifrat ve tefritten kaçınmalıyız. Her önümüze geleni satın almak kadar, her şeyden el etek çekmek de doğru değildir. Evet dikkatli olmak zorundayız. Zira haram yiyenin yaptığı duanın kabule şayan olmadığını bildiren naslar bulunuyor. Bu açıdan temkinli davranmak bir mümin tavrıdır. Etiket okumak, et ve tavuk ürünlerini her yerden satın almamak, işlenmiş ürünlerin katkı maddeleriyle ilgili dikkatli olmak, hijyen malzemelerinde alkol kullanılmadığından emin olmak ve en önemlisi helal bir yoldan kazanç sağlamak gözümüzde büyüteceğimiz şeyler değildir” şeklinde konuştu.

  • Kusursuz göğüsler için kadınlara alternatifler

    Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. C. Özerk Demiralp, meme büyütme ve küçültme ameliyatları konusunda merak edilenleri anlattı.

    HLC Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Merkezi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. C. Özerk Demiralp, meme büyütme ameliyatının plastik cerrahide en sık yapılan ameliyatlardan olduğunu belirterek, “Bu operasyon için en uygun adaylar, bedenine göre göğüsleri küçük olan ya da çok az göğüse sahip olan kadınlardır. Operasyonda silikon protezler kullanılmaktadır. Ameliyat öncesi hastanın isteğine göre uygun protez, plastik cerrah ile birlikte belirlenir. Protezin büyüklüğü, hastanın vücut anatomisi, cildin esnekliği gibi faktörlere göre planlanmaktadır. Protez, meme dokusunun altına, fasya veya kas altına ya da ’dual-plan’ adı verilen teknik ile birleştirilerek yapılabilmektedir. Kesi yeri meme başında ya da meme altında olabilir. Memeye istenilen şekli verecek bu protezler, FDA tarafından onaylanmış olduğundan vücuda herhangi bir zararı yoktur. Küçük memeli ve sarkıklığı fazla olan kadınlarda bu ameliyata ilaveten meme dikleştirme operasyonunun da planlanması şarttır” dedi.

    Ameliyat öncesi ve sonrası yapılması gerekenler

    Ameliyat öncesi ve sonrasında yapılması gereken hakkında bilgi veren Dr. Demiralp, “Doktorunuzla yapacağınız görüşmede ameliyatı neden istediğinizi ve beklentilerinizi net olarak ifade etmeniz ve detaylandırmanız gerekmektedir. Ayrıca aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar ameliyattan önce mutlaka kesilmelidir. Eğer ailede meme kanseri olan varsa bunu doktorunuzla paylaşınız ve daha önce çektirdiğiniz mamografi ya da ultrasonunuz varsa yanınızda getirmeyi unutmayınız. Sigara içiyorsanız ameliyattan üç hafta önce bırakınız. Ameliyat yaklaşık olarak 1,5-2 saat sürer. Ameliyattan sonra hastanede kalmanıza gerek yoktur. Ağrılar, ilaçlarla rahatlıkla kontrol altına alınabilir. Bir hafta antibiyotik kullanılması gerekir. Erken dönemde meme, ödemin etkisiyle son halinden daha büyüktür. Dikişler ise kendiliğinden yok olacağından alınmasına gerek kalmayacaktır. 3 gün sonra kontrole gelen hastaya cerrahı önerilerde bulunulurr. Araç kullanımı 1 hafta, kol hareketini artıran sporlar 2 ay süre ile ertelenmelidir. Meme şekli 1-2 ay sonra ödemin de geçmesiyle son şeklini alır. Kontrollerin 1., 3., 6. ayda ve bir yıl sonrasında yapılması gerekir” diye konuştu.

    Meme büyütme operasyonlarından sonra büyük bir komplikasyonla karşılaşılmadığını ifade eden Dr. Demiralp, “Fakat kanama, enfeksiyon, izin fazla kalması gibi bütün ameliyatlarda karşılaşılabilecek problemler ortaya çıkabilir. Bu ameliyata yönelik en sık karşılaşılan komplikasyon, meme protezi etrafında kapsül oluşmasıdır. Her hastada protez etrafında bir zar oluşur. Zarın şiddeti, hastanın yara iyileşme potansiyeline ve enfeksiyon varlığına göre değişebilir. Bunun ortadan kaldırılması için basit müdahaleler yapılır, eğer ilerlemişse ikincil bir operasyon düşünülebilir. Meme başı duyusunun azalması veya kaybolması ise başka bir komplikasyondur. Bu his kaybı geri dönüşümlü olabilir. Sonuçta meme büyütme ameliyatı ömür boyu iri ve estetik açıdan güzel göğüslere sahip olmanızı sağlayacaktır” dedi.

    Meme küçültme ameliyatı

    Meme küçültme ameliyatlarına da değinen Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. C. Özerk Demiralp, “3-4 saat süren meme küçültme ameliyatı, steril hastane koşullarında genel anestezi altında yapılır. Meme, ameliyattan önce yapılmış olan işaretlemelere göre küçültülür ve doğal bir şekil verilir. Meme kenarlarında önceden tespit edilmiş fazla dokular var ise bunlar laser liposuction yöntemi ile düzeltilir. Uygulanacak yönteme göre kalacak iz değişiklik gösterecektir. Bu iz genellikle meme başının çevresinde ve buradan aşağıya doğru uzanan 4-5 cm’lik ve meme katlantı çizgisine uyacak ters-t şeklindedir. Bunlar erken dönemde belirgin olup, geç dönemde hastanın yara iyileşmesine göre fark edilmeyecek düzeyde azalmaktadır. Operasyonun sonunda içerideki kirli kanın pasif olarak dışarıya çıkmasını sağlayacak birer adet dren konur. Drenler, genelde ikinci günde çıkarılır. Hasta, ameliyattan sonra bir gün hastanede yatırılır, sonraki gün rahat bir şekilde taburcu olur. Enfeksiyon ihtimalini azaltmak için operasyondan sonra 4-5 gün antibiyotik kullanılması önerilir. Ağrılar, ilaç ile giderilir ve bir hafta içinde tamamen ortadan kalkar. Meme kası kola bağlandığı için kol hareketlerinin yaklaşık 2-3 hafta süreyle kısıtlanması gerekmektedir. Yürüyüş, koşu gibi zorlayıcı olmayan aktiviteler bu süreden sonra yapılabilir. İkinci aydan sonra tüm sporlar rahatlıkla yapılabilir. Ameliyat sonrası kontroller 3. gün, 1., 3., 6. ay ve 1. yılda yapılır” şeklinde konuştu.

    Meme dikleştirme ameliyatı kimlere yapılır?

    Doğum, emzirme, kilo alıp verme gibi nedenlerle sarkmış olan memelerin de ameliyatla dikleştirildiğini belirten Dr. Demiralp, “Meme sarkıklığı, meme başının meme altı çizgisinin konumuna göre dört bölümde incelenebilir. Meme başı, meme altı çizgisinin hizasında ya da 1 cm kadar altında ise hafif; meme altı çizgisinden 1-3 cm kadar aşağıda ise orta, 3 cm’den daha altta yerleşmişse ağır pitoz (sarkıklık) durumu vardır. Yalancı pitozda ise meme başı, meme altı çizgisinin üzerinde yerleşmiş ancak meme altı dokuda sarkıklık oluşmuştur” dedi.

    Bu ameliyatın memelerinde sarkıklık oluşmuş bütün kadınlara yapılabileceğini söyleyen Dr. Demiralp, “Sarkıklığı olan ama yakın zamanda hamilelik düşünen kişilerde ameliyatı emzirmenin sonuna bırakmak, meme şeklinde değişmeler olacağı için daha doğru sonuç verecektir. Sarkıklığın düzeltilmesine ek olarak memede dolgunluk da isteyen kadınlara meme implantı (silikon) ile büyütme işlemi de yapılır” ifadelerini kullandı.

    Meme dikleştirme ameliyatı sonrası nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Dr. Demiralp, “Ameliyat genel anestezi altında yapılır ve uygulanacak işleme göre yarım saatten 3.5 saate kadar sürebilir. Ameliyattan sonra birinci gün ağrı kesiciler ile giderilebilecek düzeyde bir ağrı mevcut olup, ikinci günden sonra ağrı yavaş yavaş kaybolur. Silikon implant kullanıldıysa kol hareketlerinin yaklaşık 1 hafta süreyle engellenmesi gerekir. Ağır egzersizler 3 ay boyunca yasaklanır. Yüzme gibi kolun kullanıldığı sporlar 2 ay ertelenir. Hastalara ameliyattan sonra yaklaşık 4 hafta kullanacağı sporcu sütyeni önerilir. İleri boyutta meme sarkıklığı oluşmuş ve buna uygun ameliyat yapılmış ise her ne kadar meme dokuları korunmaya çalışsa da yüzde 8-10 arasında süt verememe ihtimali mevcuttur” diye konuştu.

    “Meme dikleştirme ameliyatının sonuçları uzun ömürlüdür” diyen Demiralp, “Ameliyattan sonra hamile kalınırsa meme şeklinde değişim olması kaçınılmazdır. Bu gibi durumlarda emzirme bitişinden itibaren küçük dokunuşlarla eski şekli elde edilir. Yıllar geçtikçe yer çekiminin etkisiyle meme dokusunda mutlaka sarkma görülecektir. Meme dikleştirme ameliyatı plastik cerrahinin en çok talep edilen, sonuçları en tatminkâr ameliyatlarındandır. Ameliyattan önce 40 yaş altında meme ultrasonu, 40 yaş üstünde mamografi ile meme dokusunun değerlendirilmesi çok önemlidir. Ameliyat sonrası kişi sosyal ve psikolojik olarak kendiyle ve çevresiyle daha uyumlu olacaktır” dedi.

    Meme başı problemlerinin ise farklı şekilde olabildiğini kaydeden Op. Dr. C. Özerk Demiralp, “Meme başı estetikleri, meme başı veya meme ucunun hiç gelişmediği ya da meme içine doğru çökük olduğu durumlarda yapılır. En sık görülen problem ’inversiyon’ denilen, meme başının içeriye dönük çökük olmasıdır. Meme başı çökmesi genellikle genetik bir sorun olmakla beraber meme gelişiminin geri kaldığı durumlar da bunu tetikler. Diğer meme başı problemlerinden biri meme başının etrafındaki koyu renkli kısmın normalden geniş veya iki meme arasında asimetri yaratmasıdır. Bu durum geniş olan tarafın küçültülmesi ile kolaylıkla düzeltilebilir. Ayrıca meme başı genetik olarak veya meme kanseri sonucu olmayabilir. Bu gibi durumlarda etraf dokulardan meme başı yapılmaktadır” dedi.

  • (Özel Haber) ERÜ’lü öğretim üyesi soğuk siyah çaya sağlıklı alternatifler üretti

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Çam, siyah soğuk çaya alternatif olarak sağlıklı ve tedavi edici özelliği olan naneli, adaçaylı ve ıhlamurlu soğuk çay üretti.

    ‘Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Kullanarak Soğuk Çay Üretimi’ çalışması kapsamında nane, adaçayı ve ıhlamur içerikli sağlıklı soğuk çaylar ürettiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çam, tıbbi ve aromatik bitkilerin içerdiği fenolik bileşikler ve esans yağlardan ileri gelen fonksiyonel özelliklerini kolay tüketilebilecek bir hale getirmek ve piyasada satılan soğuk siyah çaya daha sağlıklı bir alternatif ortaya çıkarmak için böyle bir çalışmaya başladıklarını söyledi. Doç. Dr. Mustafa Çam, “Çayların içinde halk arasında bilinen nane türü olan ve Latince karşılığı ‘spearmint’ olarak bilinen nane ile ülkemizde çok yaygın olmayan ve tıbbi nane dediğimiz mentol içeren ‘peppermint’ nane bitkisini kullandık. Ayrıca ülkemizde yetiştiriciliği fazla olan adaçayı ve tedavi edici ve rahatlatıcı özelliği ile bilinen ıhlamur ile de ayrı üretimler yaptık” dedi.

    TÜBİTAK ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca desteklendi

    Naneli soğuk çay üretiminin TÜBİTAK tarafından desteklenen ve bu yıl sona eren bir proje ile, adaçaylı ve ıhlamurlu soğuk çay üretiminin de geçen yıl tamamlanan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Tekno Girişim desteği ile üretildiğini kaydeden Doç. Dr. Çam, çayların sağlığa dair yararları ile ilgili şunları söyledi:

    “Nanedeki mentolün uyarıcı, rahatlatıcı, taze fikirler verici özellikleri var. Siyah çayda bulunan aşırı kafein bazı insanlarda bazı rahatsızlıklara yol açabiliyor; kafein hassasiyetine, uykusuzluğa neden olabilir. Dolayısıyla nanedeki mentol buna bir alternatif olabilir. Ihlamurun rahatlatma özelliğini zaten biliyoruz. Yani hem keyif alacağız, hem sağlıklı bir alternatifi tüketmiş olacağız hem de piyasaya yeni bir ürün sunmuş olacağız.”

    “Çalışmalarımızın raflarda yer alması için yatırımcı bekliyoruz”

    Yaptıkları çalışmanın raflarda kalmamasını arzu ettiklerini ve ürünlerin piyasaya sürülmesi için yatırımcı beklentisinde olduklarını vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Çam, “Akademik camia ile sanayi arasında bir kopukluğun olduğu bir gerçek. Yaptığımız çalışmalar çoğunlukla raflarda kalıyor. Elbetteki beklentimiz bu ürünlerin ticari formlara dönüşmesi ve raflarda yer alması” ifadelerini kullandı.