Etiket: Alınmazsa

  • Dr. Güngör: “Tedavi altına alınmazsa ölüme kadar götürüyor”

    Dr. Güngör: “Tedavi altına alınmazsa ölüme kadar götürüyor”

    Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Dündar Güngör, vücudun tüm organlarını etkileyen ve ciddi zararlara neden olan hipertansiyon rahatsızlığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Güngör, “Hipertansiyon tedavi altına alınmazsa ölüme kadar götürebilir” dedi.

    Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Dahiliye (İç hastalıkları) Uzmanı Dr. Dündar Güngör, damarlar, kalp, gözler ve beyinde ciddi zararlara yol açabilen hipertansiyon rahatsızlığı ile ilgili konuştu. Rahatsızlığın tedavi altına alınmadığı taktirde çok kötü sonuçlara yol açabileceğini dile getiren Güngör, “Kalpte büyüme, inme, görme bozukluğu, beyin kanaması, kalp krizi, böbrek fonksiyonlarında bozukluklar meydana gelir, hatta hastayı ölüme kadar götürebilir” diye konuştu.

    Tansiyon değerlerinin birinin ya da ikisinin 140/90 mmHg ve ya üstünde ölçülen ya da sürekli yüksek olan kişilerin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Güngör, hipertansiyon belirtisi taşıyan kişilerin mutlaka bir hekime başvurmaları gerektiği söyledi.

    Hareketsiz yaşam hipertansiyon getiriyor

    Hipertansiyonun en büyük nedeninin hareketsiz yaşam olduğunu dile getiren Dr. Güngör, “Stres, kilo artışı, aşırı tuz tüketimi, sigara ve alkol tüketimi, diyabet, böbrek ve kalp yetmezliği hastalıkları, kullanılan ilaçlar, fast-food ağırlıklı beslenme ve genetik faktörler hipertansiyonu tetikleyebilir” ifadelerini kullandı.

    Belirtileri nelerdir?

    Hipertansiyonun en önemli belirtisinin baş ağrısı olduğunu söyleyen Güngör, “Çarpıntı, nefes darlığı, vertigo, halsizlik, yorgunluk, kulakta çınlama, göğüs ağrısı, kalpte ritim bozukluğu, aralıklı burun kanaması ve sinirlilik hali de hipertansiyonun belirtileridir” şeklinde konuştu.

    “Hastalar egzersiz yapmalı”

    Hipertansiyon tedavilerinin, rahatsızlığın nedenine bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini dile getiren Uzm. Dr. Güngör, “Böbrek damarlarının darlığına bağlı oluşmuşsa cerrahi operasyon ile tedavi edilebilir. İdiopatik hipertansiyon denen ve hipertansiyonluların %98’den fazlasını kapsayan gruptaki hastalar ise yaşam tarzı değişikliği ve sürekli ilaç tedavisi almalıdır. Hipertansiyon hastaları, kesinlikle egzersiz yapmalı, tuzsuz beslenmeli, stresten uzak durmalı, sigara ve alkol kullanmamalı, kilo vermeli, yağlı ve karbonhidratlı gıdalar tüketmemeli, aşırı kafein tüketiminden de kaçınmalıdır. Hipertansiyon mutlaka kontrol altına alınmalı ve tedavi edilmelidir” dedi.

  • 1,5 yaşındaki kız , 90 bin Euro’luk ilacı alınmazsa ölecek

    Bursa’nın İnegöl ilçesinde yaşayan 1,5 yaşındaki SMA hastası Hala’nın 4 yıl boyunca, yılda 5 kez özel bir ilaç alması gerekiyor. Ankara’da bir tıp merkezinden temin edilebilen ilacın tek dozu ise 90 bin Euro. Gözü yaşlı baba Yaser el Kadı, bu ilacın alınmaması durumunda küçük kızını göz göre göre kaybedeceğini belirterek, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Recep Baba ne olur yardım edin” dedi

    Yaser el Kadı, yaklaşık 2 yıl önce Suriye’den İnegöl’e geldi. Ailesiyle birlikte babasının yanında kalan Kadı’nın biri 10, diğeri 4 ve son olarak 1,5 yaşında 3 kız çocuğu bulunuyor. İnegöl’de dünyaya gelen 1,5 yaşındaki Hala Al Kadı’nın hastalığı 6 aylıkken fark edildi. Doğduktan 6 ay sonra hareket etmeyen minik çocuk Bursa’ya götürüldüğünde Spinal Musküler Atrofi (SMA) hastası olduğu ortaya çıktı. Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 40 gündür yoğun bakım ünitesinde tedavi altında olan Hala Al Kadı’nın tedavisi için gereken iğne Ankara’da buluyor. Ancak yabancı olduğu için fiyatı 90 Bin Euro olduğu belirtiliyor

    Baba Yaser El Kadı, “Doktor çocuğumun hastalığının Spinal Musküler Atrofi (SMA) olduğunu söyledi. Bir iğnesi 90 bin Euro. Benim param yok. Şimdi çocuğum yoğun bakımda. Boğazından ve karın boşluğundan ameliyat oldu. Beslemesini karın boşluğundan yapıyor. Alacağımız iğneler Ankara’da var ama çok pahalı olduğu için alamıyoruz. Bunları kullanmasa kızım ölecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bana yardım etmesini istiyorum” diye konuştu.

    Semer El Kadı (10) ve Lin El Kadı (4) isimli iki kız çocuğunun daha olduğunu belirten baba Yaser El Kadı, “Onların durumu iyi. Fakat Türkiye’de doğan minik Hala’m çok hasta. Hastane çocuğu artık çıkartıp eve götürmemizi istiyor. Götürmemiz için ona makine lazım. Onunda fiyatı 50 bin TL. Hastaneden çıkardığımız takdirde ölecek. Ne olur bize yardım edin” dedi.

  • Yeşilboğaz: “Islah edici önlemler alınmazsa cezalar yeterli olmaz”

    Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, çocuk istismarı konusunda ıslah edici önlemler alınmazsa cezaların asla yeterli olmayacağını belirterek, “Yapılan eylemlerin basit bir suç olarak algılanması en büyük hatayı getirir. Bu konuyu geniş çaplı ele almak gerekiyor” dedi.

    Yeşilboğaz, katıldığı radyo programında, çocuk hakları ile çocuk istismarı konularında velilere ve çocuklara tavsiyelerde bulunarak, Mersin Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Mersin Barosu’nun, halkın yaşadığı sorunları en iyi bilen, en büyük örgüt olduğunu belirten Yeşilboğaz, “Toplum için yararlı olabilecek her türlü politikayı yapmaya hazırız. Amacımız, toplumu muasır medeniyet seviyesine çıkarmaktır. İnsanlara yaşama tutunabilmeleri için bir umut verirseniz, kanuna aykırı eylemler azalır. Ayrıca, ıslah edici önlemler alınmazsa, cezalar yeterli olmaz. Biz elimizi taşın altına koyduk. Sadece elimizi tutsunlar. Çok önem verdiğimiz Kadın Hakları, Çocuk Hakları, İnsan Hakları ve Hayvan Hakları Merkezlerimiz topluma dönük yüzümüzdür ve bunları çok daha aktif hale gelecektir. Ekim ayından itibaren bu projelerimizin hepsi uygulamaya girecek. Mersin ve Türkiye bizi görecek” diye konuştu.

    “Sadece çocukları değil, velileri de eğitiyoruz”

    Çocuk Hakları Merkezinin, çok önemli bir yer teşkil ettiğini kaydeden Yeşilboğaz, “Avukatlarımız çocuklara ve velilere çocuk hakları ile çocuk istismarı konularından önemli bilinçlendirme çalışmaları yaptı. Birçok kamu kuruluşları ile protokol imzalayarak el birliği ile farkındalık çalışmaları yapmaya başladık. Mersin Barosu Çocuk Hakları Merkezimiz tarafından hayata geçirilen proje kapsamında ilk olarak, ’Düşlerime Dokunma’ ve daha sonra da ‘Sihirli Küre’ adlı tiyatro oyunları avukatlarımız tarafından sahnelenerek, çocuklarımıza haklarını ve cinsel istismardan korunma yollarını en iyi şekilde eğlenceli bir dille öğrenmeleri sağlanmıştır. Çocuklara farkındalık oluşturacak cümleleri kurduğunuz zaman çocuk sorgulamaya başlıyor. Bu ciddi anlamda olumlu bir dönüşümdür. Sadece çocukları değil, velileri de eğitmiş oluyoruz” ifadelerini kullandı.

    Çocuklara yönelik tacizler ve ölümler ile ilgili haberlerin Türkiye gündeminin en üst sırasında yer aldığını ifade eden Yeşilboğaz, “Islah edici önlemler alınmazsa cezalar asla yeterli olmaz. Yapılan eylemlerin basit bir suç olarak algılanması en büyük hatayı getirir. Bu konuyu geniş çaplı ele almak gerekiyor. Sadece hukuki boyutu ile ele alırsak, asla bir sonuca varamayız. Siyasal, ekonomik ve toplumsal ve sosyal yönü vardır. Tüm

    uzmanlar tarafında incelenmesi gerekiyor. Biz çocukların eğitimine bu nedenle çok önem veriyoruz. Eğitim çocuktan başlar ve temeli eğitmek zorundayız” şeklinde konuştu.

    “Veliller çocuğuyla güven ilişkisi kurmak zorunda”

    Çocukların istismardan korunması konusunda velilere tavsiyelerde bulunan Yeşilboğaz, “Veliler çocuklarını, çocuk olarak görmemeli, birey olarak görmelidir. Çocuklarına ne gibi hak ve yükümlülüklerinin olduğunu öğretmeleri gerekiyor. Okullarda eğitim veriliyor ama eğitim temelde ailede başlar. Çocuğa ilk eğitimi aile vermek zorunda. Cinsel eğitimi de vermek zorunda. Başkasının kendi vücuduna dokunmamasını, yabancı kişilerle görüşmemesini de öğretmeli. Çocuk bir birey olarak ne yapması gerektiğini anlaması gerekiyor. Veliler çocuklarıyla iletişimi iyi kurarsa, yaşadığı en kötü bir olayı anında anlatır. Veliler çocuğuyla güven ilişkisini kurmak zorunda. Klasik bir anne baba modundan çıkıp, eğitmen ve arkadaş modeli olmak zorundalar. Bu ilişkiyi kurduğunuz zaman çocuk her zaman size açık olur” diye konuştu.

    Çocuklara da tavsiyelerde bulunan Yeşilboğaz, yaşadıkları tüm olumsuzlukları aileleriyle paylaşmaları gerektiğini söyleyerek, şöyle devam etti; “Çocuklarımız, kendi bedenlerinin kendilerine ait olduğunu bilmeleri, kendi haklarının farkında olmaları gerekiyor. Kendilerinin hakları olduğu kadar, başkasının da hakkının olduğunun bilincine varması gerekiyor. Anne ve baba çocuğuna karşı ortak bir dil bulmalıdır. Çocukla velisi arasında güven duygusu gelişmemiş ise çocuklar yaşamış oldukları sorunları mutlaka okullarındaki rehberlik öğretmenleri ile paylaşmalıdır. Baromuzun çocuk hakları merkezine gelebilirler, veliler her zaman müracaatta bulunabilirler.”

  • Bonzainin Önü Alınmazsa Önümüzdeki Yıllarda Toplu Ölümler Olabilir

    Bursa’da uyuşturucu kullanma yaşının 11’e kadar düşmesi üzerine MHP Bursa Kadın Kolları uyuşturucuyu bitirecek bir proje başlattı.

    Bursa’nın uyuşturucunun en yaygın olduğu mahalleleri tespit eden MHP Bursa Kadın Kolları üyeleri, bu semtlerdeki kadınlara uzmanlar tarafından seminerler verilmesini sağlıyor. 2007 yılında madde bağımlılığı merkezlerinde tedavi görenlerin sayısı 38 bin iken, bu sayının 2013 yılında 7 kat artarak 258 bin 441’e yükseldiğini ifade eden MHP Bursa Kadın Kolları Başkanı Semra Doğan, uyuşturucu madde kullanımı ile ilgili tedavi merkezlerine müracaat eden hasta sayısında yüzde 700, madde bağlantılı ölüm sayılarında ise yüzde 220 arttığını söyledi. Doğan, “2013 yılında yatarak tedavi gören hastaların maddeyi ilk kullanım yaşı incelendiğinde yüzde 70’e yakının 15-24 yaş aralığında gençlerden olduğu görülmektedir” dedi.

    Ürkütücü tablonun ise AMATEM yetkilerinden geldiğini söyleyen Doğan, “Yetkililere göre bu durum ciddi tedbirler alınmadığı takdirde önümüzdeki 5-10 yıl içinde toplu ölümlere dahi yol açabilecek boyuttadır. Bu tespit bile durumun vahametini ortaya koymaya yetiyor. Türkiye’de maddeye başlama yaşı 11’e kadar düşmüştür” şeklendi konuştu.

    Çocuğu uyuşturucu maddeye başlayan ve şu an tedavi sürecinde olan D.Ö, “Ben de bağımlı çocuk annesiyim. Oğlum ş uan 18 yaşında, iyileşmeye çalışıyor. Oğlum madde kullanmaya 13 yaşında başladı. Ben kullandığını bali kokusu alarak fark ettim. Fark ettiğim gibi hastaneye götürdüm. Bu süreç benim için çok yıkıcıydı. Dünyam karardı diyebilirim, çok acı çektim. Çocuğum baliden sonra bonzai ile tanıştı. O süreçte de inanılmaz derecede sıkıntılar yaşadık. Çocuğum şu an iyileşmeye çalışıyor” dedi.

  • Bu Deniz Canlıları Önlem Alınmazsa Yok Olacak

    Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) Yönetim Kurulu Başkanı Nesimi Ozan Veryeri, aralarında ada martısı, kum köpekbalığı, şişe burun yunus, orfoz ve yumuşakçaların bulunduğu deniz canlılarının neslinin, çevresel faktörler nedeniyle tükenme tehlikesi yaşadığını belitti.

    İzmir’de SAD Koordinasyonu’nda düzenlenen “ÇED ve Bilirkişi Raporlarında Tespit Edilen Sorunlar, Nedenleri ve Çözüm Önerileri” paneli, çok sayıda akademisyen, bağımsız uzman, mühendis ve bürokratları bir araya getirdi. “Canlıları tek tek korumak hiçbir anlam ifade etmiyor. Kıyılardaki yatırım kararlarına yön veren ÇED raporlarında niteliksiz olanların önüne geçilerek, el değmemiş kıyılar korunmazsa çok sayıda canlı yok olacak” diyen SAD Yönetim Kurulu Başkanı Nesimi Ozan Veryeri, aralarında ada martısı, kum köpekbalığı, şişe burun yunus, orfoz ve yumuşakçaların bulunduğu deniz canlılarının neslinin, çevresel faktörler nedeniyle tükenme tehlikesi yaşadığını söyledi.

    “BÜYÜK UĞRAŞ VERİYORUZ”

    Düzenlenen panelin odak noktasında hedef alınmış kişi ve kurumlar olmadığını vurgulayan Nesimi Ozan Veryeri, önemli olanın Akdeniz ve ülke ölçeğinde son derece değerli kıyı ve denizlerin akılcı kullanımında bilim ve mevzuat birikiminin samimi ve adil şekilde değerlendirilmesi olduğunu kaydetti. Ülkemizde kıyı ve deniz alanları yönetimi konusunun, enerji, sanayi, turizm ve gıda endüstrisi geliştikçe daha da önem kazandığını bildiren Veryeri, şunları söyledi:

    “Geçmişi 30 milyon yıl ve daha öncesi zamanlara dayanan biyolojik çeşitlilik ve yaşam alanlarının korunması çok önemli. Deniz ve kıyı memeli canlıları, balıklar, deniz bitkileri ve kuşlar ülkemizdeki muhteşem kıyılara bağımlılar. Ancak ülkemizdeki endişe verici kıyı tahribatı yaşam alanlarının hızla yok olmasına neden oluyor. Canlılar ya alanı terk ediyor ya da doğal davranışları dışında davranarak liman ve benzeri yapay alanlara sığınıyor. Biz SAD olarak ‘Türkiye Kıyılarında Önemli Doğa Alanlarının Korunması ve Savunulması’ hareketi olarak bilinen ve kısa adı ‘ÖDA SAVUN’ olan projemizle resmi kurumlarla irtibat içerisinde kalarak, kıyı tahribatını ve suistimalini engellemek için büyük uğraş veriyoruz.”

    “BU SENARYONUN KAZANANI OLMAZ”

    Veryeri, panelin amacının da yatırım kararlarında mekan belirleme hassasiyetinin önemine dikkati çekmek olduğunu kaydederek şöyle devam etti:

    “ÇED süreçleri bir taahhüt niteliğinde değil, yatırımcıyı kamuyla karşı karşıya getirmeyecek şekilde kamu yüksek çıkarlarını gerçekçi bir şekilde koruyan bilime bağlı raporlar olmalıdır. Yanlış ÇED süreçlerinin en büyük mağduru yatırımcının kendisi. Yanlış yere yapılan yatırımlar yatırımcının kamu nezdinde prestij ve saygı kaybına neden oluyor. Yatırımın gerekliliğini ifade eden yüksek kamu çıkarı birçok açıdan elde edilemiyor. Bu senaryonun kazananı olamaz. Bu panel çalışmasında birbirimizin gözlerinin içine bakarak ne kadar samimi olduğumuzu tartışacağız. Nihayetinde bu süreçleri tasarlayan ve yürüten resmi kurumlar, yatırımcılar ve uzmanların bağlı olması gereken standartları ve yeni mevzuat önerilerini masaya yatıracağız. ÇED süreçlerinde yaratılan kaotik karmaşanın yükünü mahkemelerin omzuna yüklemek haksızlık. Biz yatırımların karşısında değiliz, kalkınmaya da korumaya da varız. Birbirimizi anlayarak ortak noktada bu sorunu çözeceğimize olan inancımız tam.”