Etiket: Algınlığı

  • İç Hastalıkları Kongresi’nde “Grip soğuk algınlığı değildir, şakaya gelmez” mesajı

    20. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’nde konuşan Prof. Dr. Serhat Ünal, gribin şakaya gelmeyeceğini belirterek, “Ülkede anlamadığım şeyler oluyor. Fol yok, yumurta yok ‘grip aşısı zararlıdır’ diyorlar. Bazı isimleri belli doktor arkadaşlarımız çıkıp ‘aşıya ne gerek var?’ diyor. ‘Şunu karıştırın için’ gibi bilimsel bazı olmayan şeyler söylüyor. Tıbbın yolu bellidir” dedi. Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler ise karbonmonoksit zehirlenmelerinde elektrik düğmelerinden uzak durulması gerektiğini belirterek, o anda camların açılması gerektiğini söyledi.

    20. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, Belek’te bir otelde yapıldı. Kongreye konuşmacı olarak Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Genel Sekreteri ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD. Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD. Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kiraz, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastanesi ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, Başkent Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Özer, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Tükek, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Özil katıldı. Kongrede ‘Karbonmonoksit zehirlenmeleri’, ‘Grip’, ‘Uzun süreli eklem ağrıları artrit habercisi’, ‘Bel ağrıları’, ‘Gebelik ve romatizmal hastalıklar’, ‘Diyabet tedavisi ve sorunlar’, ‘Akut pankreatit’ ve ‘Hipertansiyon alanında gelişmeler’ konu başlıkları ele alındı.

    Karbonmonoksitin renksiz, tatsız, kokusuz, yanıcı zehirli bir gaz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kerim Güler, “Vücuda solunum yolu ile girer ve doğrudan kana geçerek oksijen alımını engeller, zehirlenme ve ölüme neden olur. Karbonmonoksit zehirlenmeleri sıklıkla kapalı ortamlarda açık ocaklar, bacası çekmeyen soba, şofben, bacasız gaz sobalarında yakıtın iyi yanmaması nedeniyle meydana gelir” dedi.

    “Halkın bilinçlenmesi zehirlenmeleri azaltacaktır”

    Karbonmonoksit zehirlenmelerinin kısa süre içerisinde tıbbi müdahale yapılmazsa ölümle sonuçlandığını belirten Güler, bir karbon ve bir oksijen atomundan oluşan, zehirli bir gaz olan karbonmonoksitin (CO) doğalgaz, tüp gazı, gaz yağı, benzin, kömür ve odun gibi yakıtların yanması ya da tam olarak yanmaması sonucu oluştuğunu kaydetti. Gazın kendisinin havadan hafif, kokusuz, tatsız, renksiz olması ve tahriş edici olmaması nedeniyle fark edilmediğinden “sessiz katil veya sinsi düşman” denildiğini dile getiren Güler, şöyle konuştu:

    “Yapısında karbon içeren yakıtların havalandırması az olan yerlerde yanmasıyla, maden ocaklarında, garaj veya benzeri yerlerde egzoz dumanına bağlı olarak, tüp gaz ve şofben kullanılan yerlerde, lodos rüzgarları zamanında sobadan çıkan dumanlarla, yangınlarda diğer toksik gazlarla birlikte karbonmonoksit zehirlenmesi çok sık görülür. İlkyardım yapacak kişinin öncelikle kendisini de karbonmonoksit dumanından koruması gerekir. Camlar açılmalı ya da kırılmalı, elektrik düğmelerinden kesinlikle uzak durulmalı ve zehirlenen kişi o ortamdan hızla uzaklaştırılarak açık havaya çıkarılmalıdır. Açık havaya çıkıldığında ya da tehlikeden uzaklaşıldığında, ağız ve burun temizlenmeli, zehirlenen kişinin nefes alıp vermesi durmuşsa, suni solunuma başlanmalıdır. Halkın bilinçlenmesi zehirlenmeleri azaltacaktır.”

    “Tıbbın yolu bellidir”

    Prof. Dr. Serhat Ünal ise grip hastalığıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Gribin ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olduğunu kaydeden Ünal, gribin şakaya gelmeyeceğini söyledi. Sağlıklı yaşam kurallarına uymamız gerektiğine dikkat çeken Ünal, “Sigara, alkol, hareketsiz yaşamdan uzak durun. Sık sık ellerinizi yıkayın. Uykunuzu düzenli alın. Ama bunlar yetmiyor. Daha etkin yöntem grip aşısı. Ülkede anlamadığım şeyler oluyor. Fol yok, yumurta yok ‘grip aşısı zararlıdır’ diyorlar. Bazı isimleri belli doktor arkadaşlarımız çıkıp ‘aşıya ne gerek var?’ diyor. ‘Şunu karıştırın için’ gibi bilimsel bazı olmayan şeyler söylüyor. Tıbbın yolu bellidir” şeklinde konuştu.

    “İnfluenza aşısının koruyuculuğunu tartışıyorlar ama dünya artık tartışmıyor”

    Korunma kısmında mutlaka İnfluenza aşısının yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünal sözlerine şöyle devam etti:

    “Zaman zaman televizyonda görüyoruz, influenza aşısının koruyuculuğunu tartışıyorlar ama dünya artık tartışmıyor. ‘İnfluenza aşısının etkinliği düşüktür’ dedikleri, birincil koruma etkinliği zaman zaman suşların uygunsuzluğundan dolayı yüzde 30-40’lara düşük zamanlar olsa bile, o yıllarda ikincil koruma yani aşı yapılmış-yapılmamış kişiler arasında her türlü hastalıktan ölüm, her türlü hastalıktan hastaneye yatış farkına bakıldığında; hastaneye yatışlarda yüzde 50-60, mortaliteden yüzde 80’e kadar çıkan bir fark var. Bu yüzden belli indikasyonlarda; -belli indiksiyonlarda derken, ABD bu indikasyonları da kaldırdı- 6 aydan büyük herkesi aşılıyor. Yılda 250-260 milyon doz aşı yapıyorlar. Bizdeki durumsa, o kadar aşımız yok. Belli indikasyonlar var; 65 yaş üstü mutlaka yapılmalı. Ayrıca diyabet, KOAH, sol kalp yetmezliği, kronik karaciğer yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, immünsüpresif hastalar, streoid kullananlar, kanser tedavisi görenler, HIV pozitif hastalar. iki tane önemli grup; gebeler ve ekzojen obezitesi olanlar mutlaka bu mevsimde influenza aşısıyla aşılanmak durumundadır.”

    “Kalıcı şekil bozukluklarına neden oluyor”

    Bel ağrılarının bir kısmının ciddi nedenlere karşılarına çıktığını ifade eden Prof. Dr. Sedat Kiraz, bel ağrısının en sık karşılaşan ağrı nedenlerinin başında geldiğini dile getirdi. Erişkinlerin yüzde 80’inin yaşamlarının bir döneminde en az bir kez bel bölgesinde ağrıdan yakındığını vurgulayan Kiraz şöyle konuştu:

    “Bu hastalığı tedavi edemezsek kalıcı şekil bozukluklarına neden oluyor. Bu bel ağrısının kendine has özellikleri var. 2000’li yıllardan sonra romatizmada çığır açıldı. İnsanlar iyi olunca doğum yapmak istiyorlar. Günlük yaşama normal devam etmek istiyorlar. Romatizmal hastalıklarda gebelik sorun yaşatabiliyor. Bir diğer gebelikle ilgili sorun yaşadığımız, ilaçların bir kısmı gebelikte kullanıldığında çocukta anormalliklere neden olabiliyor. Hekim kontrolünde hamile kalmaları ve hamile kaldıktan sonra gerekli tedavilerin yapılması gerekiyor.”

    “Birbirine sürtünmesini engeller”

    Artrit hastalığıyla ilgili bilgiler veren Prof. Dr. İhsan Ertenli, 12 Ekim Dünya Artrit Günü olarak anıldığını söyledi. Artritin eklem ağrısı olduğuna dikkat çeken Ertenli, “Hastalıkların zamanında teşhisi çok önemli. Hastaların hekime başvurmasını arttırmak gerekiyor. Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller” diye konuştu.

    Uzun süren artritlerin eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabileceğini dile getiren Ertenli şu ifadeleri kaydetti:

    “Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder. Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur. Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit, yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken tanı konulması ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.”

    “Maliyetlerin artması kaçınılmazdır”

    Ülkemizde diyabet tedavisiyle ilgili kısıtlıklar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Tüfek, konuyla ilgili çeşitli bilgilendirmelerde bulundu. Türkiye’de 14 milyon diyabetli hasta olduğunun tahmin edildiğini söyleyen Tüfek, “Hal böyleyken diyabet tedavisinde şu ana kadar yapılan tedavilerle başarı oranlarımız, hastalığı kontrol altına alma oranlarımız maalesef çok iyi değildir. 1/3 hastada ancak hedef kan değerlerini yakalayabilmekteyiz. İç hastalıkları uzmanları bu hastalıkla mücadelede en ön sırada yer almaktadır. Hastalıkla ve onun komplikasyonları ile mücadelede önemli bir görev üstlenmiştir. Ancak ne yazık ki ülkemizde komplikasyonlar nedeni ile milyarlarca para kaybedilmesine ve tedavide başarılı olamamasına rağmen SGK yeni çıkan ve dünyada kılavuzlarda en ön sıralarda yer alan ilaçları ve insülinleri iç hastalıkları uzmanlarının yazmasını yasaklamıştır. Geri ödemeden çıkarmıştır. Bu anlamsız ve bilimsel olmayan yasak nedeniyle birçok hasta yeni çıkan diyabet ilaçlarından mahrum kalmıştır. Bu durum hastalıkla mücadelede önemli bir sıkıntı yaşamıştır. Bu tutum nedeniyle 5-10 sene sonra diyabete bağlı komplikasyonların ve dolayısı ile maliyetlerin artması kaçınılmazdır” dedi.

    “Bir diğer sebebi ise ilaçlar”

    Prof. Dr. Birol Özer ise akut pankreatit hastalığıyla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Özer, “Kişide safra taşı varsa veya alkol kullanıyorsa bu hastalarda pankreatitle karşılaşıyoruz. Bu rahatsızlığın yüzde 80’i damardan sıvı tedavisiyle düzeltilebiliyor. Bir diğer sebebi ise ilaçlar. Birçok ilaç pankreatit sebebi. Biz hekimler hatalar böyle bir tabloyla karşılaştığımızda ilaçları mutlaka sorguluyoruz. Obez kişiler, obez olmayan kişilere göre pankreatit olma oranı 2 ila 3 kat arasında değişiyor” ifadelerini kullandı.

    “12-8 düzeylerine indirin”

    Prof. Dr. Bülent Özin ise hipertansiyonun tehlikeli ve korkutucu bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de hipertansiyonun farkındalığının düşük olduğunu belirten Özin, “Birçok hasta kan basıncının yüksek olduğunu bilmiyor. Farkında olanların çoğu tedavi olmuyor. Birçok hasta, ‘Benim tansiyonum zaten böyle’ diyerek tedavi almıyor. Dünyadaki en yaygın en korkunç hastalıktır. Sinsi, hiçbir şikayet vermez. Beklenmedik ölümlere neden olur. Kan basıncını 14 seviyesinde tutmak iyi değil. Kalp hastalığınız varsa tansiyonunuzu 12ye indirin. 12-8 düzeylerine indirin. O düzeylerde tutun” şeklinde konuştu.

  • Soğuk algınlığı dendi, beyin kanaması çıktı

    Sivas’ta bir hastanede aslında beyin kanaması geçiren hastaya soğuk algınlığı tanısı konulunca hasta bir hafta ölümle burun buruna yaşadı.

    Edinilen bilgiye göre, Nazım Murat İçeli (35) şiddetli baş ağrısı şikayeti ile hastaneye başvurdu. 23 Haziran tarihinde İçeli’ye soğuk algınlığı tanısı konularak ilaç yazıldı. İlaçlarını kullanan İçeli, şiddetli baş ağrısı bir türlü dinmeyince Özel Sivas Medicana Hastanesi’ne gitti. 30 Haziran tarihinde nöroloji doktoru tarafından yapılan incelemede İçeli’nin tehlikeli seviyede bir beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. Bir gün sonra İçeli aynı hastanede Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Gürelik tarafından ameliyat edildi. İçeli başarılı geçen ameliyat ile sağlığına kavuştu.

    İçeli kendisine soğuk algınlığı tanısı konulduğunu belirterek, “Şiddetli bir baş ağrısı yaşadım. Hastaneye gittim. Soğuk algınlığı tanısı koydular. Aldığım ilaçlar ile ağrı geçmeyince bir hafta sonra buraya geldim. Tehlikeli bir beyin kanaması geçirdiğim söylenerek ameliyata alındım. Şimdi iyiyim. Ağrılarımdan kurtuldum” dedi.

    Ölümle burun buruna yaşamış

    İçeli’nin geçirdiği beyin kanamasının ölümcül olduğu ve bir hafta boyunca ölümle burun buruna yaşadığı belirtildi. Konuyla ilgili açıklama yapan İçeli’nin ameliyatını gerçekleştiren Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Gürelik, hastanın kendilerine hayatı tehlike altında geldiğini belirterek, “Hastam bana nöroloji doktorumuzun koyduğu teşhis ile geldi. Detaylı incelemelerden sonra tanıyı tam olarak ortaya koyduk. Ameliyat gerektiren önemli bir sorunu vardı. Ameliyat olup sağlığına kavuştu. Hastamız şiddetli baş ağrısı rahatsızlığı ile bir hafta içerisinde birkaç hastaneye gitmiş. Özetle hastamız bir beyan kanaması geçiriyordu. Bu beyin kanaması şikayetlerinin başlaması ile gerçekleşmiş. Haberci kanama dediğimiz çok ciddi bulguları olmayan, sadece baş ağrısı ile kendini belli ediliyor. Bu dönemde müdahale edilirse hastalar kurtuluyor. Ama dikkate alınmaz ve tekrar kanama durumunda ölümcül bir kanamaya dönüşebiliyor. Bizim hastamızda tespit ettiğimiz buydu. Hastamızın ciddi bir hayati tehlikesi vardı. Ameliyat da son derece riskli bir ameliyattı. Ancak şuan sağlığı çok iyi. Bugün kendisini taburcu edeceğiz” dedi.

  • (Özel Haber) Soğuk algınlığı ile gitti, kalp ameliyatı oldu

    Soğuk algınlığı şikayeti ile hastaneye giden 38 yaşındaki Fatma Gültekin’in kalbinin delik ve damarlarının tıkalı olduğu ortaya çıktı. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kalp ameliyatı olan Gültekin, modern tekniklerle yapılan kalp ameliyatı ile kısa sürede normal hayatına geri döndü.

    Balıkesir’de yaşayan 2 çocuk annesi 38 yaşındaki Fatma Gültekin, soğuk algınlığı şikayeti ile Balıkesir Devlet Hastanesine gitti. Yapılan incelemelerin ardından kalbinde delik ve damar tıkanıklığı olduğu tespit edilen Gültekin, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Yapılan incelemelerin ardından ameliyata alınan genç kadın, başarılı bir operasyonun ardından kısa sürede ayağa kalktı. Kalbin delik dendiğinde dünyası başına yıkılan Gültekin, “Kendimce bronşit olduğumu düşündüm. Ama doktorlar kalp problemimin olduğunu söyledi. Daha sonra yapılan tetiklerde kalbimde delik olduğu anlaşıldı. Bu zamana kadar hiç kalp sıkıntısı çekmemiştim. Ailemde de böyle bir sıkıntı yoktu. Daha sonra üniversite hastanesinde yapılan incelemelerde ise damarlarımda da sorun olduğu ortaya çıktı” diye konuştu.

    Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine geldiğini ifade eden Gültekin, “Sağ olsunlar herkes çok yardımcı oldu. İlk başta kalp ameliyatından çok korktum. Bu ameliyattan çıkamayacağımı düşündüm. Ama çok kısa bir sürede ayağa kalktım. Yapılan ameliyat tekniğine göre ise farklı bir ameliyat olduğunu anlattılar. Çünkü her şeyden kısıtlama geleceğini düşünürken, her şeyi yapmamın imkanı olduğunu öğrendim. Daha önceleri kalp ameliyatında göğüs kefesinden kesilip yapılıyorken, benimki küçük kesilerle gerçekleşmiş. En çokta kızım için sevindim. Yapılan ameliyattan çok memnunum” şeklinde konuştu.

    Kamu hastanesinde konforlu kalp ameliyatı

    Açık kalp ameliyatlarının meşakkatli olduğunu belirten Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Anabilim Dalı Eğitim Görevlisi Doç. Dr. Tuğrul Göncü, “Özellikle göğüs kafesi kesilerek yapılan ameliyatlar hastalara oldukça zahmet vermektedir. Hastaların yaşantıları, ne kadar başarılı ameliyat olursa olsun kısıtlanmaktadır. Artık küçük kesilerle yapılan kalp cerrahi ameliyatları artık günümüzde kullanılmaya başlandı. Bunun ilk örneğini de Bursa’da kamu hastanelerinde ilk olarak biz gerçekleştirdik. Bu tür ameliyatlarda açık kalp ameliyatlarında olduğu gibi, yine suni kalp akciğer makinesinin kullanılması için ciltten kesiler yapılarak, tüm kanı boşaltıp temizliyoruz. Bu esnada, kalbi durduruyoruz. İstediğimiz bölgeden girerek kalbin içindeki hasarlı bölgeyi tamir ediyoruz. Bu hastaya oldukça kolaylık sağlıyor. Hareketleri kısıtlanmıyor. Neredeyse 1 hafta içinde iş başı yapma imkanı sunuyor. Ağrı komplikasyonları daha az oluyor” dedi.

    Bayanlar için en önemli olanın daha az kesi olduğundan dolayı estetik görüntü sağladığını belirten Göncü, “Daha önceki ameliyatlarda hastada bir çok sıkıntılar ortaya çıkabiliyordu. Kemiklerin kaynaması ve iltihaplanmalar gibi sıkıntılar oluyordu. Artık bu sıkıntıları hiç yaşamıyoruz. Yapmış olduğumuz bu ameliyatları ise daha önceleri yurt dışında yapılıyordu. Ama artık Türkiye’de de sık sık kullanılmaya başlandı. Umarım en kısa sürede yaygınlaşır” diye konuştu.

    Bu ameliyatın ardından hastanın 1 gün yoğun bakımda kaldığına dikkat çeken Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Anabilim Dalı Eğitim Görevlisi Doç. Dr. Arif Gücü ise, “Ertesi gün kliniğe çıktı. Ağrısı daha az oldu. İyileşme süresi hızlı gerçekleşti. En kısa sürede de kendisini taburcu edeceğiz. Artık eski hayatına dönebilir. Hareketlerini kısıtlamasına gerek kalmayacak” dedi.

  • Soğuk Algınlığı Nedeniyle Gittiği Hastanede Böbrek Yetmezliğinden Öldü

    Hatay’da soğuk algınlığı ve bronşit şikayetleri ile hastaneye kaldırılan genç kadın, böbrek yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti.

    Edinilen bilgiye göre, Defne ilçesinde yaşayan 35 yaşındaki Nurcan Yumuşak, 1 hafta önce soğuk algınlığı ve bronşit şikayetleri ile Antakya Devlet Hastanesi’ne gitti. Genç kadın, böbrek yetmezliği nedeniyle 7 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybetti.

    Defne ilçesi Çekmece Mahallesi Asri Mezarlığı’nda toprağa verilen genç kadının cenaze törenine ailesi, sevenleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

  • Bir Ayda 650 Kişi Soğuk Algınlığı Şikayeti İle Hastahaneye Başvurdu

    Hava soğukluklarının şiddetini arttırması sonrasında Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine bir ayda 650 kişinin soğuk algınlığı şikayeti ile başvurduğu öğrenildi.

    Soğuk algınlığından korunma yollarını anlatan Yrd. Doç. Harun Soyalıç, hastalanmamak için beslenme ile birlikte daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Soyalıç, insanların selamlaşmadan evlerinde yaptıkları temizliğe kadar dikkat edilmediği sürece soğuk algınlığına yakalanabileceklerini anlattı.

    Kulak Buran Boğaz Uzmanı Soyalıç yaptığı açıklamada, “Ellerimiz enfeksiyonları bulaştırmada en önemli etkendir. Kış mevsiminde tokalaşmak yerine uzaktan selamlaşma edilmeli, mutfakta kullanılan bezler mutlaka haftada en azından bir kere dezenfekte edilmeli yada yenilenmeli günlük ama düzenli şekilde yapılan egzersizler insanların vücut sağlığı kadar önemlidir.” dedi.

    Evlerde bulunan eşyaların düzenli temizlenmesi gerektiğini anlatan Soyalıç, “Kapı kollar, televizyon kumandaları, buzdolabının kapısı, musluk başları sürekli dezenfekte edilmesi gerekli olan yerlerdir. Mikropların kolayca ulaşabileceği alanlar mutlaka düzenlenmeli ve temizlenmeli, insanların soğuktan korunmak için yerinde yaptıkları çalışmalar ve aldıkları önlemler soğuk algınlığına yakalanma riskini en aza indirir.” diye konuştu.