Etiket: Akademisyenlerin

  • Akademisyenlerin Bildirisine Akademisyenlerden Sert Tepki

    ISPARTA (İHA) – Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlker Çarıkçı, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Korkmaz ve 11 akademisyen, “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye tepki göstererek kendi bildirilerini yayınladılar.

    Bildiride akademisyenler, kendilerini bu topraklarda yaşayan, toplumsal çevresine bu toprakların gözüyle ve içeriden bakmaya çalışan kimseler olarak nitelendirdi. Bildiride, “Kanlı yüzünü bildiğimiz terör örgütüne zamanın ruhuna uygun yeni uluslararası terör örgütleri de eklenmiştir. Eskisi ve yenisiyle tüm bu terör örgütleri sadece güvenlik güçlerine saldırmamakta kadın erkek, çoluk çocuk demeden sivilleri de hedef almaktadır. Bir kez daha yükselen bu terör ve şiddet ortamında elbette herkes başta devlet olmak üzere durumun sorumlusu gördüğü resmi veya gayrı resmi siyasi oluşum, kişi ve kuruluşları eleştirme hakkına sahiptir. Fakat ortalama akıl ve sağduyu, söylenen sözlerin, yapılan çağrıların karşılık bulabilmesi için sorumluluk konusunda adaletli davranılması gerektiğini bilir” ifadelerine yer verildi.

    “TUTARSIZ DURUŞ”

    Oysa barış adına yapıldığı iddia edilen akademisyen çağrısının tutarsız duruşuyla toplumda adalet duygusunu zedelediğine vurgu yapılan bildiride şu ifadelere yer verildi:

    “Hendek ve çukurların, kum torbalarıyla yurttaşlara kapatılan yol ve diğer kamusal mekanların, çocuk yaşta sayılabilecek eli silahlı gençlerin, terör örgütünce üstlenilmiş canlı bomba saldırılarıyla yaşamını yitiren sivillerin acılarını ve sorumluluğunu yalnız ve tek başına devlete bağlamaya çalışan bir “barış” bildirisi adeta insan aklıyla dalga geçmek ya da en hafif tabiriyle insan sağduyusuyla alay etmek demektir.

    Kamuoyunda barış için akademisyenler bildirisi olarak anılan metin bu haliyle ne yazık ki barışa değil nefret ve şiddete, birleştirmeye değil ayrıştırmaya, sükûnetle düşünmeye değil kışkırtmaya, gerçeği tüm boyutlarıyla ortaya koymaya değil karartmaya -en hafifinden gölgelemeye- hizmet etmektedir. Üzülerek ifade etmek isteriz ki ortada “akademik sorumluluk”, “aydın tavrı” gibi üzerine derin analiz ve tartışmalar yapmayı hak edecek, bunlar üzerinde konuşmayı anlamlı kılacak seviyede bir metin bulunmamaktadır. Akademisyenlerin tümünün iktidar veya muhalefetin görüş ve düşüncelerini benimsemesi zorunlu değildir ve elbette akademisyenler muhalif bir duruş da sergileyebilirler. Fakat muhalif olmayı her koşulda ve sadece devlet ve siyasi iktidara muhalif olmaya indirgeyip diğer açık yanlışlıklara muhalif olmamak bir akademisyen tavrı değil olsa olsa kaba ve ikiyüzlü bir siyasi pozisyon almadır. Bu durum belki de akademisyenlerin bir siyasi ve/veya ideolojik yandaşlık içinde olmalarından çok daha vahim bir durumdur. Bu yüzden bildiri en basit insani sağduyuya bile hitap etmeyi başaramadığı için akademisyen/entelektüel nitelendirmesi dışında kalan toplum kesimlerinde bile yoğun bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı oluşturmuştur.”

    “BİR KALBİNİZ VARDI HATIRLAYIN”

    “Bildiriye imza atan akademisyenler terör örgütünün şiddet yoluyla inşa etmeye kalktığı hegemonyaya yönelik toplumsal rızayı oluşturmaya ve bunun “entelektüel önderliğini” almaya çabalamaktadırlar” denilen bildiride, şunlar kaydedildi:

    “Hegemonya ve şiddeti yalnızca devletle eşitleyip kör ve vahşi terör yoluyla oluşturulmaya çalışılan diğer hegemonyayı ustalıkla gizlemektedirler. Maalesef bu tavır, terörle kurulmaya çalışılan hegemonya lehine söylem üreten ve bu yolla mevcut toplumsal düşüncelere egemen olmaya çalışan bir “organik aydın” tavrıdır. Bildiri kendi gerçekliğini tek yalın gerçeklik olarak görmekte ve bunu açıkça dayatmaktadır. “Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritası” oluşturulmasını talep eden bildiri “Kürt siyasi iradesi” kavramını kullanırken çoğulculuktan uzak bir tavrı açık etmektedir. Bildiri bir taraftan hükümetin -Türk, Laz, Çerkez, Roman vs. siyasi iradelerinin toplam temsilcisi sıfatını taşıdığına fakat– bir tek Kürt iradesini temsil etmediğine vehmederken, terör örgütü ile bağlantılı siyasi çizginin tek Kürt siyasi iradesi olduğuna da vehmetmektedir.

    Bütün bu karmaşa içinde, tartışma konusu olan bildiri şu sıralarda belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey olan “kalplere ve vicdanlara hitap etmek”ten çok uzak kalmaktadır. Muhalefet etmek adına yola çıkıp taraf tutarak, bir tarafın sözcülüğüne soyunarak, bir tarafın gerçeklik söylemini akademik anlamda yeniden üreterek, bu söylemin gönüllü sözcülüğünü yaparak kalbe değil, sadece ve sadece öfkeye hitap etmektedir. Akademisyen ve aydın tavrını kaba bir siyasi iktidar nefreti uğruna heba edenlere seslenmek istiyoruz: Bir kalbiniz vardı, onu hatırlayın! Bizler, kamuoyunda da yoğun tepki gören bu bildiriyi reddediyoruz. Gerçekten bölgede barış ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir ortamın oluşturulabilmesi için her şeyden önce, evrensel hukuk ve demokrasi normlarına uygun yöntemlerden taviz verilmeksizin, kamu düzeninin yeniden tesis edilmesini talep ediyoruz.”

  • Ülkü Ocakları’ndan Akademisyenlerin Bildirisine Tepki

    Denizli Ülkü Ocakları, bir grup akademisyenin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki terör operasyonlarıyla ilgili yayınladıkları bildiriye tepki gösterdi.

    Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) merkez yemekhanesi önünde toplanan öğrenciler, bildiriye imza atan akademisyenleri protesto etti.

    PAÜ Ülkü Ocakları Teşkilat Başkanı Hasbi Atak, yaptığı basın açıklamasında bildirinin teröre destek amacı taşıdığını öne sürdü. Bildiriyi şiddetle reddettiklerini kaydeden Atak, “Bilindiği üzere devletimizin Doğu ve Güneydoğu’da PKK’ya karşı yapmış olduğu operasyonlardan rahatsız olan ve oradaki masum ve sivil halka katliam yapıldığı yönündeki asılsız haberler doğrultusunda kendilerine önlerindeki araştırma görevlisi Yrd. Doç., Doç., Prof gibi unvanlardan dolayı akademisyen diyen bin 128 zavallının imzaladıkları teröre destek bildirisini Pamukkale Üniversitesi ülkücüleri olarak reddediyoruz ve bu şahısları tanımadığımızı buradan Türk halkına bildiriyoruz” dedi.

    PAÜ Ülkü Ocakları Öğrenci Konseyi Başkanı İbrahim Burak Mertoğlu da yaptığı açıklamada, “Kendilerini akademisyen olarak nitelendiren bu zavallı insan topluluğu ya kullandıkları cümlelerin ve tabirlerin ne anlama geldiğini bilmemektedir ya da müthiş bir aptal cesaretiyle hareket etmektedir. T.C devletinin kasıtlı ve planlı bir kıyım gerçekleştirdiğini söylemek Güneydoğu’da bölge halkları üzerinde devletin katliam gerçekleştirdiğini iddia etmek kahraman Türk askerine, vatanperver Türk polisine katliamcı yaftası yapıştırmak kimsenin haddi dahi değildir” diye konuştu.

    Basın açıklamasının ardından grup olaysız dağıldı.

  • İdareci Ve Bürokratlar Birliğinden, Akademisyenlerin Bildirisine Sert Tepki:

    İdareci ve Bürokratlar Birliği Yönetim Kurulu, “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi”nin yayımladığı bildiriye sert tepki göstererek, bu devletin ekmeğini yiyip, bu devlet meydan okumanın en basit ifadesinin ihanet olduğunu belirtti.

    Birliğin, gerçekleştirdiği çalıştay ve değerlendirme sonrasında, İdareci ve Bürokratlar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yücel Can açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin içte ve dışta birçok soruna karşı sağduyu ile hareket ettiğini belirten Can, teröre ve bölünmeye karşı mücadele verildiğini ve milletin huzurunu sağlama adına devlet olmanın gereğinin yapıldığını söyledi.

    İdareci ve Bürokratlar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yücel Can, devlete destek verilmesi gereken bir noktada akademisyenlerin açıklamalarını tasvip etmediklerini ve bu açıklamanın karşısında olduklarını belirterek, “Bu açıklama çok talihsiz bir açıklama ve tarihe sorgulanması gereken bir açıklama olarak geçecek” değerlendirmesinde bulundu.

    Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çok güçlü bir devlet olarak bunun da üstesinden geleceğini belirten Yücel Can, bu anlamda Cumhurbaşkanı ve Başbakanın anlamlı ve güven veren dik duruşunun çok büyük bir şans olduğunu söyledi. Can, bu duruşun halka ve ülkeye güven verdiğini, aynı zamanda da bu duruşun düşmana korku sardığını söyleyerek asıl meselenin de Türkiye’nin giderek daha güçlü hale gelmesinden kaynaklandığını belirtti.

    Başkanı Yücel Can, konu ile ilgili yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Öğretmeni bir ana-baba olarak gören, güven ve dayanak kabul eden, cehalete savaş açan bir düşüncenin evlatlarıyız.Hayatı öğrenme, değerlerle yaşama adına öğretmeni kurtuluş kapısı ve dayanak gören bir anlayışın neferiyiz.Savaş halinde bile kendine öğretmeni rehber ederek kalemleri kılıçlardan önemli sayan bir ecdadın, asırlara meydan okuyan Fatihlerin mirasınız. Ülkeyi düşmandan temizleme adına Çanakkale Savaşı’nda okulları kapatarak öğrencilerinin başında bir ana kadar şefkatli ve bir komutan kadar asker, düşmanı vatandan kurtaracak imana ve cesarete sahip bir neslin devamıyız. Yabancı ülke üniversitelerindeki gibi gerçek anlamda bir akademisyen görmek isteriz ama yabancı ülkelerdeki akademisyenlerle, sizi bu ülkeyi yıkma adına hangi düşünceler bir araya getiriyor, kimler tarafından yönlendiriliyorsunuz, kime hizmet ediyorsunuz ?

    Terör örgütünün destekçileri ve ortadaki engelleri bertaraf etme görevini, terörü desteklemeyi amaç edinen bu tavır oldukça düşündürücüdür. Biz evlatlarımızı artık kime, hangi akademisyenlere teslim edeceğiz? Bu durumdan oldukça endişeliyiz. Sahi, sizin binlerce insan, insanlığa zarar veren, tarihe, kültüre, çevreye zarar veren, etrafı yakıp yıkan canilerden, teröristlerden ne farkınız var? Onlar yapıyor, siz destekliyorsunuz. Bu vahşete alkış tutuyorsunuz, zulme ortak oluyorsunuz. Ülkeyi bölenlere karşı askeri, güvenlik ve koruculardan oluşan teröristlere fırsat vermeme kadar insana her türlü desteği veren devletin takdir edilecek bu tavrı karşısında devleti katliamla, sürgün politikası ile suçlamak taraf olmaktır, haksızlıktır, terör örgütlerinin ve bu ülkeyi bölmek isteyenlerin sözcülüğünü yapmaktır. Dün olduğu gibi bugün de ülkemizde hiçbir ırka imtiyaz tanınmadığı gibi, hiçbir ırka engel de söz konusu değildir. Bunun en güzel örneği de teröristi savunanların bile TBMM’de temsil edilmesidir. Bununla birlikte hükumetimiz tarafından başlatılan müzakere süreci suistimal edilmekte, kötüye kullanılmaktadır”.

    “Bir devletin imkanları ile okuyacaksınız, o devletin her türlü imkanlarını kullanacaksınız, unvan alacaksınız. Bu devletin ekmeğini yeyip, bu devlete meydan okumanın en basit ifadesi ihanettir” dediği açıklamasında Can, ülkenin her hakkını savunmak yerine kimin adına siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı sürdüreceklerini bildirdi. Can şöyle dedi: “Açıkça burada kökü oldukça eskiye dayanan şanlı bir tarihi ve ülke adeta itham edilmekte, suçlanmakta, devletle alay edilerek devlet uluslararası arenada küçük düşürülmekte, teröre prim verilerek örgütlerin propagandası yapılmaktadır. Dahası terör örgütü şımartılarak terör örgütüne destek olunmaktadır. Bundan sonra dökülecek her damla kanda bu talihsiz açıklamaya imza atanların eseri olacaktır.

    Israrla belirtmek gerekirse, bildiride şehirleri savaş alanına çeviren hendek ve barikatlarla yerleşim birimlerini yaşanmaz hale getiren terör örgütü mensuplarının eylemleri meşrulaştırılmaya çalışıldığı gibi bu örgüt mensuplarına karşı gerçekleştirilen operasyonları yapan ve kahramanca mücadele eden güvenlik güçlerinin mücadelesinin ise kıyım ve katliam olarak gösterilmesi Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılacak bir müdahaledir, Türkiye ile savaşı başlatmak, savaşı desteklemektir. Yabancı ülkelerde teröre duyulan kin, ülkenin giriş ve çıkışlarını bile kapatarak alınan acil ve sert önlemler karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin uygulamaları asla eleştirilebilecek bir durum değildir.

    Ne hazindir ki, bu açıklama ile akademisyenler kendilerine olan güveni zedelemişlerdir. Barış, kardeşlik adına birlik ve beraberlik mesajları vermesi gereken akademisyenlerin açıklamaları terörü desteklemektir, talihsizliktir. Duyarlı olan akademisyenlerin açıklamaları, ülkemizdeki STK’lar, resmi kurumların tepkileri takdire şayandır ancak, akademisyenler açıklama ile toplumu adeta galeyana getirerek huzuru bozmaya çalışmaktadır. Bu hususun da göz ardı edilmemesi ve kanuni işlemlerin başlatılması gerekir.

    Bir daha sormak lazım. Otuz yıldır özellikle bazı bölgelerde yoğunlaşarak insanları köylerinden şehirlere, batıya göçmelerine sebep olan terör örgütünün yaptıklarını sürgün ve adeta insanlığı yok olma olarak görmeyen kör bir zihniyet, ülkeyi iç ve dış güçlerin desteği ile bölmeye çalışan, hendeklerle hayatı felç eden, insanları aylarca evinde mahkum eden, kutsal değerleri tahrip eden, insanları yerlerinden eden bir anlayışın, zorba, terörist bir anlayışı sürgün ve sindirme görmeme ön yargınız ve taraflı lığınız nereden geliyor.

    Konyalı Hüseyin Yavuz, Kemal Sert, Osmaniyeli Halis Şişman, İzmirli Erkan Özcan, Kocaelili Ergin Komut, Çanakkaleli Engin Eker, Manisalı Durmuş Güçlü, Bitlis ili Merkez Düzköy Erikli köyünde annesi ve babası ile birlikte şehit edilen Betül öğretmen, Diyarbakır’da eşi Murat ve çocuğu Uğur’la birlikte Aynur Sarı şehit edilirken neredeydiniz? Terör örgütü tarafından şehit edilen iki yüz civarında öğretmene karşı neden sağır, dilsiz ve kalpsiz kaldınız? O zaman neredeydiniz?”

  • Akademisyenlerin Yayımladığı Bildiriye Muhtarlardan Tepki

    Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi olarak adlandıran ve bin 100 akademisyenin imzası ile yayımlanan bildiriye bir tepki de Malatyalı muhtarlardan geldi.

    Türkiye Muhtarlar Federasyonu Malatya Şube Başkanı Mustafa Eren ve yönetim kurulu üyeleri, akademisyenlerin yayımladığı bildiriye tepki gösterdi. Terörle mücadele noktasında yapılan operasyonları desteklediklerini ifade eden Eren, “Yaklaşık 2 aydan bu güne kadar yapılan güvenlik operasyonlarında canını hiçe sayarak, ülkemizin birlik ve bütünlüğü, huzuru güvenliği için amansız mücadele eden kahraman güvenlik güçlerimizin mücadelesini devletimiz ve hükumetimizin kararlılığını destekliyoruz” şeklinde konuştu. Eren, her zaman devletin ve güvenlik güçlerinin yanında olduklarını dile getirdi. Eren, “PKK Terör Örgütü milletimizin birliğini, dirliğini kardeşliğini bozmak isteyen ülkemizi bölmeye çalışan özellikle Kürt kardeşlerimizin hayatını yaşanmaz hale getiren, okulları, camileri, tarihi eserleri, hastaneleri iş yerlerini yakan yıkan polisimizi ve askerimizi şehit eden, vatandaşlarımızı çoluk çocuk demeden öldüren ayrılıkçı taşeron terör örgütüdür. Terörü lanetle kınıyoruz. Ayrıca bugünlerde terör örgütüne destek çıkar gibi bildiri yayımlayan Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi adı altında bildiri yayımlayan ve imza atan, içi kararmış sözde aydın ve akademisyenleri muhtarlar olarak şiddetle kınıyoruz. Devletimizin ve kahraman güvenlik güçlerimizin daima yanında olduğumuzu herkesin bilmesini istiyoruz” diye konuştu.

  • Elazığ’da STK’lardan Akademisyenlerin Bildirisine Tepki

    Elazığ Sivil Toplum Kuruluşları Platformu, Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi grubu tarafından yayınlanan bildiriye tepki gösterdi.

    Elazığ Sivil Toplum Kuruluşları Platformu, Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi grubu tarafından yayınlanan bildiriye tepki gösterdi. Konuyla ilgili öğretmenevinde düzenlenen basın toplantısına STK Platformu Dönem Sözcüsü İbrahim Bahşi ve üyeler katıldı. Akademik özgürlüğün, bir ülkenin varlığını tehdit aracı olarak istismar edilemeyeceğini belirten Bahşi, “Buna asla izin verilemeyeceğini hatırlatmak isteriz. Nasıl ki her fırsatta Kürt halkının temsilcisi olduğunu ilan eden HDP, PKK, Kürtlerin asla hepsini temsil etmiyorsa bu bildiriye imza atanlarda sayıları 150 binden fazla akademisyenin görüşlerini asla temsil etmiyor. Bu bildiriye imza atan sözde akademisyenler sadece kendilerini temsil ediyor. Ait oldukları batıcı, sözde sol elitist dar bir kümeyi temsil ediyor” dedi. Bin 100 akademisyenin kendi toprağına yabancı olduğunu söyleyen Bahşi, şunları söyledi:

    “Kendi örfüne yabancı, tarihiyle utanç duyan, milletinin inanç değerleriyle hayatlarıyla boyunca kavgalı ’Akademik garabet’ yayınladıkları basın bildirisinde ’Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge haklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi gerektiğini’ ifade ediyor. Bizler bölgenin insanları olarak böyle bir durum görmediğimiz gibi, katliam, sürgün politikalarına da tanıklık etmiş değiliz. Bu söylem tamamıyla uydurmadır ve gerçekleri saptırmak amaçlıdır. Devlet bugün tam da yapması gerekeni yapıyor. Sokakları hendekleyen eli silahlı çetelere, esnafa kepenk indirten, direneni sürgün eden ceza kesen teröristlere dünyadaki her devletin yapması gerekeni yapıyor. Tüm bunlar yapılırken Kürt halkının, meşru talepleri karşılansın bir daha devlet eliyle asimilasyonun olmayacağıyla, halka baskının olmayacağı ile ilgili varsa şüphelerin giderilmesi için ne gerekiyorsa yapılsın. Demokratik açılımın bir zaruret olduğunu görüyoruz.”

    “WEB ÜZERİNDEN İMZA KAMPANYASI BAŞLATTIK”

    Fırat Üniversitesi Akademisyenlerinden Prof. Dr. Memet Şekerci ise, “12.01.2016 Salı günü saat 15.30’da bir grup akademisyenle birlikte Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Bu, Fırat Üniversitesinde başlayan bir akımdır. İlk defa Fırat Üniversitesi bu işe sahip çıkmıştır. Yine bununla ilgili bir basın bildirisi adliye önünde gerçekleştirilmiştir. Bugün tüm Türkiye’de artık gündeme girmiştir. Elazığ’da başlayan bir dalga olarak yayılacaktır. Tabi bu süreç neden önemli dendiği zaman şunu görmemiz lazım, özellikle akademik camiayı baz alarak hükümetimizi ve devletimizi terörle mücadele konusunda zayıf düşürmeyi amaçlayan bu olay karşısında bizlerde sessiz kalamazdık. Arkadaşlarımızın gayretiyle hep birlikte böyle bir girişim başlattık. Şuanda web üzerinde imza kampanyası başlatmış bulunuyoruz. Web sayfamız akademikbirlik.com ya da akademikbirlik.net üzerinden bütün akademisyen imza kampanyasına katkıda bulunabilirler. Türkiye’deki bizim gibi düşünen bütün arkadaşlarım inşallah imza kampanyalarını toplayıp bir basın toplantısı yapıp gücümüzün ne olduğunu onlara inşallah göstereceğiz” dedi.