Etiket: Akademisyen’

  • Tekirdağ’da 18 akademisyen tutuklandı

    Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) darbe girişimi kapsamında, Tekirdağ’da haklarında soruşturma açılan Namık Kemal Üniversitesi’nde (NKÜ) görevli 18 akademisyen tutuklandı.

    Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekiplerince tarafından, FETÖ’ye yönelik gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, kısa süre önce evlerinde yapılıp, gözaltına alınan 46 akademisyenden 23’nün emniyetteki işlemleri tamamlandı.

    Aralarında, profesör ve doçentlerin de bulunduğu 23 akademisyenden 18’i, Tekirdağ Adliyesi’nde çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, 5’i ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Diğer şüphelilerin hakkındaki soruşturmaların devam ettiği öğrenilirken, akademisyenlerin evlerinde yapılan aramalarda çok sayıda dokümana el konuldu.

  • NEÜ’de 2 akademisyen 4 idari personel açığa alındı

    Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinde 2 akademik personel, 4 idari personel açığa alındı.

    FETÖ/PDY terör örgütü tarafından 15 Temmuz Cuma günü darbe girişiminde bulunulmasının ardından Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinde görevli 2 akademisyen ile 4 idari personelin açığa alındığı öğrenildi.

    Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Filiz Kılıç yaptığı açıklamada “2008 yılından beri devletimizin bekası için ne gerekiyorsa yapmaya çalıştık bundan sonra da yapmaya çalışacağız” dedi. Rektör Kılıç, “Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak 15 Temmuz tarihinde terör örgütü FETÖ/PDY tarafından darbe girişimi yapılmasının ardından bizlerde üniversite konseyi olarak hemen ertesi gün konsey toplantımızı yaparak bu lanet darbe girişimini kınadık. Devletimizin bekası için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu kapsamda üniversitemizde görevli 2 akademisyeni ve 4 idari personeli açığa alındı. Bundan sonra da bu çalışmalarımız devam edecek. Üniversitemizde incelemelerimiz devam ediyor. Bundan sonra da FETÖ destekçisi olan herhangi bir akademisyen veya idari personel tespit ettiğimiz zaman o an ilişiği kesilecektir” diye konuştu.

  • TSK’dan emekli akademisyen anlattı:

    İSTANBUL (İHA) – TSK’da 31 yıl boyunca çeşitli kademelerde görev yapan ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Albay rütbesiyle emekli olan Doç.Dr. Ragıp Kutay Karaca, “TSK bu darbenin yapıcısı değil, karşısında olan taraftır” dedi.

    15 Temmuz darbe girişiminin toplumda yol açtığı travma ve sarsıntı kadar özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bundan sonraki süreçte nasıl şekil alacağı da merak konusu. Peki hükümetin bölücü terör örgütü FETÖ’yü işaret ettiği yapılanma nasıl oldu Dünyanın en güçlü orduları arasında sayılan TSK’da nasıl vücut buldu? Zaman içerisinde üst düzey görevlendirmelerle rütbelerini ve makamlarını nasıl kullandılar? Merak edilenlerin yanıtını bir güvenlik uzmanı ya da toplumsal kanaat önderi değil, 31 yıl boyunca hem de 15 Temmuz darbe girişiminde adı geçen askerlerle çeşitli kademelerde bizzat görev yapmış bir isim verdi. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan üç yıl önce emekliye ayrılan vatan, millet ve bayrak sevgisini genç kuşaklara aktarmak için görevine akademisyen olarak devam eden İstanbul Gelişim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ragıp Kutay Karaca, merak edilenleri şu satır başları ile yanıtladı:

    NASIL YAPILANDILAR?

    “Aslında bu 40 yıllık bir süreç. Bu süreçte adalet yani hukuk sistemi ile polis ve askeri okullar hedef alınarak ele geçirilmek istendi. Keza bir devletin hukuk ve güvenlik sisteminin ele geçirilmesi o devletin ele geçirilmesi anlamı taşımaktadır. Bunlar orduda öncelikli olarak iki alanı belirlediler İstihbarat ve personel. İstihbarat bölümleriyle her şeye hâkim olabilirsiniz. Personel daireleri vasıtasıyla da istediğiniz yere istediğiniz adamı atayabilirsiniz. Genel Kurmay Başkanı dâhil olmak üzere kuvvet komutanlarının derdest edilmesinde en yakınlarının oynadığı rol bu olayın net göstergesidir. Bir darbe sonucunda bu ülkede rejim ve sistem değişikliği de beklenebilirdi. Hatta ve hatta bir “Humeyni” olayı yaşayabilirdik. 1987 yılında askeri lisede okurken yüzlerce öğrenci atıldı. Yanımda oturan kişinin bu tip bir cemaat yapılanmasının içinde olduğunu atıldığında öğrendim. Gizlenme inanılmazdı. Yine 1984 yılında bu yapıya ait olduğunu bilmediğim bir vakfın deneme sınavına girdim. Beni bir kere gördüler. Başka hiçbir temasımız olmamasına rağmen Askeri lise sınavını kazandığımı sınav sonuçlarının açıklanmasından birgün önce evimizi arayarak bildirdiler. Babamın bu bilgiyi nereden aldıklarına büyük tepki gösterdiğini hatırlıyorum.” Bunların nasıl çalıştığının bir göstergesidir.

    “ERDOĞAN NEFRETİ VE SEVGİSİ KESİMLERİ KÖRELTMİŞ”

    Darbe girişiminin özellikle en çok tartışılan kısımlarından biri de konunun hükümet ya da farklı siyasi çevrelerce tasarlanarak yapılmış olabileceğine dair asılsız söylentiler. Doç.Dr. Ragıp Kutay Karaca bu durumun tanımını da şu sözlerle yaptı: “ Ülkemizde bir kısım Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan nefreti diğer kısım ise aşırı sevgisi yüzünden kör olmuş durumda. Dolayısı ile sağlıksız tüm yorumların sebebi bu. Hiçbir Cumhurbaşkanı kendisini başkan yaptıracak bu denli organize bir darbe planlamaz.

    DARBENİN BAŞARISIZLIĞININ SEBEBİ TSK’DIR

    Türk Silahlı Kuvvetlerin içerisinde uzman (profesyonel) personel sayısının 240 bin olduğuna dikkat çeken Karaca, “Birçok yakalanan subayın yanında daha önce tasfiye edilmiş emniyet mensupları da var. Burada yaşanan ikilem şu FETÖ tarafından mı yoksa iktidara karşı mı? Darbeler yalnızca iktidarı devirmek için yapılmaz. Çünkü darbeler devletin tüm kurumlarını hedef alır. TSK içinde profesyonel personel sayısı 240 bin. Bugünkü tutuklamalara bakılırsa uzmanlaşmış personel sayısıyla kıyaslandığında yüzde 1’e bile ulaşmayan bir iç destek söz konusu. Bu darbenin gerçekten başarıya ulaşamamasının en temel nedeni olarak bu ülkede vatanı, bayrağı ve milleti için ölmeye hazır olan TSK personelini göstermemiz gerekiyor. Eğer o personel darbeye iştirak etseydi ne emniyet ne de halk olurdu. O zaman kanlı darbe olurdu “ diye aktardı.

    DARBE GİRİŞİMİ PKK – IŞİD ÜÇGENİ

    Karaca, Türk Silahlı Kuvvetlerin itibarının geçmiş zaman içerisinde Balyoz ve Askeri Casusluk davaları gibi birçok hukuki yargılamalar çerçevesinde zedelendiğini belirterek, son 10 yıl içinde TSK’ya karşı siyasi erk, medya ve ulusal kamuoyunun tamamen cellât görevi yaptıklarını, oluşan boşluktan ise bu yapılanmanın yararlandığını söyledi. Tablonun Türkiye’nin IŞİD – PKK mücadelesi çerçevesinden de değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Karaca; “İtibarsızlaştırma son bulmalı. Bunun temel nedenleri de sorgulamalı. Bu yapının silahlı kuvvetlerden temizlenemediğini çok kere söyledim. Bu durum artık uluslararası bir güvenlik zafiyetidir. Hele de bugün IŞİD ve PKK ile yaptığınız mücadelede. TSK’yı TSK yapan emir komuta zinciridir. Bu zincirin nasıl yok edildiğini görmek için tarihe bakmak yeterli. TSK aynı zamanda şu anda terör örgütlerine karşı bir mücadele yürütüyor. Bizim acilen halk nezdinde TSK’yı itibarsızlaştırma unsurlarından sıyrılmamız lazım. Bu ordu hepimizin… Burada siyasi ve toplumsal çok görevler düşüyor. TSK bu darbenin yapıcısı değil karşısında olan taraftır” dedi.

  • AKADEMİSYENLER BİLİMSEL TEŞVİK ÖDÜLLERİNİ ALDI

    Atatürk Üniversitesi tarafından düzenlenen fahri doktora diploması ve bilimsel teşvik ödülleri töreni gerçekleştirildi.
    Atatürk Üniversitesi Nenehatun Kültür Merkezi’ndeki fahri doktora ve bilimsel teşvik ödülleri akademik giysi törenine Vali Dr. Ahmet Altıparmak, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Atatük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdi Mollamahmutoğlu, Çankaya Üniversitesi Mütevvelli Heyeti başkanı Sıtkı Alp ve öğretim üyeleri katıldı. Tören öncesinde konuşan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, “Varlığıyla, yaptıklarıyla ulusal sınırları aşıp uluslararası bir değere dönüşen bir çok isme takdim ettiğimiz fahri doktorasını gerek eğitim gerekse de gönül coğrafyamıza mümtaz bir yere sahip olan Sıtkı Alp beyefendiye takdim etmenin mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
    Teşvik ödülü alan akademisyenleri tebrik eden Rektör Koçak, “Böylesine değerli çalışmalar yapan akademisyenlerimize her zaman ihtiyacımız var. Onlarla birlikte ilme büyük katkı sağlıyoruz” diye konuştu.
    Fahri doktora diplomasını Rektör Hikmet Koçak’dan alan Çankaya Üniversitesi Mütevvelli Heyeti başkanı Sıtkı Alp ise, “Zamanında bu büyük üniversitede okuma imkanı bulamayan Sıtkı Alp, bugün burada fahri doktora diploması aldı. Tanrı ne büyük ki bugün burada bana fahri doktora diplomasını verdirdi. Bunun için çok mutluyum ve herkese teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
    Fahri doktora töreninin ardından bilimsel teşvik ödüllerini almaya hak kazanan akademisyenler, ödüllerini Erzurum Valisi Dr. Ahmet Altıparmak, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Rektör Hikmet Koçak, Çankaya Üniversitesi Mütevvelli Heyeti başkanı Sıtkı Alp’den aldılar.

  • (Özel Haber) Kitabı İçin Canını Hiçe Sayan O Akademisyen Şimdi Başbakan

    Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 17 Ağustos 1999 depreminde üzerinde çalıştığı kitabı hard diske kaydetmek için canını hiçe sayarak artçı sarsıntıların yaşandığı binaya girdiği ortaya çıktı. TGRT Haber’de Mehmet Aydın’ın Gün Biterken programına konuk olan Başbakan Davutoğlu’nun kuzenleri Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yurttadur ile Ahmet Demirbaş, Davutoğlu’nun bilinmeyen yönlerini ve anılarını anlattı.

    Gelişim Üniversitesi’nde görev yapan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yurttadur, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile birlikte yaşadığı ve hiç unutamadığı bir anısını ilk kez paylaştı. 17 Ağustos 1999 depreminde Davutoğlu’nun o dönem kaleme aldığı ve üzerinde yoğun olarak çalıştığı ‘Stratejik Derinlik’ adlı kitabını kurtarmak için canını hiçe sayıp, sarsıntıların sürdüğü binaya girdiğini ve bilgisayarındaki çalışmalarını harddiske kaydettiğini aktardı. Yurttadur, Davutoğlu’nun binaya girmeden önce ‘bana bir şey olursa o diski bulup kitabımı yayınlatın’ diyerek adeta vasiyette bulunduğunu da söyledi.

    Deprem gecesi yaşadıklarını anlatan Yurttadur, “17 Ağustos 1999 tarihinde İstanbul’da çok büyük bir deprem yaşandı. O gün ben dışarıda bir arkadaşım ile birlikteydim. Sonra gece 03.00 civarıydı, depremden önce uyandım. Depremin o 42 saniyelik sahnesini yaşadım. Herkes gibi Marmara depremini bizde yaşadık. Ve daha sonra deprem durunca dairemizi boşaltıp sokağa indik. Bizim evimizin önünde bir çocuk parkı var. Orası mahşer yeri gibi doldu” dedi.

    “BAŞBAKANIMIZ O DÖNEM EVDE YALNIZ KALIYORDU”

    Yurttadur, “Bizim binamızın yanında da Sayın Başbakanımızın oturmuş olduğu ki o dönem akademisyen olduğu dönemlerdi. Ve onlarda aşağı indiler. Ve biz aşağıda Sayın Başbakanımızla buluştuk. Tabi çok dehşetli bir depremdi. Nerede oluyor, nasıl oluyor, bununla ilgili haber alabilmek için Sayın Başbakanımızın arabasına geçtik. Sayın Başbakanımız şoför mahallinde ben ise yan tarafta oturuyorduk. Başbakanımızın arabasında haberleri açtık. Haberleri dinliyoruz. Başbakanımızın hanımı ve çocukları Afyon’dalar o dönemde. Yani Başbakanımız o dönem evde yalnız kalıyordu. Haberleri dinlerken İzmit’te, Kocaeli’de, Yalova’da çok büyük yaralar olduğu haberlerini almaya başlıyoruz ve hala artı depremler devam ediyor. Biliyorsunuz çok ciddi bir sarsıntıydı ve artçıları da 5-6 civarında oluyordu. Ve hala bina sallanmaya devam ediyor artçılar çok ciddi şekilde devam ediyor” diye konuştu.

    “MUSTAFA BENİM YUKARIYA ÇIKMAM GEREKİYOR”

    Başbakan Davutoğlu’nun yukarı çıkmak istediğini aktaran Yurttadur, “Sayın Başbakanımız dedi ki ‘Mustafa benim yukarıya çıkmam gerekiyor’. Dedim ki; ‘efendim yukarıya neden çıkacaksınız. İşte görüyorsunuz çok ciddi sallantılar var. Hepimiz canımızı zor kurtardık. Herkes aşağıya indi. Dedi ki ‘benim çıkmam lazım’. Dedim ki ‘efendim, lütfen yapmayın. Çıkıp ne yapacaksınız, ne edeceksiniz’. Davutoğlu ’Benim bir kitabım var, ben kitap yazıyorum. Bu kitabı muhakkak suretle benim harici diske kaydetmem gerekiyor’ dedi. Tabii bizim o kadar çok söylememize rağmen kendinden çok emin ve vakur şekilde bize dedi ki, ‘ben yukarıya çıkacağım, yukarıya çıkmam gerekiyor. O kitabı harici diske kaydedeceğim ve geri geleceğim. Eğer eğer bir Allah emri olur orada bana bir şey olursa muhakkak suretle bu harici diski buldurup onun içerisindeki kitabı yayınlatıyorsun. Çünkü bu benim bir eserim, bu benim için çok önemli. Kitabın ismi de Stratejik Derinlik’ Sene 17 Ağustos 1999, beyefendinin profesör olduğu yıllar. Ve böyle bir depremde canını hiçe sayarak yukarı çıktı, ben arabada bekledim. Ve 3-4 dakika içerisinde o bilgisayardaki verileri kaydetti” ifadelerini kullandı.

    “DEPREM OLDUĞU SIRALARDA O KİTAP ÜZERİNDE ÇALIŞIYORDU”

    Depremin yaşandığı an Davutoğlu’nun o kitap üzerinde çalıştığına dikkat çeken Yurttadur, “Ve benim şahsi kanaatim, beyefendi deprem olduğu sıralarda o kitap üzerinde çalışıyordu diye düşünüyorum. Ve o bilgisayarla çıktı, harici hard diske kaydetti ve aşağı indi. Dedi ki ‘elhamdülillah kitabımı kaydettim. Artık bir Allah emri de olsa gözüm arkada kalmaz çünkü ben eserimin kopyasını almış bulunuyorum’. Bunu beyefendi ile beraber başbaşa yaşadık ve kendini, hayatını hiçe sayarak eserin ne kadar önemli olduğunu bilerek bir akademisyen olarak vermiş olduğu emeklerin karşılığında ortaya koymuş olduğu kitabının hard disk kopyasını aldı ve aşağıya indi” şeklinde konuştu.

    “BEYEFENDİNİN İLİME, BİLİME VE ESERE VERMİŞ OLDUĞU DEĞER AÇISINDAN ÇOK CİDDİ BİR ÖRNEK”

    Yurttadur, “Tabii bu müthiş bir olay, müthiş bir olgu. Beyefendinin ilime, bilime ve esere vermiş olduğu değer açısından çok ciddi bir örnek. Ve bu yaşanılmış bir örnek. Ben bugüne kadar hiç duyulmadı. Bugün bunu katıldığımız yayında ilk kez anlattık. Ve bu gerçekten ama gerçekten literatüre geçmesi gereken, ülkeyi yöneten bir başbakanın ilme, bilime, kitaba, esere vermiş olduğu değeri ortaya koyan çok ciddi bir örnek. Ve böyle bir depremde dediğiniz gibi tamamen bir vasiyet bırakıyor. Diyor ki ‘Mustafa bana bir şey olursa, orada bir yıkılma neticesinde kendisine bir Allah’ın emri olursa biz dışarıda hemen kurtarıcılar geldiği zaman veya enkazın kaldırılması için gelindiği zaman bulacağız ve o hard diski edineceğiz. Türkiye’de bugüne kadar bu alanda yazılmış bir eser yok zaten. Ve yakın zamanda da ben yazılacağını pek tahmin etmiyorum, çünkü Başbakanımız o kitabı ruhuyla, gönlüyle, engin bilgi ve beceri birikimiyle yazmış olduğu bir kitap. Buradan da şunu ortaya çıkarabiliyoruz; hayatını hiçe sayarak kitabını alan bir başbakan” ifadelerini kullandı.