Etiket: Ailenin

  • Ailenin sanata bakışı, çocuğun gelişimini etkileyen en önemli unsur

    Okul öncesi eğitimin en önemli birimlerinden olan sanat okulları, çocuklara sanat sevgisini aşılamaya devam ediyor. Ailelerin sanata bakış açıları ise, çocukların bu dalda gelişimini belirleyen ilk unsur olarak ön plana çıkıyor.

    Eskişehir’de özel bir sanat okulunda dans ve hareket eğitmenliği yapan Erkan Akın, çocuğun gelişiminde başrol oynayan kesimin öğretmenler değil ebeveynler olduğunu ifade etti. Ailelerin sanata karşı olan hassasiyetsizliği sebebiyle birçok yetenekli çocuğu kaybettiklerini aktaran Akın, “Çocuğun sanatsal gelişiminde ailenin, eğitmen ile karşılıklı diyaloğu çok önemli. Bu eğitim aslında bizim okullarımızdan ziyade ailenin sanatsal bilincinde başlıyor. Bazen ebeveynlerimiz tayinleri veya başka şehre taşınma durumları sebebiyle çocuğu geri çekip, onun eğitimine tamamen son veriyor ve sanatsal hayatını bitirebiliyor. Böyle birçok yetenekli çocuğumuzu kaybettik. Herşeyden önce aile yapısı çok önemli. Sanat kültürü olmayan bir aile, çocuklarına sanatı sevdiremez. Ailerimizin öncelikle sanat bilincini geliştirmesi ve çocuklarını daha duyarlı olarak yönlendirmesi gerekir. Sonra iş sanat hocalarına düşüyor” şeklinde konuştu.

    ”Sanat okulları, okul öncesi eğitimin en önemli unsurlarından”

    Anaokulu ve ilkokulda verilmesi gereken sanatsal bilinci, okul öncesi eğitimde kendilerinin karşıladığını söyleyen Erkan Akın, “Sanat okulları, bir toplum için olmazsa olmaz birimlerden birisi. Bizim her türlü sanatsal dalı temsil eden hocalarımız mevcut. Hepimiz burada çocuklarımıza öncelikle ‘İyi bir birey nasıl olunur’un eğitimini veriyoruz. Küçüklükten beri bizimle olup bugün 17-18 yaşında gösterilere çıkan öğrencilerimiz var. Bunlar güzel şeyler” ifadelerini kullandı.

    ”Sanata başlangıç yaşı 2,5-3 yaştır”

    2,5-3 yaşından itibaren çocuklara sanat eğitimi vermeye başladıklarını belirten Akın, “Tabii çocuklarımızın gelişimi aile yapısı ve komut alma yeteneğine göre değişiklik gösterebiliyor. Okula yazıldıktan sonra ilk aylar çocuğun ortama ve sanata adapte olmaya çalışmasıyla geçiyor. Bu dönemde bazı zorlukların olması doğaldır. Sonuçta 3 yaşındaki çocuklardan bahsediyoruz. Ancak bazı ailelerimiz bunu kabullenemeyip çocuğun geri alabiliyor. Bu yanlış bir durum. Kısa vadede bu zorluklar aşılacaktır. Önemli olan ailelerimizin, çocuğun sanatsal gelişiminde destekleyici bir rol oynaması” dedi.

  • Otomobilini kavga ettiği ailenin üzerine sürdü: 2 yaralı

    Şanlıurfa’da çocukları boşanma aşamasında olan aileler arasında yaşanan kavgada bir kişi otomobilini kavga ettiği ailenin üzerine sürdü. Aracın çarptığı 2 kardeş yaralandı.

    Olay, gece saatlerinde Karaköprü İlçesine bağlı Şenevler Mahallesi’nde yaşandı. İddiaya göre, çocukları boşanma aşamasında olan akraba iki aile arasında kavga yaşandı. Taş, sopa ve silahların kullanıldığı kavgada ismi öğrenilemeyen bir kişi, otomobille iki kardeşi ezmeye çalıştı. Olayda otomobilin çarptığı Mehmet ve Aziz T. isimli kardeşler, yaralandı. Yaralılar, olay yerine çağrılan ambulanslarla Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Burada tedavi altına alınan yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi. Kavga nedeniyle olay yerine polis ekipleri sevk edildi. Yolu trafiğe kapatan polis ekipleri, olayda kullanılan otomobil ve yerdeki boş kovanlar üzerinde inceleme yaptı. Gözaltına alınan 3 kişi emniyete götürülürken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

  • CHP’li ailenin Erdoğan hayranı kızı

    Adana’da başta anne ve babası olmak üzere çevresi CHP’li olan ancak kendisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hayranı Dönay Şengül adlı genç kadın, sosyal medyadan Gezi Parkı eylemcilerine hakaret ettiği ileri sürülerek 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Şengül, kararı Yargıtay’a götürdüğünü belirterek, “Karar Yargıtay’da onanırsa ben kendimi öldürürüm yine cezaevine gitmem” dedi.

    Adanalı mekanik – kaporta yedek iç parça ustası Dönay Şengül (32), bütün ailesi ve arkadaşları CHP’li olmasına rağmen kendisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hayranı. Şengül, ailesinin ve etrafının Erdoğan sevgisinden dolayı kendisine tepki gösterdiğini ancak Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasından sonra zekasıyla, duruşuyla kendisini çok etkilediğini, bu nedenle Erdoğan’ı çok sevdiğini, bu sevgisinin 2002 yılında Erdoğan’ın başbakan olması ve yaptıklarıyla daha da perçinlendiğini ifade etti.

    Şengül, çok sevdiği Erdoğan’ın isminin baş harflerinden oluşan RTE dövmesini koluna yaptırdığını, bir süre sonra da resmini dövme olarak yaptıracağını söyledi. Cep telefonu kılıflarında, tişörtlerinde her yerde Erdoğan’ın izlerini taşıyan Şengül, bu günlerde Gezi Parkı eylemcilerine hakaret ettiği ileri sürülerek 2 yıl 6 ay hapis cezası aldığı için mahkeme ile başının dertte olduğunu belirtti. Şengül, “Ben sosyal medya hesabımın profiline Recep Tayyip Erdoğan ve arkasında bulunan askerlerin Rabia işareti yapan fotoğrafını koydum. Daha sonra Gezicileri eleştiren paylaşımlarda bulundum. Bu yüzden hakkımda dava açıldı. Ve bana 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Benim yaptığım 2 kez yanlış ise onların yaptığı 10 kez yanlış. Çünkü bu ülkede Erdoğan’a, ezana, Kur’an’a hakaret ediyorlar ve ceza almıyorlar. Bana ceza veriyorlarsa onlara da ceza verilmeli. Üstelik bana verilen bu ceza para cezasına da çevrilmiyor” dedi.

    Şengül, kararı Yargıtay’a götürdüğünü anlatarak, “Bu karar Yargıtay’da onanırsa ben kendimi öldürürüm yine cezaevine gitmem. Çünkü ben cezaevine gittiğimde o Geziciler sevinecek. Bu nedenle asla cezaevine gitmem” diye konuştu.

  • Karaman’da Afgan ailenin kaldığı evin çatısı yandı

    Karaman’da Afgan ailenin kaldığı evin çatısında çıkan yangın, itfaiye tarafından söndürüldü.

    Yangın, öğle saatlerinde Yeni Mahalle 302 Sokak’ta bulunan tek katlı kerpiç evde çıktı. Edinilen bilgiye göre, Afganistanlı ailenin kaldığı evin çatısından dumanların yükseldiğini gören mahalle sakinleri, durumu hemen itfaiye ve polise bildirdi. Olay yerine gelen itfaiye yangına müdahale ederken, polis ekipleri de çevre güvenliği aldı. Yangın itfaiyenin yarım saatlik çalışmasının ardından söndürüldü. Yangın nedeniyle korkarak baygınlık geçiren bir Afgan kadına sağlık görevlileri tarafından ambulansta müdahale edildi. İtfaiye, evin bahçesinde bulunan çöplerin yakılmasından dolayı alevlerin çatıya sıçradığını tespit etti.

    Yangınla ilgili soruşturma başlatıldı.

  • 2 yaş sendromunu atlatmak ailenin elinde

    Özel Ümit Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şadi İdem, bebeklikten çocukluk dönemine geçişte yaşanan 2 yaş sendromu hakkında ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.

    2 yaş sendromunun çok sık karşılaşılan bir durum olduğunu söyleyen Dr. Şadi İdem, “2 ile 2 buçuk yaş arasında başlayıp 3 yaşa kadar olan bu dönemde çocukların inanılmaz derecede hızlı bir şekilde geliştiklerini görüyoruz. Bu dönem bebeklikten çocukluğa geçiş dönemidir. Bu dönemde motor fonksiyonlar hızlı bir şekilde gelişiyor. Duygularını daha iyi ifade etmeye başlıyorlar. Bebeklikte anneye bağlı iken, artık bağımsızlaşmaya başlıyorlar. Aktif ve bireysel olma çabası etkili oluyor. Çocuk daha koordineli yaşamaya başlıyorlar.Tüm bunlar, çocukta kendi hayatını denetleyebileceği algısı oluşturuyor. Bu kadar bağımsızlaşmanın olduğu bir dönemde, özerklik arzusu kaçınılmaz” diye konuştu.

    Bu sendromu belirleyen şeyin iki duygu arasındaki çelişme olduğunu söyleyen İdem, “Bunların biri özerklik duygusu, diğeri anneyi kaybetme korkusudur. Bir yandan ben birey olayım her istediğimi yapayım duygusu ve arzusu, bir yandan da ‘ama benim anneme de ihtiyacım var’ duygusu ve kaygısı çelişiyor. Öfke nöbetleri bundan kaynaklı olarak ortaya çıkıyor” dedi.

    Çocukta hangi belirtiler olur?

    2 yaş sendromundaki çocuklarda görülen değişimler hakkında bilgi veren İdem, “Çok dengesiz davranırlar. Dediklerini yapmak isterler, inatçı ve isyankar olurlar. Hayır lafını dinlemezler. Her söylenenin tersini yaparlar. Bir yandan da keşfederler, merak ederler, öğrenirler, sorgularlar. Bunlar da iyi yanları. Ama bunları genelde arka plana atıp baş edemediğimiz durumları ön plana çıkarırız” dedi.

    Bu dönemin ergenlik dönemine benzediğini söyleyen İdem, “Ergenlerin durumu neyse aslında bu dönem de böyle bir şey. Ergenlikte nasıl çocukluktan yetişkinliğe geçiş varsa, bunda da bebeklikten çocukluğa geçiş var. Bunu çocukluğun ergenliği diye de tanımlayabiliriz. Bu dönem, bireyselleşme ihtiyacının aslında ilk adımı. Bu dönemi kimisi çok kötü şekilde atlatırken, kimisi daha rahat atlatıyor. Bunu ailenin tutumu belirliyor” diye konuştu.

    “İnatlaşmada kaybeden aile olur”

    Ailelere önerilerde bulunan İdem, şunları söyledi:

    “Çocuk bir şey istediğinde inatlaşma yaşanıyor. Aile ile çocuk arasındaki inatlaşmada her zaman kaybeden anne babadır. Çocuk bir şey istediğinde bozuk plak gibi onu tekrarlar. Aile de aynısını yaparak, ‘Hayır bunu alamam çünkü sağlıksız’ diyerek aynı tekrarı yapmalı. Bu çok basit bir taktik. Anne baba çocuğun korkusunu kesinlikle kullanmamalılar. Eğer çocuklarını tehdit ederek, korkutarak yola getirmeye çalışırlarsa sağlıksız bir bireyleşme döneminin ilk adımı atılmış olabilir. Çocukların bireysel gelişimlerinin sağlıklı olmasını istiyorsak onlara özgürlük ve özerkliklerini yaşayacakları bir ortam sunmalıyız. Aynı zamanda belirli sınırlarımız da olmalı. Çocuk öfkelenebilir, korkabilir, üzülebilir, sevinebilir. Bu duyguları ifade ettiğinde bunları tam algılayamayabilir. Ona ‘korkma, öfkelenme’ demek o çocuğu yok saymak demektir. Duygusunu yok saymak, onu yok saymaktır. Yapmamız gereken ‘Evet öfkelisin anlıyorum. Ama bunu almayacağımı söylemiştim. Hayır almayacağım’ demektir. Böylece çocuğunuzun hem varlığını, duygusunu önemsiyorsunuz hem de davranışını eleştiriyorsunuz.”

    “Dengeyi bulmak kurtarıcıdır”

    İdem, dengeyi bulmanın çok önemli olduğunu belirterek, “Ya her dediklerine tamam diyorlar, şımarık ve tatminsiz çocuklar ortaya çıkıyor. Ya da baskı ve korkuyla dizginleri elimize alarak çocuğu baskı altına alıyoruz. Belki o zaman kazanmış gibi görünüyoruz ama maalesef özgüveni yıkılmış bir çocuk yetiştirmiş oluyoruz. Burada dengeyi bulmak çok önemli. Belli sınırlar olacak ve bu sınırlar mümkünse birlikte belirlenecek. Karar alırken onu da bir birey olarak işin içine katarsak bireyselleşmeyi kuvvetlendiririz. Her seçim bir sorumluluk gerektirir. O seçimin sorumluluğunu çocuk bedel olarak ödemeli, ceza ya da tehdit olarak değil. İstediğinin alınmamış olması çocuk için bir bedeldir. Ekstra bir şeye gerek yok” dedi.