Etiket: AIDS

  • AIDS, 2013’te 1,5 Milyon, 2014’te 1,2 Milyon Kişinin Ölümüne Neden Oldu

    Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, AIDS’in dünyada her yıl 1 milyonun üzerinde insanın ölümüne neden olduğunu belirterek, “Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2014 yılı raporuna göre, dünyada 2013 yılında 1,5 milyon kişinin AIDS nedeniyle öldüğü tahmin edilmektedir. 2014’te ise dünya genelinde AIDS’ten hayatını kaybedenlerin sayısının 1,2 milyon kişi olduğu ifade edilmektedir” dedi.

    Halk Sağlığı Müdürü Dr. Kemik, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, hastalığa dikkat çekti. AIDS’in, vücudun mikroplara karşı koyma yeteneğinin bozulduğu bir hastalık, etkeninin de HIV adı verilen bir virüs olduğunu dile getiren Dr. Kemik, “İlk kez 1980’li yıllarda tanımlanan HIV enfeksiyonu tüm dünyada yayılmaya devam etmektedir. AIDS dünyada her yıl 1 milyonun üzerinde insanın ölümüne neden olmaktadır. Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2014 yılı raporuna göre, dünyada 2013 yılı içinde yaklaşık 2,1 milyon kişinin HIV’e yakalandığı, 35 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1,5 milyon kişinin AIDS nedeni ile öldüğü tahmin edilmektedir. 2014’te ise dünya genelinde AIDS’ten hayatını kaybedenlerin sayısının 1,2 milyon kişi olduğu ifade edilmektedir” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE, AIDS’IN AZ SIKLIKTA GÖRÜLDÜĞÜ ÜLKELER ARASINDA YER ALIYOR”

    Türkiye’nin, dünyada HIV/AIDS açısından hastalığın az sıklıkta görüldüğü ülkeler arasında değerlendirildiğini kaydeden Kemik, şöyle devam etti: “Sağlık Bakanlığımıza 1985’den 2013 yılı Kasım ayına kadar toplam 7 bin 50 HIV(pozitif) kişi bildirimi yapılmıştır. Vakaların yaklaşık yüzde 73’ünü erkekler oluşturmaktadır. Enfeksiyondan en fazla etkilenenler 40-49 yaş arasındaki kişilerdir. Ülkemizde bulaşma en sık cinsel yolla olmakta, vakaların yaklaşık yüzde 17’sinin yabancı uyruklu olduğu görülmektedir. Bireylerin ayrımcılık ve damgalanmaya uğramalarına engel olmak üzere, birimlerimiz tarafından tanı konulan hastaların bildirimleri kodlu bir şekilde yapılmaktadır. Kişilerin bilgileri üçüncü kişiler ile kesinlikle paylaşılmamaktadır.”

    AIDS’ın korunmasız cinsel temas, ortak paylaşılan enjektörlerle damar içi madde kullanımı, gebelik sırasında ve doğum sırasında anneden bebeğe ve kan transfüzyonu yolu ile bulaşabildiğinin altını çizen Kemik, bu geçiş yolları nedeniyle HIV enfeksiyonunun erişkinlerin yanı sıra tüm yaş gruplarında görülebildiğini vurguladı. Hastalığın tam anlamıyla tedavisi bulunmamakla birlikte uygulanan ilaç tedavileri ile HIV/AIDS hastalığından ölümlerin azaldığını ve kişiler yaşantılarına devam edebildiğini ifade eden Kemik, şunları kaydetti: “Hastalıktan korunmak için henüz aşı bulunmamaktadır. Önlenebilir bir hastalık olan HIV/AIDS ile mücadelenin en etkili yolu, korunma önlemlerini uygulamaktır. Tek eşliliğin yanı sıra cinsel temasta doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı en güvenli ve basit korunma yollarıdır. Hastalık, aynı evi, iş yerini, tuvaleti kullanmak, sivrisinek ve benzeri haşereler, yüzme havuzları, aile yaşantısı, toplumsal yaşam, el sıkışma, kucaklaşma, cilt temasları, sosyal öpüşme, yemek ve içki, tabak-kaşık-bardak, yüzme havuzu, banyo, tuvalet, giysi ve çamaşır, böcek ve sinek sokmaları ile bulaşmaz. Çünkü AIDS mikrobu dış ortamda yaşayamayan, dayanıksız bir virüstür.”

    AIDS virüsünün bir insana bulaşması ile hastalığın ortaya çıkması arasında ortalama 2-10 yıl arasında bir süre geçtiğine dikkat çeken Kemik, açıklamasında şu bilgilere yer verdi: “HIV (pozitif) kişiler, ortalama 10 yıllık bir süre içinde mutlaka AIDS tablosuna girerler. Virüsün varlığı HIV testi denilen ELİSA test ile belirlenir. Sağlık Bakanlığımız, akademik çevreler, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar ile işbirliği içinde, HIV/AIDS konusunda toplumsal duyarlılığın artırılması, halkımızın HIV/AIDS hastalığının bulaşma yolları ve sağlıklı cinsel hayat konusunda bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi, kişilerin toplumda ayrımcılık ve damgalanmaya uğramalarının azaltması hatta ortadan kaldırılması, şüpheli teması olan kişilerin HIV/AIDS hastalığı, bulaşma, korunma yolları konusunda bilgilendirilmesi ve doğru yönlendirilmeleri için çalışmalarını sürdürmektedir.”

  • Dünyada 36.9 Milyon Kişi AIDS Virüsü Taşıyor

    Samsun Halk Sağlığı Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu, dünyada 2014 yılı içinde yaklaşık 2 milyon kişinin HIV enfeksiyonuna yakalandığını ve dünyada 36.9 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğunu söyledi.

    “1 Aralık Dünya AIDS Günü” olduğunu hatırlatan Samsun Halk Sağlığı Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu, “İlk kez 1980’li yıllarda tanımlanan HIV enfeksiyonu o yıllardan bu yana tüm dünyada din, dil, ırk, cins, ülke ayırımı yapmadan yayılmaya devam etmektedir. Hastalık korunmasız cinsel temas, ortak paylaşılan enjektörlerle damar içi madde kullanımı, gebelik sırasında ve doğum sırasında anneden bebeğe ve kan transfüzyonu yolu ile bulaşabilmektedir. Bu geçiş yolları nedeni ile HIV enfeksiyonu, erişkinlerin yanı sıra, tüm yaş gruplarında görülebilmektedir” dedi.

    AIDS hastalığın tam anlamıyla tedavisinin bulunmadığını belirten Kasapoğlu, “Uygulanan ilaç tedavileri ile HIV/AIDS hastalığından ölümler azalmakta ve kişiler yaşantılarına devam edebilmektedir. Bununla birlikte uygulanan ilaç tedavisi ile bulaşıcılık azalmakta, gebelik sırasında uygulanan tedaviyle HIV virüsü taşıyan anneden bebeğe hastalık bulaşması engellenebilmektedir. Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2014 yılı raporuna göre, dünyada 2014 yılı içinde yaklaşık 2 milyon kişinin HIV enfeksiyonuna yakalandığı, dünyada 36.9 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1.2 milyon kişinin AIDS nedeni ile öldüğü belirtilmektedir” diye konuştu.

    Türkiye’deki AIDS virüsü hakkında bilgi veren Kasapoğlu, “Ülkemizde nüfus artışı, hastalığa ilişkin farkındalığın artması, tanı ve tedavi hizmetlerindeki gelişmeler neticesinde HIV/AIDS vaka sayılarında artış görülmektedir. Ancak Türkiye hala dünyada HIV/AIDS açısından hastalığın az sıklıkta görüldüğü ülkeler arasında değerlendirilmektedir. Ülkemizde bildirimi yapılan vakaların yüzde 75’i erkek, yüzde 25’i ise kadındır. Vakaların yüzde 16’sının yabancı uyruklu olduğu, bulaşma yollarına göre değerlendirme yapıldığında vakaların yarısından çoğunun cinsel yolla bulaştığı tespit edilmiştir. HIV enfeksiyonu önlenebilir bir hastalıktır ve korunma önlemleri tedaviden çok daha etkili ve ucuzdur. En sık görülen bulaşma yolu cinsel temasla olduğu için bu yolla korunma büyük önem taşımaktadır. Tek eşliliğin yanı sıra, riskli cinsel temasta doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı en güvenli ve basit korunma yollarıdır. Diğer bir bulaş yolu olan kan ve kan ürünleri ile olan bulaşmaya karşı korunma amacı ile 1987 yılından beri de ülkemizde kan ve kan ürünleri HIV yönünden test edilmektedir. Organ ve doku nakilleri öncesinde gerekli testlerin yapılması HIV geçiş riskini en aza indirmektedir. Ayrıca, dövme ve piercing gibi uygulamaların temiz ve steril koşullarda yaptırılması, vücuda takılan delici, kesici özellikli takılar ortak kullanılmaması, tek kullanımlık steril enjektör kullanılması HIV bulaşma riskini azaltmaktadır” şeklinde konuştu.

  • AIDS Gününde Önemli Uyarı

    Türkiye’de son iki yılda 4300 AIDS hastasının kayıtlara geçtiği belirtildi. İç Hastalıkları Profesörü Kadir Biberoğlu, “Risk grupları sınırlandırılması yapılmamalı, eğitim, mücadele yılda bir değil 365 gün sürmeli” dedi.

    1 ARALIK DÜNYA AIDS GÜNÜNDE ÖNEMLİ UYARI

    Türkiye’de ilk AIDS tanısı koyulmasının üzerinden 30 yıl geçerken, İç Hastalıkları Profesörü Kadir Biberoğlu HIV enfeksiyonuyla mücadelede “risk grupları” deyiminden kaçınılması gerektiğini söyledi. “Bu eş cinsellerin, damardan uyuşturucu kullananların enfeksiyonudur” denildiğinde kişilerin “Bu enfeksiyon benden uzak” sonucu çıkarabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Biberoğlu, “HIV’in riskli grupların infeksiyonu olmadığının altı çizilmeli, riskli davranışlardan kaçınmamız gerektiği vurgulanmalı, uyarı ve eğitim yılda bir değil 365 gün sürdürülmeli” dedi.

    1 Aralık Dünya AIDS Günü nedeniyle bir değerlendirme yapan İzmir Kent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Biberoğlu, dünyada 40 milyon HIV virüslü hasta olduğunu, Türkiye’de de bu yılın Haziran ayı resmi kayıtlarına göre 9300 hasta bulunduğunu söyledi. HIV virüsü taşıdığının farkında olmayan ya da tedaviden kaçanlarla bu sayının daha da artacağını kaydeden Biberoğlu, “İki yıl önce ülkemizdeki sayı 5 bin, 5 ay öncesi resmi kayıtlara göre sayı 9.300 oldu. Olaya HIV virüsü taşıyan birey olarak değil, toplumsal ve sosyal boyutuyla bakmak gerekir. HIV virüsü ile enfekte olan kişi hemen hasta olmuyor, bu süreç çok uzun olabiliyor. Ancak bu belirtisiz dönemde virüsün sinsice yayılma ve bulaşma süreci işliyor. Korunmasız cinsel ilişki, eşcinsel davranışlar, damardan yapılan ortak uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığı en büyük risklerden. Virüsü taşıyan anne adaylarında bebeğe geçiş mümkün olmaktadır. Dolayısıyla HIV virüsü taşıyan hastalara yaklaşırken korunma ilkelerini göz önüne almalıyız” diye konuştu.

    Prof. Dr. Biberoğlu, cinsel aktif dönemde, özellikle ergenlik döneminde eğitimlerin çok önemli olduğunu vurgularken, AIDS’le mücadelenin, korunma konusundaki çabaların yılda bir gün değil 365 gün sürdürülmesi gerektiğini kaydetti. Kişilerin “bana bir şey olmaz” dememesi için HIV enfeksiyonunun sadece eş cinsellerin, damardan uyuşturucu kullananların hastalığı olarak düşünmelerini sağlayacak söylemlerden kaçınılması gerektiğini ifade eden Biberoğlu, “Kişilerin ‘Bu enfeksiyon benden uzak’ sonucu çıkarmaması için HIV’in riskli grupların infeksiyonu olmadığının altı çizilmeli, riskli davranışlardan kaçınmamız gerektiği vurgulanmalı. Sağlıklı yaşamın temel ilkelerinden tek eşlilik, korunmasız cinsel ilişkiden uzak durmak, uyuşturucuyla mücadele ve ortak iğne kullanımından kaçınmak, her gebelikte HIV testinin rutin olarak yapılması AIDS’ten korunmanın, kaçınmanın en hayati kısımlarıdır” dedi.

  • AIDS hastalığı ağızdan başlıyor

    Clinic Plus Uzman Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Dt. Sevgen Eralp, AIDS hastalığının ilk olarak ağızda kendini gösterdiğini belirtti.

     

    Eralp, şu bilgilere yer verdi: “AIDS, 80’li yıllardan bu yana insan hayatına maalesef tedavisi neredeyse imkansız hastalık olarak girmiştir. Her geçen yıl görülme oranı katlanarak artmıştır. Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organisation-WHO) verilerine göre günümüzde her 10 dakikada 1 kişiye AIDS bulaşmaktadır. Dünyada 40 milyondan fazla insanı etkilemiş ve 25 milyon kişi bu nedenle hayatını kaybetmiştir. Tedavisi imkansız diyorum çünkü AIDS hastalığına sebep olan virüsü çeşitli yöntemlerle durdurmak belki mümkün, fakat vücuttan tamamen temizlemek mümkün değil. Vücuttan tamamen temizlenemediği için de sürekli olarak fırsatçı enfeksiyonlarla birlikte aktif hale gelerek hayat standardını oldukça düşüren bir hastalıktır.

     

    Her hastalıkta olduğu gibi en önemli nokta ise erken teşhistir. AIDS hastalığı 1 seneden 11 seneye kadar sessiz dönemde kalabiliyor. Bu dönemde hiç belirti vermediği kabul edilse de, HIV infeksiyonunda en erken bulgular ağız içinde kendini göstermeye başlıyor. Oral kavitede bir çok lezyon oluşabildiği gibi, en çok karşılaşılan lezyon, halk arasında pamukçuk diye bildiğimiz mantar (oral kandida) infeksiyonudur. Mantar infeksiyonunda kişi ilk olarak bunun görüntüsünden rahatsız olur. Yutkunma güçlüğü ve tat alma duyusunda güçlükler başlar. İnfeksiyon soluk borusuna kadar ilerler. Sık sık tekrarlayan dişeti kanamaları, dişeti iltihabı ve periodontal hastalıklar gibi belirtiler en önemli bulgulardır. Ağız dışı muayenede ise alt çene altında bulunan ve 3 aydan uzun süredir geçmeyen 1 ya da 2 servikal lenf nodülü erken teşhiste dikkat edilmesi gereken bulgulardır.
    HIV virüsü taşıyan hastaların çoğu, bu durumun farkına varmayarak ya da önemsemeyerek tedaviye başlama zamanını geciktiriyor, bu da ölüm riskininin artmasına neden oluyor. HIV virüsü taşıyan bireylerde, hastalığın teşhisinde diş hekimlerinin üstüne düşen görevleri yerine getirmeleri, gerek ağız diş sağlığının korunması gerek genel sağlık bağlamında, toplumdaki farkındalığın sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. HIV infeksiyonunun, kan ve kan ürünleri yoluyla bulaştığını hatırlatırsak, diş hekimlerinin erken teşhiste rolü olduğu kadar, hastalığın bulaşıcılığında da rolü oldukça büyüktür. Hekim, tedavi edeceği tüm hastaları potansiyel infeksiyon riskine sahip olarak düşünür ve optimum hijyenik çalışma koşullarına uyar ise, virüsün hekime veya diğer hastalara bulaşma riski olmayacaktır. Günümüzde AIDS ölümcül değil kronik bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bütün hayatınız boyunca sizi yönetecek bir hastalık… Herhangi bir şikayetiniz olmasa bile, AIDS gibi daha başka bir çok hastalığın şüphesinde ağız içi belirtilerin önemini hatırlatarak, senede en az 1 defa diş hekiminizi ziyaret ederek ağız hijyeninizin devamlılığını koruyabilirsiniz.”

  • Hepatit B, AIDS’ten 100 kat daha bulaşıcı

    Klimik Derneği Viral Hepatit Çalışma Grubu (VHÇG) Başkanı Prof. Dr. Sıla Akhan, dünyada her yıl 620 bin kişinin hepatit B’ye bağlı sebeplerden hayatını kaybettiğini belirterek, “Hepatit B, AIDS’den 100 kat daha bulaşıcı” dedi.

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Samsun’da düzenlenen “Ulusal Viral Hepatit Sempozyumu’nda Kronik Hepatit B’de Zor Kararlar ve Zor Olgular” başlığı altında Hepatit B’yi ele aldı. Klimik Derneği , Viral Hepatit Çalışma Grubu (VHÇG) Başkanı Prof. Dr. Sıla Akhan, dünyada her yıl 620 bin kişinin hepatit B’ye bağlı sebeplerden yaşamını yitirdiğini belirtti.

    “HEPATİT B, AİDS’TEN 100 KAT DAHA BULAŞICI”
    Hepatit B’nin, nasıl bulaştığını anlatan Sıla Akhan, “Hepatit B, AİDS’den 100 kat daha bulaşıcı. Coğrafi bölgeye göre de bulaş yolu değişim göstermektedir. Örneğin yüksek prevalanslı yerlerde anneden bebeğe doğumla geçiş, orta prevalanslı yerlerde cinsel temas dışı yakın temas ile, geçiş ve düşük prevalanslı yerlerde korunmasız cinsel ilişki ve ilaç bağımlılığı gibi bulaş yolları hakimdir. Anneden bebeğe bulaşması ölümlerin yüzde 21’inden sorumlu tutulmaktadır” dedi.

    “HEPATİT B HASTALARININ YÜZDE 70’İ ZOR TEDAVİ EDİLİYOR”
    Sıla Akhan, virüsün çok güçlü olduğunu belirterek, “Bulaşma yolları aynı olmasına rağmen bunun nedenlerinin başında virüsün vücut dışında 7 gün canlı kalabilmesi, bütün vücut sıvılarında bulunması ve günlük çoğalma kapasitesinin çok yüksek olması sayılabilir. Bu kadar yüksek kapasitede üretim olunca virüsün yapısında mutasyon dediğimiz birtakım hataların olması kaçınılmazdır. Bizim de içinde yer aldığımız Akdeniz ülkelerinde özellikle belli coğrafyalarda hakim virüs olmasına yol açmıştır. Türkiye’de de görülen kronik hepatit B olgularının neredeyse yüzde 70’i zor tedavi edilmekte” şeklinde konuştu.

    “HEPATİT B, HER ÜLKENİN KENDİ REHBERİ OLMASI GEREKEN BİR İNFEKSİYONDUR”
    Akhan, hepatit B virüsünün ortadan kaldırmanın her zaman başarılamadığını İfade ederek, “ Bütün bu çalışmaların ışığında hasta izeleme ve tedavi protokolü son derece dinamik gelişmeler gösterdi. Bu konuda çalışan uzmanlar tarafından rehberler hazırlandı. KLİMİK Viral Hepatit Çalışma Grubu da Türkiye’de farklı bölgelerde bu konuda çalışan 135 İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanın katkıları ile bu sene tedavi rehberi hazırladı. Hepatit B, her ülkenin kendi rehberi olması gereken bir infeksiyondur, çünkü farklı coğrafyalarda farklı sorunlar ön plana geçmektedir. Bizim ülkemiz sınırları içinde bile çok farklı özellikler barınmaktadır” diye konuştu.