Etiket: Ağrılarını

  • Hareketsiz kalmak eklem ve kas ağrılarını arttırıyor

    Fizik Tedavi Uzmanı Doktor Gamze Yılmaz Yanartaş, kış aylarında hareketsiz kalmanın bahar aylarında eklem ve kas ağrılarını arttırarak sağlık problemlerine yol açtığını belirtti.

    Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı Doktor Gamze Yılmaz Yanartaş, bahar aylarında görülmekte olan eklem ve kas ağrılarının sebebinin hareketsiz kalmaktan kaynaklandığını belirterek, “Bahar aylarında kas ve iskelet sistemlerinde ağrılar maalesef artıyor. Bunun sebebi var. Bunun en büyük sebeplerinden biri vücuttaki vitamin ve mineral eksikleri. Kışın sedanter (hareketsiz) bir hayatımız olduğu için güneş ışığından da uzağız. Bu yüzden vücuttaki d vitamini düzeyimiz düşüyor. Bu, yaza doğru girerken vücutta azalan diğer mineral eksiklikleri ile beraber birleştiğinde eklem ve kas ağrılarını arttırıyor. Bahar aylarında eklem ve kas ağrıları arttığı gibi kronik yorgunluk sendromu gibi fibromiyalji (yaygın kas iskelet sistemi ağrısı) gibi ağrılı kas hastalıklarında artış görüyoruz. Bunlar gezici ağrılar. Genelde sabah dinç uyanamama, yaygın eklem ağrıları, tahlillerin normal çıkması, herhangi bir sıkıntı bulunamaması gibi şikayetlerle kendini gösteriyor. Burada yapmamız gereken hekimimizle konuşup değerlere bakılması gerekir. Tiroit hormonumuz, vitamin değerlerimiz vücudumuzdaki mineral düzeyleri tetkik edilir. Bunlarda eksiklik varsa ya da romatolojik bir hastalığı varsa romatizma tahlilleri yapılarak bunun açığa çıkarılması gerekir” dedi.

    “Romatizmal hastalıklar eklem ağrılarını tetikliyor”

    Eklem ağrılarında romatizmal hastalıkların etkisinin olduğunu söyleyen Uzman Doktor Yanartaş ağrı sorunu yaşayanların tedavi olması gerektiğini belirtti. Yanartaş, “İltihaplı ve iltihapsız olmak üzere romatizmal hastalıklar ikiye ayrılıyor. Bunların her ikisi de hem iltihabik olanlar hem de iltahapsız olan eklem romatizmalarında da havaların değişmesi ile ısının değişmesi ile beraber eklem ağrıları ortaya çıkabiliyor. O yüzden bu kas ve iskelet ağrılarımızda mutlaka altında yatan başka bir sebep olan romatizmamız var mı bunu bakılması gerekiyor. Bunun yanı sıra tiroit metabolizmasındaki değişiklikler eklem ağrılarında önemli. Sedanter hayattan çıkıyoruz, tabii kışın yaza doğru girerken biraz kilolarımızda ekleniyor buna kilo alımı da eklem ağrılarının artmasında çok büyük bir sebep eğer normal kilonuzun üzerine çıktıysak mutlaka kalça ve bel ağrılarımızın arttığını görüyoruz. Bahara doğru girerken vücutta bir takım toksinler, metabolik artıklar birikiyor bu hareketsiz hayatımıza bağlı olarak bu toksinlerden arınmak için bir takım yöntemler kullanıyoruz tedavilerde. Bunlar ozon oksijen tedavileri, sauna tedavileri, kapalı kutu, oral tedavi, terapi gibi tedavilerle vücudumuza bir nevi detoks yapıyoruz. Bu toksinlerden arındırıyoruz. Bağışıklık sistemimizi güçlendiriyoruz. Vücudumuzda eğer bir toksin birikimi varsa bağışıklığımız bizi hastalıklara karşı savunamaz hale geliyor. Eğer vücudumuzda bir hastalık oluşma aşamasındaysa vücut kendi dengesini kuramadığından, kendini savunamadığından hastalıklara açık hale geliriz” şeklinde konuştu.

    “Uyku düzenimize dikkat etmeliyiz, egzersiz yapmalıyız, sağlıklı beslenmeliyiz”

    Uzman Doktor Yanartaş, spor, egzersiz yapmanın ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. Yanartaş, “O yüzden nasıl evlerimizde bahar temizliği yapıp bir rahatlama hissediyorsak vücudumuzda da bahara girerken, bahardan yaza doğru geçerken böyle bir vücudumuzu da rahatlatmamız gerekir. Özellikle beslenme şeklimiz, uyku düzenimiz, yaptığımız spor faaliyetleri bunlarda çok etkilidir. Özellikler germe egzersizleri içeren sporlara ağırlık vermeliyiz. Mutlaka yürüyüş yapmalıyız, uyku düzenimize dikkat etmeliyiz. Beslenme şeklimize önem vermeliyiz. Özellikle c vitamini ağırlıklı beslenmeye dikkat etmeliyiz bu mevsimde” dedi.

    “Günde en az 1 – 1,5 litre su tüketmeliyiz”

    Vücut ağrılarının azalmasında su tüketiminin önemli olduğunu ifade eden Uzman Doktor Yanartaş, “Haftada en az 3-4 gün 40 dakikalık yürüyüşlerle tempolu-temposuz yürüyüşlerle bu işe başlaması gerekiyor. Bunun yanında germe hareketi içeren plates ve yoga sporları ayrıca yüzme, yürüyüş, bisiklet gibi sporlardan yararlanılmalı. Günlük sıvı alım miktarımız bu ağrıların azalmasında çok önemli. Günde en az 1, 1,5 buçuk litre su eğer bir hastalık yoksa vücudumuzda almamız gerekiyor. Sıvı tüketimimize dikkat etmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

  • Kanser ağrılarını kesmek mümkün

    Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile hastaların hayatını kabusa çevirdiğini ifade eden Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Avcı, bu ağrıların giderilmesinin ise mümkün olduğunu söyledi.

    Ağrıyı, kanser hastalığının sebep olduğu doku hasarı veya tedavisine bağlı olarak ortaya çıkan, hoşa gitmeyen duysal ve duygusal bir deneyim olarak tanımlayabileceğini belirten VM Medical Park Bursa Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Avcı, tüm kanser hastalarında ise ağrı oluşmadığını söyledi. Avcı, “Fakat yapılan çalışmalar ile kanser hastalarının yüzde 55’nin ağrıdan mustarip olduğunu söyleyebiliriz. Ağrı, kanserin erken evrelerinden çok ileri evrelerinde görülür. Tabi ki bütün ağrılar aynı özellikte veya aynı şiddette değildir. Hafif, orta veya şiddetli, yanıcı ve keskin karakterde olabilir. Ağrının tedavi edilebilmesi için yeri, şiddeti, başlangıç zamanı gibi özelliklerin mutlaka bilinmesi gerekir. Özellikle yaşlı ve özürlü hastalar ağrının şiddetini anlatamayabilir. Biz hekimler, ağrının şiddetini ölçmek için bazı ölçekler kullanırız. Bu ölçeklerden biri sayısal, diğeri görseldir. Sayısal ölçekte hastaya ağrısı için 1’den 10’a kadar numara vermesini isteriz. Bu değerlendirmede: 1=ağrı yok, 10= ağrı dayanılmayacak kadar çok şiddetlidir” diye konuştu.

    Sayısal olarak ağrısını değerlendiremeyecek hastada görsel ölçekler kullanıldığına değinen Avcı, “Ağrıya eşlik eden nefes darlığı, bulantı, kusma, kabızlık, özellikle bacaklarda veya kollarda güç-duyu kaybı gibi belirtiler doktora ifade edilmelidir. Kanser hastaları bu ağrıyı çekmeden yaşayabilir. Halk arasında maalesef morfinin bağımlılık yaptığı düşünülür. Bu sebeple kanserli hastanın yakını, hastasının morfin kullanmasına izin vermez. Oysaki morfin bağımlılık yapmaz. Ancak bu ilaçlar mutlaka doktor gözetiminde kullanılmalıdır. Morfin her hastaya reçete edilmez. Hastanın ağrısı diğer ağrı kesiciler ile kontrol altına alınamayacak kadar şiddetli ise doktor gözetiminde önerilir. Biz medikal onkologlar, morfini düşük dozda başlatırız ve hastanın ağrısının şiddetine göre dereceli olarak dozları arttırırız” dedi.

    Hastaların yüzde 10 ile 20’sinde ağrı, ağrı kesiciler ile kontrol edilemeyebileceğini de ekleyen Avcı, “Bu durumda tümörün ağrıya sebep olduğu bölgenin uyarılmasını sağlayan sinirin blokajı yapılır. Bu yöntemler her hastaya hemen uygulanmaz. Doktor değerlendirmesine ve hastanın durumuna göre aşamalı olarak önerilir. Ayrıca ağrı psikolojik problemlere de sebep olur. Hastalarda ağrıya bağlı olarak; huzursuzluk, uykusuzluk, ölüm korkusu, iştahsızlık ve halsizlik gibi birçok olumsuz problem gelişir. Bu durumda psikiyatri doktorunun değerlendirmesi ve önerileri çok önemlidir” şeklinde konuştu.

  • Duruş bozuklukları bel ağrılarını tetikliyor

    Kayseri Özel Dünyam Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünden Uzm. Dr. Hamdi Koç, yanlış duruş bozuklukları düzeltildiğinde, cerrahi yöntem kullanılmaya gerek kalmaksızın, bazı bel ağrısı sorunlarının ortadan kalkacağını söyledi.

    Bel ağrılarının her yaştan insanın sorunu olabileceğine değinen Uzm. Dr. Hamdi Koç, halk arasında bel fıtığı olarak ağrıların oranının bilinenin aksine, tüm bel ağrıları içinde yüzde 5’i geçmediğine, bel fıtığının da çok azında cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Bel ağrılarının önemli bir kısmının vücudun yanlış kullanımı ve duruş bozukluklarından kaynaklandığını belirten Uzm. Dr. Hamdi Koç, “Bel ağrılarında hastalığın derecesine göre, ilaç tedavisine, fizik tedaviye ve cerrahi yöntemlere başvurulur. Ama cerrahi ve ilaç yöntemlerine gerek duymaksızın, çoğunlukla görülen bel ağrılarında oturuş ve yatış bozuklukları bel ağrılarını tetikliyor. Biz, bunları uygun şekle getirdiğimiz zaman tedavide önemli bir yol kat ediyoruz; belki ilaç ya da fizik tedaviye gerek bırakmayacak biçimde tedaviyi kolaylaştırıyoruz” dedi.

    Oturarak çalışanlar risk altında

    Bel ağrılarına neden olan faktörleri; aşırı kilo, aşırı zayıflık, uygunsuz oturma ve yatma, stres, aşırı sigara kullanımı, uzun süre oturma, uzun süre ayakta kalma, bele aşırı yüklenme ve hamilelik olarak sıralayan Uzm. Dr. Hamdi Koç, yanlış duruş pozisyonları ile ilgili şunları söyledi:

    “Kanepelere yayılarak oturmak, iş yerinde ya da evde bel desteksiz oturmak, uzun süre aynı pozisyonda kalmak ciddi problemler. Dizüstü bilgisayarların çıkması ile bu problemlerin daha da arttığını söylemek mümkün. Eskiden masaüstü bilgisayarlar daha yoğunlukta iken, kullanıcılar mecburen postüre (vücut duruşu) daha az zararlı olabilecek biçimde bilgisayara karşıdan bakıyordu. Uzun süre aynı pozisyonda çalışmak da büyük risk. Örneğin, mimarlar, bankacılar ve sekreterler de uzun süre aynı pozisyonda durmaktan kaynaklı bel ve boyun problemlerini çok sık görüyoruz. O nedenle bu tür mesleklerde çalışanların en azından bir buçuk saatte bir pozisyon değiştirmeleri, kalkıp yürümeleri gerekir.”

    Doğru yatak seçimi ve doğru yatış önemli

    Bel ağrısı çekenlerin önemli bir probleminin de yanlış yatak seçimi ve yanlış yatış pozisyonu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Hamdi Koç, sert yatak tercih edilmesini önerdi. Uzm. Dr. Hamdi Koç, “Yatış pozisyonu ile ilgili bir diğer önemli hata da yüzükoyun yatmaktır. Bu, hem lokomotor hem de kardiyovasküler sistem açısından uygunsuz bir pozisyon. Sağa, sola ya da sırt üstü yatmak bizim önerdiğimiz yatış şeklidir. Sırt üstü yatanlara da ayaklarının altına yastık koyup yükseltmelerini öneriyoruz. Sağa ve ola yatanların da, bacaklarını karnına doğru çekmelerini tavsiye ediyoruz. Yine sırt üstü yatanların uyandığında yataktan birden yeltenerek kalkması uygun değil. Sağa ya da sola dönerek yataktan kalkmaları daha uygun” ifadelerini kullandı.

  • Spor, hamilelik ağrılarını azaltıyor

    Gebelikte ve öncesinde spor yapan kadınlar, daha az bel ve sırt ağrısı yaşıyor. Uzmanlar rahat bir hamilelik geçirmek için aşırıya kaçmadan spor yapmayı ve düzenli beslenmeyi öneriyor.

    Medical Park İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Seçil Ekinci Çini, gebelik döneminde eklemleri bir arada tutan bağların esnemesi, gerilmesi ve oluşan dengesizlik ile bel ve sırt ağrılarının oluştuğunu söyledi. Uzman Dr. Çini, “Normal zamanda sırt, bel ile karın kasları arasında bir denge vardır. Gebelik zamanında karın kasları uzarken sırt kasları aynı anda kısalmaktadır. Bu da kaslar arasında bir dengesizlik oluşturur. Normalde vücudun üstesinden gelebileceği ağrılar, hamilelikte sorun olarak karşımıza çıkabiliyor. Gövde kasları zayıfsa bu ağrılar daha fazla oluyor. Gebelik öncesinde spor yapan kadınlar, hamilelik dönemini daha ağrısız atlatıyor” dedi.

    “Fazla kilo almayın”

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Seçil Ekinci Çini, “Hamilelikte ağrıların azalması için öncelikle kilo kontrolü yapılmalı. Hamilelikte ortalama 8-12 kilo alınmasını öneriyoruz. Bunun üstünde kilo almak kas ve iskelet sisteminde sorunlara neden olabiliyor. Ortaya çıkan ağrılar gebelik sonrasında da devam edebilir. Spor ve egzersizlerle geçmeyen kas ve iskelet sistemi kaynaklı ağrılar için hastanemizde ilaçsız tedaviler uygulanıyor. Bu nedenle kinezyolojik bantlama, kuru iğneleme, sıcak- soğuk kompres ve masaj gibi tedavilerle sorunları çözüyoruz. Gebelik döneminde spor yapmaya başlayacak anne adayları ise uzman hekimlerin kontrolünde yürüyüş, yüzme, esneklik ve duruş egzersizleri yapabilir” diye konuştu.

    “Spor yaparken aşırıya kaçmayın”

    “Hamileler, uzmanların gözetiminde gebelik antrenmanları ve duruş egzersizleri yapmalı” diyen Medical Park İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Seçil Ekinci Çini, şunları söyledi:

    “Yaşanan iskelet sistemi sorunları günlük yaşamda sorunlara neden oluyor, hareket kabiliyetini kısıtlıyor. Egzersizlere gebeliğin ilk 3 ayı bittikten sonra başlanmalıdır. Haftada ortalama 3-4 gün düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır. Egzersizde amaç asla kilo vermek veya almayı engellemek değildir, bu amaçla yapılmamalıdır. Egzersiz aşırı uzun ve sizi nefes nefese bırakacak kadar ağır olmamalıdır. Ortalama 20-30 dakika egzersiz uygundur.”

  • Doğum ağrılarını önleme yolları

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “Doğum kadının hayatındaki en özel anıdır. Anneliği yaşamak, bebek sahibi olmak yeni ve güzel bir hayata başlangıçtır” dedi.

    Doğum sancısının oldukça şiddetli bir ağrı olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği doğum ağrılarının giderilmesini önermektedir. Doğumda ağrının nedenini incelersek: her kasılma rahim kasına giden kan akımını azaltır ve oksijensiz kalan rahim kası ağrıya neden olur. Rahim ağzının açılması ve bu açılma sırasında sinir köklerine baskıda ağrıya yol açar. 3-rahimi saran zarların gerilmesi de ağrı nedenidir. Doğum ağrısının mutlaka yaşanılması gerektiği konusundaki yanlış inanışlarda zamanla azalmaktadır. Ağrının giderilmesi için kullanılan bölgesel anestezi yöntemleri oldukça başarılı olup, tecrübeli ekip ile uygulandığı takdirde güvenlidir. Günümüzde doğumun hastane şartlarında yapılması, bölgesel anestezinin kullanımının artması ile doğum ağrısız bir şekilde gerçekleşebilmektedir” ifadelerini kullandı.

    Doğum ağrılarının giderilmesinde kullanılan üç yöntem

    Op. Dr. Aslı Alay doğum ağrılarının giderilmesinde kullanılan üç yöntem olduğunu vurgulayarak, “Birinci olarak psikolojik destek, ülkemizde son yıllarda daha sık uygulanabilmektedir. İlaç tedavisine yardımcı, destekleyici yöntem olarak düşünülmelidir. Kadına hem ailesi hem hekimi tarafından psikolojik destek verilmesi, korkularının ve sorularının giderilmesi, doğum sürecinin ayrıntılı bir şekilde anlatılması gebeyi rahatlatır. Çünkü annenin gerginliği korkuya, korku sırasında salgılanan hormonlarda ağrıyı arttırır. Kadının gerilmesi, kaslarının gerilmesine yol açar ve doğum eyleminin ilerlemesini önler. İlaçsız ağrının giderilmesine yönelik yöntemler kadının ağrıyı en az algılamasını sağlayan, bedeninde gevşemeye yol açan uygulamalardır. Anne adayına ağrı hissi sırasında solunumunu kontrol etmesi öğretilir. Nefes kontrolü sancıların başladığı anda gebenin derin nefes alması ağrının azalmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Doğru nefes annenin ağrıya dayanıklılığını arttırır. Solunum teknikleri sancıların başlaması ile uygulanmaya başlanılmalıdır. Anne adayı burundan nefes alır ve ağzınla sanki yemeği üfler gibi verir. Sancıların artması ve aktif doğum eyleminin başlaması ile sancı anında yavaşça nefes alınır ve yavaşça verilir. Sancı bitince normal nefes alıp verme periyoduna geçilir. Hipnoz, akapunktur ile ilgili çalışmalarda mevcuttur. Bu yöntemlerin bazı çalışmalarda ağrı giderilmesinde yaralı olacağı tespit edilmiştir. İkinci olarak ağrı kesiciler, narkotik ağrı kesiciler; bölgesel anestezi (epidural anestezi, spinal anestezi) ‘nin kullanılamadığı durumda doğum ağrılarının giderilmesinde kullanılır. Bu ilaçlar annede bulantı, kusma, solunum sıkıntısı, uyku hali oluşturabilir. Plesanta yolu ile bebeğe kolayca geçebilmekte bebekte doğum sonrasında uyku hali, solunum sıkıntısına yol açmaktadır. Mevcut yan etkiler nedeni ile kullanımı azalmaktadır. Üçüncü olarak da bölgesel anestezi/bölgesel ağrı giderici yöntemler, solunum sıkıntısı ve uyku hali gibi yan etkiler oluşturmadan ağrının giderilmesinde oldukça etkili bir yöntemdir. Normal vajinal doğum sırasında kullanılan ağrı kesici yöntemlerde amaç, annenin hareketini engellemeden, bebeğe giden kan akımını azaltmadan doğumun gerçekleşmesinin sağlanmasıdır. Bu amaçla son yıllarda sık kullandığımız ve ağrısız doğuma yol açan epidural ile doğum tercih edilen bir yöntemdir. Epidural ile doğumda anne adayı uyanıktır, çünkü bu yöntem uyku hali yapmaz. Annenin ağrısının giderilmesi stres hormonlarının salgılanmasını azaltır, nefes kontrolünü sağlar. Doğum ağrılarının giderilmesinde oldukça etkili ve güvenli bir yöntemdir.” şeklinde konuştu.