Etiket: ağız

  • Orucunuzu bozmadan ağız ve diş sağlığınızı koruma yöntemleri

    Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Gülcan Bahadırlı, orucu bozmadan ağız ve diş sağlığını koruma yöntemlerini anlattı.

    Ramazan’da oruçluyken yeme-içme olmadığından, ağızda tükürük salgısı az seviyededir. İftar ve sahurdan sonra fırçalanmayan dişlerde oluşan bakteriler ağızda kolayca üreyerek çürüğe yol açar. Medicanan International İstanbul Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Gülcan Bahadırlı orucu bozmadan ağız ve diş sağlığını koruma yöntemlerini anlattı.

    ’’Diş fırçalama sırasında diş macunu ve su yutulmadığı sürece oruç bozulmaz’’

    Tükürük salgısının çürükleri önlemede büyük rol oynadığını belirten Dt. Bahadırlı, ’’Tükürük dişler üzerinde kaygan bir yüzey oluşturarak mikroorganizmaların diş yüzeyine tutunmasını önler, asitli ve şekerli besinler alındığında bunların seyreltilmesini sağlar, diş dokularının demineralizasyon-remineralizasyon dengesini sağlar ve tükürük içeriğindeki bazı maddelerin antimikrobiyal etkisi vardır. Ramazan ayında sahur vakti ile iftar vakti arasındaki sürede tükürük miktarı ve akışı çok azalır. Ağız içi çürüğe çok elverişli bir ortam haline gelir. Bunun yanında gün boyu süren açlık nedeniyle ağız kokusunda artış meydana gelebilir. Bu nedenle artan çürük ve ağız kokusu riskinin önüne geçebilmek için; günün son öğünü olan sahurda asitli, baharatlı, şekerli karbonhidrat ağırlıklı gıdalardan uzak durulmalı, protein ağırlıklı besinler, peynir, sert kabuklu gıdalar (fındık, ceviz v.b) tüketilmelidir. Sahur ve iftar vakitlerinde yemekten hemen sonra dişlerin tüm yüzeyleri, diş eti ve dil sırtı dikkatli bir şekilde fırçalanmalıdır. Diş ipi veya arayüz fırçası kullanılarak arayüz temizliği yapılmalıdır. Ayrıca ağız bakım suları da ağız hijyenine destek olarak kullanılabilir. Sahurda diş fırçalama unutulduysa sabah uyanır uyanmaz dişler mutlaka fırçalanmalıdır. Diş fırçalama sırasında diş macunu ve su yutulmadığı sürece oruç bozulmamaktadır’’ şeklinde konuştu.

    ’’Gıda artığı yoksa diş çürüğü oluşmaz’’

    İftar ve sahurda ağız ve diş sağlığına önem veren kişilerin zorunlu olmadıkça oruç sırasında dişlerini fırçalamasına gerek olmadığını ifade eden Dt. Bahadırlı, ’’Bakım yaparken diş eti üzerinde masaj uygulamaları yapılmalı ve diş fırçasının nüfus edemediği diş araları için diş ipiyle temizlik yapılmalıdır. Ağız ve diş bakımı yapılırken dişlerin üzerindeki gıda artıklarının temizlenmesine önem verilmelidir’’ dedi.

    ’’Gargara ile ağız kokusunun önüne geçin’’

    Sahurdan 5-6 saat sonra mideden ve bağırsaklardan kaynaklanan mikroplar, bu bölgeleri etkilediğine ve kötü ağız kokusuna neden olduğuna dikkat çeken Dt. Bahadırlı, ’’Ağız kokusunu önlemek için yutmamak şartıyla ağızda gargara yapılabilir. Gargaranın ağız kokusuna karşı 5 saat kadar etkilidir. Ayrıca, Ramazan ayında diş sağlığı ile ilgili bir problem yaşandığında, diş tedavisi gerçekleştirilebilir. Diş tedavisi sırasında anestezi yapılmadığı ve tedavi sırasında kullanılan materyaller ya da su yutulmadığı sürece oruç bozulmamaktadır’’ diye konuştu.

  • Dr. Yolcu: “Misvak ağız kokusuna neden olan bakterilerin en büyük düşmanıdır”

    Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ömer Faruk Yolcu, “Ağız temizliğinde misvak kullanılmasının da önemli bir yeri vardır. Misvak ağız kokusuna neden olan bakterilerin en büyük düşmanıdır. Aynı zamanda misvakın bileşiminde diş eti enfeksiyonlarına karşı korumakla görevli maddeler (sodyum bikarbonat)bulunmaktadır” dedi.

    Ağız kokusu sorunuyla ilgili bilgi veren VM Medical Park Samsun Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Ömer Faruk Yolcu, “Ağız kokusu, günümüzde medeni toplumlar da dahil olmak üzere oldukça yaygındır, aynı zamanda sosyal bir incinme sebebidir. Psikolojik problemleri beraberinde getirir. Ağız kokusu kişinin özgüvenini kaybetmesine neden olan, toplumdan dışlanmasına hatta evli çiftlerin boşanmasına kadar giden sosyo psikolojik bir sorundur. Hatta İbranilerde eşlerden birinde ağız kokusunun mevcut olması evliliğin sonlandırılmasına neden teşkil etmekteydi. Toplumumuzda ise sayıları azımsanmayacak kadar çoktur” diye konuştu.

    Ağız kokusu neden olabilir?

    Ağız kokusunun sebebine değinen Uzm. Dr. Yolcu, “Genelde yenilen yemek sonrası, her insanda ağız kokması normaldir. Bizim değineceğimiz nokta ise süreklilik arz eden ağız kokusu bulgularıdır. Sorunun büyük çoğunluğu ağız içi bakımın yeterince yapılmamasından kaynaklanır. Ağız kokusunun sadece ağız ve diş nedenli olduğunu söyleyemeyiz. Bazı iç organlara bağlı problemlerde ağız kokusuna neden olabilir. Bunları sıralayacak olursak; ağızdaki bir enfeksiyon, diş eti rahatsızlıkları, diş çürükleri, gömülü 20’lik diş, akciğer iltihabı, burun hastalıkları, ağızdaki protezlerin bakımsızlığı ya da yanlış takılmış protezler, yüzde bulunan sinüslerdeki bir iltihaplanma(sinüzit), diyabet(şeker hastalığı) tükürük yapısının bozulması, mide ve bağırsak kaynaklı rahatsızlıkları, böbrek yetmezliği, ağız kuruluğu, bademcik iltihabı(tonsilit), farenjit(yutak iltihabı), larenjit(gırtlak iltihabı), lösemi ya da kan hastalıkları, alkol ve sigara kullanılması, karaciğerde oluşan bir sorunda da ağız kokusu bulguları gözlemlenebilir” şeklinde konuştu.

    Ağız kokusu tedavisi

    Ağız kokusu tedavisiyle ilgili bilgi veren Uzm. Dr. Ömer Faruk Yolcu şöyle devam etti: “Fizyolojik yani doğal olan ağız kokusunda dişler fırçalanabilir, gargara kullanılabilir ya da sakız çiğnenebilir. Şekersiz sakız, tükürük salgısını artıracağından ağız kokusunun önlenmesinde size yardımcı olabilir. Soğan, sarımsak yiyen bir kişide, sarımsağın sindirimine bağlı olarak akciğer yolu ile nefesten sarımsak kokusu gelebilir. Bu da normal karşılanan fizyolojik bir durumdur. Bu tip durumlarda tedaviye gerek bulunmamaktadır. Tedavi ağız kokusunun kaynağına göre yapılmaktadır. Bu neden ilk etapta ağız kokusuna neden olan teşhis belirlenmelidir. Şayet diş ya da diş eti kaynaklı olduğu düşünülüyorsa, diş hekimine gidilip muayene olunmalı, diş çürükleri varsa dolgu ya da kanal tedavisi yapılmalı, diş taşları yok edilmelidir. Ağız içindeki protez ve köprülere bakım yaptırılmalı, değiştirilmesi gerekenler yenilenmelidir. Ağız içi enfeksiyonlarda ilaç kullanımı kaçınılmaz olabilir. Ağız kaynaklı kokularda başarı oranı neredeyse yüzde 100’dür. Ağızla ilgili gereken müdahaleleri yaptığınızı ve ağız kokusunu gideremediğinizi düşünüyorsanız, ağız dışı sebeplerin araştırılması ve tedavisinin yapılması yerinde olacaktır. İç organlara bağlı olan ağız kokularında ise bir doktordan destek alınarak tedaviye başlanmalıdır. Uygun görülen tedaviden sonra koku giderilmektedir. Farenjit, sinüzit, larenjit, geniz eti ya da tonsilit sorunlarında ilaç tedavisine başvurulabilir gerekirse cerrahi operasyona gerek duyulabilir. Özellikle yemek borusunun gevşekliğine bağlı ağız kokusu olabileceği unutulmamalı bir gastroenteroloji uzmanı tarafından hastanın muayene edilmesi gerekirse endoskopi, manometrik çalışma ve asit ölçüm çalışması yapılması önerilir. Bir diğer tedavi sayılabilecek metot ise protezlerin bakımıdır. Protezlerin çoğu altlarında bakteri üremesine fırsat veren yapılardır. Protez temizliği için tasarlanmış özel diş ipleri bulunmaktadır. Bu diş ipleri kullanılarak gereken temizlik yapılmalıdır.”

    Ağız kokusuna nasıl önlem alabiliriz?

    Alınabilecek önlemlerle ilgili ise Uzm. Dr. Yolcu şu bilgileri verdi: “Diş fırçalama 3 dakika kadar sürmeli, bakterilerin üremesine fırsat tanıyan dilin temizlenmesi unutulmamalıdır. Eğer protez diş kullanıyorsanız, onları geceleri çıkarın ve iyice temizleyin. Mümkünse, uyurken ıslak kalmasını sağlayın. Küf, mantar ve bakterilerden temizlenmesi için onu protez temizleyici bir sıvının içinde bırakın. Ağzınızdaki protezin temas ettiği, her bölgeyi fırçalamayı unutmayın. Ağız kokusunu gidermek için bitkisel tedavi uygulamalarını da tercih edebilirsiniz. Bazı bitki tohumları ve özellikle anason, maydanoz yağı kapsülü ağız kokusunu gidermede yardımcı olacaktır. Ağız temizliğinde misvak kullanılmasının da önemli bir yeri vardır. Misvak ağız kokusuna neden olan bakterilerin en büyük düşmanıdır. Aynı zamanda misvakın bileşiminde diş eti enfeksiyonlarına karşı korumakla görevli maddeler (sodyum bikarbonat)bulunmaktadır. Sodyum karbonat, diş ve diş etlerini korumada etkin bir madde olduğu diş hekimleri tarafından onaylanmaktadır. Tükürük salgısını artırma özelliğinden ötürü ağız kuruluğuna engel olur. Ağız kuruluğu bakteriler için çok uygun bir ortamdır. Buna ilaveten tarçın bitkisinin kullanımı ağız temizliği ve ağız kokusunun önlenmesindeki yeri mühimdir. Yiyecek ya da içeceklerinize katarak istifade edebilirsiniz. Su içmek de ağız kokusu ve ağız içi yaraların önlenmesinde önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su içmek tükürük salgısını da artıracağından bakterilerle mücadelede önemli yer tutar. Un, şeker ya da glikoz içeren gıdalar tüketmemeye özen gösterin. Bu gıdalar bakterilerin en sevdikleri ve hızlı çoğalmalarını sağlayan gıdalardır, diş çürüklerine fırsat vermemek için tüketiminizi sınırlayın.”

  • Sistemik ilaçlar en fazla ağız ve diş sağlığını etkiliyor

    İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Somtürk, astım, andidepresyon, kalp, kanser, epilepsi gibi tedavilerde kullanılan sistemik ilaç kullanımının en fazla ağız ve diş sağlığını etkilediğine dikkat çekiyor.

    Toplumumuzda yaşlı nüfus sayısı arttıkça, kronik bir sistemik hastalığa sahip hasta sayısı ve kullanılan ilaç miktarı da artış gösteriyor. Kullanılan bazı ilaçlar ağız içi dokular üzerinde de etki yaratıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Somtürk, sistemik ilaç kullanımının en fazla dişeti sağlığını etkilediğine dikkat çekiyor. Yrd. Doç. Dr. Somtürk, sistemik olarak kullanıldığında, antihipertansifler, immünsüpresanlar, antikonvülzanlar, non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar, antibiyotikler, kortikosteroidler, bifosfonatlar, oral kontraseptifler ve hormonların ağız içi dokuları da etkileyen başlıca ilaçlar arasında olduğunu söylüyor. Sistemik olarak kullanılan bu tür ilaçların ağız hijyenini, dişeti ve ağız mukozasını ve alveol kemiğini etkilediğine vurgu yapıyor.

    Çeşitli sistemik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların dişetinde büyümelere ve diğer dişeti rahatsızlıklarına yol açtığını belirten Yrd. Doç. Dr. Esra Somtürk, ilaca bağlı yaşanan dişeti büyümelerinin çok yaygın olarak yaşanan bir problem olduğunu söylüyor.

    Dişeti büyümesine yol açan ilaçlar

    Ağız yoluyla alınan doğum kontrol ilaçlarının hormonal değişikliklere paralel olarak periodontal duyarlılığı artırdığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Somtürk, “Araştırmalar, cinsiyet hormonlarının seviyelerindeki değişikliklerin dişeti iltihabını artırdığını ortaya koymuştur. Gebelik esnasında kadınlarda dişeti iltihabı vakalarının daha çok görülmesinin sebebi de budur. Doğum kontrol ilaçları da hormon seviyelerinde değişikliklere neden olduğundan plağa bağlı gingivitise benzer şekilde dişeti değişimlerine yol açar” diyor.

    Kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların da kemik ve yara iyileşmesi üzerine de etkileri olduğundan, kullanımı süresince ve bırakıldıktan en az bir sene sonraya kadar ağız içi cerrahi işlemlerin yapılmasının uygun olmadığını söylüyor.

    Organ-doku nakli sonrasında ve hemolitik anemi tedavisinde kullanılan vücudun savunma sistemini baskılayan immunosupresif ilaçların da diş ve dişeti üzerinde etki yaptığını belirten Yrd. Doç. Dr. Somtürk, organ nakillerinde savunma sistemi olan immun sistemi baskılamak için kullanılan ilaçların da dişeti iltihabı, dişeti büyümesi, gingivit, diş eti hiperplazisi, diş etlerinde şişlik veya hassasiyet gibi ağız içi etkiler içerdiğine işaret ediyor. Yrd. Doç. Dr. Somtürk, yine vücuttaki istem dışı kasılmaları önleyen ve epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçları kullanan hastaların da yüzde 40 ile yüzde 90’ında değişen oranlarda dişeti büyümesi ve buna bağlı olarak estetik problemler, dişlerde yer değiştirme ve gömülü diş vakalarının görüldüğünün bilimsel makalelerde ortaya konduğunu vurguluyor.

    Antidepresanlar ağız ve diş sağlığı için zararlı mı?

    Yrd. Doç. Dr. Somtürk, antidepresanlar ve psikiyatrik ilaçların da bruksizm (diş sıkma), diş çürükleri, periodontal hastalıklar ve ağız kuruluğuna neden olduğunun altını çiziyor ve “Hastanede yatan psikiyatrik hastalarda, koruyucu diş hekimliği programlarının yanı sıra psikiyatrik rehabilitasyon programları ile ağız-diş sağlığı eğitimi köprüsünün önemi büyüktür” diyor.

    Kalp hastalıklarında ve antihipertansif (hipertansiyon düzenleyici) olarak kullanılan ilaçların da Fenitoin’e bağlı oluşan dişeti problemlerine benzer sorunlara neden olduğunu belirtiyor ve dişeti dokularının büyümesini ve yemek yemeyi zorlaştırdığını kaydediyor. Yrd. Doç. Dr. Somtürk, yapılan çalışmaların astımlı hastalarda kullanılan ilaçlara bağlı olarak da diş çürükleri, diş erozyonu, gingivit, oral candida enfeksiyonu, tükürük içeriği ve akış hızında değişikliklere neden olduğu ve dental problemlerde artış olduğunu gösterdiğinin altını çiziyor.

  • Turna yemişi, ağız içindeki bakteriyi engelliyor

    Halk arasında turna yemişi olarak bilinen meyve üzerine yapılan araştırmada bakteri tutunmasını engelleyici işlevi sayesinde, aynı idrar yolu enfeksiyonu rahatsızlıklarında olduğu gibi ağız içinde de bakteri oluşumunu engelleyebildiği bildirildi.

    Aynı familyaya ait olduğu bilinen yaban mersini meyvesi ile sıklıkla birbirine karıştırılan yemiş cranberry (turna yemişi), yüksek antioksidan içeriği ve çeşitli kullanım alanları sayesinde oldukça popüler bir hale gelmeye başladı. Ana yemeklerden soslara, tatlılardan salatalara pek çok farklı alanda yer bulan sağlık deposu turna yemişi meyve suyu olarak tüketimi de en çok tercih edilen yöntemlerden biri. Araştırmaya göre; geçtiğimiz on yıl içerisinde, turna yemişi ve onların moleküler bileşenleri insan sağlığı üzerindeki etkileri açısından bilim insanları tarafından gittikçe daha fazla ilgi gördüğü belirtilirken, özellikle bioaktif bileşenler, proantisiyanidinler, turna yemişinin koruyucu etkileri açısından oldukça önemli olduğu çoğunlukla idrar yolu enfeksiyonuna karşı faydaları ile tanınan meyvenin içerdiği bu proantisiyanidinler sayesinde bakteri tutunmasını engelleyebildiği bildirildi.

    Diş sağlığında zırh görevi görebiliyor

    Tel Aviv Üniversitesinden bir araştırma ekibinin yapmış olduğu çalışmalara göre turna yemişi tüketimi, bakteri tutunmasını engelleyici işlevi sayesinde, aynı idrar yolu enfeksiyonu rahatsızlıklarında olduğu gibi ağız içinde de bakteri oluşumunu engelleyebildiği açıklandı.

    Rochester Medical Center Üniversitesinde, Oral Biyolojist Hyun (Michel) Koo tarafından yönetilen bir grup araştırmacı, gerçekleştirdikleri çalışmalara göre de turna yemişinin meyve suyu olarak tüketildiğinde çürüğe neden olan bakterilerin diş yüzeyine yapışmasını zorlaştırdığını ve dişler için zırh görevi görerek dişleri çürük oluşumuna karşı koruyabildiğini kaydetti.

    Koo; konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Bilim insanlarına göre cranberrylerin (turna yemişi) idrar yolu enfeksiyonuna karşı en önemli özelliklerinden biri patojenlerin mesane yüzeyine tutunmasını engelleyebilmeleridir. Muhtemelen aynı şey, bakterilerin dişlere tutunmak için yapışkan moleküller kullandıkları ağız sağlığı için de geçerli olabilir”.

  • Doç. Dr. Ümit Yolcu: “Ağız sağlığı için diş bakımına dikkat edilmeli”

    İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ümit Yolcu, diş bakımının önemine dikkat çekerek, “Yaşam boyu ağız sağlığı için diş bakımına dikkat edilmeli” dedi.

    Ağız sağlığının önemi hakkında açıklamalarda bulunan Yolcu, “Sadece diş fırçalamak ağız bakımının önemli bir dilimini kapsasa da fırçalamak yeterli olmayabilir. Buna ek olarak özellikle diş fırçalama sırasında dili de fırçalamak gerekir ve bir takım ek ağız bakım ürünleri, diş ipini, ağız bakım çalkalama suyunu, gargaralarını kullanmak ve dili fırçalamak diş fırçalamaya ek olarak yapılabilecek uygulamalardan birkaçını oluşturur. Günde iki defa yapılan etkili bir fırçalama, kurallarına uyarak yapılan uygun fırçalamanın ağız diş bakımı için yeterli olacağını düşünmekteyim. Özellikle yediğimiz içtiğimiz bazı yiyecek ve içeceklere dikkat etmemiz gerekiyor. Bunların başında özellikle yoğun bir şekilde çay ve kahve tüketimi başta dişlerin sararması olmak üzere bir takım sıkıntılara yol açabilir. Ağız bakım gargaraları ek olarak yapılabilir” dedi.

    Diş fırçalarının da ağız temizliğinde önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yolcu, “Fırçanın yapısı, kıllarının yapısı, kıl sayısı, kıl demetlerinin sayısı ve kılların diş fırçasına ser, orta ve yumuşak şekilde olması ağız sağlığı bakımından önemlidir. Bu konuda sizi yönlendirecek olanlar hekimleriniz olacaktır. Diş etlerinin yapısına göre fırça seçimine önem vermeliyiz. Bazen çok sert fırçalar kullanıldığında hasta farkında olmayarak çok sert fırçalıyor ve bunlar diş eti çekilmesine, diş köklerindeki dişin sert dokularının aşınmasına bile neden olabilmektedir. Bu yüzden sizin ağız diş sağlığı durumuna bakarak hekiminizin size uygun fırçayı tavsiye etmesi yerinde olacaktır” şeklinde konuştu.

    Diş eti kanamalarının diş eti hastalıklarının bir ön habercisi olduğunu kaydeden Yolcu, “Sağlıklı diş eti hiçbir zaman fırçalama ile kanamayacaktır. Bazen halkımız bu konuda yanılgıya düşmekte, ‘Diş etlerim kanıyor’ diye fırçalamayı kanama olmaması için yapmamaktadır. Bunun tam tersi doğru olandır, yani diş etleriniz kanıyorsa fırçalama yapmaya devam edilmelidir. Dişler fırçalandıkça kanamanın azaldığını ve diş etinin sağlığına kavuştuğunu görebilirsiniz” diye konuştu.

    Bazı dişlerin sarı olmasının ağız hastalıklarının habercisi olmadığını da söyleyen Yolcu, “Dişlerin rengi doğuştan gelen, genden de bize aktarılan bir durumdur. Her kişiye göre dişlerin orijinal renkleri değişebilmektedir. Dişlerin sararması hastalık belirtisinden ziyade ağız diş bakımının yeterince yapılmadığı o kişinin yoğun bir şekilde kahve, sigara gibi içeceklerini fazlaca tükettiğinin bir göstergesi olabilir. Sadece dişin renginin tonajına göre herhangi bir hastalığa işaret ettiğini söylemek çok doğru olmayacaktır” dedi.

    Yolcu, son olarak ağız bakımı konusunda vatandaşlara uyarılarda bulunarak, “Hastalarımıza, günde iki kez dişlerini fırçalamalarını, bunu da doğru yapmalarını yani etkin bir şekilde fırçalama yapmalarını önermekteyiz. Özellikle macunu çok fazla kullanmamalarını en fazla nohut büyüklüğünde fırçaya sürdükten sonra en az iki dakika fırçalama işlemine devam edilmesi gerekir. Altı ayda veya sene de bir defa rutin diş hekimi kontrollerini de hasta aksatmadan yaptırırsa bir yaşam boyu ağız, diş sağlığı bakımından sorunlarının minimum düzeyde olacağını düşünmekteyim” diye konuştu.